Migren, Alerji ve Romatizma Hastaları Nasıl Beslenmeli?

içerik

Dijital Dergi

Migren, Alerji ve Romatizma Hastaları Nasıl Beslenmeli?

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre baş ağrısı, en yaygın görülen sinir sistemi hastalığıdır. Primer baş ağrısı türleri arasında yer alan migren binlerce yıldır bilinen, insanoğlunun en eski hastalıklarından biridir. Migren, genellikle orta veya şiddetli tek taraflı baş ağrısı, bulantı, kusma, ışığa ve sese duyarlılıkla karakterize bir hastalıktır.

Migren tanısı alan bireylerde uygulanacak ilaç ve ilaç dışı tedavilerle birlikte uygun beslenme programlarıyla ağrı ataklarının önüne geçilebilmektedir. Ağrı günlükleri tutularak ağrıyı tetikleyen besin veya besinlerin doğru olarak saptanması önemlidir. Böylece bu besinler diyetisyen kontrolünde diyetten çıkarılıp ağrı atakları sayısı, sıklığı ve şiddeti azaltılabilir.

Alkol

Alkollü içeceklerin baş ağrısı tetikleyici özelliğinin bilinmesiyle birlikte hangi tip içkinin içildiğinin de ağrı gelişiminde önemli olduğu belirtilmektedir. Yapılan çalışmalarda alkollü içeceklerin baş ağrısı için tetikleyici bir faktör olduğu gösterilmektedir.

Alkollü içecekler içinde migren tetikleyicisi olarak özellikle kırmızı şarap gösterilmekte ve migren olmayan bireylerin bile şarap içtikten sonra baş ağrısı atakları geçirebildiği belirtilmektedir. Diğer yandan kırmızı şarap, viski ve koyu renkli alkollü içkiler alkol fermantasyonunun doğal yan ürünleri olup aynı türden maddeleri içermektedir.

Cin veya votka gibi berrak alkollü içkiler ile karşılaştırıldığında alkolden sonra görülen sabah baş ağrısına neden olma olasılıkları daha fazladır.

Çikolata

Çikolatanın içerisindeki teobromin, kafein ve feniletilamin gibi biyojenik aminler sebebiyle migren tetikleyicisi olduğu düşünülmektedir. Yapılan bir çalışmada baş ağrısı tetikleyicileri sorulduğunda hastaların %20’si çikolatayı göstermişlerdir.

Buna karşın kronik baş ağrısına sahip 63 kadın hasta üzerinde yapılan bir çalışmada çikolatanın migren ya da baş ağrısı tetikleyici özelliğinin bulunmadığı gösterilmiştir. Migren ve çikolata arasında yapılmış çalışmalar çelişkili sonuçlar verebildiğinden beslenme günlüğü tutularak bireysel olarak etkisinin göz önünde bulundurulması daha doğru olacaktır.

Baş ağrısını tetiklediği düşünülen bireylerde tüketim sınırlandırılarak kontrol sağlanabilir veya diyetten çıkarılabilir.

Peynir

Peynirin içerdiği biyojenik aminler özellikle tiramin sebebiyle migren tetikleyicisi olduğu öne sürülmüştür.

Migreni tetikleyen besinler incelendiğinde hastaların peynirin migren ya da baş ağrısını tetiklediğini bildirme durumları %0 ile %19 arasında bulunmuştur.

Peynir içerisindeki biyojenik aminler migren tetikleyicileri arasında ayrıca değerlendirilmiş olsa da özellikle peynir tüketimiyle migrenin ilişkilendirildiği çalışmalar göz önünde bulundurularak tüketiminin kontrol altında olması gerektiği sonucuna ulaşılabilir.

Kafein

Kafein günlük beslenme düzeni içinde yer alan çikolata, çay, kahve ve kola gibi besinlerde yaygın olarak bulunmaktadır. Kafeinin etkisi alınan doza bağlı olarak değişmektedir.

Yapılan bir araştırma sonucunda çay ve kahve tüketimi fazla olan yetişkinler ve adölesanlarda migren ile kafeinin ilişkili olduğu tespit edilmiştir.

Ayrıca Uluslararası Baş Ağrısı Sınıflandırması 2 hafta içinde kafein tüketimi günde 200 mg ve daha fazlaysa kafeinin direk kesilmesinin de tetikleyici etkiye sahip olabileceği belirtilmiştir. Kafein özellikle uyarıcı etkisiyle bilinen bir madde olduğundan baş ağrısı mekanizmasında etkili olabilmektedir.

Aspartam

Aspartam sükrozdan 150-200 kat daha tatlı yapay tatlandırıcıdır. Aspartam ile ilgili şikayetler arasında nörolojik belirtiler ve migren yer almaktadır. Aspartamın migren tetikleyici olup olmadığı kesin olmamakla birlikte tüketimiyle ilgili olarak 30 mg/kg’ın günlük normal doz olduğu, 75 mg/kg’ye çıktığında zararlı etkilerinin görülmeye başlanacağı belirtilmektedir.

Açlık

Migrenin tetikleyicileri arasında öğün atlama ya da açlık da yetişkinlerde sıklıkla karşılaşılan sorunlardandır. Açlıkla birlikte oluşan hipoglisemi durumunun migreni tetiklemede etkili olduğu söylenmektedir.

Daha sık ve azar azar beslenme, ara öğün atıştırmalıkları tüketme glikoz seviyelerini düzenli tutacağından baş ağrısını önlemede bir strateji olarak öne sürülebilir. Düzenli yemek yeme, hipoglisemiyi iyileştireceğinden migreni iyileştirmede de bir etken olarak düşünülebilir.

Migren hastalarının glikoz seviyeleri incelenmese de beslenmenin baş ağrısına karşı koruyucu etkisinin olacağı öne sürülmektedir. Açlıkla birlikte oluşan hipoglisemi ataklarının migren tetikleyicisi olduğu hakkında kesin bir sonuç elde edilemese de göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

Bu sebeple migren hastalarının beslenme düzenleri oluşturulurken ara öğün tüketimlerinin sağlanması ve bireylerin uzun süre aç kalmamaları dikkat edilmesi gereken bir durumdur.

İşlevsel Besinler

İşlevsel besinler sağlık ya da tıbbi yararı olan, hastalıkların önleme ve tedavisini içeren besin ya da besin öğesi olarak tanımlanmaktadır.

Migren tedavisinde kullanılabileceği öne sürülen işlevsel besinlerin başlıcaları Tablo 2’de gösterilmiştir. İşlevsel besinlerin migren ile ilişkisi hakkında az sayıda çalışma olmasına karşın önemli sonuçların ortaya çıktığı görülmektedir.

İşlevsel besinler çeşitlendirilerek her biri hakkında daha fazla çalışma yapılmalı ve bu konuya önem verilmelidir.

Önleyici Tedavi

Migren hastalarının yaklaşık %25’i migreni önlemenin gerekli olduğunu düşünseler de önleyici ilaç tedavisi bu hastaların az bir kısmı tarafından kullanılmaktadır. Migrenin farmakolojik tedavisi akut (atağı sonlandırıcı) ya da önleyici (atağı önleyici) olabilir.

Migrenliler için önleyici tedavi akut ilaçların kullanımının uygun olmasına rağmen çalışma verimliliği, sosyal, ailesel ve eğlence aktivitelerinde kritik etkiye sahip ataklar düşünülerek belirlenmektedir.

Profilaksi, ilaçların aşırı kullanımını, migren ilerleyişini ve beyin hasarı riskini azaltır.

Magnezyum Desteği

Magnezyum, ikinci hücre içi katyonu olup, birçok hücre içi işlemlerde gereklidir ve migren patogenezinde önemli bir yer oynadığı öngörülmektedir.

Magnezyum eksikliği kortikal yayılan depresyon, plateletlerin hiperagregasyonu, serotonin reseptör fonksiyonunun etkilenmesi ve nörotransmitterlerin çeşitli şekillerde salgılanmasında önemli rol oynamaktadır.

Migren hastalarında magnezyum emiliminde genetik yetersizlik, böbrekten magnezyum kaybı, stres sebebiyle magnezyum miktarlarının boşalması, düşük besinsel alım ve bazı diğer sebepler nedeniyle yetersizlik gelişebilmektedir. Günlük öneri 400 mg magnezyum oksit olarak düşünülmektedir. Etkili olmayan olgularda miktar ikiye çıkarılabilmektedir.

Beslenme Tedavisi

Migrenin alerji ile ilişkili olduğu düşünülerek alerji oluşturan besinlerin diyetten çıkarılmasını kapsayan eliminasyon diyetleri gündeme gelmiştir. Migrende beslenme tedavisiyle ilgili olarak üzerinde çalışılan bir diğer konu da işlevsel besinlerin tüketimidir.

İşlevsel besinlerin ve diğer besin gruplarının migren ile ilişkisinin incelendiği bir çalışmada işlevsel besinlerin ve besin desteklerinin tedavideki kullanım dozları ile ilgili olarak magnezyumun 400 mg, öksürük otunun (butterbur) 1 ay boyunca günde 2 kez 75 mg ve sonra günde 2 kez 50 mg, kasımpatının (feverfew) günde 100 mg, koenzim Q10’un günde 300 mg, riboflavinin günde 400 mg, alfa lipoik asit de günde 600 mg verilebileceği ifade edilmiştir. Migren gelişiminde hormonların da etkisiyle riskli bir durum olan hamilelikte yeterli-dengeli, düzenli ve besin çeşitliliğine uygun beslenme önerilmektedir. Açlık ve buna bağlı gelişen hipoglisemi durumundan kaçınılmalıdır. Çikolata, peynir, MSG vs. sınırlamak baş ağrılarını azaltmaya yardımcı olmasına rağmen özellikle peynirin yararları nedeniyle hamilelikte kısıtlama yapılması pek uygun değildir. Diğer taraftan alkol kısıtlanması, sigara bırakılması sağlık sebepleri için de tavsiye edilir. Ayrıca, stresli durumlardan da kaçınmaları gerekmektedir. Nefes egzersizi gibi rahatlama teknikleri de önemli rol oynamaktadır.

Migrenin bireylerin sosyal yaşantısını etkileyen şiddetli nörolojik bir bozukluk olduğu bilinmektedir. Yaşam tarzı, besin tercihleri, bireylerin özel durumları ve kronik hastalıkların pek çoğuyla ilişkili olan migrenin tedavisinde yeni yaklaşımlar geliştirilmektedir.

Migren tetikleyicisi olarak belirtilen çevresel ve bireysel faktörler içerisinde beslenme düzeninin önemli bir yer kapladığı görülmektedir. Bu sebeple hastaların ilaç kullanmaktan kaçınması işlevsel besinlerin kullanımını daha popüler hale getirmiş ve bu konuda daha fazla çalışmalar yapılmasını gerektirmektedir.

Beslenme tedavisiyle ilişkili olarak migrenli bireylerin öncelikle beslenme günlüğü tutmaları ve atak geçirilen zamanlarda tüketilmiş olan besinlere dikkat etmeleri önemli bir başlangıçtır.

Bu şekilde besinlerin bireysel olarak nasıl etkili olabileceğinin anlaşılması, tedavide yer alıp almayacağının belirlenmesi ve atak sıklığının azaltılmasına yönelik uygun bir beslenme planının oluşturulmasında yol gösterici olabilir. Hasta bireylerin tüm etkenleri göz önünde bulundurarak gerekli tedavi yöntemini uygulaması, daha kaliteli bir yaşam sürdürülebilmesi için önemlidir.

Migreni önlemede ve ilerleyişini geciktirmede uygulanabilecek yaşam tarzı ve davranış değişikliklerine dikkat etmekte fayda vardır. Yapılabilecek başlıca değişiklikler uyku düzenine dikkat edilmesi, rahatlama ve nefes egzersizleri yapılması, önerilen beslenme planı ve düzenine uyulması, günlük sıvı alımının yeterli düzeyle olmasının sağlanması, sosyal hayattan uzaklaşılmaması vs. şeklinde sıralanabilir.

Источник: https://www.zihni.org/migren-ve-beslenme/

Mide Ülseri Hastaları Nasıl Beslenmeli?

Migren, Alerji ve Romatizma Hastaları Nasıl Beslenmeli?

Haber güncelleme tarihi 11.01.2019 12:03

Mide Ülseri Nedir?

Mide ülseri, mide zarının ve mide dokusunun çeşitli enfeksiyonlar sonucunda tahriş olarak yaraya dönüşmesidir. Genellikle mide ülserine H.pylori adındaki bakterinin çocukluk döneminde insan vücuduna girerek uzun yıllar vücutta barınması sonucunda meydana gelen bir enfeksiyon neden olmaktadır.

 Ülser, midenin yanı sıra gırlak ve onikiparmak bağırsağında da meydana gelebilmektedir.

Sindirim sistemindeki sorunlar nedeniyle tüketilen besinlerin sindiriminin gerçekleşmesi adına mide asidinin aşırı miktarda üretilmesi sonucunda gırtlak, mide ve onikiparmak bağırsağında oluşan tahriş sonucunda ülser meydana gelmektedir. 

