Obezite ve Diyabet Cerrahisi

Diyabet ve Obezite

Obezite ve Diyabet Cerrahisi

Obezite yani şişmanlık, vücuttaki yağ dokusunun fazlalığı ve kilo artışıdır. Obeziteyi belirleyen, genetik, çevresel etkenler, sosyoekonomik durum, metabolik hastalıklar, ilaçlar gibi birçok faktör vardır. Genelde hastaların eğilimi, daha çok bu faktörleri sorumlu tutmak yönünde olsa da obezitenin en önemli nedeni, gereğinden fazla gıda alımıdır.

Günümüzde çalışma hayatının yoğun temposu, mutfağa ayrılan zamanın azalması, çabuk ve kolay hazırlanıp tüketilen yiyecekleri daha fazla hayatımıza katmıştır.

Bu besinler de sebze ve meyveden uzak, fazla miktarda şekerli, yağlı ve yüksek kalorili yiyecekler olup, özellikle çocukların ve gençlerin damak tadına daha hoş gelmektedir.

Egzersizden uzak yaşantıyı benimseyip, en kısa mesafeler için bile araba kullanmak, özellikle bilgisayar ve televizyon karşısında geçirilen zamanlar da buna eklenince obezite kaçınılmaz olmaktadır.

TİP 2 DİYABET VE OBEZİTE ARASINDAKİ BAĞLANTI NEDİR?

Obezite yalnız estetik bir sorun olmayıp bir çok hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Tip 2 diyabet, hipertansiyon, arteriosklerotik kalp hastalıkları, menstrial siklus bozuklukları, gebelik komplikasyonlarında artış, safra kesesi taşları, yağlı karaciğer, uyku apnesi, osteoartrit, depresyon bunlardan birkaçıdır.

Obezitenin belirlenmesinde önemli ölçüm, beden yağ oranıdır. Bu oran kadınlarda yüzde 20-25; erkeklerde yüzde 15-18’dir. Ancak, bu ölçüm hassas olsa da uygulanması güç bir yöntemdir.

Bu nedenle, daha kolay uygulanan Beden Kitle İndeksi (BKİ) kullanılır. BKİ, ağırlığın boyun karesine bölünmesi ile elde edilir. İdeal olan, 20-25 kg/m2’dir.

25-30 kg/m2 fazla kilolu; 30 kg/m2 üzeri obez; 40 kg/m2 üzeri, morbid obez olarak tanımlanır.

Obezitede beden yağı artar demiştik. Bu yağın hangi bölgelerde dağılmış olduğu da önemlidir. Karın ve bel çevresinde artan yağ dokusu, diyabet riskini daha fazla arttırır. Tip 2 Diyabet ile obezite arasında çok yakın ilişki olup, Tip 2 Diyabet olan bireylerin yüzde 80’i şişmandır.

Obezite, insülin direncine neden olmakta, bu da diyabet oluşumunu kolaylaştırmaktadır. Obezite aynı zamanda diyabet tedavisi ve kan şekeri kontrolünü de zorlaştırmaktadır.

Kilo verme ve egzersiz ile kan şekeri kontrolü çok daha kolay olmakta, oral antidiyabetik ilaç dozları da obez hastalara göre belirgin olarak azalmaktadır.

Diyabet ve obezite arasındaki bu yakın ilişki düşünüldüğünde, erken alınacak önlemler ile sonuçların yüz güldürücü olacağı açıktır. Son yıllarda yapılan çalışmalar, yaşam tarzı değişikliklerinin Bozulmuş Glikoz Toleransı’ nın (BGT), Tip 2 diyabete ilerlemesini engelleyebildiğini göstermiştir.

Obezite de, diyabet ve hipertansiyon gibi kronik bir hastalık olarak düşünüldüğünde, tedavisi zor ve uzundur. Egzersiz, düşük kalorili diyet, psikolojik destek gibi çok sayıda komponenti olan obezite tedavisinden önce, obezitenin oluşumunu önlemek her zaman olduğu gibi daha önemlidir.

Bu nedenle de bunun hayatın ilk yıllarından itibaren ele alınması gereken bir konu olduğu unutulmamalıdır. Çocukların beslenmesindeki bilinçsiz davranışlar, obezitenin temel taşlarını hazırlamaktadır. Çünkü çocuklukta yağ hücreleri ve adipöz doku kütlesindeki artış, obezite hazırlayıcısıdır. Obezlerde bu adipöz doku kütlesi, normal şahıslardan 5 kat fazladır.

Bilindiği gibi diyet yapmak da yağ hücresi sayısını değil, boyutunu azaltır.

BESLENME ALIŞKANLIKLARI VE OBEZİTE ARASINDAKİ İLİŞKİ

Beslenme alışkanlıkları, hareketsiz bir yaşam tarzı önümüzdeki yıllarda obezitenin daha da artan bir sıklıkla devam edeceğini göstermektedir. Ancak sevindirici olan, eskiden şişmanlık, sağlıklı olmanın göstergesiyken, günümüzde ciddi bir sağlık sorunu olarak görülmektedir.

Bu konuya verilecek önem ve yapılacak eğitimlerle “Bir dirhem etin bin ayıp örtmediği” hatta bir çok hastalığı da beraber getirdiği öğretilirse; başta şeker hastalığı olmak üzere bazı hastalıkların ortaya çıkması önlenebilir veya geciktirilebilir ve tedavileri kolaylaşabilir.

