Sağlık Muhabirleri Neden Kalecilere Benzer?

Sağlık okuryazarlığındaki yetersizlik, sağlık politikalarının başarısını etkiliyor

Sağlık Muhabirleri Neden Kalecilere Benzer?

Prof. Dr. Seçil Özkan, “Sağlık okuryazarlığı eğer düşükse, karşımıza çıkan sorunlar nedir? Sağlıksız yaşam, sağlık hizmetlerini kullanmama, kronik hastalıkların yönetiminde sıkıntılar, erken ölümler, artan ölümler, acil servislere fazla başvuru ve yatışlardaki fazlalıklar gibi birçok şeyi sayabilirim.

Tedavide sıkıntılar, özellikle antibiyotik kullanımında ve ilaç kullanımında sorunlar karşımıza çıkıyor. Bu süreçte sağlık okuryazarlığının geliştirilmesinde sağlık iletişimi, sağlıkla ilgili konulardaki her türlü iletişim, kitlesel iletişim araçları ile sağlık personeli ve toplum arasındaki iletişim etkili.

Bir diğer etkili faktörler; kişilerin özellikleri ve sağlık sistemimiz” diye konuştu.

Türkiye, sağlık okuryazarlığında Avrupa’nın gerisinde

Sağlık okuryazarlığının “sınırlı ve yetersiz olduğu kişiler” oranının ABD’de yüzde 50 seviyesinde olduğunu, Avrupa’da ise yüzde 47 seviyelerinin görüldüğünü belirten Prof. Dr.

Özkan, kendisinin de dahil olduğu bir çalışmaya göre yüzde 73,5 oranında insanların sınırlı ve yetersiz bilgi seviyesinde olduğunu ölçtüklerini kaydetti. Türkiye için 2014’te yapılan bir başka çalışmada yüzde 64 seviyesinin bulunduğunu hatırlatan Prof. Dr.

Özkan, yine de sınırlı ya da yetersiz bilgi seviyesi oranının çok yüksek olduğunu anlattı.

Sağlık okur-yazarlığını, “Bireylerin sağlıkla ilgili okuduğu haberleri algılayabilmesi, sağlık personelinin ona ne söylediğini, verdiği tedaviyi anlayabilmesi ve tedavi sürecinde uygun ve doğru uygulamaları yapabilmesi, kendi sağlığı ile ilgili kararlara katılabilmesi, sağlıkla ilgili sorunlarını bilip, bunların çözümlerine katkıda bulunabilmesi” olarak tanımlayan Prof. Dr. Seçil Özkan, “Türkiye’nin sağlık okuryazarlığında biraz daha yol alması gerekiyor. Yüzde 73.5 yetersiz ve sorunlu sağlık okuryazarlığı düzeyine sahibiz. Yani sizler basında verdiğiniz bilgiler ya da toplumun bir yerden okuduğu sağlık bilgilerini anlamasında, kavramasında sorun var” diye konuştu.

Sağlık okur-yazarlığının oluşturulması sürecinde, sağlık personeli, kamu kurumları, bilim insanları ve medyanın kilit roller üstlendiğini belirten Prof. Dr. Seçil Özkan, “Burada medya ve toplum kuruluşları ve diğer paydaşlarla beraber çelişkili mesajlar verilmemesinin, toplumda sağlık seviyesini yükseltmede ve sağlık okuryazarlığını artırmada önemli olduğunu ifade etmek istiyorum” dedi.

Prof. Dr. Murat Tuzcu: Kalp hastalıklarının %90’ı kader değil ve korunmak mümkün

Sağlık okuryazarlığının yükseltilmesi neden önemli?

Sağlık okuryazarlığının düşük olmasının yarattığı sıkıntılara karşılık, okuryazarlık seviyesinin yüksek olmasının toplum sağlığı ve sağlık politikalarının başarısına ilave olarak, sağlık personelinin motivasyonuna katkı vereceğini de belirten Özkan, bu yönde çalışmalar yapılması gerektiğini anlattı.

“Halkın kafasını karıştıran çelişkili bilgilerin verilmemesi önemli”

Türkiye’de sağlık okuryazarlığının seviyesinin artırılması için bütün paydaşlara görev düştüğünü belirten Prof. Dr. Seçil Özkan, “Sağlık hizmeti alanlar, sağlık personeli, sağlık hizmet sunucuları, gıda, ilaç, tıbbi cihaz, sağlıkla ilgili şirketler, tıp öğrencileri ve medyaya görev düşüyor” dedi.

Medya kavramının geniş anlamda, sosyal medya ve internet medyasını da kapsayacak şekilde ele alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Özkan, medyada içerik üreten kişilerin önemine değindi. Prof. Dr. Özkan, “Uzman sağlık habercisine düşen sorumluluk çok daha fazla artmıştır.

Haber dilinin doğru seçilmesi, kurgunun hasta hekim ilişkisini olumsuz etkilemeyecek şekilde dizayn edilmesi ve ilacın doğru kullanılması, obezite, tuz kontrolü, fiziksel aktivite gibi konularda basında halkın kafasını karıştıran çelişkili bilgilerin verilmemesi gerçekten önemli” diye konuştu.

Medya, toplumun sağlık okuryazarlığını geliştirmesinde çok etkili 

Yapılan bilimsel çalışmalarda, toplumun sağlık haberlerine güvendiğini, sağlık çalışanlarının ise güvenmediğinin gözlendiğini belirten Prof. Dr. Seçil Özkan, bunun medyanın önemini artırdığını anlattı. Medyada en fazla yer alan sağlık haberlerinin, bitkisel tedaviler, kanser ve obezite olduğunu vurgulayan Prof. Dr.

Özkan, “Toplum, bu konuları okumayı ve görmeyi seviyor. Toplumun sağlık okuryazarlığı düzeyini bilerek haber yazmak gerekiyor. Yani yaklaşık yüzde 75, tam olarak ifade edileni algılamada ve karar verme süreçlerinde sıkıntı var.

Dolayısıyla gazetede ya da basında gördüğü bir haberle beraber arkasından ilaç kullanımına geçebilir.

Nörolojik hastalıkların farkındalığı düşük ve tanıda gecikme yaşanıyor

Toplumun esas sorunlarını da bilmek lazım. Toplumda en çok görülen hastalıklar nelerdir ve ona özel sağlık haberleri ile yola çıkmak toplumun sağlığına katkıda bulunacaktır. Medya, toplumun sağlık okuryazarlığını geliştirmesinde kesinlikle etkili ve etkin.

O yüzden toplumun sağlık okuryazarlığını bilerek, toplumun esas sağlık sorunlarını bilerek, toplumdaki sağlık sistemini destekleyecek ve güçlendirecek haberler yazmamız gerekiyor.

Burada da hemen birinci basamak sağlık hizmetlerinin sağlık sisteminde en önemli hizmetler olduğu ve mümkün olduğunca onun ön plana çıkarılması gerektiğini vurgulayarak söylemek istiyorum. Böylece sağlıkta iyi bir yerlere gelebiliriz” dedi.

Sağlık gazeteciliğinde etiğin öneminin hassas bir konu olduğunu belirten Bilkent Üniversitesi İletişim ve Tasarım Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr.

Bülent Çaplı, şu saptamalarda bulundu: “2014 yılında İngiltere’de, Sağlık Gazetecileri Uluslararası Konferansı düzenlendi ve sağlık gazeteciliğinin özellikle etik sorunları ile ilgili olarak da birtakım sunuşlar yapıldı.

Bu sunuşlardan en çok dikkat çeken de Reuters’ın eski sağlık editörü Ivan Oransky’nin yaptığı bir sunuştu.

Oransky, sunuşunda özellikle ABD’deki sağlık gazeteciliğinin durumuna dikkat çekmişti.

Oransky’nin dikkati çektiği noktalardan birisi şuydu: En tecrübeli sağlık muhabiri bile önüne gelen basın açıklamaları ile yetinmek durumunda kalıyor. Bunu detaylandırmak için ne zamanı ne de niyeti var.

Bu nedenle basın açıklamalarında verilen bilgiler çoğu kez o sağlık konusunu açıklayabilecek derinlikte olmuyor.”

Sağlık editörleri sağlık muhabirleri kadar uzmanlaşmış olmalı

Sağlık editörlerinin sağlık muhabirleri kadar uzmanlaşmış olmamasının da sorun olarak ortaya konulduğunu belirten Bülent Çaplı, sağlık muhabirleri ne kadar haber yaparsa yapsınlar, sağlık editörleri bu konuda yeterli bilgiye sahip olmadıkları takdirde haberleri değiştirebiliyorlar görüşünün ileri sürüldüğünü vurguladı. Bülent Çaplı, yine ABD’de bağımsız kişilerden görüş almanın zorlaştığı vurgusunun yapıldığını da aktararak, özellikle ABD’de üniversitelerin dahi kendi çıkar çevreleri olmasının ciddi bir sıkıntı unsuru olduğuna işaret etti.

Prof. Dr. Bülent Çaplı, şunları kaydetti: “O nedenle kendi gerekçeleri ya da kendi çıkarları olduğu takdirde bağımsız, bilimsel görüş alabilme konusunda sınırlılıklar söz konusu. Çoğu kez de uzmanların böyle bir niyeti olmuyor.

Benim size anlatmak istediğim çok özet.

Sağlık muhabirleri olarak Oransky’nin kendi ülkesine dair saptamalarına ne kadar katılırsınız, bu ülkede sağlık gazeteciliği yapmanın koşulları ne kadar Oransky’nin altını çizmeye çalıştığı kadar vahim onu size bırakıyorum.”

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/saglik-okuryazarligindaki-yetersizlik-saglik-politikalarinin-basarisini-etkiliyor/

Muhabir nedir?

Sağlık Muhabirleri Neden Kalecilere Benzer?

Bu sayfada Muhabir nedir Muhabir ne demek Muhabir ile ilgili sözler resimler Muhabir hakkında bilgiler cümleler bulmaca kısaca Muhabir anlamı tanımı açılımı Muhabir resimleri ile ilgili sözler görseller, türkçe ingilizce almanca sözlük anlamı ile ilgili bilgiler ve diğer kelime anlamlarını bulabilirsiniz.

Muhabir; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

  • Basın ve yayın organlarına haber toplayan, bildiren veya yazan kimse.
  • Herhangi bir kuruluşun çalışmasıyla ilgili olarak merkezle başka bir ülke arasında bağlantıyı sağlayan görevli

“Muhabir” ile ilgili cümleler

  • Ben de Tanin muhabiri olarak aynı trenle gidecektim.” – F. R. Atay
  • Banka muhabir üyesi.

Muhabir hakkında bilgiler

Medyada haberci (reporter) denilen muhabir, klasik olarak haber muhabiri ve foto muhabiri olarak ikiye ayrılır. Sadece röportaj ve görüşme yapan röportaj muhabiri (correspondent), popüler kişilerle görüşür, haftada bir yayınlar. Bu tip muhabirlerin yazıları pazar, pazartesi günleri tam sayfa halinde yayımlanır.

Her habere giden genel muhabir dışında muhabirler alanlarına göre ayrılmaya başlamıştır: Polis muhabiri, parlamento muhabiri, magazin muhabiri, eğitim muhabiri, savaş muhabiri, ekonomi muhabiri, sanat muhabiri, spor muhabiri. Televizyon muhabirliği gazete muhabirliğinden sonra gelişmiş, foto muhabiri ve kameraman bu meslekte muhabirle birlikte çalışan temel elemanlar olmuştur.

Muhabirlerin klasik çalışma yöntemi 5N1K ilkesine göredir. Ne, nerede, ne zaman, nasıl, neden ve kim şeklindeki bu temel ilkeler habercilikte esastır. Objektiflik ve tarafsızlık, doğruluk, temiz dil muhabirin ana ilkeleridir. Yalan haber yazan, masabaşında haber uyduranlar meslekten ihraç edilir. Muhabirler kendi alanlarında dernek ve cemiyet şeklinde örgütlenmişlerdir.

Muhabir ile ilgili Cümleler

  • Muhabir Moskova'dan bir rapor gönderdi.
  • Muhabir: Ona bir kedi yavrusu aldınız mı?
  • Muhabirler Mustafa mahkeme salonunu terk eder etmez sorular sormaya başladı.
  • Muhabir: Bana bir örnek verebilir misin?
  • Muhabirler, belediye başkanının neden onlarla konuşmak istemediğini bilmek istediler.
  • Sence şu adam bir foto muhabiri miydi?
  • Muhabir kaynaklarının adını vermeyi reddetti.
  • Sen bir muhabir misin?
  • Adamın bir foto muhabiri olduğunu düşünüyor musun?
  • O iyi bir muhabir.
  • Bir muhabir Tom'a adliyeden ayrılırken bazı sorular sordu.
  • Başkan, muhabire demeç verdi.
  • Muhabir olmak zor iş.
  • Ben kötü bir muhabirim.

Muhabir tanımı, anlamı:

Yayın : Radyo ve televizyon aracılığıyla halka sunulan, duyurulan, iletilen eser, program, neşriyat. Basılıp satışa çıkarılan kitap, gazete vb., neşriyat.

Haber : Bir olay, bir olgu üzerine edinilen bilgi, salık. İletişim veya yayın organlarıyla verilen bilgi. Bilgi. Yüklem.

Çalışma : Bir yapı elemanının yük altında biçim değiştirmesi, az veya çok zorlanması. Bünyesindeki suyun azalması veya çoğalması sonucu ağacın biçim ve boyutlarının değişmesi. Bilimsel ve sanatsal amaçlı ürün. Çalışmak işi, emek, say.

Radyo muhabiri : Radyo haberlerini ve röportajlarını hazırlayan gazeteci.

Muhabirlik : Muhabirin görevi. Muhabir olma durumu.

Basın : Bu tür iş yerlerinde görevli kimselerin tümü. Gazete, dergi gibi belirli zamanlarda çıkan yazılı yayınların bütünü, matbuat.

Organ : Bir görevi, bir işi yerine getirmekle yükümlü kuruluş. Vücudun, belirli bir görev yapan ve sınırları kesin olarak belirlenmiş bölümü, uzuv.

Topla : Üç parmaklı dirgen.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Kuruluş : Kurulma işi. Bir sefer kuvvetini oluşturan birliklerin yapısı. Yapı, yapılış, bünye. Kasılma. Topluma hizmet, üretim, tüketim vb. amaç ve görevlerle kurulan her şey, tesis.

Merkez : Bir işin öğretildiği yer. Bir bölgenin veya kuruluşun yönetim yeri. Belirli bir yerin ortası. Bir dairenin veya bir küre yüzeyinin her noktasından aynı uzaklıkta bulunan iç nokta, özek. Biçim, tarz. Polis karakolu. Bir işin yoğun olarak yapıldığı yer. Bir kapalı eğrinin veya bazı çokgenlerde köşegenlerin kesişme noktası.

Ülke : Bir devletin egemenliği altında bulunan toprakların tümü, diyar, memleket. Devlet. Bir özelliği ön plana çıkarılarak düşünülen bölge.

Medya : İletişim ortamı. İletişim araçları.

Diğer dillerde Muhabir anlamı nedir?

İngilizce'de Muhabir ne demek? : n. correspondent, intelligencer, reporter, legman

Fransızca'da Muhabir : correspondant/e [le][la]

Almanca'da Muhabir : n. Berichterstatter, Korrespondent

Rusça'da Muhabir : n. корреспондент (M), репортер (M)

Источник: https://nedir.ileilgili.org/muhabir

TTB SAVAŞ, GÖÇ, SAĞLIK RAPORU: Mülteciler Sağlık Açısından Savunmasız

Sağlık Muhabirleri Neden Kalecilere Benzer?

Türk Tabibler Birliği (TTB), 2013’de yayımladığı “Suriye İç Savaşı ve Hatay Raporu”ndan sonra, “Savaş, Göç, Sağlık” başlıklı(**) raporu da yayımladı.

