Rüya ve Psikoterapi

Rüyalar ve Uyku

Rüya ve Psikoterapi

Tarih boyunca rüyalar ve uyku ilgi çeken bir konu olmuştur. İnsanoğlunun yaşamının nerdeyse üçte birini geçirdiği uyku ve rüyalar üzerine birçok insanüstü ve gizemli anlamlar yüklenmiştir.

Eski yunan mitolojisinde uykunun ‘hypnos’ adlı tanrıça tarafından yönetildiğine inanılmıştır. Hypnos ‘Thanatos’ un yani ölüm tanrıçasının kardeşidir. Hypnos’un bir Yunan adasında bir mağarada yaşadığı, bu mağaranın unutkanlık nehrinin suları altında kaldığını anlatan bir efsane vardır.

Uykuda görülen rüya ve fantezileri temsil eden oğulları, Morpheus, Phobetor ve Phantasos’tur. Bütün bu mitolojik özellikler uykunun özelliklerinin kişiselleştirilmiş durumudur.

Phobetor rüyalarda görülen kâbusların kişileştirilmiş hali, Morpheus rüyada sürükleyen ve unutmayı sağlayan tanrıçadır. Yunan mitolojisi yanısıra eski çağda birçok kültür rüyaları gelecekten haber veren yaşantılar olarak görmüştür.

Yazının devamını aşağıdaki Uyku ve Rüyalar linkinten PDF olarak indirebilirsiniz. 

 http://www.scopemed.org/?mno=38154

Rüya, uyku sırasında yaşanan görsel imgeler, sesler ve diğer bedensel duyumlara eşlik eden duygular, düşüncelerden oluşur. Rüyada bütün bu duygu ve düşünceler bir anlatıcı tarafından oluşturulan bir senaryo içinde bir filme aktarılması gibidir. Rüyadaki anlatıcı, senarist ya da yönetmen aslında kişinin kendisinden başkası değildir.

Rüya içeriği

Rüya içeriğini oluşturan emosyonlar arasında en sık yaşanan duygu kaygıdır. Erkekler kadınlara göre daha fazla saldırgan içerikli rüyalar görmektedir. Elde edilen bulgular, yaşamdakine benzer içeriğin rüyalarda sürdüğünü göstermiştir. Rüyaların %10’unda cinsel içerik vardır ve gençlerde daha fazladır.

İnsanların %12’si sadece siyah beyaz rüya gördüklerini bildirmiştir (Hall 1990). Bunun yanı sıra sıklıkla kişi kendisini bazı belirli durumlarda görebilir.

Bunlar arasında kovalanma, havada uçarken görme, yavaşça koşarken, düşerken, cinsel ilişki kurarken, çıplak halde olma, geç kalma rüyaları, bir sınava hazırlıksız girmek, dişlerinin dökülmesi, ölmüş birini canlı görme, kaza geçirme, sağlık durumu bozulması ve hastalık rüyaları sayılabilir.

Rüyalar üzerine önemli incelemeler yapan Freud’a ve onu izleyen psikanalistlere göre rüyalar bilinçli dünyamızda normalde bastırdığımız, duyguların, arzuların dışavurumunu sağlar, böylece zihnimizde bastırılan ve açık kalan içerik arasında bir harmoni ya da denge oluşmasını sağlar.

Freud rüyaların diğer bir işlevinin uykuyu sürdürmek olduğunu ileri sürmüştür. Freud’a göre rüya yaşantısı kişinin dikkatini iç fantezi dünyasında tutarak çevresel uyaranlarla uyanmasını önler.

Rüyalar sayesinde gece boyunca dış uyaranları uyanmadan rüyaların bir parçası halinde yaşayabiliriz ve böylece uykunun sürmesi sağlanır. Buna karşın zihin teh uyaranları algıladığında, acil durumlar olacağı beklentisi içinde ise uyanır.

Diğer bir önemli psikanalist olan ve analitik psikoloji okulunun kurucusu olan Jung’a göre rüyalar hem bireysel hem de ortak bilinçdışını yansıtan sembollerle kendini dışa vurur, bu semboller birçok kültürde ortaktır ve insanın temel korkularını ifade eder.