OBEZ İNSANLARIN CİNSEL SORUNLARI 25 KAT DAHA FAZLA

Kalp krizi, diyabet ve diğer sorunları bir kenara bırakın. Araştırmacılar, insanların dikkatini obeziteye çekecek yeni bir olumsuz etkisini buldular: Cinsel sorunlar.

Obezite hem erkekler hem de kadınlar için cinsel yaşam kalitesine büyük ölçüde engel oluyor. Obezite, cinsel ilişki sıklığı, arzusu ve cinsellikten ze alma ile birlikte tekniği de etkiliyor.

Prof. Dr. Alper Çelik, Duke Üniversitesi Tıp Merkezi’nde, bin 200 kişiyle yapılan araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:

“Tedavi olmak isteyen obez kişilerin üçte ikisi, normal kilolu insanların yaklaşık yüzde 5'i ile karşılaştırıldığında, dört alandan en az birinde cinsel sorun olduğunu bildirmiştir. Yapılan araştırmaya göre, bazı vakalarda, obez insanların, cinsel sorunları bildirme durumu, diğerlerine göre 25 kat daha fazladır.

İSTEK AZLIĞI, ZE ALAMAMA

Obez insanlar istek azlığı, yeterince ze alamama, performansta zorluk ve engellenme gibi cinsel sorunlar yaşadıklarını belirttiler. Ayrıca, kadınlar aynı kilo grubundaki erkeklere göre daha fazla zorluk yaşadıklarını ifade etti.”

Duke Üniversitesi’nde, obez insanlarda cinsel sorunlara daha sık rastlanıp rastlanmadığını görmek için tedavi olmak isteyen 506 obez kişiyle anket yapıldı.

CİNSELLİKTEN KAÇINIYORLAR

Normal kilodaki grubun yüzde 2’si zaman zaman, genellikle ya da her zaman cinsellik için istek duymuyorken, tedavi olmak isteyen obez kişilerde bu oran yüzde 50 olarak bulundu. Tedavi isteyen obez kişilerin yarısına yakını –yüzde 42 – zaman zaman, genellikle ya da her zaman cinsel işlev bozukluğu yaşadıklarını ifade ederken, yüzde 41’i cinsellikten kaçındıklarını ifade etti.

Obezite görülme sıklığı dünyada ve Türkiye'de her iki cinsiyette de hızla artan önemli bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor.”

Источник: https://www.metabolikcerrahi.com/diyabet-ve-obezite

Tip 2 Diyabet için Obezite Cerrahisi

Obezite ve Diyabet Cerrahisi

Uzun yıllar boyunca, kilo verme yöntemi olarak mideye veya bağırsağa uygulanan çeşitli obezite cerrahi prosedürleri kullanılmış kişilerin Tip 2 diyabetlerini yönetmesine yardımcı olabilir.

Yapılan tıbbi araştırmalar, obezite cerrahisinin vücudun insülin kullanımını doğrudan etkileyebileceğini göstermiştir. Doğrudan kilo vererek ve kan şekeri düzeylerini iyileştirmenin faydasına ek olarak, bu cerrahi kendisi Tip 2 diyabetlerini yönetmede insanlara yardımcı olur:

• Bağırsağınızdaki hormonların nasıl işlediğini değiştirin; bu da vücudunuzun insülini nasıl etkilediğini etkiler

• Vücudunuzun yaptığı safra asitleri miktarını artırır – bu vücut hücrelerini insülin için daha hassas hale getirir

• Hücrelerin insülin kullanma biçimini iyileştirerek kan şekeri düzeylerini düşürür.

• Şiddetli obez bireylerde cerrahi, çoğunlukla şeker hastalığının “remisyonu” na (ilaçsız normal kan şekerleri) ve diğerlerinde kan şekerinde belirgin “düzelme” (daha az ilaç ile kan şekerinde iyileşme) meydana gelebilir.

Laparoskopik mide bandı olan morbid obez ve diyabetik hastaların yaklaşık% 40-50’si tip-2 diyabet remisyon sağlıyor. Gastrik bypass veya biliyopankreatik diversiyon ile remisyon oranı% 70-80 daha üstün olduğu bildirilmiştir.

Şeker hastalığının ve kilo kaybının mükemmel bir şekilde kontrol edilmesine ek olarak, gastrointestinal metabolik cerrahide hiperlipidemi, hipertansiyon ve uyku apnesinin iyileştirilmesi gibi birçok ek fayda vardır. Ayrıca, bariatrik ameliyat geçiren obez hastalarda kanser insidansı azaltılır.

Daha da önemlisi, çeşitli raporlar diyabetli ve şiddetli obezitede cerrahinin uzun süreli sağkalımı arttırdığını sürekli olarak göstermiştir.

Tip 2 diyabet (T2DM), diyabetin en yaygın şeklidir ve tüm vakaların yaklaşık yüzde 95’ini oluşturmaktadır. Obezite, T2DM’nin birincil nedeni ve diyabet prevelansının dünyadaki endişe verici yükselişi, dünya genelinde obezite ile direkt ilişki artış oranları içerisindedir.

T2DM, kardiyovasküler hastalık, felç, körlük, böbrek yetmezliği, nöropati, amputasyonlar, iktidarsızlık, depresyon, bilişsel düşüş ve belirli kanser türlerinden kaynaklanan mortalite riski dahil birçok sağlık sorununa yol açmaktadır.

T2DM’den erken ölüm 80 kadar artmış ve yaşam beklentisi 12 ila 14 yıl azalmıştır.