Evreler şeklinde belirti gösteren mide ülseri öncelerinde mide ağrısı, mide ekşimesi ve midede ağırlık hissi şeklinde kendini gösterirken daha sonraları ise dil renginde koyulaşma, kusma ve baş dönmesi gibi belirtiler gözlemlenir.

Son olarak ise aşırı terleme ve kanlı dışkı ise mide ülserinin diğer belirtileri olarak sıralanabilir.

 Mide asidinin dengesini bozan ve ülser oluşumuna neden olan durumları; uzun süreli ilaç kullanımı, sigara tüketimi, alkol tüketimi, aşırı yağlı yiyecekler, asitli ve kafeinli içecekler olarak sıralayabilir.

Bu tip beslenme düzenine sahip kişilerde ülser oluşma riski oldukça yülsektir. Bu nedenle hafif ve sindirimi kolay besinlerin tüketilmesi tedavi sürecinde büyük önem taşımaktadır.

Mide Ülseri Tedavisinde Beslenme Önerileri

Mide ülseri tedavisinde çeşitli test ve taramalar sonucunda kesin teşhis konularak doktorun uygun gördüğü tedaviye başlanır. Teşhis sürecinde endeskopi, bakteri testi ve biyopsiden yararlanılarak kesin teşhisin konulması sağlanır.

 Tedavi sürecinde kullanılan ilaçların yanı sıra hastanın sağlıklı beslenmesi ve doktor kontrolünde bir diyet uygulaması oldukça önemlidir.

Aynı zamanda erken teşhis edilen ve erkenden tedaviye başlanılan hastalarda mide tıkanması gibi ciddi sağlık sorunlarına karşı etkili bir önlem alınmış olmaktadır.

 Tedavi sürecinin olumlu tamamlanması adına hastanın sigara, alkol, aşırı yağlı yiyecekler, baharatlı yiyecekler, asitli ve kafinli içeceklerden kesinlikle uzak durması önerilmektedir. Aksi halde tedavi sürecinde tüketilen bu besinler iltihabın artmasına neden olarak tedavi sürecini olumsuz yönde etkiler.

Lifli Gıdalar

Hastanın tedavi sürecinde lif bakımından zengin gıdaları tüketmesi oldukça önemlidir. Sindirim sistemine olumlu yönde katkı sağlayan lifli gıdalar, sindirim sırasında besinlerin daha kolay parçalanmasını sağlamaktadır.

Aynı zamanda lifli gıdalar sindiriminde salgılanan hidroklorik asidinin dengesini koruyarak ülser yaralarının daha fazla tahriş olmasını engeller. Bu nedenle ülser hastalarının tam tahıllı ekmekler, lif bakımından zengin sebze ve meyveleri tüketmesi önerilmektedir.

 Mide ülseri hastaları lif bakımından zengin olan tahıllı gıdaların yanı sıra lif oranı yüksek olan meyve ve sebzeleri de tüketebilirler. Ancak meyve tüketiminde asitli meyvelerden kaçınmaları oldukça önemlidir.

Aksi halde portakal, mandalina, greyfurt, limon ve çilek gibi meyve tüketimi ülserin olumsuz yönde etkilenmesine neden olmaktadır.

K Vitamini

Lifli gıdaların yanı sıra K vitamini bakımından zengin besinlerin tüketilmesi ülsere karşı oldukça etkilidir. Ülser tedavisinde önerilen vitaminlerin başında gelen K vitamini mide zarını iyileştirici özelliğe sahiptir. Aynı zamanda yara tedavisinde oldukça etkili olan K vitamini yaraların kanamasını önlemektedir.

 Uzmanlar ülser hastalarının K vitamini bakımından zengin gıdaların tüketimine ağırlık vermelerini önermektedir. Ülser tedavisinde ilaç kullanımının yanı sıra K vitamini tüketilmesi tedavi sürecinin kısalmasına yardımcı olacaktır.

Uzmanlar ülser hastalarının lahana, ıspanak, avokado, kuşkonmaz, soya, aspir yağı, yonca ve çavdar unu tüketmesini önermektedir.

Mide Ülseri Hastalarının Kaçınması Gereken Besinler

  • Domates
  • Portakal
  • Çilek
  • Lahana turşusu
  • Şalgam
  • Salatalık
  • Biber
  • Karnıbahar
  • Brokoli
  • Limon
  • Tam yağlı süt, krema, peynir
  • Margarin
  • Kahve
  • Çay
  • Soda
  • Mayonez
  • Ketçap
  • Sirke
  • Sarımsak

Önerilen İçerik;

► Gastrit Hastaları Nasıl Beslenmeli?

UYARI !

İçeriğimizde yer alan yazılı ve görsel içerikler farklı kaynaklardan derlenerek oluşturulmuş, öneri ve bilgilendirme yazısıdır. Kesin teşhis ve tedavi niteliği taşımamaktadır. Herhangi bir sağlık sorunu karşısında mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 Unutmayın sağlık sorunlarında uygulanan tedavi yöntemleri bireylerin biyolojisi, kalıtsal özellikleri, yaş, boy, kilo farklılıkları, alerjik yönleri ve bunlar gibi onlarca farklı duruma göre değişiklik gösterebilir.

Sağlık sorunlarınızın tedavisinde size ancak ve ancak doktorunuz yardımcı olabilir.

NeOldu.com

Источник: https://www.neoldu.com/mide-ulseri-hastalari-nasil-beslenmeli-9082h.htm

Romatoid Artritten Nasıl Kurtuldum?

Migren, Alerji ve Romatizma Hastaları Nasıl Beslenmeli?

D A M D A N    D Ü Ş E N L E R İ N     H İ K A Y E L E R İ

NASIL İYİLEŞTİM?

7 – ROMATOİD ARTRİTTEN NASIL KURTULDUM?

Sağlıklı Yaşıyoruz Ailesi üyeleri, Karatay Sağlıklı Beslenmesi ile ROMATOİD ARTRİT hastalığını nasıl yendiklerini anlatıyorlar.

Bu dosyamızda Prof. Dr. Ahmet Aydın'ın romatizmal ve diğer iltihabi hastalıklarda beslenme ile ilgili nehir söyleşisini de bulabilirsiniz.

Siz de romatoid artritten kurtulma hikayenizi paylaşmak isterseniz, Sağlıklı Yaşıyoruz sayfasından bize ulaşabilirsiniz.