2010 yılı itibarıyla savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin göç sürecinde maruz kaldığı her tür kötü muamele ile asgari yaşam standartlarının ortadan kalktığı bir ortamda ’sağlıksızlık’ ne yazık ki rutin.

Ancak bu insani kriz, Türkiye’nin birinci basamak sağlık kuruluşlarında toplum yönelimli yaklaşımı terk edip piyasacı bir sağlık sistemini tercihi ettiği döneme denk geldi.

“Mültecilerin sorunlarına çözüm üretme konusundaki çabalara katkı sağlaması” umuduyla yapılan çalışmanın sonuçları, bilinmedik değil ancak alt alta sıralanıp da incelenince çok çarpıcı.

Işıl Ergin’in editörlüğünü yaptığı, çoğunluğu hekim 25 yazarın emek verdiği rapor, dört başlıktan oluşuyor: “Mültecilere İlişkin Genel Durum”, “Mültecilerde Sağlığın Belirleyicileri”, “Mültecilerin Sağlık Sorunları” ve “Mültecilere Sunulan Sağlık Hizmetleri ve Yaşanan Sorunlar”.

Dedeoğlu’nun önsözü

“Suriye savaşı ve sonrasında yaşananlar insanlık suçudur, insan hakları ihlalleridir” diyen Necati Dedeoğlu raporun “önsöz”ünde özetle, Suriyeli mültecilerin dil bilmezlik, sahip oldukları haklar ile resmi prosedürlerden habersiz olmaları, maruz kaldıkları ayrımcılık, örgütsüz olmaları, kültür farkı, anne-çocuk sağlığı gibi koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanamamaları, kadınlara yönelik cinsel şiddet, erken evliliğe zorlanmaları, yaşanmış/yaşanmakta olan travmalar, gelecek kaygısı, geri gönderilme korkusu, yoksunluklar, sağlık kuruluşlarına/hekime/ilaca erişememe vb. gibi sorunlar yaşandığını vurguluyor.

Sağlıkhizmetleri nerede verilmeli?

Hür Hassoy, Türkiye’deki Suriyeli göçmenlerin temel ihtiyaçlarının diğer göçmenlerinkine benzer olduğunu belirtip sıralıyor: Sosyal adaletsizlik, yoksulluk, kötü yaşam-çalışma koşulları, savaş, bireysel/kurumsal şiddet, istismar, sağlık hizmetlerine erişememe, mevcut hastalıklar, kaçak olma, dışlanma, karın tokluğuna çalışma, fiziksel sömürü, coğrafi sınırlama,  geçici koruma rejimi ile koruma-yardım sağlanması, kamp dışındakilerin barınma-gıda-eğitim-sağlık- suya erişim vb. imkânı olmaması, can güvenliği, beslenme, çocukların eğitimi, çalışılacak iş gibi… Hassoy ayrıca sağlık hizmetlerinin göçmenlerin yoğun yaşadığı yerlerde sunulması, tüm özel yapılanmaların yatay örgütlenmesi durumunda hizmete erişilebilirliğin artacağını da vurguluyor.

Mülteciler dört gruba ayrılıyor

Kevser Vatansever, Türkiye’deki Suriyeli Mülteci ve mültecilerin dört gruba ayrıldığını belirtiyor.

Birinci grup kamp dışında yüksek standartlarda yaşıyor. İkinci grup mevsimlik tarım işçiliği, kayıtsız işlerde işçilik gibi geçici ve düşük ücretli işlerle Türkiye’de bir hayat kurma ya da Avrupa’ya geçebilmek için birikim yapıyor.

Üçüncü grup kamp/evlerden ayrılıp sokakta yaşama pahasına Ege Denizi’ne kıyısı olan kent merkezlerinden kaçak yollarla Avrupa ülkelerine geçebilmek için bekliyor.

Dördüncü grup ise kamp dışındakilere ve sınırdan pasaportsuz geçenlere görece daha düşük gelirli.

Kamplarda sağlık sorunları şöyle sıralanıyor:

* Vitamin yetersizliği, anemi, istenmeyen/riskli gebelik, düşükler, doğum komplikasyonları, çocuklarda gelişme geriliği, kronik hastalıklar ve komplikasyonları, ishal, sıtma, menenjit, tifo vb. bulaşıcı hastalıklar;

* Aşı ile önlenebilecek kızamık, tüberküloz, hepatit benzeri hastalıklar;

* HIV/AIDS dâhil cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar;

* Fiziksel şiddet yaralanmaları, cinsel istismar;

* Depresyon, kaygı bozuklukları, tükenmişlik, uyku bozuklukları, uzamış yas, travma sonrası stres bozukluğu gibi ruhsal sorunlar;

* Diş sağlığı sorunları.

Raporda bu sağlık sorunlarının seyrini ve çözümünü artıran dil ve inanç kaynaklı sorunların da altı çiziliyor

İnsanca yaşam için sürdürülebilir üretkenlik

Raporda kamplardaki mültecilerin sağlık hizmetleri dışında yaşam alanları ve hizmet olanaklarının sınırlılığı, kamptan yerleşik düzene geçiş konusunda devlet/ uluslararası kuruluşlardan destek alamama, kamp dışı hayata geçenlerin insanca yaşam sürdürebilecek üretkenliğe kavuşma gibi sorunlarının olduğu vurgulanmış

Kamp dışında yaşayan mültecilerin çalışma, gelir, eğitim, barınma, su, banyo ve beslenme koşullarına ilişkin olarak Hande Bahadır ve arkadaşlarınca şu öneriler getiriliyor:

* Suriyelilerin istihdam olanakları/ev içi emeklerini değerlendirilebileceği alanların çeşitlendirilmesi

* Kentlerde kira artışlarının denetlenmesi, sağlıksız koşullardaki konutların yerel yetkililerce belirlenmesi ve mümkünse koşullarının düzeltilmesi değilse bireylere yeni barınma alanları gösterilmesi,

* Çocukların eğitim hakkının sağlanması.

İzmir için öneriler

Zeynep S.

Varol ve arkadaşlarının yaptığı “İzmir’de Sokakta Yaşayan Suriyelilerin Sağlık Durumu” değerlendirmesinde; “sağlık hizmetlerine erişimi engelleyen güvenlik ve kayıt sorununu aşmak için mobil saha sağlık hizmetinin kimlik şartı aranmaksızın verilmesi” ile “barınma, beslenme ve içme suyu sorunlarını çözmek üzere belediye ve valilik gibi mekanizmaların organize edip denetlediği sağlıklı beslenme-barınma koşullarını sağlamaya yönelik adımlar atılması” öneriliyor.

Türkiye’deki Suriyeli göçmenlerin büyük oranda kayıtsız ve düşük ücretli işlerde ve tarım, inşaat, hizmet sektöründe yoğunlaştığını belirten Kuvvet Lordoğlu;  çoğunluğu kadın-çocuk olan bu grubun yerli işçiler açısından ciddi tehdit olduğunu belirtiyor.

Kadınların sorunları

Raporun Nuray Özgülnar’ın yazdığı “Kadınların Sorunları” başlıklı bölümünde özetle;  işkence, tecavüz veya fiziksel/ cinsel istismara maruz kalmış kadınlara danışmanlık hizmetleri verilirken kadınların güvenlik ve mahremiyetinin korunması ile mülteci kadınların gereksinim duydukları/duyacakları sağlık hizmetlerine tam, eşit ve en yüksek nitelikte erişimlerini sağlanması hususları yer alıyor.

Cinsel şiddet

 “Cinsel Şiddet” bölümünde Şeat B. Özvarış; kadınların birden çok şiddet türüne maruz kaldığını belirtiyor. Şiddet gören kadınlar savaş dışı rollerde askeri güçlerin içinde de görev alıyor.

“Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar Sorunu” bölümünde Emel İrgil, çeviri, resmi kayıt yaptıramama, aile hekimliğinden etkin yararlanamama, ilaç bedellerinin karşılanamaması, yer değiştirmeler ve sosyal destek gibi sorunların çözümlenmesini öneriyor.

Raporun  “İnsani Krizler, Mülteci Sorunu Ve Beslenme Öncelikleri” ve “Yeti Yitimi Kavramı ve Yer Değiştirme” bölümlerinde sorun-öneriler sıralanıyor.

Mehtap Türkay ise “Çocukların Sorunları”na şu çözüm önerilerini sıralıyor:

* Kamp dışındaki çocukların kayıtlarının tutulması, izlemlerinin yapılması ve aşılanması;

* 12 yıllık zorunlu eğitim uygulamasının göçmen çocukları da kapsaması;

* İstihdamdaki çocuk işçiliği ile mücadeleye mülteci çocukların da eklenmesi;

* Özellikle kız çocuklarına yönelik cinsel istismarın önlenmesi;

* Cinsiyete dayalı ayrımcılığın önlemesi, kız çocuklarının meta gibi alınıp satılmasının engellenmesi bulunmaktadır.

Sağlıklı ve daha iyi bir yaşam umudu

Raporun “Sağlık Hakları Alanındaki Hukuki Düzenlemeler” bölümü sonrası “Mültecilerın/Geçici Koruma Altına Alınanların Sağlık Hizmetlerinden Yararlanmasında Mevcut Durum ve Yaşanan Sorunlar, Engeller” bölümünde Ergun Demir ve arkadaşları (özetle) “barınma koşulları, beslenme olanakları, sosyo-ekonomik durum, fiziksel çevre ve çalışma koşulları sağlığın en önemli belirleyicileridir.  Suriyeli Mültecilera uygulanan sistematik emek sömürüsüne, temel hak mahrumiyetlerine, nefret söylemi ve ayrımcılığa karşı çıkmak, onurlu, sağlıklı ve daha iyi bir yaşam umudunu yeşertmenin yanı sıra milliyet-ırk-toplumsal sınıf ayrımı yapmaksızın nitelikli sağlık hizmeti savunucuları ve sunucuları olarak hizmet etmek gerektiğini”  vurgulamıştır.

“Sağlık Hizmeti Veren Sivil Toplum Kuruluşları(STK) ve Mülteciler” bölümünde, STK’lar-kamu arasındaki diyalog kanallarının açık olması;  Arapça, Kürtçe ve Farsça vb.

dillerde tıbbi tercüman yetiştirecek programlar oluşturulması; Mültecilera sunulan sağlık hizmetleri için STK’lar işbirliğiyle farklı dillerde broşür hazırlanması; bazı polikliniklerde Mülteciler için esnek çalışma saatleri uygulanması; kültüre duyarlı sağlık hizmetleri, damgalama ve ayrımcılık gibi konularda STK işbirliğiyle meslek içi eğitimler planlanması önerilmektedir.

Necati Dedeoğlu ile Gamze Varol’un birlikte kaleme aldığı raporun ‘sonsöz’ündeki saptamalara ilişkin çözümlerin yaşama geçmesi dileğiyle!

* Dünya Tabipler Birliği’nce, 26-27 Şubat 2016’da,  İstanbul’da yapılan “Savaş, Göç ve Sağlık Sempozyumunda, TTB Halk Sağlığı Kolunca hazırlanarak sunulan “Savaş, Göç ve Sağlık” raporu (TTB yayınları. 2016, Ankara.  ISBN 978-605-9665-01-8)

Fotoğraf: Özge Elif Kızıl – Urfa/AA

Источник: https://bianet.org/bianet/saglik/172813-multeciler-saglik-acisindan-savunmasiz

Vekaletname için Sağlık Raporu

Sağlık Muhabirleri Neden Kalecilere Benzer?

Üzerinde birçok tartışmanın yapıldığı vekaletname için sağlık raporu istenmesi hususunda kafa karışıklığını yazının devamını okuyarak giderebilirsiniz.

Genel algı 65 yaş ve üzeri kişilerin noterde ve tapu sicil dairelerinde yapacakları her işlemde sağlık raporu almaları gerektiği doğrultusundadır.

Ancak bu konuda yapılan düzenlemeler neticesinde her işlemde sağlık raporu gerektirmiyor.

Vekalet vermek için gerekli sağlık raporu ile ilişkili görsel.

Nitekim her 65 yaşına gelen kişinin akli dengesinin bozulacağı gibi bir durum kesinlikle söz konusu değildir.

Günümüzde ortalama yaşama süresi git gide artmakta ve bireyler daha sağlıklı bir yapıya sahip olmaktadır. Kanunlarda sağlık raporunun istenebilmesi konusunda herhangi bir yaş sınırı yoktur.

Burada kanun belirli ölçüleri dikkate alınmasını ve gerektiği durumlarda sağlık raporunun istenmesini belirtmektedir.

Hangi Durumlarda Vekaletname Sağlık Raporu İsteniyor?

Bir iş için başka birine vekalet verilmek istendiğinde, sahip olduğu bir taşınmazı bir başkasına bağışladığında veya değerinden daha düşük ücrete sattığında, yaşça aralarında büyük farkın bulunması halinde evlenmek istendiğinde ve diğer tasarruf gerektiren işlerinde yaşça büyük olan kişilerden ifadeleri, hal ve tavırları göz önünde bulundurularak sağlık raporu istenebilmektedir.

Eğer kişi yaşlı olduğu halde kendinden emin ise ve yaptığı işlemlerde herhangi bir gayrimeşru hal yoksa herhangi bir sağlık raporu istenmeden işlemler yürütülebilmektedir. Ancak noter veya tapu memurunun inisiyatifi sonucunda kişinin yaptığı işlemin ehemmiyetini bilmeyişi gibi bir durum söz konusu olduğunda sağlık raporu istenebilmektedir.

Yaşça büyük olan kişinin gerçekleştirmek istediği vekaletname, tapu işleri veya evlilik gibi durumlarda eğer şikayet olursa bu durumda da sağlık raporu istenebilmektedir. Kişinin yakınlarından herhangi birinin yapılan işlemin akli melekelerinin yerinde olmadığı için istismara uğradığı konusunda iddia öne sürerse müdürlükler sağlık raporu isteyebilmektedir.

Burada önemli olan kişinin sağlık durumudur. Sağlık raporu 65 yaşından büyük kişilerden istenebileceği gibi bu yaşın altında bulunan kişilerden de gerektiği durumlarda talep edilebilmektedir.

Hangi İşlemler için Sağlık Raporu İstenir?

Vekaletname, nikah işlemleri, tapu işlemleri ve kendi tasarrufunun gerektiği işlemlerde kişinin dış görünüşü, yaşı, hastalığı göz önünde bulundurularak bu işlemlerin sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmesi için sağlık raporu istenebilmektedir.

Hangi Kurumlar Sağlık Raporu İster?

Kişilerin vekalet, araç satışı ve diğer çeşitli işlerini yürüttüğü noterler kişinin sağlık durumunu göz önünde bulundurarak sağlık raporu isteyebilmektedir.

Bir diğer yandan arsa veya ev tapusu devirlerinde ise tapu sicil müdürlüklerinde işlemler yapılmaktadır. Bu dairlerde görevli olan memurlar kişinin durumuna göre işlemlerin yürütülmesi için sağlık raporu talebinde bulunabilmektedir.

Ayrıca evlilik gibi durumlarda da yetkili memurlar kişinin karar verme gücünün tespiti için sağlık raporu isteyebilmektedir.

Sağlık Raporu Neden İstenir?

Taktir edilir ki yaşça büyük olmak ve  hastalık gibi nedenlerden dolayı güçsüz düşen kişilerden çıkar sağlamak isteyen kötü niyetli kişiler büyük zararlara uğratabilmektedir.

Hukuk sistemi bu konuda hem yaşlı olan kişinin haklarını savunmak hem de aile fertlerinin zarar görmemesi için akli meleke raporunun böyle durumlarda istenmesini sağlamaktadır.

İstenilen bu rapor sayesinde kişinin güçsüz durumundan yararlanılarak çeşitli işlemlerin yapılmasının önüne geçilmeye çalışılmaktadır.

Akli Meleke Raporu Nasıl Verilir?

Vekaletname için sağlık raporu istendiğinde akli meleke raporu verilmektedir. Burada amaç kişinin ayırt etme gücüne sahip olup olmadığını tespit etmektir. Kişi eğer ne yaptığını biliyor ve vekalet verdiği konulardaki ehemmiyeti biliyorsa olumlu rapor verilir.

Hastanelerden alınan akli meleke raporu, hastanelerin psikiyatri bölümlerinden alınmaktadır. Psikiyatri uzamanı kişiye soracağı çeşitli sorular ile kişinin akli dengesi hususunda bir karara varmaktadır.

Psikiyatri uzamanı eğer gerek görürse nöroloji veya farklı bölümlere hastayı se ederek gerekli testlerin yapılmasını da isteyebilmektedir.

Yapılan tetkikler sonucunda doktor sağlık raporunu yazarak onaylamaktadır.

Sağlık Raporu Almak için Neler Gereklidir?

Hastanelerden akli meleke raporu almak içinse noterden alınan yazı gereklidir. Noter veya tapudan alınan üst yazının yanı sıra nüfus cüzdanının aslı, fotokopisi ve iki adet fotoğraf ile başvuruda bulunmak mümkün.

Vekaletname için Sağlık Raporu Kaç Gün Geçerlidir?

Vekaletname ve diğer tasarruf gerektiren işlemler için alınacak olan sağlık raporunda en çok merak edilen konulardan biride sağlık raporunun kaç gün geçerli olduğudur.

Bu konuda yine söz konusu olan kişinin istismara uğramaması için alınan sağlık raporu alındığı gün geçerli olmaktadır.

Yani raporu aldığınız gün noter veya tapu işlemleri yapılamazsa bir sonraki gün yeni bir raporun alınması gerekmektedir.

Bu nedenle sağlık raporu işlemlerinizi yaparken noter veya tapu işlemlerinizi de aynı gün gerçekleştirilecek şekilde ayarlamanız büyük önem taşımaktadır. Aksi takdirde rapor bir günlük olduğu için bir sonraki gün yeni bir rapor almanız gerekecektir.

Bu konu hakkında merak ettiklerinizi ve eklemek istediklerinizi konu altındaki yorum bölümüne yazabilirsiniz. Cevap vermekten mutluluk duyacağım.

Источник: https://doktordanhaberler.com/vekaletname-icin-saglik-raporu/

Başarılı Kalecilerin Beyinlerinde Neler Oluyor? – [n]Beyin

Sağlık Muhabirleri Neden Kalecilere Benzer?

“Gençlerbirliği’nin kalesini koruyordum ve ilk defa Galatasaray’a karşı oynayacaktım. Maç akşamı yerimde duramıyor odamda geziniyordum. Sürekli maçtaki olası pozisyonlar zihnimde canlanıyordu.

Ertesi gün ısınmak için sahaya çıktığımda, atmosferi müthiş bir tribünle karşılaştım.

Bu manzara, bana stres yaşatmak ve heyecanlandırmak şöyle dursun, ısınma hareketlerime ve topa odaklanmamı daha da artırmıştı.

Hakemin başlama düdüğüyle birlikte sanki başka bir boyuta geçmiştim. Ne heyecan ne gerginlik ne de hata yapma korkusu söz konusuydu. Sadece oynanan maç ve ben vardım. Galatasaray’ın ilk tehli atağında gole izin vermemiş, önemli bir kurtarış yapmıştım.

O andan itibaren kendime olan güvenim daha da artmıştı ve birçok pozisyonda yine gole izin vermedim. Maç boyunca zihnim en doğru kararları veriyor, hep olması gereken pozisyonda oluyordum. Ellerim, ayaklarım, tüm vücudum, yapılması gereken en doğruyu adeta kendiliğinden yapıyordu.

Bir kaleci olarak kendi kendime ‘Evet bu akşam her şeyi mükemmel yapabilirim’ diyordum. Çünkü motivasyon ve özgüven anlamında bambaşka bir moda girmiştim. Kendimi, bildiğim potansiyelimden bir adım daha ileriye gitmiş hissediyordum. Sonuçta o maçı kaybettik ama ben kariyerimin en yüksek performansına erişmiştim.

Maç bittiğinde tek isteğim vardı, o da aynı özgüven ve motivasyonu bir sonraki maçta da yakalamaktı.”

kaynak: kocaeligazetesi.com.tr

Bir dönem Gençlerbirliği kalesini koruyan Kubilay Aydın maç anında beyninde yaşadığı “akış” deneyimini hissettiği duygularıyla böyle aktarıyor.

Hemen herkesin deneyimleyebildiği akış halini daha belirgin ve sıklıkla yüksek performans gerektiren sporcularda da görebiliyoruz. Futbol oyununun kilit sporcuları olan kaleciler de akış deneyimini yaşadıklarında en yüksek performanslarına erişebiliyorlar. Zira genel olarak onlardan sıklıkla yüksek performans sergilemeleri bekleniyor.

Akış halindeki kaleci beyni

Kaleciler üzerinden ifade edecek olursak akış hali, kalecinin oynadığı maçla bütünleşmesi halidir diyebiliriz. Bu özel zihinsel durumda ilginç bazı algı ve davranış değişiklikleri de yaşanır. Bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz:

Gerçeklere odaklanma: Bu durumda kaleci, kendini ve rakibini ne çok zayıf ne de çok güçlü görür. Bunun temel nedeni, sinirbilim araştırmalarında da gösterildiği gibi, beyindeki bazı akış deneyimine özel kimyasal değişiklikler sayesinde egoyu ilgilendiren duyguların ortadan kalkmasıdır.

Zaman algısının çarpılması: Akış deneyimi söz konusu olduğunda sanki oyun normalden daha ağır oynanıyor, top daha yavaş hareket ediyor gibidir.

Böyle bir yüksek algı durumunda sporcu her hareketi, her hamleyi yapabilecek yeterli zamanı varmış izlenimi içinde müsabakaya devam eder.

Konuyla ilgili çalışmalar yapan bilim insanları, bu zaman algısı değişikliğinin, aşırı yoğunlaşma ve dikkat nedeniyle beynin kayıt çözünürlüğünün artmasına bağlı olduğunu düşünüyorlar.

Ön beynin susturulması: Bilimsel çalışmaların gösterdiğine göre, akış durumunda normal günlük yaşantımızda frontal korteksin (ön beynin) ürettiği güvensizlik, heyecan, kaybetme, tereddüt ve hata yapma korkusu gibi olumsuz duyguların büyük oranda ortadan kalktığı bir durum meydana gelir. Araştırmalar bir sporcunun akış durumuna geçtiğinde frontal korteksin faaliyetinde belirin bir azalma olduğunu gösterdiğinden bu faaliyet azalması (hipofrontalite), akış deneyiminin beyin işlevlerindeki en belirgin bulgularından birisi olarak kabul edilir.

Süreçle bütünleşme: Akış deneyimi sırasında kalecinin oyunun bütününü ve topu takip etme durumu, hareket ve hamlelerin seçimi ve de zamanlaması ayrılmaz bir bütün haline gelir.

Maçta pozisyonların gerektirdiği hamleleri yaparken sanki her şey kendiliğinden en mükemmel şekilde oluyor gibidir.

Bu duygu durumu, olağanüstü başarılı bir kurtarış, topu en etkin şekilde oyuna sokma gibi olumlu sonuçlar olarak kaleciye döner.

Her hamle yeni bir ödül: Karşılaşma sırasında büyük olsun küçük olsun her başarılı eylem, beyindeki ödül merkezlerini tetikler ve böylece kalecide bir sonraki eylemi gerçekleştirmek için en üst düzeyde, sürekli bir motivasyon sağlanmış olur. Bütün bu yaşananlar ise kalecinin maç boyunca enerji dolu, rahat, huzurlu, coşkulu ve doyumsuz bir keyif içinde olmasını sağlar.

Bunlara ve daha fazlasına genel olarak baktığımızda, akış deneyiminin genel bir sonucu olarak beklentilere en yüksek seviyede karşılık veren bir kaleci performansının ortaya çıkması pek de şaşırtıcı değildir aslında.

Dopamin salgılanmasıyla ödül hissi

Psikolog Mihaly Csikszentmihalyi’nin isimlendirip tanımladığı ve Kaleci Kubilay’ın da farkında olmadan Galatasaray maçında yaşadığı bu akış deneyimi, elbette sadece zorlu rakipler karşısında ortaya çıkan bir durum değildir.

Yine kaleci Kubilay, farklı bir sezonda şampiyonluğa oynayan denk iki takımdan Kartalspor’un kalesindeyken, Adana Demirspor’a karşı maçın kazanılmasında yüksek performansıyla başrol oynarken de aynı duygu durumunu deneyimlediğini anlatıyor.

Üstelik sakatlıktan yeni çıkmış ve uzun zamandır maç oynamıyor olmasına rağmen…

Kaleciler çoğunlukla maçın ilk pozisyonunda iyi bir kurtarış yapmanın yüksek performans için önemine çok inanırlar. Başarılı bir hamle, örneğin mutlak bir golü kurtarmak, beyinde dopamin salgılanmasına neden olarak ödül hissi oluşturduğundan dikkat ve odaklanmaya olumlu katkı sağlayan bir vesiledir ve akış durumuna geçmede kolaylık sağladığı için bu değerlendirmenin de doğruluk payı vardır.

Kaleci Kubilay, Sarıyer kalesinde Kasımpaşa’ya karşı oynarken önde götürdükleri maçta yüksekten gelen bir topu tutmak isterken elinden düşürür ve gol olunca rakip takım beraberliği yakalar. Fakat Kubilay, hatadan hiç etkilenmediğini, hiçbir olumsuz duygu yaşamadığını ve maça sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ettiğini anlatıyor.

Sonrasında yaptığı birkaç kritik kurtarış, takım arkadaşlarını da ateşliyor ve o maçı takım olarak galibiyetle tamamlıyorlar. Birçok kalecinin yaşadığı benzer durumlara bir örnek olan Kubilay Aydın, kariyeri boyunca birçok maçında oluşum şartlarının farkında olmadan akış deneyimi yaşayarak birçok başarıya imza atmış görünüyor.

Fakat ne kadar bu deneyimden faydalansa da akış deneyimini yaşadığı anlar aslında oldukça sınırlı sayıda gibi görünüyor.

Spor literatürümüzde “optimal performans duygu durumu” olarak geçen akış deneyiminin oluşum şartlarını bilen eğitmenlerle çalışmış bir Kubilay Aydın, belki de bugün çok daha başka bir kariyerle kaleciliğe nokta koymuş olmanın hazzını doyasıya yaşayacaktı…

*Öne çıkarılmış görsel kaynak: Alex Livesey/Getty Images

İlgili yazı:

Futbolun Kaos Teorisi

Источник: https://nbeyin.com.tr/basarili-kalecilerin-beyinlerinde-neler-oluyor/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.