Tip 2 diyabet için güncel tedavi, yaşam tarzı müdahalesi (kilo verme, uygun diyet, egzersiz) ve anti diyabet ilaçları içerir.

Tıbbi denetim ve reçete edilen diyabet tedavi rejimine sıkı sıkıya bağlı kalmak, ilaçların ve yaşam tarzı değişikliklerinin hastalığın hafifletilmesine neden olsa da, kan şekeri seviyelerinin aşırı yüksek olmasını önlemeye yardımcı olabilir.

Aslında, T2DM sık sık zamanla kötüleşir ve kan şekeri kontrol altında tutmak için daha fazla ilaç veya daha yüksek dozaj gerekir. Bu nedenle T2DM, kronik ve ilerleyici bir hastalık olarak düşünülmüştür.

Metabolik Cerrahi, Bariatrik Cerrahi ve Tip 2 Diyabet

Bariatrik cerrahi geçiren neredeyse tüm bireyler diyabetik durumlarında düzelme gösterirler. 135.000’den fazla hastada gerçekleştirilen bariatrik ameliyatların tip 2 diyabetleri aşağıdaki şekillerde etkilediği bulundu:

Cerrahi, hastaların yaklaşık yüzde 90’ında tip 2 diyabet geliştirir:

• Kan şekeri düşürücü

• Gerekli ilaç dozajını ve türünü azaltmak

• Diyabetle ilgili sağlık sorunlarının iyileştirilmesi

Cerrahi, tip 2 diyabetin kişilerin yüzde 78’inde remisyona neden olduğunu:

• Kan şekeri düzeylerini normal seviyelere indirir

• Diyabet ilaçlarına olan ihtiyacı ortadan kaldırıyor

• Sağlıkta olumlu gelişmeler

Tip 2 Diyabet Cerrahisinin Farklı Versiyonları Nelerdir?

Obezite ameliyatının çeşitli biçimleri vardır, bunlar da bariatrik cerrahi olarak da bilinir.

Cerrahi seçenekler midenin boyutunu azaltmak için midenin bir kısmının çıkarılmasını ve buna bağlı olarak iştah ve gıdaların alımını veya sindirim sisteminin mideyi bypass etmek için cerrahi bir yol izlemesini kısıtlamaktadır.

Her iki tedavi de insanların kendilerini tam hissetmeleri için daha az yemeğe ihtiyaç duymaları nedeniyle yiyecek alımını azaltmalarına yardımcı olur, aynı zamanda vücudunuzun insülini nasıl kullandığını da faydalı şekilde etkiler.

Diyabet için Kimler Cerrahi Yönteme Başvurabilir?

Şimdiye kadar, bu tip ameliyatlar Tip 2 diyabet için standart bir tedavi olarak tam olarak tanınmamıştır.

yeni Tip 2 diyabet teşhisi konanlar da dahil olmak üzere katı sıkı kriterleri karşılayan kişiler için kilo verme ameliyatı önermektedir.

Bununla birlikte, pratikte ameliyat çoğunlukla, uygun yaşam tarzı değişikliklerine teşebbüs eden ve / veya kilo kaybı için ilaç tedavisi gören sınırlı bir grup insan için önerilmektedir.

Cerrahinin uygulanabileceği adaylar ise:

• Tip 2 diyabetinin ne kadar iyi yönetildiğine bakılmaksızın veya diğer hangi diyabet tedavisi uygulanmakta olursa olsun, 40’ın üstünde BMI (Body Mass index)

• Sağlıklı bir yaşam tarzı izleyerek ve Tip 2 diyabet için ilaç alarak yeterince kontrol edilemeyen kan şekeri seviyeleri 35-40 arasında bir BMI’ye sahip olmak

• Yeni kurallar, Tip 2 diyabetiniz varsa, BMI’niz 30-35 ve kan şekeri düzeylerinizin sağlıklı yaşam tarzı ve ilaçlarla iyi yönetilmediği durumlarda ameliyatın da dikkate alınması gerektiğini belirtti.

Ayrıca, bu etnik kökenlerden istatistiksel olarak daha düşük bir BKİ cinsinden diğer etnik gruplara göre Tip 2 geliştirebileceğinden, kurallar Tip 2 diyabetli Asya kökenli kişiler için daha düşük bir BKİ eşiği önermektedir.

Bunların kurallar olduğuna dikkat etmek önemlidir; bu nedenle cerrahi sizin için potansiyel bir seçenek olup olmadığını anlamak için seçeneklerinizi sağlık ekibinizle görüşmeniz önemlidir.

Diyabet Cerrahisi Riski var mı?

Tüm ameliyatlar hafif bir risk unsuru taşır ancak Tip 2 diyabet için yapılan cerrahinin sık kullanılan cerrahi prosedürlerden daha büyük bir riski yoktur. Uzun vadede, anemi ve vitamin veya besin takviyeleri alma ihtiyacı gibi beslenme yetersizliği riski olabilir. Ayrıca, düzenli, uzun vadeli takip konsültasyonlarına ve izlemenize ihtiyaç duyacaksınız.

Cerrahi Tip 2 Diyabeti Tamamen Tedavi Eder mi?

Tip 2 diyabet için cerrahi kalıcı bir tedavi değildir.

Bununla birlikte, ameliyatın bazı insanlara kan şekeri ilaçları almayı bırakmaları veya diyabetlerini hafifletmesine yardımcı olabileceğine dair güçlü kanıtlar bulunmaktadır.

Normal şeker hastalığınızın değerlendirilmesini sağlamak, böylece kan şekeri seviyelerinde veya diyabetle ilgili komplikasyonlarda görülen herhangi bir nüksün izlenebilmesi ve tedavi altına alınması önemlidir.

Источник: http://www.drerolvural.com/tip-2-diyabet-icin-obezite-cerrahisi/

Obezite ve Diyabet Cerrahisi | Medicine Hospital – İstanbul Özel Hastane

Obezite ve Diyabet Cerrahisi

Anlaşılacağı üzere obezite; besinlerle alınan enerjinin (kalori) harcanan enerjiden fazla olması ve fazla enerjinin vücutta yağ olarak depolanması (%20 veya daha fazla) sonucu ortaya çıkan, yaşam kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının %15-18’i, kadınlarda ise %20-25’ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Bu oranın erkeklerde %25, kadınlarda ise %30’un üstüne çıkması obeziteyi oluşturmaktadır.

Obezite Nasıl Ölçülür?

Dünya Sağlık Örgütü’nün obezite sınıflandırması esas alınarak obeziteyi belirlemek için yaygın olarak Beden Kitle İndeksi (BKİ) kullanılmaktadır.

BKİ, bireyin vücut ağırlığının (kg), boy uzunluğunun (m cinsinden) karesine (BKI=kg/m2) bölünmesiyle elde edilen bir değerdir.

BKİ boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının tahmin edilmesinde kullanılmakta, vücutta yağ dağılımı hakkında bilgi vermemektedir.  DSÖ’ye göre uluslar arası obezite sınıflandırması Çizelge 1’de verilmiştir.

Çizelge 1:  Yetişkinlerde BKİ’ne göre zayıflık, fazla kiloluluk ve obezitenin sınıflandırılması

Kaynak: World Health Organization. Obesity and Overweight Fact Sheet No:311,Geneva, WHO.

http://who.int/mediacentre/factsheets/fs3117en/print.html

Kaynak Adapted from WHO, 1995, WHO, 2000 and WHO 2004.

http://apps.who.int/bmi/index.jsp?introPage=intro_3.html

Son yıllarda araştırmacılar vücuttaki toplam yağ miktarından çok, yağın vücutta bulunduğu bölge ve dağılımı üzerinde durmaktadırlar. Çünkü vücuttaki yağın bulunduğu bölge ve dağılımı, hastalıkların morbidite ve mortalitesi ile ilişkilendirilmektedir.

Bölgesel yağ dağılımı genetik olarak erkek ve kadınlarda farklılık göstermektedir. Android tip (erkek tipi) obezitede yağ vücudun üst bölümünde (elma tip) bel, üst karın ve göğüs karında ve cilt altında toplanmaktadır.

Jinoid tip (kadın tipi) obezitede ise yağ, vücudun alt bölümünde (armut tip) kalça, uyluk, bacaklar ve cilt altında toplanmaktadır .

DSÖ’ne göre bel/kalça oranı kadınlarda 0.85’den ve erkeklerde ise 1.0’den fazla ise android tip obezite olarak kabul edilmektedir. Bu dağılımın belirlenmesinde bel/kalça oranı kullanılmakta ise de, tek başına bel çevresi ölçümü, karın bölgesindeki yağ dağılımı ve sağlığın bozulmasında önemli ve pratik bir gösterge olarak kullanılmaktadır.

Yağın karın bölgesinde ve iç organlarda toplanması insülin direncine yol açmaktadır. İnsülin direnci ise obezite ile yol açtığı Tip 2 Diyabet, hipertansiyon, dislipidemi, koroner arter hastalıkları arasındaki ilişkiyi sağlayan en önemli faktördür. Tek başına bel çevresi ölçümünün erkeklerde 94 cm, kadınlarda 80 cm ve üzerinde olması hastalık riski ile ilişkilidir.

Yetişkinlerde bel çevresi ölçümüne göre hastalık riski Çizelge 2’de gösterilmiştir.

Çizelge 2. Yetişkinlerde obeziteye bağlı hastalık oluşma riski ve bel çevresi ölçümleri

Çocuk ve adölesanlarda, yetişkinlerde olduğu gibi belli bir sınıflandırma bulunmamakta, fazla kilolu olma ve obezitenin tanımlanmasında farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. En sık kullanılan yöntemlerden birisi bireysel ve toplumsal düzeyde yüzdelik (persentil) ve/veya z skor değerlerinin kullanılmasıdır.

Ancak Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2006 yılında 0-5 yaş çocukları için büyüme standartları 2007 yılında ise 5-19 yaş grubu çocuklar ve adölesanlar için büyüme referans değerleri yayımlanmıştır.

Böylece günümüzde çocuk ve adölesanlarda yaşa göre BKİ değerleri, fazla kiloluluk ve obezitenin sınıflandırılmasında kullanılmaya başlanmıştır.

DSÖ tarafından çocuk ve adölesanlarda fazla kilolu olma ve obezitenin sınıflandırılmasında kullanılması önerilen tablolar Ek-2 ve Ek-3’de verilmiştir. Bu tablolara göre 5 yaşın altındaki çocuklarda fazla kiloluluk >+2 SD veya >97.

yüzdelik (persentil), obezite ise >+3 SD veya >99.yüzdelik olarak tanımlanmaktadır. 5-19 yaş grubundaki çocuklar ve adölesanlarda ise fazla kiloluluk >+1 SD veya >85.yüzdeliğin üzeri, obezite ise >+2 SD veya >97.

yüzdeliğin üzeri olarak tanımlanmaktadır.

Obezitenin Nedenleri Nelerdir?

Obeziteye neden olan etmenler tam olarak açıklanamamakla birlikte aşırı ve yanlış beslenme ve fiziksel aktivite yetersizliği obezitenin en önemli nedenleri olarak kabul edilmektedir.

Bu faktörlerin yanısıra genetik, çevresel, nörolojik, fizyolojik, biyokimyasal, sosyo-kültürel ve psikolojik pek çok faktör birbiri ile ilişkili olarak obezite oluşumuna neden olmaktadır.

Tüm dünyada özellikle çocukluk çağı obezitesindeki artışın sadece genetik yapıdaki değişikliklerle açıklanamayacak derecede fazla olması nedeniyle, obezitenin oluşumunda çevresel faktörlerin rolünün ön planda olduğu kabul edilmektedir.

Obezitenin oluşmasında başlıca risk faktörleri aşağıda sıralanmıştır:

* Aşırı ve yanlış beslenme alışkanlıkları

* Yetersiz fiziksel aktivite

* Yaş

* Cinsiyet

* Eğitim düzeyi

* Sosyo – kültürel etmenler

* Gelir durumu

* Hormonal ve metabolik etmenler

* Genetik etmenler

* Psikolojik problemler

* Sık aralıklarla çok düşük enerjili diyetler uygulama

* Sigara- alkol kullanma durumu

* Kullanılan bazı ilaçlar (antideprasanlar vb.)

* Doğum sayısı ve doğumlar arası süre

Türkiye’de Obezitenin Görülme Sıklığı

Obezitenin gelişmesinde dikkat edilmesi gereken faktörlerden biri de yaşamın ilk yıllarındaki beslenme şeklidir.

Yapılan çalışmalarda, obezite görülme sıklığının anne sütü ile beslenen çocuklarda, anne sütü ile beslenmeyen çocuklara göre daha düşük oranlarda olduğu, anne sütü verme süresinin, tamamlayıcı besinlerin türü, miktarı ve başlama zamanlarının obezite oluşumunu etkilediği bildirilmektedir.

DSÖ ve UNICEF (Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu) tarafından yayımlanan çeşitli dökümanlarda 6 ay tek başına anne sütü verilmesinin, 6.

aydan sonra emzirmenin sürdürülmesi ile birlikte güvenilir ve uygun kalite ve miktarda tamamlayıcı besinlere başlanılmasının ve en az 2 yıl emzirmenin devam ettirilmesinin kısa ve uzun dönemde obezite ve kronik hastalık riskini azaltabileceği belirtilmiştir.

Obezitenin Yol Açtığı Sağlık Sorunları Nelerdir?

Obezite; vücut sistemleri (endokrin sistem, kardiyovasküler sistem, solunum sistemi, gastrointestinal sistem, deri, genitoüriner sistem, kas iskelet sistemi) ve psikososyal durum üzerinde yarattığı olumsuz etkilerden dolayı pek çok sağlık problemlerine neden olmaktadır. Obezitenin çeşitli hastalıklarla ilişkisi bilinmekte olup morbidite ve mortaliteyi artırıcı etkisi de ortaya konulmuştur. Fazla kilolu olma Avrupa Bölgesinde her yıl 1 milyondan fazla ölümün ve hasta olarak geçirilen 12 milyon yaşam yılının sorumlusudur

Obezitenin neden olduğu sağlık sorunları/risk faktörleri:

İnsülin direnci – Hiperinsülinemi

Tip 2 Diabetes Mellitus

Hipertansiyon

Koroner arter hastalığı

Hiperlipidemi – Hipertrigliseridemi

Metabolik sendrom

Safra kesesi hastalıkları

Bazı kanser türleri (kadınlarda safra kesesi, endometriyum, yumurtalık ve meme kanserleri, erkeklerde ise kolon ve prostat kanserleri )

Osteoartrit

Felç

Uyku apnesi

Karaciğer yağlanması

Astım

Solunum zorluğu

Gebelik komplikasyonları

Menstruasyon düzensizlikleri

Aşırı kıllanma

Ameliyat risklerinin artması

Ruhsal sorunlar (Anoreksiya nevroza (yemek yememe) veya Blumia nevroza (kusarak yediği besinlerden yararlanmama), Binge eating (tıkınırcasına yeme),  gece yeme sendromu gibi ortaya çıkabilir veya bir şeyi daha fazla yiyerek psikolojik doyum sağlamaya çalışma)

Toplumsal uyumsuzluklar

Özellikle sık aralıklarla ağırlık kaybetme ve kazanma sonucunda deri altı yağ dokusunun fazla olması nedeniyle deri enfeksiyonları, kasıklarda ve ayaklarda mantar enfeksiyonları

Kas-iskelet sistemi problemler

Dünyada Obezite

Obezite küresel boyutta önemli bir halk sağlığı sorunudur. Hem gelişmiş ülkelerde hem de gelişmekte olan ülkelerde obezite her geçen gün artış göstermektedir. DSÖ tarafından Asya, Afrika ve Avrupa’nın 6 ayrı yöresinde yapılan ve 12 yıl süren MONICA çalışmasında 10 yılda obezite prevalansında %10-30 arasında bir artış saptandığı bildirilmiştir.

Obezitenin en sık görüldüğü ABD’de Kronik Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi (CDC) tarafından NHANES (ABD-Ulusal Beslenme ve Sağlık Araştırması) çalışmasına göre 2003-2004 yılında obezite (BKI > 30) prevalansının erkeklerde %31.1, kadınlarda %33.2, 2005-2006 yılında ise erkeklerde %33.3, kadınlarda ise %35.3 olarak tespit edildiği açıklanmıştır.

Avrupa’da yetişkinlerde fazla kilolu olma prevalansı erkeklerde %32-79, kadınlarda ise %28-78 arasında değişmektedir. Fazla kilolu olma durumunun en yüksek olduğu ülkeler Arnavutluk, Bosna-Hersek ve İngiltere (İskoçya bölgesinde)’dir.

Türkmenistan ve Özbekistan ise prevalansın en düşük olduğu ülkelerdir.  Bu ülkelerde obezite prevalansı ise erkeklerde %5-23, kadınlarda %7-36 arasında değişmektedir.

DSÖ tarafından Avrupa Bölgesinde obezite profili aşağıdaki grafikte gösterilmiştir.

Kaynak: The Challenge Of Obesity in The WHO European Region And The Strategies For Response, Ed. Francesco Branca, Haik Nikogosian ve Tim Lobstein, WHO, Denmark, 2007.

DSÖ verilerine göre, fazla kiloluluk ve obezite Avrupa’daki yetişkinlerde Tip 2 Diyabetin %80’inden, iskemik kalp hastalıklarının %35’inden ve hipertansiyonun %55’inden sorumludur ve her yıl 1 milyondan fazla ölüme neden olmaktadır.

Hiç bir önlem alınmadığı takdirde ve obezite prevalansındaki artışın 1990’lardaki hızıyla devam ettiği düşünüldüğünde, Avrupa’da 2010 yılına kadar 150 milyon yetişkin, 15 milyon çocuk ve adolesanın obez olacağı tahmin edilmektedir.

Obezite eğilimi özellikle çocuklar ve adölesanlarda alarm verici düzeydedir. Çocukluk çağı obezitesindeki yıllık artış giderek büyümektedir. Bugün gelinen noktada çocukluk çağı obezitesi prevalansının 1970’lerdeki değerlerden 10 kat fazla olduğu bildirilmektedir.

ABD’de, CDC tarafından çocuklarda ve adölesanlarda obezite prevalansının NHANES çalışmasının değerlendirilmesi sonucunda 2003-2006 yıllarında 2-19 yaş grubu çocuklar ve adölesanların %16.3’ünün obez (>95.yüzdelik, 2000 yılı yaşa göre BKİ büyüme eğrilerine göre değerlendirildiğinde) olduğu bildirilmiştir.

Okul çağı çocuklarda her iki cinsiyette fazla kilolu olma prevalansı en yüksek olan ülkeler İspanya (6-9 yaşta %35) ve Portekiz (7-9 yaşta %32), en düşük olan ülkeler ise Slovakya (7-9 yaşta %15), Fransa (7-9 yaşta %18), İsviçre (6-9 yaş %18) ve İzlanda (9 yaşta %18)’dır.

Boy uzunluğu ve vücut ağırlığı ölçümü ile güvenilir verilerin elde edildiği iki büyük uluslararası çalışma bulunmaktadır. Bunlardan birincisi Avrupa’da 2003 yılında 9 ülkede yürütülen ve 11 yaşındaki çocukları kapsayan “The Pro Children” araştırmasıdır. Bu araştırmanın sonuçlarına göre fazla kiloluluk prevalansı, erkeklerde (%17) kızlardan (%14) daha fazladır.

Diğer büyük çalışma ise “Health Behaviour in School-Aged Children Survey (HBSC)” dir. 41 ülkede 11, 13 ve 15 yaş grubunda yürütülen çalışmada 2001-2002 yıllarında 13 yaş grubunda kızların %24, erkeklerin %34’ünün fazla kilolu; 15 yaş grubunda ise kızların %31, erkeklerin %28’inin fazla kilolu olduğu görülmüştür.

Obezite oranı ise 13 ve 15 yaş kızlarda %5, erkeklerde %9 olarak saptanmıştır.

DSÖ Avrupa Bölge Ofisi tarafından Avrupa Bölgesinde fazla kiloluluğun yetişkinlerin %30-80’ini etkisi altına aldığı, çocukların ve adölesanların yaklaşık %20’sinin fazla kilolu olduğu ve bunların üçte birinin obez olduğu belirtilmektedir.

Obezitenin giderek yaygınlaşarak halk sağlığı sorunu haline gelmesi, tüm dünyada obezite ile mücadele çalışmalarının başlamasına neden olmuştur.

Türkiye'de Obezite

Ülkemizde de diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi obezite görülme sıklığı gün geçtikçe artmaktadır.

Bakanlığımızca yapılan “Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması-2010” ön çalışma raporuna göre Türkiye’de obezite sıklığı

Erkeklerde %20,5

Kadınlarda ise % 41,0

Toplamda % 30,3

olarak bulunmuştur.

Toplamda fazla kilolu olanlar %34,6, fazla kilolu ve şişman olanlar %64,9, çok şişman olanların oranı %2,9 olarak bulunmuştur.

Bölgesel dağılımlar göz önüne alındığında obezite sıklığı;

NUTS1 Bölgesi

İstanbul 33,0

Batı Marmara 30,7

Doğu Marmara 30,6

Ege 28,0

Akdeniz 30,1

Batı Anadolu 33,0

Orta Anadolu 32,9

Batı Karadeniz 31,3

Doğu Karadeniz 33,1

Kuzeydoğu Anadolu 23,5

Ortadoğu Anadolu 20,5

Güneydoğu Anadolu 22,9 nuts_turkiye_6derece

Çocuklarda ve Adölesanlarda:

Bakanlığımız, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü ve Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesince yürütülen “Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması-2010” ön çalışma raporuna göre Türkiye’de

0-5 yaşta obezite sıklığı % 8,5 (erkek %10,1, kız %6,8)

6-18 yaşta obezite sıklığı % 8,2 (erkek %9,1, kız %7,3)

olarak bulunmuştur.

0-5 yaşta fazla kilolu olanlar %17,9, fazla kilolu ve şişman olanlar %26,4 olarak bulunmuştur.

6-18 yaşta fazla kilolu olanlar %14,3, fazla kilolu ve şişman olanlar %22,5 olarak bulunmuştur.

Bakanlığımız, Milli Eğitim Bakanlığı ve Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümünce yürütülen “Türkiye’de Okul Çağı Çocuklarında Büyümenin İzlenmesi Projesi”Araştırma Raporuna (2009) göre Türkiye’de fazla kilolu ve şişman oranları ;

olarak bulunmuştur.

Vücut Kitle İndeksi Hesaplama

Vücut Kitle Endeksi nasıl hesaplanır?

Vücut kitle endeksi, vücut ağırlığınızın boy uzunluğunuzun karesine bölünmesi ile elde edilir. Sonuç olarak elde edilen değer yani beden kitle endeksi aşağıdaki aralıklarda değerlendirilir.

0-18.4: Zayıf

Boyunuza göre uygun ağırlıkta olmadığınızı, zayıf olduğunuzu gösterir. Zayıflık, bazı hastalıklar için risk oluşturan ve istenmeyen bir durumdur. Boyunuza uygun ağırlığa erişmeniz için yeterli ve dengeli beslenmeli, beslenme alışkanlıklarınızı geliştirmeye özen göstermelisiniz.

18.5-24.9: Normal

Boyunuza göre uygun ağırlıkta olduğunuzu gösterir. Yeterli ve dengeli beslenerek ve düzenli fiziksel aktivite yaparak bu ağırlığınızı korumaya özen gösteriniz.

Источник: https://medicinehospital.com.tr/birimler/obezite-ve-diyabet/

Türkiyede Obezite ve Diyabet Cerrahisi

Obezite ve Diyabet Cerrahisi

Şifa aramak için uzaklara gitmeye gerek yok. Türkiye obezite ve diyabet cerrahisinde yüksek düzeyde bilgi birikimine sahip. Bu alanlarda dünyanın en gelişmiş sağlık merkezlerinden biri olmaya adayız…

“Obezite cerrahisinde dünyanın şifa merkezi olabiliriz”

OBEZİTE ve diyabet çağımızın en önemli sorunlarından. Tahminlere göre obezite prevalansı artmaya devam ederse, 2035 yılına kadar dünyanın yetişkin nüfusunun neredeyse yarısı kilolu ya da ‘obez’ olacak. Tüm dünya nüfusu dikkate alındığında oldukça önemli bir sorundan bahsediyoruz.

Buradaki ‘prevalans’ ifadesi hekimlerin sıklıkla kullandığı teknik bir terim. Belirli bir zaman içinde önceden belirlenmiş nüfus dilimindeki odak hastalığın artışını ifade ediyor.

Buna göre küresel nüfusun en az 2 milyar kişilik diliminin aşırıya yakın şişman ya da obez olması bekleniyor. Bu gelişme yalnız sağlık açısından değil, estetik ve sosyolojik pencereden bakıldığında da ciddi bir problem. Üstelik aşırı şişmanlık, tüm dünyadaki ölümlerin yaklaşık yüzde 5’inden sorumlu.

Dahası, ekonomik etkisi dikkate alındığında yılda yaklaşık 2 trilyon dolara ya da küresel GSYÎH’nın neredeyse yüzde 3’üne denk gelmesi dünya ekonomisi için büyük bir tehdit. Bu rakamlar savaş ve terörizmin yarattığı küresel etkiyle neredeyse eşit!

ÖNEMLİ HASTALIKLARIN KAYNAĞI

Büyük kentlerimizde sokağa çıkıp bakıldığında henüz sarsıcı görüntülerle karşılaşılmıyor ama özellikle iş dünyasında masa başı çalışanların ve kadın nüfusumuzun önemli bir bölümü patolojik ölçülere yaklaşan derecede şişman. Çoğunun vücut kitle indeksi de obez denecek kadar kritik noktada.

Sorun sadece istatistiksel sağlık rakamlarını bozmakla kalmıyor, ruhsal çöküntülere ve iş verimliliğinde azalmalara yol açıyor. Benim kişisel gözlemim iş dünyasındaki ‘beyaz yakalı’ takımın çoğunun obez olmaya aday biçimde şişman olması. Ve tabii işin estetik yönü de var. Burası özellikle kadınları daha çok ilgilendiriyor.

Sorun gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerin kâbusu aslında. Karar verici, yönetim noktasındaki bireyleri fizyolojik olarak etkilemekle kalmıyor, zamanla psikolojik sorunlara da yol açıyor. Masa başında çalışanlarda verim düşüklüğünün en önemli sebeplerinden biri de bu aşırı şişmanlık meselesi.