Not : Bu yazı dizisindeki tüm iyileşme hikayeleri örnek olması için verilmiştir. Herkesin durumu kendine özeldir. Mutlaka doktorunuza danışınız.

______________________________________________________________________________________________________

Özlem KESKİN

15 aylık Karatay Beslenmesi hikâyemi sizinle paylaşmak istedim.

Kitaplarda alerji ve astım hastalığının sağlıklı beslenerek geçeceğini de gördüm. Doğuştan alerji ve astım hastası 3 yaşındaki oğlumla bu beslenmeye devam ettik.1 yıl sonunda bütün kilolarımdan kurtulmuştum. Günde 2 tane aldığım kalp ilacımdan ve rahatsızlığından kurtuldum. Romatizma ağrılarımın hepsi bitti. Kilometrelerce yürüyebiliyor, hiç bir ağrı çekmiyordum. Yaptırdığım tahlillerde romatoid artrit hastalığımın olmadığı söylendi. Oğlumun alerjik atakları neredeyse yoktu ve astım hastalığı geçti. Bu bir yıllık süreçte bir kere doktora gitme ihtiyacı duymadık. Herkes ateşli hastalıktan doktora giderken biz ilk kez çok rahat bir yıl geçirdik. Sadece Karatay beslenmesi ile oğlumu ekmeğin, buğdayın ne kadar hasta ettiğini fark ettim.Bu benim ve oğlumun sadece bir yıllık Karatay beslenmesi sonundaki yaşadıklarımız. Sizler de hastalıklarınızdan kurtulacağınızın, kiloları sağlık kazanarak verebileceğinizin farkında olun.

______________________________________________________________________________________________________

Sağlıklı Yaşıyoruz'un Yorumu

Sağlıklı Yaşıyoruz – 12.11.2015

______________________________________________________________________________________________________

Resim 1. Romatoid artritli bir hasta

Aşağıdaki öneriler romatoid artrit, lupus, mültipl skleroz, sedef hastalığı, Crohn hastalığı, kolitis ülseroza, koroner kalp hastalığı, mültipl skleroz gibi birçok kronik hastalık için de geçerli

  • Taş devri diyetini uygulayın
  • Baklagilleri diyetten çıkartın ya da iyice azaltın.
  • Glutensiz-kazeinsiz diyeti (gluten= buğday proteini, kazein=süt proteini) deneyin.
  • Omega-3/omega-6 yağ dengesini düzeltin.
  • Margarin ve sıcak preslenmiş poliansatüre yağları (ayçiçek, mısır, soya, kanola) yemeyin.
  • Probiyotiklerden zengin gıdalarla beslenin veya probiyotik preparatlardan birini kullanın.                                                                                      
  • D vitamini düzeylerinizi en optimal düzeye çıkartın.

Aşağıdaki otlar ve vitaminler de antioksidan ve iltihap giderici etkileri ile romatizmal hastalıklarda oldukça yararlı;

  • 1 kase kefir, ya da ev yoğurdunun içine
  • 1 tatlı kaşığı zerdeçal tozu
  • 1 çay kaşığı zencefil
  • 1 çay kaşığı çekilmiş üzüm çekirdeği
  • 1 çay kaşığı çekilmiş ısırgan tohumu
  •  1 çay kaşığı
  • 1 çorba kaşığı çekilmiş keten tohumu
  • 2 diş yeni ezilmiş sarımsak

KAYNAKLAR

  1. Festa A, D’Agostino R, George Howard G et al. Chronic Subclinical Inflammation as Part of the Insulin Resistance Syndrome-The Insulin Resistance Atherosclerosis Study (IRAS) Circulation. 2000;102:42.
  2. Deal CL, Schnitzer TJ, Lipstein E, et al. Treatment of arthritis with topical capsaicin: A double-blind trial. Clin Ther 1991;13:383–95.

  3. Bone K. The story of devil’s claw: Is it an herbal antirheumatic? Nutrition and Healing 1998;3:4-8
  4. Kulkarni RR, Patki PS, Jog VP, et al. Treatment of osteoarthritis with a herbomineral formulation: A double-blind, placebo-controlled, cross-over study. J Ethnopharmacol 1991;33:91–5.
  5. Deodhar SD, Sethi R, Srimal RC.

    Preliminary studies on antirheumatic activity of curcumin (diferuloyl methane). Ind J Med Res 1980;71:632–4.

  6. Mills SY, Jacoby RK, Chacksfield M, Willoughby M. Effect of a proprietary herbal medicine on the relief of chronic arthritic pain: A double-blind study. Br J Rheum 1996;35:874–8.
  7. Srivastava KC, Mustafa T.

    Ginger (Zingiber officinale) in rheumatism and musculoskeletal disorders. Med Hypoth 1992;39:342

  8. Nordstrom DC, Honkanen VE, Nasu Y, Antila E, Friman C, Konttinen YT. Alpha-linolenic acid in the treatment of rheumatoid arthritis. A double-blind, placebo-controlled and randomized study: flaxseed vs. safflower seed. Rheumatol Int 1995;14:231-4.

  9. Kremer JM. n-3 fatty acid supplements in rheumatoid arthritis. Am J Clin Nutr 2000;71(1 Suppl):349S-51S.
  10. Smith MD, Gibson RA, Brooks PM. Abnormal bowel permeability in ankylosing spondylitis and rheumatoid arthritis. J Rheumatol 1985; 12: 299–305.
  11. Smith MD, Gibson RA, Brooks PM.

      Abnormal bowel permeability in ankylosing spondylitis and rheumatoid arthritis. Journal of Rheumatology 1985; 12, 299–305.

  12. Mielants H. Reflections on the link between intestinal permeability and inflammatory joint disease. Clinical and Experimental Rheumatology 1990; 8, 523–524.

  13. Pusztai A, Greer F & Grant G (1989) Specific uptake of dietary lectins into the systemic circulation of rats. Biochemical Society Transcations 1985; 17: 527–528.
  14. Hatakka K, Martio J, Korpela M et al. Probiotic therapy on the activitiy and activation of mild rheumatoid artritis-a pilot study.

    Scand J Rheumatol, 2003;32: 211-5

  15. Shor DB, Barzilai O, Ram M et al. Gluten sensitivity in multiple sclerosis: experimental myth or clinical truth? Ann N Y Acad Sci. 2009;1173:343-9.
  16. Beri D, Malaviya AN, Shandilya R, Singh RR. Effect of dietary restrictions on disease activity in rheumatoid arthritis.

    Annals of the Rheumatic Diseases 1988; 47, 69–77.