Rüya, uyku sırasında yaşanan görsel imgeler, sesler ve diğer bedensel duyumlara eşlik eden duygular, düşüncelerden oluşur. Rüyada bütün bu duygu ve düşünceler bir anlatıcı tarafından oluşturulan bir senaryo içinde bir filme aktarılması gibidir. Rüyadaki anlatıcı, senarist ya da yönetmen aslında kişinin kendisinden başkası değildir.

Bilinçli rüya “lucid dreaming”

Rüya yaşantısında karşılaşılan durumlar ve olaylar sıklıkla olanak dışı durumlardır, ayrıca rüya görenin denetimi dışındadır. Akıp giden rüya yaşantısının çok az bir bölümü anımsanabilir, anımsanan bölümler çoğunlukla bir emosyona yol açıyorsa ve kişiyi etkiliyorsa mümkün olmaktadır.

Bu duruma karşın ‘akıllı rüya’ da kişi kendisinin rüya gördüğünün farkındadır. Bazı kişiler bunu rüya içinde rüya görmek olarak yaşayabilirler. Bazen rüyada gördüğü çevreyi, nesneleri ya da kişileri ve olayların akışını değiştirmek gibi rüyanın çeşitli yönlerine müdahale etmek olasıdır. Bilinçlilik hali akıllı rüyalarda kısmen geri gelmiştir.

Kişi rüyada olduğunu bilir, buna karşın rüya yaşantısına devam eder. Rüyadaki ortam çok daha gerçekçidir, algılama ve duyumlar yükselmiştir. Akıllı rüya uyanmaya yakın dönemlerde daha belirgindir, daha çok anımsanır. Sorun çözme rüyalarında, istihareye yatma rüyalarında akıllı rüya biçimi devreye girmektedir.

Kişi rüyada olduğunu fark etmekte ve rüya sürecine yarı bilinçli olarak müdahale etmeye başlamaktadır.

Rüyalar ve REM uykusu

Gece boyunca uykuda hafif uyku, derin uyku ve REM uykunun ortalama dağılımı.

Uyku tek bir dönemden oluşmaz, uykunun hafif uyku, derin uyku ve hızlı göz hareketlerinin izlendiği REM uykusu evreleri tanımlanmıştır. Derin beyin yapılarından kaynaklanan ve gözlerde ortaya çıkan hızlı göz hareketleri izlendiği için REM uykusu adı verilmiştir.

Her gece yaklaşık 2 saat süren REM uykusunda çoğunlukla rüya görürüz, bütün yaşamımız boyunca 6 yıl rüya görürüz. REM uykusu gecenin ikinci yarasında daha fazladır, rüyalar da gecenin ikinci yarasında daha fazla görülmektedir. REM evresinde görülen rüyalar sırasında beyinde heyecan, kaygı, korku duygularının merkezi olan amigdala oldukça aktiftir.

Buna karşın beynin muhakeme yapan önbeyin bölümü uyku halindedir.  Gözlemler rüyanın REM uykusu ile güçlü bir bağı olduğunu ortaya koymuştur. REM döneminde uyandırılan kişilerin %80’i bir rüya yaşantısı içinde olduklarını bildirmiştir. Buna karşın REM dışı uykuda da daha az sıklıkta olsa da rüya yaşantısı vardır.

REM uyku rüyaları bilinçdışı süreçlerle daha çok bağlantılı iken REM dışı evrelerde görülen rüyalar daha gerçekçidir. Neden sonuç bağlantısı ve zaman ve mekân bağlantıları daha iyi korunmuştur.

Eğer rüyalar ve REM uykusu olmazsa ne olur?

REM uykusuna girerken uyandırılarak REM yoksunluğu oluşturulan bireylerde ertesi gün daha fazla kaygı, sinirlilik, tahammülsüzlük ve dikkati toplama güçlüğü olduğu gözlemlenmiştir.

Bazı çalışmalara göre REM uykusu baskılanırsa yeni bilgileri öğrenme ve geçen güne ilişkin bilgileri hatırlama güçlüğü yaşanmaktadır. Fiziksel beceriler zayıflamaktadır. Bedensel ve zihinsel becerileri geliştirme çağında olan bebekler%50 kadar yüksek bir oranda REM uykusu yaşamaktadır.

Erişkinlik döneminde bu oran %25’e, yaşlılıkta %15’lere inmektedir. Yaşla birlikte REM uykusuna gereksinim azalmaktadır.

Hiç rüya görmemek ve çok rüya görmek

Rüyalar olmazsa ne olur sorusunun yanıtı iyi bilinmemektedir, çünkü rüyalar unutulduğu için kişinin rüya görmediğini ispatlamak zordur.

 Öte yandan hiç rüya görmeyen kişilerin aslında gece uykularının çok az bölündüğünü, bu kişilerin deliksiz ve derin uyuduğunu söyleyebiliriz. Buna karşın çok sık rüya gören kişiler çok sık uyandıkları için rüyalarını daha çok anımsamaktadır.

Ancak bu fazla anımsama zihnin yorulmasına yol açmaktadır, uykunun dinlendirici özellikleri azalmaktadır.

Rüyalar ve bellek

Bebekler REM uykusunda daha fazla zaman geçirirler, bu da REM uykusu ve rüya görmenin gelişimde rolü olduğunu düşündürmektedir. Rüyalar belleği korumaya yardımcıdır.

Eski anılar ve yakın yaşantılar arasında bağlantı kurar. Bu gelişme REM uykusu sırasında ortaya çıkar çünkü hipokampus ve önbeyin arasında bilgi akışı azalır.

Bilinçli denetimde ortaya çıkan azalma zihnin kendi iç sürecini sürdürmesine yardım eder.

Rüyaları neden unuturuz?

Rüyalar sıcak havada eriyen kar kütlesi gibi hızla unutulur. Rüyanın bitişinden 5 dk sonra rüyanın %50’sini, 10 dk sonra ise %90’ını unuturuz. Neden böyledir? Freud “rüyalarımızı unuturuz çünkü bizim bastırdığımız istek ve dürtülerimizi içerir, bilincimizde onları hatırlamak istemeyiz” demiştir.

Oysa günümüzde geliştirilen modern nöro-bilimsel kurama göre unutma rüyada düşüncelerin sürekli ileri akışı ile ilgili olabilir. Rüyada muhakeme eden, düşünceleri tekrar ele alan, geri dönüşler yapan editör uykudadır, hep ileri doğru akan geriye dönüp hiç üzerine düşünmeyen bir metin gibi akar rüya. Bu bilinçli uyanıklıktaki düşünce akışından farklıdır.

İlk uyandığımızda anımsamayız, daha sonra benzer durumlar ortaya çıkarsa anımsarız.

Unutmamızda rol oynayan önemli bir diğer etken birçok rüya imgesinin belirsiz olmasıdır. Bu durum da kolayca unutmaya yol açar. Günlük yaşantımızda da benzer bir süreç vardır, Örneğin, eğer birisi deneyimlerimizle bağlantısı olmayan bir şeyler söylerse anlamak için ve hatırlamak için tekrarlamasını isteriz.

Rüyalarımızı ertesi gün benzer bir yaşantı olursa, eskide kalan izi tanır ve hızla anımsarız. Anımsayışımıza önem verirsek rüyadaki diğer parçaları da anımsama şansımız olur. Başka bir deyişle uykuda bilinçlilik  ve bellek kaydı olmadığı için yeterince anımsayamayız.

Rüyamızı nasıl daha kolay hatırlayabiliriz

Rüyaları anımsamak için önerilen işe yarayan yöntemler vardır, bunları şöyle sıralayabiliriz:

Yatağa gittiğinizde kendinize rüyalarınızı hatırlayacağınızı söyleyiniz.  Rüyalarınıza önem veriniz.Yatağın başucunda hemen yazmak için kalem kâğıt bulundurarak rüya eriyip yitmeden yazarak akılda tutmak ve geriye doğru hatırlamak mümkün olacaktır.

Sık uyanmak rüyaları hatırlama olasılığını artırır: Uyumadan önce iki bardak su içilmesi, iki kez sizi tuvalet için uyandıracak ve rüyanızı hatırlayabileceksinizDaha zor bir yöntem işe yarayabilir: uyku başlangıcından her bir buçuk saat sonunda alarmı çaldırarak REM uyku dönemlerini yakalamak mümkündür.

REM uykunun sonuna gelen bir dönemde sağlanacak kısa bir uyanış hatırlama olasılığınızı artırır.

Diğer bir yöntem son rüyanın yaşattığı “duygudurum” içinde bekleyerek ve yatakta kendinizi yavaş uyandırmaktır.

Источник: https://www.drselcukaslan.com/ruyalar-ve-uyku/

Psikoterapi Nedir?

Rüya ve Psikoterapi

Psikoterapi nedir? dendiğinde birçok kişinin aklında bir divana uzanıp, çocukluğunuzu anlattığınız ya da terapistin size akıl verdiği bir resim canlanmaktadır.

Peki gerçekte psikoterapi nedir, ne değildir? Psikoterapi, gerekli eğitimleri almış bir uzman eşliğinde duygularınızı, düşüncelerinizi, kendiniz ve diğerleriyle ilgili inançlarınızı, kişisel yaşantılarınızı güvenli bir biçimde keşfetme sürecidir. Bir profesyonel ile yapılan konuşma tedavisidir.

Psikoterapi size, yaşadığınız zorluklar ya da sıkıntılarla ilgili içgörü kazandırmayı, düşünce ve davranışlarınızda değişiklikler meydana getirmek için motivazsyonunuzu arttırmayı ve bu değişiklikler için uygun yollar bulmanıza yardımcı olmayı amaçlar.

Psikoterapiyi arkadaş ile dertleşmekten ayıran özellikler nelerdir?

Terapist ile danışan arasındaki ilişki, profesyonel, danışan odaklı, etik kurallara bağılı ve tedavi edici bir ilişkidir. Terapist, sizi eleştirmez, yorum yapmaz, öğüt vermez.

Sizin kendi özelliklerinizin farkına varmanıza yardımcı olur; hedeflenen değişimi gerçekleştirebilmeniz için işbirliği içinde çalışır, bilgi ve deneyimini kullanarak değişimi mümkün kılar.

Yani sizi gideceğiniz yere doğrudan bırakmaz, bu yolculukta size eşlik eder.

Psikoterapi ne zaman gereklidir?

Depresyon, kaygı bozuklukları (obsesif kompulsif bozukluk, panik bozukluk, fobiler…) gibi psikiyatrik sorunlarda, tüm dünya çeşitli psikoterapi yöntemlerini kullanmaktadır.

Ayrıca;

  • Devam eden, yoğun mutsuzluk, çaresizlik ve umutsuzluk duyguları yaşıyorsanız
  • Yaşadığınız duygusal zorluklar, kaygı ve korkularınız yaşamınızı olumsuz etkiliyorsa
  • Davranışlarınız kendinize ya da diğerlerine zarar vermeye başladıysa (madde ya da aşırı alkol kullanımı varsa, agresif  hale geldiyseniz…)
  • Yaşadığınız duygusal zorluklar nedeniyle aileniz ya da yakınlarınızla karşı karşıya kalıyorsanız
  • İş performansınızla ilgili kaygınız varsa

psikoterapi için başvurmanız önerilir.

Psikoterapi Kimler Tarafından Uygulanır?

Psikoterapi eğitimi almış psikiyatrist ya da bu alanda çalışan psikologlar tarafından uygulanabilir. Günümüzde psikoterapi dendiğinde farklı meslek gruplarından ya da uygulamalardan da bahsedilmektedir (Yaşam koçluğu, danışmanlık…).

Fakat psikoterapist (klinik psikolog ya da psikiyatrist) uzun ve derinlemesine bir eğitim sürecinden geçtiği için danışanlarına ya da hastalarına daha geniş yelpazede ve daha derin çalışmalar yapabilmektedir.

Psikoterapi bu noktada “danışmanlık”tan ayrılmaktadır.

Terapi Sırasında Sizi Neler Bekliyor?

İlk seansta, terapist sizi tanımaya ve geliş nedenizi anlamaya çalışır. Çeşitli sorular sorarak ve testler kullanarak sizinle ilgili bilgi edinir. Bu bilgiler ışığında bir tedavi planı oluşturur.

Her birey birbirinden farklı olduğu için sonraki seansların içeriği de kişiye göre değişecektir. Psikoterapistiniz duygularınızı, deneyimlerinizi paylaşmanız ve keşfetmeniz için sizi teşvik edecektir. Uzmanın eğitimine ve bağlı olduğu kurama göre uyguladığı teknikler de farklılık gösterecektir.

Psikoterapi ne kadar sürer?

Terapiye başlarken getirdiğiniz sorunlara, kullanılan terapi yöntemine göre görüşme süresi ve sıklığı değişecektir. İlk görüşmede size özel bir tedavi programı belirlenecektir.

Sık Kullanılan Psikoterapi Yöntemleri Nelerdir?

Bilişsel Davranışçı Terapi:

Sağlıksız ve olumsuz düşüncelerimizin duygu ve davranışlarımıza olan etkilerine odaklanır. Sistemli bir şekilde bu düşünceleri gözden geçirip yerlerine sağlıklı ve olumlu olanları koymayı hedefler.

Kendine güven, atılganlık gibi beceri kazandırmaya yönelik çalışmalar da yapılır. Uygulamalar sırasında nefes egzersizleri ve duygu tekniklerinden yararlanılır.  Danışanın ve terapistin aktif olduğu bu yöntemde ev ödevleri önemli yer tutar.

Problem odaklı ve kısa süreli bir yaklaşımdır.

Gestalt Terapi:

“Şimdi ve Burada” kavramına önem veren bu terapi yöntemi, danışanın duyguları, farkındalıkları, farkındalığı engelleyen blokları ve vücut diliyle çalışır. Farkındalıklar sayesinde değişimin olacağını savunur. Hareket odaklı olan bu yöntem bireysel ya da grup olarak uygulanabilir.

Psikanaliz ve Psikanalitik Psikoterapi:

İnsan davranışlarının bilinç dışı süreçlerden etkilendiği, yaşanılan sorunların çocukluk yaşantılarından kaynaklandığını savunur. Serbest çağrışım, rüya analizi ve yorum gibi teknikler kullanılan bu yaklaşımda amaç danışanın içgörü kazanmasıdır. Terapi seansları sık ve oldukça uzun süreli derinlemesine çalışmalardır.

Aile ve Çift Terapisi:

Aile bireylerinin ve çiftlerin birbileriyle etkileşimlerinin anlaşılmasına, bunlarla ilgili sorunların çözümüne ve sağlıklı iletişime geçilmesine odaklanmaktadır.

Oyun Terapisi:

Çocuğun problemlerini anlamak, onun duygularını ve tutumlarını keşfetmek ve çocuğu bunlarla yüzleştirerek çözüm getirmesini sağlamak için geliştirilmiştir. Sıklıkla endişe, korku, takıntı, kendine güven sorunları, çekingenlik, dürtüsellik, saldırganlık, okula uyum sorunu, davranış problemleri, uyku, yemek ve tuvalet sorunlarının çözümünde kullanılmaktadır.

Psikodrama:

Bireylere, dramatik canlandırmalar yoluyla, geçmiş ve güncel sorunlarını ve çatışmalarını ya da geleceğe dair beklenti, kaygı ve güçlüklerini ele alarak hazırlanma, başa çıkma becerilerini görme ve bunları deneme olanağını sağlar.

Psikodrama temel etkinlik olarak insanın katı davranışlarının yumuşak, esnek duruma gelmesine, özgür ve spontan olmasına, empati kurabilmesi ve sorumluluk alabilmesine olanak verir. Genel anlamı ile insanın sosyal beceri kazanmasına yardımcı olur.

Grup olarak uygulanabileceği gibi bireysel uygulamalarda da etkilidir.

Источник: https://madalyonklinik.com/blog/psikoterapi-nedir

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть