Pankreas Kanseri Karaciğere Sıçrar Mı?

Karaciğer Kanseri

Pankreas Kanseri Karaciğere Sıçrar Mı?

(Primer karaciğer tümörleri)

Stj. Dr. Çağrı Erdim, Stj.Dr.Belma Kurtoğlu, Prof.Dr.Ahmet Dobrucalı

Karaciğer kanserleri primer (karaciğerden kaynaklanan kanserler) ve metastatik (başka bir organdaki tümörün karaciğer sıçraması sonucunda ortaya çıkan tümörler) olmak üzere iki ana guruba ayrılır.

Karaciğerin metastazik tümörleri genellikle birden çok sayıda olup %80 i sindirim sisteminden kaynaklanan tümörlere bağlıdır. Primer karaciğer tümörleri  ise genelllikle hepatoselüler karsinomlar olup kolanjiokarsinom, hepatoblastom ve anjiosarkom daha nadir görülen türlerdir.

Primer karaciğer kanserinde tedavinin başarısı erken teşhise bağlı olup cerrahi rezeksiyon yapılabilen hastalarda 5 yıllık yaşam oranı %30 civarındadır.

HEPATOSELÜLER KARSİNOM (Hepatocellular carcinoma) (HCC)

Hepatoselüler karsinom (HCC) giderek artan sıklıkta görülmeye başlayan ve genellikle ileri evrede tanı koyulan bir kanser türüdür. Tüm kanserler içinde 6.sırada yer alır ve dünyada her yıl yaklaşık 600.000 kişi bu kanser nedeniyle yaşamını yitrirmektedir. Avrupa ve ABD’de yıllık yeni hasta sayısı 2-4/ 100.000 dür.

Erkeklerde kadınlara göre 2 kat daha sık görülür. Asya ve Güney Afrika’da görülme sıklığı artmakta ve 100/100000 e ulaşmaktadır. HCC’un yeryüzündeki dağılımı, Hepatit B epidemiyolojisi ile paralellik göstermektedir.

Hastalık batı ülkelerinde genellikle 50-60 yaş civarında görülürken hastalığın daha sık görüldüğü Asya ve Afrika’da daha genç yaşlarda (25-35) ortaya çıkmaktadır .

HCC  oluşumuna yol açan nedenler nelerdir?

Karaciğer sirozlu hastalarda   yıllık HCC karsinom gelişme oranı %5 civarındadır ve bu hastaların 1/3 inde  HCC  gelişir.

  Bu nedenle hepatit B ve hepati C virüsü ile enfekte olan hastaların ve diğer nedenlere bağlı kronik karaciğer hastalığı bulunan hastaların yılda 2 kez ultrasonografik inceleme ve kanda alfafetoprotein (AFP) ölçümü ile  HCC  gelişimi  bakımından  izlenmeleri gerekir.

• Hepatit B Virüsü

• Hepatit C Virüsü

• Alkolik Siroz

• Hepatik Adenom

• Aflatoksinler

• Wilson Hastalığı

• Bitkisel alkaloidler

• Oral Kontraseptifler

• Androjenik Steroidler

• Vinyl Chloride

• Kontrast Maddeler (Thorotrast)

HCC un belirtileri nelerdir?

Kilo kaybı, halsizlik, iştahsızlık, karın sağ üst kadranda ağrı ve ateş hastalığın başlıca bulgularıdır. Karında sıvı toplanması (ascites) ve karaciğerde büyüme olabilir. Özellikle karaciğer sirozu olan bir hastada ani kilo kaybı ve sarılığın ortaya çıkması HCC gelişimini akla getirmelidir.

HCC nasıl teşhis edilir?

Laboratuar:

HCC lu hastaların büyük bir çoğunluğunda serumda bir tümör belirteci olan alfa-fetoprotein (AFP) seviyesi yükselmiştir. Kanda ölçülen AFP seviyesinin 10 un  üzerinde bulunması halinde  hasta HCC  yönünden incelenmelidir.

 Karaciğer fonksiyon testlerinde ( Alkalen fosfataz, GGT, bilüribinler, LDH) değişik oranlarda artışlar olabilir (Bkz. Karaciğer fonksiyon testleri ).

Kronik karaciğer hastalığı olan bir hastada LDH ve alkalen fosfataz seviyesindeki ani yükselmeler HCC u düşündürmeli ve karaciğer görüntülemesi ile birlikte kanda AFP seviyesi kontrol edilmelidir.

Görüntüleme Yöntemleri:

Karaciğerdeki lezyonu görüntülemek için; Ultrasonografi (US),Bilgisayarlı Tomografi (BT) ve Manyetik Rezonans (MR) görüntüleme yöntemleri kullanılır.

US özellikle yüksek riskli gruplarda bir tarama testi olarak kullanılır. US ile karaciğerdeki tümör ve tümörün karaciğerdeki büyük damarlara (vena porta ve vena hepatika) yayılımı gösterilebilir.

Ayrıca tanı için US altında ince iğne biyopsisi de yapılabilir ancak günümüzde görüntüleme yöntemlerinin gelişmiş olması ve biyopsi yoluna ekim riski nedeniyle bu yöntem giderek daha az kullanılmaktadır. MR tümörün karaciğer içindeki diğer yapılara yayılımını gösteren en iyi yöntemdir.

Şüpheli durumlarda ve anatomik varyasyonların saptanması amacıyla hepatik Anjiografi den faydalanılır.

HCC da evreleme

HCC un evrelenmesinde aşağıda görülen değişik evreleme sistemleri kullanılır. Evreleme, hastaya uygulanacak tedavinin seçimine karar verilmesini sağlar.

Tedavi

Tümörün cerrahi olarak çıkarılması (Karaciğer Rezeksiyonu):

HCC da hastalar genellikle ileri evrede başvurduğundan cerrahi tedavi (rezeksiyon)  hastaların ancak %10-20 sinde  mümkün olmaktadır. Tümör çapı 5cm den küçük olan hastaların cerrahi tedavi açısından değerlendirilmesi tavsiye edilirse de genelde kabul edilen görüş rezeksiyon için tümör çapının 2cm ve altında olmasıdır.

Rezeksiyon için tümör karaciğere sınırlı olmalı, uzak metastaz bulunmamalı, portal veya hepatik venlerde tromboz gelişmemiş olmalı ve karaciğer kapasitesi yeterli olmalıdır. Çoğu HCC’lu hastada altta yatan siroz ve rezeksiyon sonrası kalan karaciğerde yetersizlik gelişmesi (dekompansasyon) riski nedeniyle ameliyat öncesinde rezeksiyon için dikkatli bir değerlendirme gerekir.

Rezeksiyon sonrasında kalması gereken minimal karaciğer boyutu normal karaciğer varlığında karaciğerin %25’i, sirozlu karaciğerde ise %50’si olmalıdır. Neyazıkki sirozlu hastalarda rezeksiyon sonrasında tümör nüksü (rekürrens) sıklığı 5 yıl içinde %50-70 civarındadır.

Bu da çoğunlukla primer tümörün karaciğer içinde yayılımına ( %70-80), az bir kısmı da yeni oluşan tümörlere (de novo tümör) bağlıdır (%30-40). Rezeksiyon sonrasında hastaların ancak %30 u 5 yıl hayatta kalabilmektedir .

Karaciğer Transplantasyonu:

Primer karaciğer karsinomunda transplantasyon endikasyonu tümörün nüks etme potansiyelinden dolayı belli şartlarda geçerlidir (Milan kriterleri) :

• İleri evre karaciğer hastalığı nedeniyle rezeksiyonun mümkün olmaması

• Karaciğer dışı tümör yayılımının (metastaz), büyük damar ve lenf nodülü tutulumunun olmaması

• Tümörün 5 cm’den küçük olması veya 3 taneden az 3 cm den küçük tümörün bulunması beş yıllık hayatta kalım oranını (sürvi) %70’e çıkarırken tümör nüks oranını %15’e indirir. Ancak genel olarak bakıldığında transplantasyon sonrasındaki nüks oranı %70 civarındadır. (Bkz. karaciğer transplantasyonu)

Transarteriel Kemoembolizasyon (TACE):

Bu yöntemde karaciğerdeki tümörü besleyen atardamar içine yerleştirilen bir kateterle tümöre kemoterapötik ilaç verilerek tümör küçültülmesine veya büyümesinin durdurulmasına çalışılır.

Transarteriel kemoembolizasyon büyük boyutta (Genellikle 5cm e kadar) veya birden çok tümörü olan (multifokal)  hastaların palyatif tedavisinde kullanılır. Tedaviye en iyi adaylar, erken evrede sirozlu (Child A) (Bkz.

Karaciğer sirozu) ve genel durumu iyi olan HCC’lu hastalardır. Tümör çapı arttıkça başarı şansı azalmaktadır. Başarı oranı 2cm lik tümörde %90-100, 3cm lik tümörde %70-80 ve 5cm lik tümörde %50 civarındadır.

Bu yöntem ileri evre sirozu olan (Child B ve C) hastalarda, karaciğerdeki büyük damarların tümörle tutulmuş olması durumunda veya bu damarlarda trombüs (pıhtı) oluşmuş olan hastalarda uygulanamaz.

TACE de genellikle kullanılan kemoterapotik ajanlar, doxorubicin, cisplatin ve epirubicindir. Kemoterapötiklerle birlikte hepatik arter embolizasyonu yapılabilir.

Bunun için gelfoam, polivinil alkol veya metalik halkalar kullanılır.

TACE sonrasında karın ağrısı, ateş, bulantı, barsak hareketlerinde duraksama, karaciğer testlerinde bozulma, mide ve safra kesei gibi komşu organlarda hasarlanma görülebilir (postembolizasyon sendromu).

Perkütan Etanol Enjeksiyonu (PEE) ve Radyofrekans Ablasyonu (RFA):

Lokal ablasyon tedavileri küçük boyutlu tümörü olan ve cerrahi rezeksiyon veya karaciğer transplantasyonu için uygun olmayan hastalarda kullanılır.Lokal ablasyon için en sık tercih edilen yöntemler etanol (alkol) enjeksiyonu (PEE) ve radyofrekans enerji uygulamasıdır (RFA).

PEE 5cm den daha küçük çaptaki HCC de etkilidir. Bu yöntemde tümör içine enjekte edilen alkol tümör hücrelerinde koagülasyon nekrozuna neden olur.

Bu yöntemle 2 cm’den küçük HCC tümörlerinin %90-100, 2-3 cm arasındaki tümörlerin %70-80, 3-5 cm arasındaki tümörlerin %50’sinde tümör ablasyonu sağlanabilmektedir. Genellikle enjeksiyonların birkaç kez tekrarlanması gerekir.

PEE genellikle hastalar tarafından iyi tolere edilir. Enjeksiyon yerinde veya tüm karında ağrı görülebilir.

RFA de elektromanyetik enerjiyle oluşturulan ısı ile ortaya çıkan ısı tümörün termal nekrozuna neden olur. BU yöntem de 5cm den küçük çaptaki tümörlerde etkilidir ve genellikle tümör şapının 3cm veya daha küçük olması tercih edilir.

RFA nun başarı oranları 2cm de küçük tümörlerde PEE ile benzer olmakla birlikte 2cm’den büyük tümörlerde RFA daha etkilidir. RFA tedavisinde birden fazla uygulama gerekebilir.

Karaciğer yüzeyine yakın ve büyük damarlara yakın yerleşim gösteren tümörlerde bu yöntemin kullanılması uygun değildir.

Radyoembolizasyon (Transrteriyel radyoembolizasyon)(TARE):

Bu yöntemde TACE yöntemine benzer şekilde tümörü besleyen atardamar içine yttrium-90 (Y-90) partikülleri enjekte edilerek radyoterapi uygulanır. Bu yöntemin TACE ye üstünlüğü karaciğere gelen ana toplardamarı tıkalı olan hastalarda da (portal ven trombozu) kullanılabilmesidir. Mide ve barsaklarda ülserasyon, pankreatit ve kolesistit yapabilir.

Kemoterapi:

Klasik sistemik kemoterapi HCC un tedavisinde etkili değildir ve kullanılan ilaçlara bağlı yan etkiler genellikle belirgindir. HCC tedavisinde etkin olduğu gösterilmiş olan ilaç, bir büyüme faktörü inhibitörü olan ‘sorafenib’ dir (Vasküler endotelial growth factor ve platelet derived growth factor) .

Cerrahi rezeksiyon veya karaciğer transplantasyonu yapılamayan erken evredeki karaciğer sirozlu hastalarda (Child A) tümör büyümesinin yavaşlatılması amacıyla kullanılır. İleri evredeki sirozlu hastalarda (Child B) kullanımında fayda /zarar oranın değerlendirilmesi gerekir.

Sorafenib tedavisi sırasında en sık görülen yan etki halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, karın ağrısı, ishal, hipertansiyon, pankreatit ve el-ayak derisinde ortaya çıkan değişikliklerdir (Hand-foot skin reaction).

HCC  da  tedavi  algoritmi

KOLANJİOKARSİNOM

Kolanjiokarsinom karaciğer içi veya dışındaki safra yollarından kaynaklanan tümörlerdir. Karaciğer içi safra yollarından kaynaklanan kolanjiokarsinomlar primer karaciğer tümörlerinin %10’unu oluşturur. Siroz veya kronik hepatit B ve hepatit C enfeksiyonu ile ilişkili değillerdir.