  17. Chrubasik S, Enderlein W, Bauer R, Grabner W. Evidence for antirheumatic effectiveness of herba urticae dioicae in acute arthritis: a pilot study. Phytomedicine.1997; 4:105-108.
  18. Jackson JK, Higo T, Hunter WL, Burt HM.

    The antioxidants curcumin and quercetin inhibit inflammatory processes associated with arthritis. Inflamm Res. 2006;55(4):168-75.

  19. Merlino LA, Curtis J, Mikuls TR, Cerhan JR, Criswell LA, Saag KG; Vitamin D intake is inversely associated with rheumatoid arthritis. Iowa Women’s Health Study. Arthritis Rheum. 2004;50(1):72-7.

Kaynak : http://beslenmebulteni.com/beslenme/?p=870

 ______________________________________________________________________________________________________

“Damdan Düşenlerin Hikayeleri – Nasıl İyileştim?” serisinin tüm yazıları için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz.

http://woto.com/damdan-dusenler

1) Gut hastalığını nasıl yendim?

2) Karaciğer değerlerimi nasıl düzelttim?

3) Crohn ve IBS (Hassas Bağırsak Sendromu) hastalıklarını nasıl yendim?

4) Alerjik rinitten nasıl kurtuldum?

5) Çağın hastalığı fibromiyaljiden nasıl kurtuldum?

6) Tiroidimi aldırmaktan nasıl kurtuldum?

7) Romatoid artritten nasıl kurtuldum?

8) İlaçsız, reflü ve gastritten nasıl kurtuldum?

9) Depresyon ilaçlarından nasıl kurtuldum?

______________________________________________________________________________________________________

Sağlıklı Yaşıyoruz

Источник: http://woto.com/romatoid-artrit

Migren hastaları nelere dikkat etmeli? Migren ve beslenme ilişkisi

Migren, Alerji ve Romatizma Hastaları Nasıl Beslenmeli?

Ülkemizde 2008 yılında 21 ilde 5323 kişi üzerinde yapılan bir çalışmada görülmüş ki; ayda 4 ve daha fazla atak geçiren hastaların oranı %50’yi geçmekte. Ve bu çalışmayla, atakların 35 saate kadar sürdüğü saptanmış.

Çalışan migren hastalarının, ayda 3 kez işe gidemediği, izin alamayanların ise analjezik kullanımı ile düşük verimde çalıştığı yapılan araştırmaların sonucunda saptanmıştır.

Bu yüzden migreni, en fazla iş gücü kaybına yol açan baş ağrısı rahatsızlığı olarak da tanımlayabiliriz.

Migren nedir? Neden olur? Migrenin belirtileri ve tedavi yöntemleri

Migren hastaları, beslenmelerine dikkat ettiği takdirde atakları azalıyor. Bu yüzden migren ağrılarının oluşumunun önlenmesinde beslenme tedavisi önemli bir nokta. Ancak genel olarak migren ataklarını tetikleyen veya önleyen besinler olsa da bireyden bireye değişen farklılıklar da olabilir. Bu nedenledir ki kişiler besinleri elimine ederek atağı tetikleyen besini veya besinleri bulmalıdır.

Migreni neler tetikler?

StresSigaraAçlıkUykusuzlukAşırı fiziksel yorgunlukHormonal değişiklikler

(östrojen düzeyinin artması migren atağını uyarır, adet döneminde ve gebeliğin özellikle ilk aylarında ataklar sıklaşır ve şiddetlenir; gebelik sonrası dönemde ve menopozda azalabilir.)
Çevresel faktörler

(Isı, ışık, gürültü, koku, sıcak, soğuk)
Mevsimsel değişiklikler
Havasız ortamlar

Migren hastaları nelere dikkatli olmalı!

Migren hastalarının, sigara ve alkol tüketimlerini kısıtlamaları, özellikle de kırmızı şaraptanuzak durmaları gerekiyor. Çikolata ve eski peynir, migren atağını tetikler. Çünkü bu besinler ile alınan feniletilamin, vazospazmı (damar kasılması) tetiklemektedir.

https://www.medikalakademi.com.tr/manuel-terapi-ile-migren-tedavisi-mumkun/

Migren hastaları basit şeker, çikolata, kakao gibi bileşiminde kafein bulunan yiyecekleri tüketmekten de kaçınmalıdır. Çay, kahve ve kolalı içecekler. Migren hastalarının, doğum kontrol hapı kullanımlarını kısıtlamaları ve bazı durumlarda aspartam içeren yiyeceklerden uzak durmaları da gerekiyor. Aşırı tuzlu yiyecekler, konserveler, turşular da migreni tetikleyebilen besinlerden.

Bütün bunlara dikkat ettikleri halde iyileşemeyen migren hastalarının, tüketimini kısıtlamaları gereken yiyecekler ise şöyle sıralanıyor: Çikolata, maya türevleri, maya ürünleri, karaciğer, salam, sosis, bakla, salamura ringa balığı ve peynir gibi bileşiminde tiramin bulunan yiyecekler.

Tiramin: Bazı besinlerde doğal olarak bulunan bir maddedir. Uzun süre bekleyen besinlerde proteinin yıkılması ile oluşur. Proteinli besinler ne kadar uzun süre bekletilirlerse tiramin içerikleri bir o kadar yükselir. Tiramin içeriği yüksek besinlerin başında peynirler, fıçı bira, soya sosu, bayatlamış tavuk eti, lahana turşusu gelir.

Peynir, salam, sosis, tuzlama ve lahana gibi içinde histamin bulunan
yiyecekler.

Histamin: Besin alerjilerinin migreni tetiklediği bilinmekte. Besin alerjisi olan kişilerin daha fazla serotonin ve histamin salgılamaları sonucu migren atakları da etkilenmektedir.

Portakal ve muz gibi içinde migreni azdırabilecek doğal kimyasallar bulunan yiyecekler. İçeriğinde tartrazin (E102), benzoat (E210-219) ve mono sodyum glutamat (E621) gibi katkı maddeleri bulunan yiyecekler. Buğday ve Süt

  • Sebze çorbası
  • Sebze püresi
  • Kereviz
  • Haşlanmış yumurta
  • Armut
  • Elma
  • Kivi
  • Papatya çayı
  • Melisa çayı

Kan şekerinin düşüş gösterdiği durumlarda baş ağrısı artar. Bu nedenle migren hastalarının öğün atlamamaya özen göstermesi gerekir. Günde 2-2,5 litre sıvı alınmalı ve 30 dakikalık yürüyüşler yapılmalıdır.  Migren hastaları günde ortalama 7-8 saat uyumalıdır. Kafein, baş ağrılarında iki türlü etki gösterir. Aşırı tüketimi, ağrıyı tetikler. Sınırlandırılması ise ağrıyı azaltıcı etki sağlar.