Peki, bu kişilerin sağlığı iyice bozulduğunda ne oluyor? Önce ‘sedanter’ (hareketsiz) yaşama alışmış üst düzey yöneticileri ve patron katındaki çoğu kişileri pençesine alıyor, bırakmıyor. Sonuç, ciddi hastalıkların başlaması, verimlilikte azalma ve estetik kaygılardan doğan çekingenlik duygusu ve nihayet psikolojik anlamda çöküş.

Aşırı şişmanlığın yol açtığı hastalıklar çok daha ürpertici: însülin direnci, diyabet ve kalp hastalıkları başta olmak üzere, karaciğer yağlanması, kemik hastalıkları, akciğerlerin zamanla iflası ve de bazı kanser türlerine özel yatkınlık…

GELİŞMİŞ KLİNİK DENEYİMLERE SAHİBİZ

Geçenlerde sağlık sektöründe isim yapmış bir arkadaşımla konuşurken bizde göğüs kabartıcı gelişmelerin yaşandığını öğrendim. Meğer son yıllarda epey ilerleyen ve dünyadaki son tekniklerin uygulandığı ‘obezite cerrahisi’ ülkemizde de oldukça önemli noktalara gelmiş.

Daha fazla bilgi almak için kendisinden bu konuda yetkin bir hekimin adını ve mümkünse bilgi almam için bir randevu ayarlamasını rica ettim. Duraksamadan bir isim verdi: Uzman hekimin adı: Op. Dr. Özgür Demirtaş.

Obezite ve diyabet cerrahisi konusunda yalnız İzmir’de değil, yurt çapında en gelişmiş teknikleri uygulayan oldukça yetkin bir isim. İzmir’den ve Türkiye’nin her yerinden; hatta Almanya başta olmak üzere Avrupa’dan hastaları varmış. Üstelik Batıda obezite ve diyabet cerrahisiyle ilgili tedavi ve ameliyatlar bizden inanılmaz ölçülere pahalıymış.

Tanışmaktan onur duyduğum Op. Dr. Özgür Demirtaş yoğun gündemine rağmen İzmir Alsancak’taki muayenehanesinde beni kabul etti. Yaklaşık 45 dakika süren zihin açıcı bir görüşme şansı elde ettim: Obezite ve metabolizma hastalıklarında görülen kimi komplikasyonların artık kolaylıkla çözülebilir sağlık sorunları olduğunu öğrendim.

Kimi vakalar ailesel geçişlerle, kimi de de beslenme sorunlarıyla başlıyormuş. Fakat daha da önemlisi fiziksel aktivite yoksunluğuyla gelişip, sonuçta diğer organlar arasında görünmez ilişkilere varan korkutucu hastalıklar ortaya çıkıyormuş. Üstelik, bazıları estetik rahatsızlık şeklinde algılanmasına rağmen çağımızın en ciddi sağlık sorunlarından biri haline gelmiş.

Neyse ki, son yıllarda obezite cerrahisi inanılmaz ilerlemeler göstermiş. Şimdi diyabet hastalığı da yeni operasyon teknikleriyle tedavi edilebilir hale gelmiş.

Op. Dr. Özgür Demirtaş’ın konuya hakimiyeti ve muayenehanesinde bulunan albümdeki ameliyat sonrası mutlu insan fotoğrafları beni hayli etkiledi.

Kendi ifadesine göre işin sırrı uluslararası güncel literatürü yakından takip etmek ve riski en aza indirilmiş operasyonları yerinde inceleyerek uygulamakmış.

Şimdiye kadar ciddi sorunla karşılaşılmadığmı öğrenince Türk hekimlerimiz adına gurur duydum.

Öğrendiğim bir ayrıntı daha oldu: Türkiye’de kadınlar erkeklere göre obeziteye daha yatkınmış. Türk Kardiyoloji Derneği’nin yaptığı bir araştırmada erişkin erkeklerin yüzde 25’i obez olarak değerlendirilirken; kadınların yüzde 45’e varan bölümü obez sınıfına giriyormuş. Müthiş bir rakam.

DÜNYA ÇAPINDA FARKINDALIK YARATABİLİRİZ

Bu samimi konuşmadan sonra obezite ve diyabet konusuna olan ilgim daha da arttı. Hastalığın sadece bireylere değil, ekonomiye verdiği zararı da sorgulamaya başladım. Korkutucu rakamlar bir tarafa; işin içinde çok yönlü başka unsurların bulunduğunu gördüm.

En başta gıda üreticileri olmak üzere; perakendecilerin, restoranların ve sağlık hizmeti sağlayıcılarının bu konu hakkında bilinçlenmesinde yarar var. Hatta genel eğitim sistemi içinde özellikle obeziteye yer ayrılması zorunlu görünüyor.

Burada ayrıntılarına giremediğin bilgileri elde ettikten sonra iftiharla şu sonuca ulaştım: Türk hekimleri olarak sadece kendimizle sınırlı olmayacak şekilde dünya çapında geniş bir deneyime sahibiz. Bizde obezite ve metabolik cerrahi girişimlerini başarıyla uygulayan uzman hekimler var. Üstelik Amerika ve Avrupa’yla rekabet edebilecek yoğun bilgi birikimine sahibiz.

Nur Demirok

Источник: http://www.kadinlardunyasi.org/turkiyede-obezite-ve-diyabet-cerrahisi

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.