Safra yollarının paraziter hastalıkları, kronik safra yolu enfeksiyonları (kronik kolanjit) ve primer sklerozan kolanjitte kolanjiokarsinom gelişme sıklığı artmıştır (Primer sklerozan kolanjit, inflamatuar barsak hastalıklarına eşlik eden ve safra yollarında daralmalar ve sarılıkla kendini bir safra yolu hastalığıdır, Bkz.

İnflamatuar barsak hastalıkları).

Hastalığın belirtileri primer hepatoselüler karsinoma benzer ancak tümörün ana safra yolunu tuttuğu durumlarda sarılık görülür. Cerrahi rezeksiyon nadiren mümkündür ve hastalar 6 ay içerisinde kaybedilir.

Sarılık gelişen hastalarda safra yoluna stent yerleştirilerek sarılık giderilmeye çalışılır. Karaciğer içi safra yollarından kaynaklanan ve karaciğer sınırlı kolanjiokarsinomlarda transplantasyon denenebilir.

HEPATOBLASTOM

Çocuklarda görülen bir habis karaciğer tümörüdür. Genellikle doğuştan anomalilerle birliktedir. Karaciğerde çok büyük boyutlarda kitleler meydana gelir. Tedavinin başarısı tümörün tamamen çıkarılması ile ilişkilidir.

ANJİOSARKOM

Karaciğerde görülen sarkomuların en sık nedenidir. Sıklıkla erkeklerde ve 50-70 yaş arasında görülür. Çok sayıda tümör odağı karaciğerin her iki lobunu da tutar. Odaklar tek tek, süngerimsi yapıda ve kanamalıdır ve büyüklükleri farklıdır. Etkili olduğu gösterilmiş bir tedavi şekli yoktur ve hastalar genellikle teşhisten 3 yıl sonra kaybedilirler.

Kaynaklar

1) Schwartz JM, Ham M.Treatment of hepatocelluler carcinoma.Cur Treat Gastroenterol 2003;6:465-72.
2) Masuzaki R, Omata M.Treatment of hepatocelluler carcinoma.Ind Soc Gastroenterol 2008;27;114-22.
3) Marrero JA. Hepatocellular carcinoma. Cur OP Gastroenterol 2006;22:248-53.

Sorularınız için;
Prof.Dr.Ahmet Dobrucalı
0216 3505372
adobrucali@yahoo.com

Источник: https://drahmetdobrucali.com/karaciger-kanseri/

Pankreas Kanseri hakkında mutlaka bilmeniz gereken 10 önemli uyarı

Pankreas Kanseri Karaciğere Sıçrar Mı?

Aşırı şişmanlık ve egzersiz yokluğu pankreas kanseri için risk faktörüdür. Pankreas kanserinin en önemli belirtileri; sarılık (cilt ve gözde sararma), karın bölgesinde ağrı, açıklanamayan kilo kaybı ve yorgunluk, ve sindirim sorunlarıdır ve fiziksel muayeneler ve sonrasında CT taraması ve MRI gibi görüntüleme testleri yoluyla tespit edilir.

Pankreas kanseri risk faktörleri

Kanser örneğinde olduğu gibi, bir hastalığa yakalanma tehnizi etkileyen her unsur, bir risk faktörüdür. Faklı kanserler farklı risk faktörlerine sahiptir. Sigara gibi kimi risk faktörleri değiştirilebilir. Yaş veya aile geçmişi gibi diğer bazı risk faktörleriyse değiştirilemez. Pankreas Kanser Riskinizde Değiştirilebilen Risk Faktörlerinin başında SİGARA geliyor.

Pankreas kanseri neden olur? Belirtileri ve tedavisi

Sigara pankreas kanserinin en önemli risk faktörlerinden biridir. Sigara içen kişilerde pankreas kanserine yakalanma riski, hiç sigara içmemiş kişilerle mukayese edildiğinde neredeyse iki kat daha fazladır.

Pankreas kanserlerinin %20 ila %30 seviyesindeki bir kısmına sigara içmenin yol açtığı düşünülmektedir. Püro ve pipo içmek benzer şekilde riski arttırır; aynı şekilde dumansız tütün ürünlerini tüketmek, pankreas kanserine yakalanma riskini arttırır.

 Fazla kilolu olmak pankreas kanseri için bir risk faktörüdür.

Aşırı fazla kilolara sahip (obez) kişilerde pankreas kanserine yakalanma riski yaklaşık %20 daha fazladır. Bel kısmındaki fazla kilolar, normalde fazla kilolu olmayan kişilerde dahi bir risk faktörü teşkil edebilir.

Ayrıca iş yerinde kimi kimyasallara maruz kalma;, kuru temizleme ve metal işleme sektörlerinde kullanılan kimi kimyasallara maruz kalınması, pankreas kanserine yakalanma riskini arttırabilir.

 Değiştirilmesi mümkün olmayan risk faktörlerinin başlında yaş gelmektedir.

Pankreas kanserine yakalanma riski yaşlandıkça artmaktadır. Neredeyse tüm hastalar 45 yaşından büyüktür. Ortalama teşhis yaşı 71’dir.Erkeklerin pankreas kanserine yakalanma riski, kadınlara göre, az da olsa daha yüksektir. Bu, en azından kısmen, erkeklerde tütün kullanma oranının daha fazlası olması kaynaklı olabilir; zira tütün kullanımı pankreas kanseri riskini arttırmaktadır.

Detaylı kanser belirtileri! Bunları bilmek hayatınızı kurtarabilir

Kalıtsal genetik sendromlar yani gen değişiklikleri; (mutasyonlar) ebeveynden çocuğa geçebilir. Bu gen değişiklikleri pankreas kanserlerinin %10’a varan kısmına sebebiyet verebilir. Bazen bu değişiklikler, diğer kanserlere (veya diğer sağlık sorunlarına) yakalanma riskinin arttıran sendromlara yol açabilir.

Diyabet

Pankreas kanseri, diyabet hastası kişilerde daha yaygındır. Bunun sebebi halen araştırılmakta. Riskin çoğu tip 2 diyabet hastalarında bulunur. Bu diyabet tipi genellikle yetişkinken başlar ve sıklıkla fazla kilolar veya şişmanlıkla ilgilidir. Tip 1 (genç yaşta başlayan) diyabet hastalarının daha yüksek riske sahip olup olmadıkları net değildir.