O yüzden günlük kafein tüketimi azaltılmalıdır. Ağrının başlayacağını hissedildiği anda ısırgan otu, ıhlamur, melisa çayı gibi rahatlatıcı çaylar tercih edilmelidir.

 Trombositlere karşı güçlü etkileri olan besin bütünleyicilerin başında B6, C ve E vitaminleri, temel yağ asitleri (keten tohumu yağı, balık yağı ) ve zencefil gibi bazı besin maddeleri gelir, bunlar tüketilebilir.

Tabi ki her migren hastasında yukarıda yazan besinler ağrıyı tetikleyecek diye bir durum söz konusu değil. O yüzden migren rahatsızlığınız varsa mutlaka bir uzman eşliğinde beslenmenizi ve tedavinizi şekillendirmelisiniz.

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/migren-nelere-dikkat-etmeli-beslenme-liskisi/

Astım hastalığı olanlar nasıl beslenmeli? – Ayşe Tolga İyi Yaşam

Migren, Alerji ve Romatizma Hastaları Nasıl Beslenmeli?

Dünyada ve ülkemizde astım hastalığının görülme sıklığı gün geçtikçe artmaktadır. Dünyada astım hastalığının görülme sıklığı %1-18 arasında olduğu ve yaklaşık 300 milyon kişinin astımdan etkilendiği; Türkiye’de ise bu rakamın 4 milyona ulaşmak üzere olduğu, her 12-13 yetişkin bireyden ve 7-8 çocuktan birinin astım hastası olduğu saptanmıştır.

Yapılan çalışmalar; astım hastası olan bireylerin bazı besinleri (antioksidan özelliğe sahip besinler gibi) düşük düzeyde almaya eğilimli olduklarını ve Batı tarzı beslenmenin astım oranlarının yükselmesine yol açtığını göstermiştir.

Astım hastalığının görülme sıklığının artması sebepleri arasında; karbonhidrat ve rafine gıda içeriği yüksek olan beslenme stili, omega-3 ve probiyotikten fakir diyetler, anne sütü az veya hiç almama, antibiyotik kullanımı ve alerjik hastalıklara yatkınlık yer almaktadır.

Beslenme planlarına; soğan, sarımsak, baharat, ve antioksidanların (vitamin C, E, flavonoid ve beta-karotenden zengin gıdalar) eklenmesi semptomların hafiflemesine yardımcı olur. Ayrıca yapılan araştırmalar astım ve obezite ilişkisinin önemli olduğunu, kilosu fazla olan bireylerde rastlanan astımın ve normal kilolu bireylerde rastlanan astımın seyrinin farklı olduğunu göstermiştir.

Astım Nedir?

Hava yollarının daralması ile nefes almayı güçleştiren ve ataklar halinde yaşam boyu devam eden; dış ortamda alerjiyi tetikleyen maddeler arasında yer alan sigaradan, duygusal etkenlerden, havadan etkilenen bir akciğer hastalığıdır.

Astım Belirti ve Bulguları

• Genellikle kuru öksürük,• Nefes darlığı,• Göğüste baskı riski,

• Hırıltı solunum gibi belirtileri mevcuttur.

Sıralanan bu belirtiler tek ve bir arada bulunabilirler. Spesifik astım belirtileri olmayıp, başka hastalıklarında belirtileri olabilirler; ancak bu belirtiler; tekrarlayıcı olup nöbetler halinde geliyorsa, genellikle gece veya sabaha karşı ortaya çıkıyorsa, kendiliğinden veya ilaç desteği ile normale dönüyorsa ve mevsimsel değişiklikler gösteriyorsa astım açısından önem taşımaktadır.

Astım Hastalarının Beslenmesinde Besin Ögelerinin Önemi

Magnezyum
Magnezyumun düz kaslarda gevşeme etkisi ve iltihabi reaksiyonu önleyen özellikleri nedeniyle astımın acil tedavisinde önemli bir role sahiptir.

Yapılan çalışmalar diyette düşük oranda magnezyum alımının hem çocuklarda hem de yetişkin bireylerde astım gelişme riskini artırabileceğini söylemektedir; magnezyum açısından zengin gıdalar tüketilmesi ve magnezyum destekleri alınması; astım semptomlarını azaltmaktadır.

Magnezyum açısından zengin besinler; kepek, baharatlar, ay ve kabak çekirdeği, kakao, keten tohumu, susam ve tahin, badem ve kaju, koyu yeşil yapraklı sebzelerdir. 
N-Asetilsistein 
N-Asetilsistein günlük hayatımızdaki sağlıklı beslenme önerilerinde adına pek rastlamadığımız, vücut tarafından üretilen bir aminoasittir.

KOAH hastalığının beslenme tedavisi üzerinde olumlu etkilerinin bilindiği N-asetilsisteine ilişkin yapılan bir araştırmada mukus çözülmesine yardımcı olduğu ve astımda ortaya çıkan semptomları düzelttiği saptanmıştır.

N-Asetilsisteinden zengin besinler; et, yumurta gibi protein içeriği yüksek olan hayvansal gıdalar, sarımsak, soğan, brokoli ve kırmızı biberdir.


Omega-3 
Vücudumuz tarafından üretilmeyen; ancak dışarıdan alınması zorunlu olan Omega-3 yağ asitleri desteğinin yetişkin bireylerde iltihap riskini azalttığı ve akciğer işlevlerini geliştirip düzeltir.

Ayrıca yapılan çalışmaların bir kısmı balık yağı desteklerinin çocuk ve yetişkin astım hastalarında semptomları iyileştirebileceğini göstermektedir. Omega-3 açısından zengin besinler; keten tohumu, keten tohumu yağı, balık yağı, özellikle bazı balıklar (sardalye, ton, somon), ceviz, semiz otu, ıspanak ve brüksel lahanası gibi besinlerdir.

Potasyum

Yapılan araştırmalara göre, yeterli miktarda potasyum içeren diyet ile potasyum içeriği bakımından düşük diyetler karşılaştırıldığında, potasyum içeriği düşük olan diyetlerin akciğer işlevlerinde azalmaya neden olduğu saptanmıştır.

Diyette; balık, meyve ve sebzeler yoluyla potasyum alımının arttırılması astımı önlemesinde ve tedavisinde önemli bir etkiye sahiptir.

Ayrıca, diyette aşırı tuz veya kafein tüketildiğinde olduğu gibi, astımın tedavisinde de kullanılan bir ilaç olan Teofilin; potasyumu azaltabilir; bundan dolayı potasyum desteğinin astımlı hastalarda olumlu etkileri olabileceği bilinmektedir. Potasyum içeriği yüksek olan besinler; muz, fasulye, ıspanak, kuru kayısı, yoğurt, somon balığı ve avokadodur.

Selenyum

Yapılan birçok çalışma astım hastası olan bireylerin kan bulgularında düşük düzeyde selenyum olma eğilimi olduğunu göstermektedir. Selenyumdan zengin gıdaların yenmesinin veya selenyum desteklerinin alınmasının astıma karşı koruyucu bir etkiye sahiptir.

Bir çalışmada, 14 hafta boyunca selenyum desteklerini alan hastaların plasebo alan hasta grubu ile karşılaştırıldığında semptomlarda anlamlı düzeyde iyileşme gösterdikleri saptanmıştır.

Daha fazla sayılı örneklemle ve daha uzun süreli yapılacak birçok çalışmayla selenyum desteklerinin 14 haftadan daha uzun süreli alımının astımlı hastalar için etkili ve güvenli olup olmayacağının araştırılması önerilmektedir.

Selenyumdan zengin besinler; kümes hayvanları ve bazı et türlerine ek olarak Brezilya fıstığı, yumurta, karaciğer, ton balığı, morina ve ayçiçeği tohumlarıdır.

Vitamin C

Astım gibi alerjik hastalıkların tedavisinde özellikle diyette C vitamini içeren taze meyvelerin yararlı olabildiğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Vitamin C içeren belli başlı besinler; portakal, greyfurt, mandalina, limon, kivi, maydanoz, yeşil biber ve rezenedir.

Koenzim Q-10

Koenzim Q-10 vücudumuzda doğal olarak bulunan ve temel görevi gıdaların enerjiye dönüştürülmesi olan bir moleküldür. Astım hastası olan bireylerin çoğunda bu antioksidan düzeyi kanda düşük olarak bulunabilir. Koenzim Q-10 içeren belli başlı besinler; kırmızı et, yağlar, kuruyemiş ve tohumlar, sebze ve meyveler, balıklardır.

Lactobacillus Acidophilus

Lactobacillus Acidophilus; barsaktaki yararlı bakterileri arttırarak, zararlı bakterilerin sayısını azaltarak etki gösteren probiyotiklerin başında yer almaktadır.

Bağırsaklarda doğal olarak bulunan probiyotiklerin astım gibi alerjik reaksiyonların gelişmesi riskini azaltır.

Yapılan bazı çalışmalarda; astımlı veya diğer allerji ile ilişkili hastalıkları olan annelerin hamilelik ve emziklilik dönemlerinde iken probiyotik almaları durumunda bebeklerinde astım gelişme olasılığının daha az olabileceği saptanmıştır.

Likopen ve Beta-Karoten

Yapılan çalışmalara göre; likopen veya beta-karoten oksidanlarından biri günlük olarak alındığında egzersizin tetiklediği astım semptomlarının önlenmesi konusunda yararlı olabileceği saptanmıştır.

Likopen içeren besinler; domates, guava, karpuz, greyfurt, maydanoz ve fesleğen, hurma, asparagus, tavuk ciğeri, pul biber ve kırmızı lahanadır.

Beta karoten içeriği yüksek olan besinler ise; ıspanak, marul, lahana, brokoli, kavun, şeftali, havuç, kayısı, kırmızı ve yeşil biberdir.

Vitamin B6

Vitamin B6 düzeyleri astımlı kişilerde genellikle düşüktür. Uzun süre teofilin tedavisi alan astımlı hastaların kandaki B6 değerleri düşebileceği için hastanın B6 desteği almasının yararlı olabilir. Vitamin B6 içeren besinler arasında; muz, balık, yumurta, tavuk, süt, avakado, patates, yulaf, bezelye, havuç, hububatlar ve kuruyemiş yer almaktadır.

Gıda Neden Astım Belirtileri veya Astım Atak Riskinizi Artırabilir?

Bir gıda alerjeni ile temasa girdiğinizde, bağışıklık sistemi aşırı tepki verir ve histamin adı verilen bir kimyasal salınır. Histamin salınması, alerjik reaksiyon belirtilerine neden olur. Bunlar, kırmızı, kaşıntılı, sulu gözler ve burun, hapşırıklık, cırtlak veya boğaz ağrısı ve kaşıntılı cilt içerebilir.

 Bir gıda alerjisi olan herkes için, belirtiler hırıltılı soluma ve öksürmeyi de içerebilir. Astım hastalarında öksürük, göğüste sızma ve nefes darlığı gibi astım semptomlarını tetikleyebilir. Ve bu nerede kafa karıştırıcı olabilir, çünkü bir gıda alerjik reaksiyonu ve astım atağı arasındaki farkı söylemek zor olabilir.

Astım belirtileri de dahil olmak üzere bir gıda alerjisinin belirtileri ve bulguları, alerjenle temasa girdikten birkaç dakika sonra gelir. Ancak 48 saat sonra semptomlara başlamayacağınız da mümkündür. Gıda alerjisi, astım semptomlarıyla bağlantılı olmayan gıda intoleransı ile karıştırılmamalıdır.

 Yiyeceklere tahammülsüzlük yaygındır ve mide ağrısı, şişkinlik gibi saatler ila yemek yedikten sonra semptomlara neden olur. Bir örnek, süt ürünlerinde bulunan şekerleri üretmek için ihtiyaç duyulan enzimden yoksun laktoz intöleransıdır; şişkinlik ve ishale neden olur.

 Eğer gerçek bir alerjiden ziyade bir gıda intoleransınız varsa, astım semptomlarını tetikleyeceğini öngören herhangi bir kanıt bulunmamaktadır.

Gıda Alerjisi ve Astım

Çocukluk döneminde rastlanan gıda alerjileri, astım gelişimi açısından ciddi bir risk faktörüdür. Gıda alerjisi bulunanlarda yaklaşık 1/3’de astım görülmektedir. Astım hastası olan çocukların %4-8’ de gıda alerjisine de rastlanır. Üç yaşa kadar oluşan istenmeyen besin alerjileri astım geliştirme riskini %82 artırır.

Yapılan bir çalışmada; yumurta alerjisi olan bir süt çocuğuna ilerde astım veya alerjik rinit gelişme riski 5 kat daha fazla olduğu saptanmıştır.

Ayrıca farklı bir çalışmada ileriye yönelik hayatın ilk yılında inek sütü veya yumurta ya da her ikisine birlikte duyarlılık gösteren riskli çocuklarda 5 yaşında astım gelişme riskinin 10 kat yüksek olduğu bulunmuştur.

Источник: https://www.aysetolga.com/astim-hastaligi-olanlar-nasil-beslenmeli

Romatizmal Hastalıklarda Beslenme

Migren, Alerji ve Romatizma Hastaları Nasıl Beslenmeli?

Romatizma, tüm dünyada milyonlarca insanı etkisi altına alan, bağışıklık sisteminde oluşan sorunlar nedeniyle eklemlerin iç yüzeyinde ki iltihaplanmalara neden olan kronik rahatsızlıklardan biridir. Uzun dönemli, tedavi edilmeyen romatizma, oluştuğu eklemlerin hareket kabiliyetini son derece kısıtlamaktadır.

Günümüzde romatizma tedavisinde kullanılan tedavi yöntemleri ne yazık ki hastalığı tamamen ortadan kaldırmamakla birlikte etkisini azaltarak belirtilerinin çok hafifletilmesine yaramaktadır.

Romatizma rahatsızlığına iyi gelen yiyecekleri günlük beslenme programınıza ilave ederek eklem ağrılarını hafifletebilir, şişliği ve iltihaplanmanın şiddetini azaltabilirsiniz. Romatizma rahatsızlığıyla alakalı herhangi bir besin takviyesi kullanmaya başlamadan önce muhakkak doktorunuza danışmayı ihmal etmeyin.

Sizlerle paylaşacağımız makalemizin alt başlıklarında romatizmalı hastalıklar, romatizma hastalığında yenmesi gereken yiyecekler ve romatizma hastalığında diyet isimli yazıları okuyabilirsiniz.

Romatizma Hastalığına Davetiye Çıkaran Besinler

  • İçeriği bol şekerli tatlılar (pastalar, şekerler, dondurma vb.

    )

  • Tatlandırılmış tahıl ürünleri Beyaz karbonhidratlar (beyaz ekmek, pirinç, patates)
  • Diyet olmayan hafif içecek türleri,
  • İçeriğinde yüksek miktarda früktoz ve mısır şurubu içeren her şey ,
  • İşlemiş şarküteri gıdaları olan etler (sosis, salam, sucuk vb.

    )

  • Kızartılmış patates cipsleri ve kızartılmış hazır gıdalar,
  • Hızlı ve çabuk hazırlanan yiyecekler (fast-food), özellikle fazla yağlı ve kalorili olan yiyecekler,
  • Margarinler
  • Karaciğer ve bunun gibi sakatat grubu etler.

Romatizma Hastalığından Koruyan Besinler

Romatizma Hastalığından Koruyan Besinler

  • Doğal somon ve diğer omega-3-yağ asitleri bakımından zengin balıklar
  • Özellikle çilek ve diğer küçük taneli meyveler,
  • Yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak ve kara lahana),
  • Turpgiller sebzeleri (brokoli, Brüksel lahanası, lahana, vb.

    ),

  • Koyu renkli sebzeler ve meyveler (tatlı patates, patlıcan, nar, havuç, kırmızı soğan, erik, portakal, kırmızı elma, biber, bezelye ve kırmızı üzüm),
  • Ceviz, badem ve fındık grubu (yer fıstığı hariç),
  • Tam tahıllı gıdalar,
  • Çay, özellikle siyah, yeşil ve beyaz çaylar,
  • Soğuk sızma yağlar (özellikle zeytinyağı ve keten tohumu yağı), kararında kullanılmak kaydı ile Baharatlardan (sarımsak, zencefil, zerdeçal ve safran).

Romatizmada Beslenme

Romatizmada Beslenme

Balık:

Balık, özellikle başta somon balığı, ton gibi soğuk su balıkları bol miktarda omega yağ asidi içerir ve omega 3 yağ asitlerinin iltihaplı hastalıklara iyi geldiği hemen hemen herkes tarafından bilinmektedir.

Haftada en az 3 öğün kadar balık tüketerek romatizma ağrılarını azaltabilir ve eklemleri etkileyen iltihabın yayılmasını engelleyerek yavaşlatabilirsiniz.

Eğer romatizma nedeniyle düzenli ilaç alıyorsanız balık yağı kapsülü gibi besin takviye desteklerini kullanmadan önce doktorunuza danışmayı ihmal etmeyin.

Yumurta:

Vücuttaki Sağlıklı dokuların gelişmesi, kemik ve eklemler için sülfür gerekir ve sülfür yumurtada bol miktarda bulunmaktadır. Aynı zamanda B vitamini bakımından da son derece zengin olan yumurta kas dokusunun ve eklem dokusunun gelişmesine katkıda bulunur.

Nar Özü:

Son bir kaç yılda bilim insanlarının nar özünün romatizma üzerindeki etkileri alanında yapılan ve hayvanların kullanıldığı araştırmalar, nar özünün kemik ve kıkırdaklarda oluşan iltihaplanmayı azalttığı yönünde sonuçlara sahip oldular. Düzenli bir şekilde nar suyu ya da nar özü tüketmek romatizmal ağrıların ve şişliklerin azaltılmasına yardımcı olabilir ancak bu alanda kesin bir kanıt için daha çok bilimsel araştırma yapılmasına da ihtiyaç duyulmaktadır.

Hodan Otu, Frenk Üzümü:

Bitkinin tohumlarında bulunan doğal bir omega-6 yağ asidi olan “gamma-linolenik asit” doğal yollardan bir iltihap önleyicidir, romatizma nedeniyle meydana gelen iltihaplanmayı ve dolayısıyla da eklem bölgesinde oluşan şişlikleri azaltabilir. Çuha çiçeği, hodan otu ve siyah kuş üzümü gamma-linolenik asit bakımından en çok zengin gıdalar arasında yer almaktadır. Ancak özellikle hodan otunun aşırı tüketimi karaciğeri de yora bileceğinden çok dikkati tüketilmelidir.

Keten Tohumu:

Balıkta olduğu gibi keten tohumunda da yüksek oranda omega 3, omega 6 yağ asidi ile besin lifi benzeri bir madde olan “lignan” içerir.

Günlük olarak tüketilen keten tohumu eklem ağrılarının şiddetini hafifletirken eklem sertleşmesini de azaltabilir.

Keten tohumu içerisinde bulunan lif bazı ilaçların emilimini azaltabileceğinden, düzenli ilaç kullananların herhangi bir yan etkiye karşı korunmak için keten tohumu kullanmaya başlamadan önce muhakkak doktora danışmaları tavsiye edilir.

Источник: http://www.diyetisyenim.org/romatizmal-hastaliklarda-beslenme/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.