Kronik pankreatit

Uzun süreli bir pankreas iltihabı niteliği taşıyan kronik pankreatit, (bilhassa sigara kullanıcılarında) artan pankreas kanseri riskiyle bağlantılı olmakla beraber, panktreatitten mustarip kişilerin çoğunda pankreas kanseri gelişmez .Kronik pankreatit kimi zaman kalıtsal bir gen değişikliği kaynaklıdır. Bu kalıtsal (ailesel) tür pankreatitten mustarip kişilerin ömürleri boyunca pankreas kanserine yakalanma riski yüksektir.

Siroz karaciğerde yara oluşması anlamına gelir. Hepatit veya yoğun alkol kullanımı sebebiyle karaciğerlerinde hasar meydana gelen kişilerde gelişir. Sirozu bulunan kişilerin pankreas kanserine yakalanma riski artar.

Mide sorunları

Mideye, ülsere yol açan bakteri olarak bilinen Helicobacter pylori (H. pylori) bakterisinin bulaşması pankreas kanserine yakalanma riskini arttırabilir. Bazı araştırmalar mide asidi fazlasının benzer biçimde riski arttırabileceği izlenimini ortaya çıkarmışlardır.

Cleveland Kliniği Genel Cerrah, Dr. R.

Matthew Walsh’ın yaptığı açıklamada, pankreas kanseri teşhisinden sonra hastaları neler beklediğinin bilincinde olması çok önemlidir’ dedi ve devam etti;‘‘ Pankreatik kanseri tanımlamak için halihazırda zaten bir fiziksel muayeneden ve kan testlerinde geçmişsinizdir. Yapılacak ek testler, hastalığın ciddiyetini anlamaya yardımcı olur’’.

Doktorunuz, tümörler tarafından üretilen maddelerin tespitini yapabilmek için kan, üre ve doku örneğini test edecektir. MRI, CT ve PET taramaları, abdominal ultrason ve endoskopik  ultrason, pankreasınızdaki tümör ve değişimin resimlerini çekebilirler.

Bazen pankreatik kanser öd tıkanmasına sebep olur. Bu da sarılığa yol açar. Bir röntgen prosedürü olan endoskopla yapılan kolanjiyopankreotografi sırasında, bir endoskop tarafından yerleştirilen sonda, blokajların konumunu belirlemek için pankreas yoluna mürekkep enjekte eder.

 Eğer bir ERCP uygulaması mümkün değilse, cilt altı transhepatik kolanjiyografi aracılığı ile karaciğer ve safra kanalının röntgeni çekilerek blokajlar tespit edilmeye çalışılır.

PTC boyunca, klinik tedavi uzmanları, kaburgaların altından karaciğere sokulan ince bir iğne yardımıyla boya enjekte ederler.

Laparoskopik taramada; Cerrahlar karın bölgesinde küçük kesikler açar. Bu deliklerden sokulan ışıklı kameralar organlar üzerine ışık tutarak hastalığın yayılma belirtisini ararlar.

Biyopside ise; Klinik tedavi uzmanları hücre veya doku örnekleri alarak bunlarda kanser belirtileri olup olmadığını inceler. Pankreatik kanser için birçok çeşit biyopsi mevcuttur.

İnce iğne veya damar iğnesi biyopsileri röntgen veya ultrason sırasında pankreatik hücreleri çıkarır. Teşhisinizden sonra doktorunuzun tedavi ve iyileşme alternatiflerini anlatması olasıdır.

Sonraki adımlar ise aşağıdaki sorulara vereceğiniz cevaplara göre değişkenlik gösterir:

Tümörünüz ameliyat edilebilir bir tümör mü? Kanseriniz hangi aşamada (tümörün büyüklüğü ne kadar ve kanser yakındaki dokulara, lenf nodüllerine veya vücuttaki diğer bölgelere sıçrama durumu? Genel olarak sağlıklı mısınız? Bu ilk teşhis mi yoksa tekrarlanan bir durum mu?

Pankras kanseri, yalnızca yayılmadan önce ve cerrahi müdahale mümkün olduğunda durumda iken teşhis edildiği takdirde gerçek anlamda kontrol altına alınabilir. Aksi takdirde doktorunuz, belirtileri ve komplikasyonları kontrol ederek hayat kalitenizi en üst düzeye çıkartacak alternatifleri sizinle görüşecektir.

Doktor Walsh pankreatik cerrahinin karmaşık olduğunu söylemektedir. Mideyi besleyen birçok kan damarı, küçük bağırsak, karaciğer,  ve dalak pankreası sarmaktadır.

CT taramaları MRI görüntüleri, cerrahlara tümörü başarılı bir şekilde çıkarıp çıkaramayacaklarına karar vermede yardımcı olur. Doktor Walsh’ın söylediğine göre,  “Tümörlerin çıkarılabilip çıkarılamayacağını söylemekte iyiye gidiyoruz.

Bu, ameliyata aldığımız hastaların daha az komplikasyonla karşılaşmasını sağlıyor”.

  • Doktorlar bazen cerrahi müdahaleyi laparoskopik olarak yapmaktadırlar. Testlerde olduğu gibi, bu yöntemde büyük tek bir kesik yerine küçük kesikler olur. Bu daha az müdahale içeren cerrahi yöntemde hastalar genelde daha çabuk iyileşir.
  • Doktorlar ve araştırmacılar, Pankreas kanserin tedavisi için yeni yollar aramaya devam etmektedirler. Bu yöntemler arasında radyasyon terapisi ve kemoterapide bulunmaktadır. Yoldaki çalışma ve klinik deneylerin bazıları;
  • Capecitabine ve gemcitabine gibi kemoterapi ilaçları
  • Ameliyat, kemoterapi ve radyasyon terapisinin birleştirilmesi
  • Pankreatik kanser hücreleri ile normal hücrelerin farklarından istifade eden hedeflenmiş tedavi yöntemleri
  • Bağışıklık sistemini güçlendirmek üzere dizayn edilmiş umut veren terapiler

Pankreas Kanserinde hafifletici bakım alternatifleri nelerdir?

Onkoloji takımınız tarafından sunulan hafifletici bakım, kanserden doğan acının ve komplikasyonların etkisini azaltır. Doktor Walsh, hafifletici bakım alan hastaların yoğun bakımda ve de genel olarak hastanede daha az zaman geçirme eğiliminde olduklarını belirtmektedir. Bulantı ve kusmayı kontrol eden ilaçlar ile birlikte, iki tane de geçici çözüm tedavi alternatifi bulunmaktadır:

Ağrı yönetimi: Ağrı ilaçlarını ağız yolu ile, enjeksiyonla veya kremler veya yamalar yolu ile deriden alabilirsiniz. Bazı durumlarda, taşınabilir veya yerleştirilebilir damara zerk etme cihazları daha uygundur.

Sinir blokları: Röntgen destekli enjeksiyonun belirli bir türü — nörolitik eurolitic karın boşluğu pleksus bloku — ağrı ilaçlarını doğrudan sinir sistemine enjekte eder, beyne giden ağrı sinyallerini durdurur.

Karın boşluğu pleksusunun alkol nörolizi de ağrıyı azaltır ve kullanılan ilaç miktarını 50% ila 70% oranında azaltır. Her kanserde olduğu gibi, kişisel teşhisiniz ve hastalığınızın seyri, tedavi yaklaşımınızı ve idaresini yönlendirecektir.

Doktorunuz size ve ailenize, sizin için en uygun tedavi yönteminin hangisi olduğunu belirleme konusundan yardımcı olacaktır.

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/pankreas-kanseri-hakkinda-bilmeniz-gereken-10-sey/

Pankreas Kanseri Hastalığı

Pankreas Kanseri Karaciğere Sıçrar Mı?

Pankreas Kanseri Hastalığı, gerek teşhisi gerek ise tedavisi ile birlikte oldukça zor bir hastalık olarak göze çarpıyor ve dünyada en ölümcül dördüncü kanser hastalığı olarak biliniyor.

Günümüzde henüz ilaç ile tedavisi mümkün olmayan bu hastalık için cerrahi yöntemler kullanılıyor. Özellikle 60 yaş ve sonrasında gözüken bu hastalıkta erken teşhis büyük bir önem taşır.

Pankreas kanseri hastalığının erken teşhis edilmesi halinde Whipple adı verilen ameliyat doğrultusunda başarılı sonuçlar alınması mümkün.

Pankreas, karın boşluğunda yer almakta olup yaklaşık olarak 15 santimetre uzunluğunda ve çift fonksiyona sahip olan bir tür salgı bezi olup, etrafı karaciğer, dalak, ince bağırsak ve mide ile sarılmış bir organdır.

Endokrin ve ekzokrin adı verilen iki farklı esas görevi olan bu organ, iki farklı hücre grubunu kullanarak bu görevleri yerine getirir.

Ekzokrin mide öz suyunu salgılayarak sindirime yardımcı olur ve yağ, protein ve karbonhidrat üzerinden enerji üretilmesini sağlarken endokrin, insülin ve glikojen sağlayarak kanda yer alan glikozu dengeli bir şekilde tutar.

Pankreas kanseri ise bu organda yer alan hücrelerin kontrolünü kaybederek aşırı çoğalması halinde genellikle enzokrin hücrelerinin bulunduğu bölümde meydana gelir.  Bu bölümde adenokarsinom adı verilen enzokrin tümörü ortaya çıkar. Endokrin tümörü ise oldukça nadir görülmekte olup adacık hücrelerinde başlar.

1. Rezektabl

Pankreas kanserinde urun vücuttan alınması mümkün olup, cerrahi yöntem sayesinde bu hastalığın üstesinden gelinebilir. Cerrahi yöntem sayesinde alınabilen tümör genellikle tekrar nükseder. Pankreas ameliyatının ardından 5-FU ya da gemcitrabine yani gemzar ile birlikte kemoterapi tedavisinin uygulanması ile pankreas kanserinin tekrarı 6 aya kadar geciktirilmiş olur.

2. Bölgesel Olarak İlerlemiş

Pankreas kanserinin bölgesel olarak ilerlemesi halinde dokulara ve kan damarlarına yayılmış olsa dahi diğer organlara sıçramamış olduğu anlamına gelir. Cerrahi müdahalenin mümkün olmayan bu durumlarda bunun yerine tıkanmış olan safra kanalları açılır ya da ince bağırsağa by pass yapılır.

Pankreas kanseri kimi zaman akciğere, karaciğer, karın içine, kemiklere ve hatta beyne dahi sıçrayabilir. Bu durumda yalnızca cerrahi müdahale ya da radyo terapi yeterli olmaz. Geniş alanlara yayılan bu hastalığın üstesinde gelebilmek için genellikle kemoterapi uygulansa da bu yalnızca hastanın yaşam süresini uzatabilmek için yapılır.

4. Tekrarlayan

Pankreas kanseri ameliyatı olan bir kişide, bir önceki yerin yakınlarında hastalığın tekrar nüksetmesi muhtemeldir. Pankreas kanseri hastalığının nüksetmesi eğer daha uzak bir bölümde oluyorsa bu hastalığın kendini ilk olarak karaciğerde gösterir. Enzokrin pankreas kanserinin kendini tekrar etmesi durumunda kemoterapi tedavisi yapılır.

Pankreas Kanseri Neden Olur?

Pankreas kanserinin ortaya çıkış sebepleri tam olarak bilinmiyor olsa da genetik faktörler ve sigara tüketimi bu noktada en büyük risk faktörleri arasında yer alır. Pankreas kanseri için risk faktörü oluşturan nedenlere şöyle bir göz atalım.

  • Pankreas kanserinin oluşumunda her 10 hastadan 3’ünde sebep sigara olarak karşımıza çıkar.
  • Bu hastalığa yakalanma riski yaşlandıkça artar.
  • Sebze ve meyvede yoksun olunan ve protein ağırlıklı beslenilen durumlarda pankreas kanseri riski artar.
  • Vücut kitle endeksi yüksek olan kişilerde risk diğer kişilere oranla daha yüksek olur.
  • Kimyasal maddelere ya da petrole maruz kalan kişilerde bu hastalık görülür.
  • Uzun süre boyunca tedavi edilmemesi halinde kronik pankreatit, pankreas kanserine davetiye çıkartır.
  • Diyabete sahip olan kişilerde bu hastalığın ortaya çıkma olasılığı iki kat fazla olur.

Pankreas Kanserinin Belirtileri Nelerdir?

Pankreas kanserinin ilk aşamalarında herhangi bir belirti ortaya çıkmasa dahi belirtilerin ortaya çıkması halinde tümör artık pankreas ile yetinmemiş diğer organlara da sıçramış olur. Bu tür durumlara ameliyatın başarılı olma olasılığı düşük olur ve hastalık genellikle nükseder. Bu sebeple erken teşhis büyük önem taşır. Düzenli kontrollerin yapılması bu nedenle çok önemlidir.

Bu hastalığın belirtileri arasında kilo kaybı, iştahsızlık bulantı, mide çıkışında görülen ağrı ve tıkanıklık ve ağır gelişen sarılık gibi durumlar kendini gösterir.

Pankreasın baş kısmına yerleşmiş olan kanser hücreleri büyük abdestin oldukça açık bir renkte olmasına sebep olur. Sırta vuran ağrı genellikle bölgesel yayılıma işaret olur.

Hastalık kendisini diyabet, diare ve depresyon olarak da gösterebilir. Bununla birlikte;

  • Varis
  • Kaşıntı
  • Gaz sancıları
  • Şişkinlik
  • Genel olarak halsizlik
  • Kanlı ya da koyu renkli idrar
  • Safra kesesinde ve karaciğerde büyüme
  • İştah kaybı ve kusma
  • Yatay pozisyona geçiş yaparken ya da yemekten sonra karın ağrısı gibi belirtileri görmek de mümkün.

Pankreas Kanserinin Tanısı Nasıl Konur?

Pankreas kanserinin erken safhada belirdi göstermediği için teşhis edilmesi pek mümkün olmayan bir hastalık olarak karşımıza çıkar. Bunda ince bağırsak, mide ve karaciğer gibi organların arasında saklanmasının da büyük bir etkisi bulunur. Pankreas kanserinin belirtileri diğer birçok hastalık ile benzerlik taşıdığı için de tespiti zor olur.

Pankreas kanserinin tespit edilebilmesi için çeşitli testler uygulanır. Kanserin yayılma durumunu da test eden bazı uygulamalar bulunur. Erken teşhis ile birlikte hastalığın bulunduğu evre de tedavi için önemli bilgiler taşır.

Pankreas kanserinde tanı yapılabilmesi için hastaya fiziksel muayene yapılacak, hastanın aile geçmişi incelenecek, pankreatit ya da diyabet gibi hastalıklara sahip olup olmadığına bakılacak, kan testi düşük ya da yüksek çıkan kişilerde bazı doku ya da organlarda billirubin benzeri maddelerin salgılanma durumuna bakılacak, doku, kan ya da idrar örneği ile çeşitli ölçümler yapılacak, CEA ve CA19.9 gibi tümör belirteçleri kullanılacak, MRI yani Manyetik Rezonans Görüntüleme işlemleri ile birlikte karaciğerin iç bulgularına göz atılacak, bilgisayarlı tomografi yardımı ile hastaya ağız ya da damardan kontrast madde verilerek yol göstericilik yapılacak, PET taraması adı verilen ve Pozitron Emisyon Tomografisi olarak bilinen ve genellikle çok olumsuz kanser hastalıklarının tespit edilebilmesi için yapılan uygulamalar kullanılacak, karın ultrasonu ya da endoskopik ultrason ile incelemeler yapılacak, ERCP adı verilen Endoskopik Retrograd Kolanjiopankretikografi ya da PTC adı verilen cilt altı transhepatik kolanjiyografi gibi yöntemler kullanılacak ve laparoskopi ya da biyopsi yapılacaktır.

Pankreas Kanserinin Evreleri

Pankreas kanserine sebep olan hücreler kan, lenf sistemi ve dokular sebebi ile vücuda yayılır.

Lenf kanalları ya da kan damarları sebebi ile asıl kanser hücresi olan ana tümörden kurtularak yayılmaya başlar ve bu şekilde farklı tümörlerin oluşumunu gerçekleştirir. Bu duruma metastez adı verilir.

Metastazik ya da ikincil tümörler ana tümör ile aynı özellikleri taşır. Pankreas kanserinin evreleri, tedavisi konusunda büyük önem taşır. Şimdi onlara bir göz atalım.

0. Evre: Bu evrede herhangi bir yayılma görülmemiş ve kanser henüz tek katman hücreleri ile sınırlı olur. Bu yüzden de ne çıplak gözle ne de görüntüleme testleri ile tespit edilebilir.

Evre 1: Kanserin ilk aşamaya geçmesi ile birlikte büyüme başlar. Pankreas ile sınırlı olan kanser 2 ya da 2 santimetreden büyük olur. Bunlara sırası ile 1A ve 1B evreleri adı verilir.

Evre 2: Pankreas kanseri, lenf bezlerinin yakının yaklaşır ya da pankreas dışında da büyümeye başlar.

Evre 3: Pankreas kanseri bu evre ile birlikte daha da geniş bir yayılma gösterir. Tümör yakınlarda yer alan sinir ve ana damarlara yayılsa da metastaz görülmez.

Evre 4: Bu evre ile birlikte pankreas kanserinin karaciğer gibi uzakta olan organlara da yayıldığı görülür.

Pankreas Kanserinin Tedavisi Nasıl Yapılır? 

Pankreas kanserinin tedavisinde cerrahi ameliyat, radyoterapi ya da kemoterapi uygulanır. Bu hastalığın tedavi edilebilmesi için kimi zaman radyasyon onkolojisi, gastroenteroloji, tıbbi onkoloji ya da cerrahi gibi bölümler bir araya gelir.

Pankreas kanserinde hastalar genellikle kanserin erken yayılması ya da bölgesel olarak dağılımı sebebi ile ameliyata uygun olmaz.

Sarılık gibi tıkayıcı semptomlar ile ağrının giderilebilmesi için bu kişilere ameliyatlar yapılsa da bu ameliyatlar yalnızca hastanın daha rahat bir yaşam sürmesini sağlarken yaşam süresini uzatmayı başaramaz.

Hastalar genellikle diğer hastalıklara da bağlı olarak 3 ile 6 ay arasında ömre sahip olurlar. Bölgesel olarak yayılan hastaların ömrü ise 6 ile 10 ay arasında kalır.

Pankreas kanseri ameliyatları oldukça zorlu ameliyatlar olduğu için hem uzman bir cerraha hem de tüm gereklilikleri karşılayabilecek olan bir hastaneye ihtiyacınız olur.

Whipple ameliyatı ile birlikte 12 parmak bağırsağı, safra yolları ve pankreas başında yer alan tümörler giderilebilir. Whipple ameliyatı sayesinde birbirine yakın olan bu organlar temizlenir. Bu ameliyat esnasında mide kapağı adı verilen ve sisteme Pilor Koruyucu Whipple operasyonu yapılarak bölge korunmaya çalışılır.

Ameliyatın başarılı bir şekilde geçmesinin ardından ise geriye sindirim şikayetinden eser kalmaz. Bu ameliyat ile birlikte midenin neredeyse yarısı, pankreasın baş bölümü ve 12 parmak bağırsağının tamamı ile safra yollarının kanserli hücreye komşu olan bölümleri alınır.

Bu operasyon ile birlikte tüm bu organların birbirleri ile eski fonksiyonlarına sahip olarak çalışmaya devam etmeleri de sağlanmış olur.

Pankreas Kanseri

Pankreas Kanseri Karaciğere Sıçrar Mı?

Hücreler büyürler ve vücut ihtiyaç duydukça yeni hücreler oluşturmak için bölünürler. Normal hücreler yaşlandıklarında veya hasarlandıklarında ölürler ve yerlerini yeni hücreler alır. Bazen bu işlemlerde sorunlar olur.

Yeni hücreler vücut onları istemediği halde oluşurlar ve yaşlandıklarında veya hasarlandıklarında ölmeleri gerekmesine rağmen ölmezler. Bu anormal hücreler hem fonksiyon olarak hem de görünüm olarak normal hücrelerden farklıdırlar.

Bu ekstra hücrelerin oluşturdukları kitleye de ‘tümör’ adı verilir.

Pankreas tümörleri de benign (iyi huylu) veya kanser-malign (kötü huylu) olabilir.

İyi huylu tümörler (örn: kistler) genellikle yaşamı tehdit etmezler. Cerrahi olarak çıkartılabilirler ve genel olarak nüks etmezler. Etraflarındaki dokuların içerisine ilerlemezler ve başka organlara yayılmazlar.

Kötü huylu tümörler yaşamı tehdit ederler. Cerrahi olarak çıkartılabilirler ancak tekrar büyüyebilirler. Etraf dokuların içerisine girebilir ve onlara zarar verebilirler. Uzak organlara yayılabilirler.

Pankreas kanserinin iki ana tipi vardır. Çoğunlukla pankreas kanseri pankreas sıvılarını taşıyan kanallardan başlar. Bu tipe ekzokrin pankreas kanseri (duktal adeno ca) adı verilir.

Daha az sıklıkta pankreas kanseri hormonları üreten hücrelerden başlar. Bu tipe de endokrin pankreas kanseri veya adacık hücre kanseri (nöroendokrin tümör) adı verilir.

Pankreas kanserlerinin 2/3’ü pankreasın baş kısmında, 1/3’ü gövde ve kuyruk bölümünde yerleşirler. Hastalık genelde 55 yaş ve üzerinde görülür. Hastaların %70’i 65 yaş ve üzerindedir.

Risk Faktörleri

Sigara kullanımı pankreas kanseri için en önemli risk faktörüdür. Sigara içmeyenlere göre risk 2-3 kat artmıştır. Sigara bırakıldığında zaman içerisinde risk içmeyenlerle eşitlenir.

Diette yüksek kolesterol içeren, kızartılmış gıdalar, işlem görmüş kırmızı et ürünleri bulunması riski arttırabilir. Sebze ve meyveden zengin bir diet de riski azaltabilir.

Obesite de riski arttıran faktörlerden birisidir. Özellikle genç yaşta obesite problemi yaşayanlarda risk daha yüksektir.

Kronik pankreatit hastalarında pankreas kanseri riski topluma göre 10 kat veya daha fazladır. Mide ülseri hikayesi, geçirilmiş mide cerrahisi de risk faktörleri arasındadır.Diabet(şeker hastalığı) 

riskin arttığı bir diğer durumdur.Elli yaş sonrası diabet tanısı alan kişilerde bu durumun pankreas kanseri nedeniyle ortaya çıkabileceğide unutulmamalıdır

Kalıtımsal Risk Faltörleri

Ailede pankreas kanseri (birinci derecede akrabalar) riski 2-3 kat arttırmaktadır. Ailevi pankreas kanseri olarak tanımlanan durum en az üç birinci derece akrabada pankreas kanseri varsa söz konusudur. Bu nadir durum riskin en yüksek (30 kat) olduğu durumdur.

Pankreas kanseri riskinin arttığı diğer nadir kalıtımsal durumlarda şunlardır: Ailevi Atipik Multipl Mol Melanom Sendromu, Peutz-Jeghers Sendromu, Herediter Pankreatit, Lynch Sendromu, Wermer sendromu, Ailevi Meme Kanseri Sendromu.

Belirti ve Bulgular

Birçok kişide hastalık ileri bir aşamaya gelene kadar hiçbir şikayet olmayabilir. Birçok kişide de başka rahatsızlıklara yorulabilecek belirgin olmayan şikayetler olabilir. Bunların en sık olanları karın, sırt ve bel ağrıları, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı gibi şikayetlerdir.

Sarılık kitle pankreas başında yerleştiğinde görülür. Pankreas gövde ve kuyruk tümörlerine göre baş bölgesi tümörlerinin nispeten erken tanınmasını sağlayanda budur. Başlangıç şikayetlerinin pankreas hastalığına bağlanması genellikle zordur.

Belirgin olmayan şikayetler nedeni ile hastaların çoğunluğu önce ülser veya bel-sırt problemleri açısından değerlendirilir. Bu dönemde yapılan karın ultrasonografilerinin de normal olarak değerlendirilmesi tanı gecikmelerinin en önemli nedenlerindendir.

Ultrasonografi hastaların başlangıç değerlendirmelerinde sık kullanılsa da pankreas hastalıklarının değerlendirilmesinde tek başına hiçbir zaman yeterli değildir.

Yeni ortaya çıkan diabet (şeker hastalığı) pankreas kanserinin bir belirtisi olabilir. Mayo klinik de yapılan bir çalışmada 50 yaş üzeri yeni tanı alan diabet hastalarında pankreas kanseri 8 kat fazla görülmüştür.

Hangi belirtiler pankreas tümörü varlığına işaret eder denildiğinde ilk sayılabilecekler sarılık, istem dışı kilo kaybı, karın ağrısı ( özellikle mide bölgesinde hissedilen ve sırta yayılan ağrılar), halsizlik, iştahsızlıktır.

Tanı

Yukarıda sayılan veya farklı şikayetlerle başvurduğunuzda hekiminiz sizi dinleyecek, bazı sorular soracak ve sizi muayene edecektir. Bazı kan testleri istedikten sonra radyolojik görüntüleme yöntemlerine başvurulacaktır.

Ultrasonografi yaygınlığı, ucuz olması ve kolay ulaşılabilirliği nedeniyle genellikle ilk başvurulan yöntemdir. Çok yararlı bilgiler sağlayabilir ancak inceleme sonucunun normal olması pankreas problemi olmadığını göstermez.

Bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme yöntemleri pankreasın değerlendirilmesi açısından çok yararlı yöntemlerdir.

Özellikle de pankreasa yönelik dinamik incelemeler tanı ve tedavinin planlanması için kritik öneme sahiptirler.

Pankreasta bir kitle saptandığında bu kistik bir kitle midir, etraf dokularla ilişkisi nedir, çevredeki önemli damar yapılarıyla olan mesafe nedir sorularına bu dinamik incelemeler yanıt verebilmektedir.

Son yıllarda endoskopi aletleriyle ultrasonografinin birleşiminden oluşan endoskopik ultrasonografide daha sık kullanılır olmuştur. Endoskopik ultrasonografinin avantajı probu midenin içerisine yerleştirerek pankreasa çok yakın görüntüleme yapmak mümkün olmakta ayrıca doku örneklemesi gerektiğinde bu teknik olarak daha kolay gerçekleştirilebilmektedir.

PET görüntüleme yöntemi hem anatomik bilgi hem de biyolojik fonksiyon hakkında bilgi vermektedir. Damar içerisine verilen az miktarda radyoaktif madde ile işaretlenmiş şeker tümör dokusunda daha fazla tutulmakta, buda özel bir kamera aracılığıyla bilgisayar tarafından görüntüye dönüştürülmektedir.

Kanser hücreleri normal hücrelere göre daha fazla şeker tükettiklerinden işaretli madde kanserli dokuda tutulmakta buda hem kanserin varlığını hemde tek görüntülemede vücudun tümünde kanserin yaygınlığını anlamaya yaramaktadır. PET günümüzde pankreas kanserinin tanısı için şart olan bir yöntem değildir. Ayrıca her kanser tanısı alan için muhakkak yapılması gereken bir yöntem değildir.

Pankreas kanserinin uzak organlara yayıldığı şüphesinin olduğu durumlarda kullanılması en uygun durumdur.

ERCP (endoskopik retrograd cholanjiopankreatografi) gastroenterologlar tarafından uygulanan hem safra kanallarını hem de pankreas kanallarını görüntülemede kullanılan invaziv bir yöntemdir. ERCP’nin avantajı görüntülemenin dışında tedavi edici uygulamalara da olanak tanımasıdır.

Dezavantajı ise belli oranda komplikasyonlarla birlikte olmasıdır. Günümüzde sadece görüntüleme için ERCP kullanılması diğer görüntüleme yöntemlerinin kullanıma girmesi nedeniyle çok azalmıştır.

MR yöntemiyle safra ve pankreas kanallarının görüntülenmesine olanak sağlayan MRCP sayesinde birçok durumda ERCP’ye gerek kalmamaktadır.

Pankreas kanseri tanısında kullanılan kan testleri içerisinde safra yolu tıkanıklarını gösteren karaciğer fonksiyon testleri ve tümör belirteçleri vardır. Tümör belirteçleri içerisinde en sık kullanılan test CA 19-9’dur.

Kanser tarama testi olarak kullanılması test doğruluğunun düşüklüğü nedeniyle uygun değildir. Yalancı negatiflik ve yalancı positiflik oranlarının yüksekliği nedeniyle tek başına tanı koydurucu özelliği yoktur.

En önemli kullanım alanı tedavinin seyrinde değişen değerlerle tedaviye yanıtı değerlendirmektir.

Yapılan radyolojik görüntülemeler sonucunda pankreasta bir kitle saptandığında ilk önemli nokta bu kistik (içi sıvı) bir kitle midir yoksa solid bir kitle midir ayrımının yapılmasıdır. Günümüzde bu ayrımın yapılması bir zorluk göstermemektedir. Ancak kistlerin kendi içerisinde alt tiplerinin değerlendirilmesi zorluk gösterebilir.

Solid bir kitle saptanmışsa hastanın klinik, laboratuar ve radyolojik değerlendirmesi bir kanser varlığına işaret ediyorsa bunu biopsi ile göstermek zorunluluğu yoktur. Hastanın cerrahi tedaviye engel bir durumu yoksa bundan sonraki aşama cerrahinin planlamasıdır.

Eğer herhangi bir nedenle cerrahi yapılamıyorsa ve kemoterapi ve benzeri tedaviler planlanacaksa biopsi yapılması zorunludur.

Evreleme

Pankreas kanseri tanısı konulduktan sonraki aşama en uygun tedaviyi planlayabilmek için hastalığın yaygınlığını saptamaktır. Genellikle tanı aşamasında kullanılan yöntemler bu iş için yeterlidir.

Tümörün çapı, etraf dokularla ilişkisi ve uzak organlara yayılımın olup olmamasına göre evreleme yapılır. Kanser hücreleri lenf yoluyla veya kan yoluyla vücuda yayılabilirler. Bu duruma ‘metastaz’ diyoruz.

Evre 1

Tümör pankreas ile sınırlıdır.

Evre 3

Çevre damarlarla tümör ilişkilidir.

Evre 4

Karaciğer, akciğer gibi uzak organlara tümör yayılmıştır.

Günümüzde pankreas kanseri tedavisinde 5-10 yıl veya daha uzun süre yaşama şansı veren tek tedavi yöntemi cerrahidir.Cerrahi tedaviye ilaç (kemoterapi) eklenmesi bu durumu daha yüksek olasıklı hale getirmektedir.Cerrahi yapılmayan/yapılamayan hastalara hiçbir tedavi yöntemi bu şansı verememektedir.

Pankreas kanseri bulunduğu bölgede sınırlı kalmışsa (evre1-2, bazen evre3) cerrahi en uygun tedavi yöntemidir. Başka hiçbir tedavi yöntemi cerrahinin başarısına ulaşamamaktadır. Yapılmayan veya yapılamayan hastalarda ilaç (kemoterapı) ve/veya ışın (radyoterapi) tedavisi uygulanır.

Cerrahi tedavi tümörün uzak organlara yayılmadığı, hastanın cerrahi tedaviye engel bir durumunun olmadığı her durumda ilk seçenektir. Çoğu hastada tümörün lokalizasyonu ‘Whipple’ (pankreatikoduodenektomi) ameliyatını gerektirir.

Daha az sıklıkta ise ‘distal pankreatektomi’ yani pankreasın gövde ve kuyruk kısmının dalak ile birlikte çıkarıldığı ameliyat uygulanır. Whipple ameliyatında midenin bir kısmı, duodenum (12 parmak bağırsağı), pankreasın baş kısmı, safra yolunun bir kısmı ve safra kesesi çıkartılır.

Ameliyatla ile ilgili ayrıntılar için ‘pankreas ameliyatları’ bölümüne bakabilirsiniz.

Ameliyat sonrasında yapılan patolojik inceleme sonuçlarına göre onkologlar tarafından ek ilaç ve/veya radyoterapi önerilebilir.

ABD'de yapılan çalışmalar şu çelişkili durumu ortaya koymuştur.Cerrahi tedavi ile tamamen iyileşme şansının bulunduğu evre 1 hastaların ancak %40'ına ameliyat yapılmıştır.

Bu hastaların bir kısmında ileri yaş,yandaş hastalık varlığı,ameliyatı reddetme  ameliyat yapılmasına engel olmuşken hastaların çoğunluğuna erken evre olmasına rağmen “cerrahi tedavi seçeneği” bilgisi sunulmamıştır.

Bunun nedenleri araştırıldığında da hem toplumun genelinde hemde konunun uzmanı olmayan hekimlerdeki negatif önyargı olduğu ortaya çıkmıştır.Pankreas kanserinin “kötü” bir kanser olduğu algısı tedavi olma şansı olan hastalarında geleceğini etkilemektedir

Источник: https://www.pankreas.com.tr/tr/pankreas-hastaliklari/pankreas-kanseri

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть