Sağlık Turizminde Ağız ve Diş Tedavilerinin Yeri Nedir?

içerik

Kanser tedavisinde ağız ve diş sağlığına dikkat

Sağlık Turizminde Ağız ve Diş Tedavilerinin Yeri Nedir?

Genel vücut direncini düşüren radyoterapi ve kemoterapi, ağız ve diş sağlığı üzerinde de ciddi etkilere sahip. Bu tür tedavilerle ağızdaki tükürük bezlerinin salgıları azalırken, ağız mukozası kuruyor ve ağız yaralanmaya daha açık hale geliyor. Diş temizliğinin güçleşmesi ile birlikteuzun vadede diş çürükleri ve diş kaybı oluşur.

İstanbul Aydın Üniversitesi(İAÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Ana Bilim Dalı ÖğretimÜyesi Prof. Dr. Ayşen Nekora Azak, kanser hastalarında hem tedavi öncesinde hemde tedavi sonrasında ağız bakımının üzerinde durulması gereken önemli bir konu olduğunu söylüyor.

Kanser tedavisi henüz planlanma aşamasındayken, tüm diş tedavilerinin planlanması, gerekli diş tedavileri, çekimleri ve dolgularının yapılmasının önemine dikkat çekiyor.

Kanser tedavisi gören hastalarda ağız ve diş bakımı nasıl olmalı?

Prof. Dr.

Azak, ağız bakımının kanser tedavisi öncesi başlamasının kanser tedavisi sırasında ortaya çıkabilecek potansiyel problemleri önceden saptamak, bunlara önlem almak ve hastayı bilinçlendirme kaçısından önem arzettiğini söylüyor: “Kanser tedavileri sırasında da bu bakım mutlaka devam etmelidir. Hastanın buna uyup uymadığı kontrol edilmelidir.Kemoterapi ilaçları ya da radyoterapilere bağlı özellikle ağız mukozasında ciddiyan etkiler olabiliyor. Var olan enfeksiyon kaynakları aktif olabiliyor ya daağızda yeni enfeksiyonlar çıkabiliyor. Bunların saptanması ve bunların ortadan kaldırılması önemlidir. Hastanın beslenme problemleri olabilir. Bu enfeksiyonlar bazen çok ciddi sistemik enfeksiyonlara, ölümcül olabilecek enfeksiyonlara neden olabiliyorlar. Tedavinin devamlılığını sağlamak açısındanda çok önemlidir.”

Kanser tedavisi süresinde genel vücut direncinin düştüğünüve vücudun enfeksiyonlara daha açık bir hale geldiğini belirten Prof. Dr.

Azak,kanser ve kanser tedavilerinin ağız – diş sağlığı üzerinde yan etkileri olduğugibi ağızdaki herhangi bir enfeksiyon durumunda kanser tedavisinin olumsuz geçmesine neden olabileceğine dikkat çekiyor.

Kanser tedavisi öncesi diş hekimleri tarafından detaylı muayene yapılarak ağızda herhangi bir enfeksiyon riski teşkil eden dişler ve diş eti hastalıklarının tedavi edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr.

Azak, “Kanser tedavisi henüz planlanma aşamasındayken, gerekli diş ve diş eti hastalıklarının tedavileri, diş çürükleri, enfekte dişçekimleri, kök uçlarındaki patolojiler, çeneler içinde kalmış kökler, gömükdişler, kistler ve diş eksikliğini giderecek prothetik tedaviler  yapılmalı, protez var ise protezin ağıza uygunluğu kontrol edilmelidir“ diyor.

Tedavi sırasında dental müdahale

Kemoterapi ve radyoterapi süresince  hastalara herhangi bir dental müdahale yapılmasını tercih etmediklerini belirten Prof. Dr. Ayşen Nekora Azak, ancakacil ağız-diş rahatsızlığında hastanın onkoloğu ile yapılacak konsültasyon sonrasında alınan onay ile zorunlu tedavilerin yapılabileceğini söylüyor.

Kemoterapi ilaçları ya da radyoterapiye bağlı olarak ağız mukozasındaki enfeksiyonların aktifleşebileceği ya da ağızda yeni enfeksiyonların meydana gelebileceğini kaydeden Prof. Dr.

Azak, “Kanser tedavisinde  tükürük bezlerinin salgılarının azalması sonucu ağız kuruluğu, ağız yaraları, yutma güçlüğü, ağzı açma ya da çiğneme güçlüğü, tat değişiklikleri, diş çürüğü, diş kayıpları, ağızda veya boğazda yanma hissi şeklinde komplikasyonlar olabilir.

Kemik metastazlarında uygulanan bisfosfonat ilaçlarının kullanımı ve radyoterapi esnasında diş çekimine, ağızda cerrahi tedaviye, enfeksiyona ya da mekanik irritasyona maruz kalan hastalarda osteoradyonekroz gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir” diyor.

Prof. Dr.

Ayşen Nekora Azak, ağız içinde birçokdeğişikliğe neden olan kemoterapi ve radyoterapinin hastaların tedavisırasında hayat kalitelerini düşürdüğüne işaret ediyor ve bu tür hastaların enaz 14 gün önce tüm diş tedavilerini yaptırmış olmalarının öneminin altını çiziyor.

Kanser hastalarının ağız ve diş sağlığı için yapması gerekenler

Kanser tedavisinde ağız içi önlemler

Tedaviden önce ağız ve diş sağlığı iyi olan kişilerde yanetkilerin daha az olduğunu kaydeden Prof. Dr. Azak, şunları söylüyor: “Kansertedavileri sırasında olabilecek yan etkileri en aza indirgemek amacıylahastalara ağız ve diş sağlığı hakkında bilgilendirilerek çok iyi bir ağızhijyeni sağlanması amacıyla motive edilmelidir.

Elektrikli diş fırçaları yerinemanuel yumuşak küçük diş fırçaları ve flourlu diş macunları kullandırılmalı vediş fırçaları sık değiştirilmeli, diş ipi mumlu olmalı, dil üzeri detemizlenmeli, alkolsüz antimikrobiyal ağız solüsyonları veya karbonatlı su ilegargara yapılmalıdır.

Hareketli protezleri ağızda vuruklara neden olmamalıve  protezlerinin temizliğine özengöstermelidir.

Ağız kuruluğu durumunda; sodalı gargaralar, sakız ve buzparçaları ile sıvı içeceklerin sık sık alınması, kolay yutmayı sağlamak içinsulu yiyecekler tercih edilmesi, tahrişe neden olabilecek asitli veya baharatlıgıdalar ile çok sıcak ve çok soğuk yiyecek ve içeceklerin tüketilmemesi, alkolve tütün kullanılması alınacak önlemler arasındadır” diyor.

Diş çürüklerini önlemek amacıyla tedavi sırasında yapaytükürük, flour, diş cilası gibi çürümeyi önleyici önlemler alınabileceğinedikkat çeken Prof. Dr. Azak, baş-boyun bölgesine uygulanan radyoterapide,yaşam boyu süren fluor uygulamasının, mevcut dişlerin muhafaza edilmesi vekemik yıkımının önlenmesi açısından hayati önem taşıdığını söylüyor.

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/kanser-tedavisinde-agiz-ve-dis-sagligina-dikkat/

Diş ve Diş Eti Sağlığını Artırmak İçin Neler Yapabiliriz?

Sağlık Turizminde Ağız ve Diş Tedavilerinin Yeri Nedir?

Ağız hijyeni çok önemlidir. Bunu sağlamaya yönelik yapılabileceklerin en etkili yöntem diş fırçalamadır. Her yemekten sonra diş ve dilinizi fırçalamayı ihmal etmeyin.

Neden diş fırçalama? Ağız içinde diş araları, dilin yüzeyi, eğer varsa ağız içi protez veya tedavi araçları (braket, teller, köprüler) yiyecek artıklarını tutan noktalardır. Bu yiyecek artıkları ağız içi florasında yer alan mikroorganizmalar için iyi bir besi ortamı oluşturur.

Buralarda mikroorganizmaların hızla çoğalması ile ağız florası bozulur. Normalde ağız içi flora birçok bakteri barınır. Bu bakteriler dişlerin yüzeyinde bakteri plağı dediğimiz yapışkan ve renksiz bir tabaka meydana getirirler. Diş plağı içerisinde milyonlarca bakteri bulunur.

Bu bakteriler yukarıda bahsettiğimiz şekilde ağız içinde kalan yiyecek artıkları ile beslenirler ve çoğalmalarını sürdürürler. Bir plağın oluşumu ve barındırdığı bakterilerin asit üretmeye başlaması için 20 dakika yeterli olur. Asit, dişin yapısındaki kalsiyumu eritir.

Bu durum diş minesinin üst kısmının erimesine ve nihayetinde diş çürümelerine yol açar.

Diş çürümesinin şu belirtileri verir: Çürüme sorunu olan dişte diş ani ısı değişimlerine, tatlı besinlere karşı hassastır. Kötü ağız kokusu vardır. Dişlerin değişik yüzeylerinde renk değişimleri (kararma, koyulaşma) oluşmuştur.

Ağız içinde bakteri bulunduğuna ve yemek yemeden duramayacağımıza göre hepimiz diş çürümesi riskiyle yüz yüzeyiz demektir. Bu bakımdan ağız içerisindeki yiyecek kalıntılarının yemek sonrasında vakit kaybetmeden uzaklaştırılması gerekir.

Diş çürüğünde risk grubu: Yukarıda da ifade edildiği gibi hepimiz diş çürümesi riskiyle yüz yüzeyiz demektir.

Ancak, ağız içerisinde çok sayıda dolguları olanlar, ağız kuruluğu sorunu yaşayanlar, yukarıda bahsettiğimiz ağız içi tedavi aparatlarına sahip olanlar yani ortodontik tedavi görenler, şekerli gıdaları çok tüketenler, çocuklar ve yaşlılar daha yüksek risk altındadır.

Yenilen yiyeceklerin içerikleri de çürük riskini artırabilir. Yüksek oranda şeker içeren yiyecekler, kolalı içecekler, nişastalı gıdalar diş çürüğü riskini daha da artırır.

Diş Fırçalama Nasıl Yapılmalı?

Diş fırçalamanın, beklenen faydaların oluşabilmesi için diş hekimlerinin tavsiye ettiği teknikle doğru bir şekilde yapılması önemlidir. Yanlış fırçalanma, diş minesinin aşınmasına ve dişetlerinin zarar görmesine yol açabilir.

Diş fırçalama dişetinden başlayarak yavaş hareketlerle yapılmalı. Fırçalama işleminde öncelik sırası üst dişlerin dış yüzleri, alt dişlerin dış yüzleri, üst dişlerin iç yüzleri, alt dişlerin iç yüzleri ve en sonunda üst ve alt dişlerin çiğneyici yüzleri şeklinde olmalıdır.

Dişler fırçalandıktan sonra dil de fırçalanmalıdır. Özellikle en arka dişlerin temizliğine, eğer dolgu ve köprüler varsa bunların temizliğine önem vermelidir. Fırça, dişeti çizgisinin başladığı bölgeye dişin doğrultusu ile 45 derece açı yapacak şekilde yerleştirilmelidir.

Yani fırçanın kılları dişeti ile birlikte dişlerle temas halinde olmalıdır. Fırçalama, dişetinden dişe doğru dairevi hareketler şekilde yapılmalı, fırçanın her hareketi her seferinde 2-3 dişi kapsayacak şekilde olmalıdır.

Fırçanın kapsadığı 2-3 diş yeterince fırçalandıktan sonra yandaki farklı 2-3 diş için aynı hareketler yapılmalıdır.

Dış yüzeylerin fırçalanması bittikten sonra iç yüzeyler dış yüzeylerde olduğu gibi fırçalanır. Üst ve alt ön dişlerin iç kısımları fırçalanırken diş fırçası dik tutulur. Üst ve alt ön dişlerin iç yüzeyleri fırçanın ilk yarısı kullanılarak ve aşağı- yukarı hareketlerle fırçalanır.

En son ve en kolay fırçalama dişlerin çiğneyici yüzeylerinin fırçalanmasıdır. Çiğneyici yüzeyler fırçanın ileri-geri hareketleriyle fırçalanır.

Dilin fırçalanması da gerekir. Dil yüzeyi pürüzlüdür ve yemek kalıntıları ve bakteriler için birer barınaktır. Bu bakteriler kötü ağız kokusuna da neden olurlar. O kadar ki Ağız içi kaynaklı kötü ağız kokusunun  % 50’si dil yüzeyindeki yemek artıkları ve bunları parçalayan bakterilerden kaynaklanır. O halde ağız temizliğinde dilin fırçalanması da ihmal edilmemelidir.

Diş fırçası nasıl olmalıdır?

Diş fırçasının kılları naylondan yapılmış ve yuvarlak uçlu olması tercih edilmelidir. Kıllar yumuşak olmalı, diş fırçasının baş kısmı ağız içerisinde her yere kolay ulaşması için küçük ve yuvarlak olmalıdır. Diş fırçasının yumuşak olması plağın ve yemek artıklarının uzaklaştırılması için yeterli bir kuvvet sağlar.

Diğer taraftan, yumuşak kıllara sahip diş fırçası kullanımı ile diş ve dişeti aşınmalarına meydan verilmemiş olur. Eğer diş fırçasının kılları özelliğini yitirirse, yani kıllar aşınırsa fırça değiştirilmelidir. Genel olarak Diş fırçasının 2-3 ayda bir değiştirilmesi tavsiye edilir.

  Yaşanan bir enfeksiyon sonrasında da diş fırçasının değiştirilmesi tavsiye edilebilir.

2- Ağız muayenesi yaptırın

Zaman zaman hem diş hem de dişeti yönünden ağız muayenesi yaptırmakta fayda varlıdır. Böylece eğer ağız içinde bir problem varsa zamanında müdahale şansı olur.

Diş plağı, 48 saat içerisinde temizlenmezse diş taşına dönüşebilir. Diş taşı o kadar serttir ki kişinin kendisi tarafından temizlenmesi mümkün değildir. Diş taşı  ancak diş hekimi tarafından temizlenebilir. Diş taşı dişin sert tabakasının erimesine, aşınmasına ve dişeti hastalıklarına yol açar. Bu nedenle belirli dönemlerle diş taşı temizliği yaptırmak gerekir.

3- Diş ipi ve ara yüz fırçası kullanın

Ağız bakımı adına günde en az bir defa diş ipi kullanılması gerekir. Diş ipi ile yapılacak temizlik günde bir kez yapılacaksa akşam yemeklerinden sonra veya yatmadan önce yapılması tavsiye edilebilir.

4- Devamlı atıştırmalar yapmayın, şekerli gıdalardan uzak durun:

Sürekli bir şeylerin atıştırılması durumunda kesintisiz bir ağız hijyeni sağlamak zorlaşır. Şekerli, nişastalı yiyecekler, kolalı ve asitli içecekler ağız içi asitliği artırdığı için diş çürüğü riskini artırır.

5- Dişlerinizle sert cisimleri ısırmayın, aşırı soğuk veya sıcak yiyecekleri yemeyin

Sert yiyecekler diş minesinde çatlamalara ve dişlerin çürümesine yol açar. Benzer şekilde, aşırı soğuk ve aşırı sıcak yiyecekler veya içecekler diş ve ağız içi dokulara zarar verir. Sıcak ve soğuk yiyeceklerin peş peşe yenmesi daha da zararlıdır. Ani sıcaklık değişimi diş minesinde çatlamalara yol açabilir.

6- Beslenmenize dikkat edin:

kalsiyum ve fosfor yönünden zengin olan süt ve süt ürünlerinin tüketilmesi gerekir. Sakız çiğnemek tükürük salınımını artırır ve ağız içi temizliğinde etkili olabilir. Eğer sakız çiğnenecekse yemeklerden sonra 15 dakikayı geçmeyecek şekilde çiğnenmeli ve şekersiz sakız tercih edilmelidir.

Diş ve diş eti sağlığını artırmak için yapılabilecekler aşağıda kısaca özetlenmiştir:

  • Günde en az iki kere (kahvaltıdan sonra ve yatmadan önce) dişlerinizi en az iki dakika süreyle fırçalayınız. Diş fırçalama işlemi bitince dili de fırçalamak gerekir.
  • Dişlerin yanlış fırçalanması, dişetlerine zarar verebilir ve diş minelerinin aşınmasına neden olabilir.
  • Günde bir kez diş ipi ile dişlerin arasını temizleyin. Dişlerin yanlarını temizlemek için ara yüz fırçası kullanabilirsiniz.
  • Ağız hijyeni için diş hekiminizin tavsiye edeceği ağız gargaralarını da kullanabilirsiniz.
  • Sigaradan uzak durun. Sigara dumanı ilk temas ettiği ağız içi dokular ve dişeti sağlığını olumsuz etkiler, gingivitis ve periodontitis riskini artırır.
  • Düzenli hiş hekimi muayenesi yaptırın diş taşı temizliği yaptırın.
  • Ağız içi protez, köprü gibi yapıların temizliğine ayrıca dikkat edin ve bunların kontrollerini yaptırın
  • Şekerli gıda tüketiminden uzak durun. Şekerli yiyecekler yenildiyse dişlerinizi hemen fırçalayın, bu mümkün değilse ağzınızı suyla çalkalayın.

www.dentaluna.com internet sitesinde yer alan tüm açıklamalar tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirmeler kesinlikle tıbbi muayene ve tanı yerine geçmez

Источник: https://www.dentaluna.com/dis-ve-dis-eti-sagligini-artirmak-icin-neler-yapabiliriz/

Ağız ve diş sağlığı tedavilerinde yenilikler

Sağlık Turizminde Ağız ve Diş Tedavilerinin Yeri Nedir?

Talebesi Konfüçyüs’e hocam bilgelik nedir?..Bilgi sahibi olmak bana ne kazandır?.. diye sormuş. Çinli Filozof ; bak oğlum benim 1 senin de 1 yumurtan olsa !..Değiş/tokuş ettiğimizi düşünelim !… İkimizin de birer yumurtası olmaz mı?..

Ama ben sana bir bilgi versem,sende bana bir bilgi versen!.. ikimizin de ikişer bilgisi olur,Bu bilgilerin bir bardakta birike birike taşmaya başlaması da bilgeliktir.

Bu örnekbize bilginin değerini ve bilgi sahibi olan kişilerin bilgi dolu bardaklarından taşanları paylaşmaları gerektiğinin en güzel örneğidir..

Bizim eğitim yaptığımız yıllarda öğrencilere anlatılan diş sağlığı ile ilgili bilgiler bizlerin ezber hücrelerinde birbirine karışmış durumdaydı..

35yıla yakın yapmakta olduğum meslek hayatımda Dentini / Pulpayla karıştırmayan çok az hastaya rastladım.

Türk toplumunda dişi ağrımadan Diş hekimine giden hasta sayısı bir elin parmakları kadar azdır. Toplumun Ağız ve Diş sağlığını korumakla görevleri devlet hastanelerinde 20-30 hastanın büyük kısmı dişini çektirmek istemekte;

Bazıları diş tedavisini zamanında yaptıramadığı için gece başlayan ve sabaha kadar uyutmayan zonklamaları ortadan kaldırmak için rakı gargaraları,aspirin parçaları koyma gibi her türlü metoda müracaat ettiği halde çaresizliğe yenik düşüp; aldığı sayısız ağrı kesiciler yüzünden bitap düşüp uyuyabildiği 1-2 saatin sonunda sabahleyin dişini çektirmek için soluğu hastanede almaktadır.

Yorgun,uykusuz ve bitkin görünüşlü dişinin ağrısını kesmek için her türlü yolu ve metodu denemiş,

geliştirdiği özel yöntemlerin bile fayda etmeyeceği bir problemle tanışmış olan bu hasta: Oysa 2 milimetre – 3 milimetre derinliğe kadar ağrı yapmayan içine giren yemek parçacıklarını kürdanla çıkartarak beni “doktora götür” feryatları atan dişin ne demek istediğini bilmediği gibi;

Bilgisizliğinden,korkusundan,zamansızlıktan yada ekonomik sebeplerle tedaviyi öteleyen bu hasta dişini kurtarılabilecek bir düzeyden / kurtarılması zor bir duruma getirmiştir. Sonuç ortadadır hasta bu dişini kaybetmiştir. Oysa ki Diş hekimlerine devamlı kontrole gidebilen modern toplum bireylerinden olsaydık!.. çürümeye başlayan dişin dolgusu için uyuşturulmaya bile gerek kalmadan dolgu ile kurtarılabildiğini ilseydik bize bunu öğretebilselerdi…Tüm sorunlar gibi sorun küçücük iken çözüme kavuştursaydık sanırım toplumun bu kadar büyük bir bölümünün ağız ve diş sağlığı diğer ülkeleri kıskandıracak düzeyde olurdu. Günümüzde Diş Tedavi yöntemlerinde o kadar büyük ilerlemeler oldu ki yukarda anlattığım günümüz hastane manzaralarını anılarımızda canlandırıp üzüleceğimiz günler yakında!..

Diş Tedavi yöntemlerindeki son gelişmeler hastalarımıza büyük konfor getirmiş hastaların Diş Doktoru muayenehanelerinin korkulan bir yer olmadığını aksine DİŞ DOKTORLARININ da hastalarına daha güvenle ve ağrıya sebebiyet vermeden tedavi yapmalarına olanak vermiştir.

Bu denklemin çözümü için verilmiş olan yenilikler hamlesi başarılı olmuş kendini devamlı güncelleyen ve yenilikleri takip eden Diş Doktorları hastalarına arzu ettikleri konforlu tedavi yöntemlerini kullanmaya başlamakla beraber bu teknolojik gelişmeleri yaptıkları yeni yatırımlarla aldıkları teknolojik cihazlarla hastalarına yansıtmaya çalışmaktadırlar.

AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞINDA YENİLİKLER ve KULLANILMAKTA OLAN YENİ TEDAVİ YÖNTEMLERİNİ AÇARSAK:

  • iĞNE den korkan hastalar için :Lokal uyuşturmaları hastalara hissettirmeden kademeli yapacak olan hastaların korkulu rüyası olan İĞNEyaptırma kabusunu ortadan kaldıran “İnterligamenter Enjeksiyon anestezi cihazı”
  • Bilhassa Alt Ön Dişlerin arkasında biriken tartar taşlarını çalışırken tazyikli su vererek yumuşatan ve onları bulundukları yerden dişlere zarar vermeden ortadan kaldıran hatta dişler üzerindeki ince lekeleri bile yok eden hafif titreşimleri ile hem hastaya hem de Diş Doktoruna rahat çalışma ortamı veren “Kavitron”
  • Ağız kokularını:Küçük fırçalara emdirilmiş özel kokulu İthal Diş temizleme ve parlatma pastaları ile dişleri temizleyen “Elektronik MicroMotor”
  • Gözle görülmeyen Dişlerdeki gizli çürükleri tespit edip çürüklerin ağrısızca tedavi edilmeleri için erken teşhis yapan “Ağız içi Digital Oral kamera”
  • Dişetindeki kanamalara son verecek “Lazer cihazları” ve manuel olarak derinlerdeki tartarları yok edecek formda hazırlanmış “Periodontal küretler”
  • Çürüklerin doldurulmasında hastaların diş rengine bukalemun özellikleri ile renk uyumu bulunan Nano teknolojik kompozit dolguların uygulamasını yapan “Lazer ışınlı cihazlar”
  • Koyu renkli dişlerini 3 ton beyazlatarak insanların sosyal sınıfını arttıran güzel gülüşlere sahip olmasını sağlayan Beyazlatma maddeleri Amerika,Avrupa,hatta büyük şehirlerimizde inanılmaz rağbet gören bu sistem “Bleaching” ,” Whitening”,Türkçe karşılığı olarak “Diş Beyazlatma teknolojisi”ile karşımıza çıkacak hastaların hayal ettikleri beyaz dişlere kavuşmalarını sağlayacaktır.
  • Çene yapısını,dişlerin anatomik duruşlarını.gömük dişleri,apse,kist,granülom v.b gibi oluşumların teşhisini kolaylaştıran “Digital Panaromik Grafi” ve bunun küçük versiyonu olan “RVG (Radio Visio grafi)” tedaviler esnasında kullanılabilir teşhis cihazlarıdır.
  • Kanal tedavi çok çürük dişlerin sinirlerinin alınması ve dişin cansız bir şekilde oral kavitede yer almasını sağlayan bir tedavi yöntemidir..Bu nedenle sinirleri ağrısız ve derinden etkileyerek hastaya ağrı hissettirmeden kullanılan ilaçların etkilerinden sonra kök ucuna kadar tedavi edilebilirliğini sağlayan “APEX LOCATER” cihazları
  • Çalışma esnasında sert diş dokusunu ıslatan ve tavlayarak ısınmasını engelleyen dişin üzerine polverizasyon yöntemi ile su püskürtüp dişi dakikada 400.000 devir yapan bir hızla kesen kestiği yerin daha iyi görünmesi için ucuna konulan küçücük 2 led ile ışınlı hale getirilmiş “AERATÖR” cihazı
  • Dişlerin sadece ön yüzeylerinde az bir çalışma yaparak Lens gibi takılan ama yapıştırılması gereken “Yaprak kaplama”denilen“Lamina Porselen”ler.
  • Eksik dişlerin tamamlanması için insan eli değmeden alt yapısı Robot CNC tezgahlarından çıkan doğal diş yapısına çok yakın bir doku ile bitirilen “zirkonium köprüler”
  • Eksik dişlerin yerine diş koymak zorunda kalan hastalar gün geçtikçe çakma diş”ile ilgili soruların sayısını artırmaktadırlar. Titanyum metalinden yapılmış “İMPLANT “ vidaları ağrısızve işlevlikleri ileömür boyu garantili olması itibariyle büyük ilgi görmeye başlamıştır.
  • Malzemelerde de büyük bir değişim yaşanmakta kaliteli ve hastanın uzun yıllar kullanması için uzun ömürlü olarak tasarlanan malzemelerin gerek kimyasal formülleri gerek fiziksel özellikleri ileri teknolojiye uygun düzeye getirilmiş olup kolay kullanabilir ambalajlarda hekimlerin hizmetine sunulmuştur.

İstanbul Diş Hekimi uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!

Bu makaleye oy verin :

Puan : 2 / Oy veren : 5 kişi

Источник: https://makale.doktorsitesi.com/agiz-ve-dis-sagligi-tedavilerinde-yenilikler

Ağız ve diş sağlığında en çok dikkat edilmesi gerekenler

Sağlık Turizminde Ağız ve Diş Tedavilerinin Yeri Nedir?

Gelişen teknolojiye karşın diş çürüğü ve dişeti hastalıklarının ciddi bir sağlık sorunu olarak mevcudiyetini koruduğunu belirten Med Amerikan Tıp Merkezi Diş Hekimi Dt. Mümin Güneş, “Problem plağın dişler etrafında birikmesiyle başlar.

Ağızda kalan yiyecek artıklarıyla üreyene bakterilerin zamanla diş çürüğüne veya dişeti hastalığına neden olur. Mükemmel ağız sağlığı ancak etkin plak temizliği ile mümkün.

Düzenli fırçalamanın yanı sıra diş aralarının temizliği için diş ipi, ara yüz fırçası ve ağız duşu gibi yardımcı araçlar düzenli kullanılmalı.” diyor.

Problem, plağın (ana yapısını besin artıkları ve bakterilerin oluşturduğu jelimsi beyaz yapı) dişler etrafında birikmesi ile başlar. Bakteriler yiyecek artıklarını kullanarak ürer, hakim bakteri çeşidine göre diş çürüğü ve/veya dişeti hastalığı gelişir.

Bu süreçte sabit olan besin ve bakteri varlığıdır. Maalesef, beslenmenin olmaması veya bakterilerin tümden yok edilmesi söz konusu değildir. Bu nedenle diş ve dişeti hastalıkları ile mücadelede odaklandığımız ana nokta plaktır.

Mükemmel ağız sağlığı ancak etkin plak temizliği ile mümkün olabilir.

Günde iki kez dişleri fırçalamaya rağmen diş çürüğü oluşabilir

Diş fırçalama sayısı kadar etkinliği de önemlidir ve çoğunlukla diş fırçalamak, tek başına, modern beslenme alışkanlıkları göz önünde bulundurulduğunda, plak kontrolünü sağlamada yetersizdir. Fırçanın kılları dişlerin arasına ulaşamaz.

Ulaşım için zorlandığında veya bastırıldığında dişetlerinde tahriş, çekilme ve dişlerde aşınma görülür. Bu istenmeyen durumlar yaşam konforunu düşürür.

Diş aralarının temizliği için diş ipi, ara yüz fırçası ve ağız duşu gibi yardımcı araçlar düzenli kullanılmalıdır.

Ayrıca, dişetinin diş üzerine katlandığı cep adı verilen bir iki milimetre derinliğinde doğal oluşumlar vardır. Gündelik bakım araçları ile bu cepler içerisindeki plağın temizlenmesi fiziki yapısı nedeniyle mümkün değildir. Bu alanda oluşan plağın yılda en az bir kez profesyonel olarak temizlenmesi gerekir.

Bu işlemin sıklığı altta yatan diğer sağlık problemlerine göre artabilir. Önemli olan kişiye uygun, plağın kontrol edilebildiği bir program takip etmektir. Diş taşı temizliğine dair yaygın olan bir diğer endişe de dişlere zarar vereceği yönündedir. Bu, maalesef yanlış yerleşmiş bir düşüncedir.

Aksine sağlıklı diş ve dişetleri ancak düzenli tartar ve plak temizliği ile mümkündür.

Aynı miktardaki plak her bireyde aynı sonucu doğurmaz

Plağa verilen tepkide bireysel farklılıklar söz konusudur. Diş yapısı, tükürük miktarı, içeriği ve kıvamı, kullanılan ilaçlar, genel sağlıklı problemleri gibi birçok unsur bu cevabı etkiler. Bu farklılıkları gözeterek, plak kontrolünde mutlaka kişiye özel bir program oluşturmalıdır.

Bu da ancak, profesyonel temizlik ile ağız bakım eğitimi ve düzenli kontrollerle sağlanabilir. Bakım alışkanlığı ve idame oluşturulmadan sadece anlık çözüm çabası problemleri erteler. Bu nedenle ağız diş sağlığı açısından düzenli kontrol ve süreklilik çok önemlidir.

Diş sert ve yumuşak dokuların bütünlüğünü korumak uygulanabilecek en etkili ve uzun vadeli tedavidir.

Koruma uygulamaları süt dişlerinin sürdüğü ilk günden itibaren başlar

Dişler henüz sağlıklıyken başlayan kontrollerle problemler önlenir, bir diğer yandan da olumlu davranış pekiştirmesiyle diş hekimi korkusu ve kaygısının önüne geçilir. Sağlıklı süt dişleri, bir nevi, ömür boyu ağızda kalacak sağlıklı daimi dişlerin garantisidir.

Diş beyazlatma uygulamaları

Diş sağlığını elde ettik ama yine de gülüşümüzden memnun değiliz, yapı bütünlüğünü bozmadan neler yapabiliriz, zira birçok alışkanlık dişlerin kötü görünmesine neden olabiliyor. Güncel yaklaşımlarda en çok üzerinde durduğumuz konuların başında dişlerin sağlığını tehye atmadan şekil ve dizilimlerini düzeltmek geliyor.

Diş hekimliği teknik ve materyallerindeki gelişmeler sayesinde bu tarz uygulamalar artık çok daha basit. Bu yöntemlerin başında da diş beyazlatma işlemi geliyor. Kimyasal jellerle bir iki saat gibi kısa sürede dişlerin yapısını bozmadan renk değiştirilebiliyor.

Ayrıca lazer teknolojileri sayesinde yan etkilerini asgaride tutmak mümkün.

Porselen laminalar

Daha kalıcı renk ve şekil değişikliği için tercih edilen başka minimal bir yaklaşım da porselen laminalardır. Porselen laminalar çok ince kaplamalar olup dişlerinize hiç aşındırmadan veya çok az bir düzeltmeyle uygulanabilir. Dijital fotoğrafçılık, planlama, üç boyutlu tarayıcılar ve porselen işleme üniteleri sayesinde kişinin yüz oranlarıyla uyumlu ideal bir gülüş elde edilebiliyor.

Ortodontik tedavi

Bunlara ilave olarak çapraşık dişlerin düzeltilmesinde hala en etkili koruyucu yaklaşım ortodontik tedavidir.

Geleneksel ortodontik tedavi yöntemlerinden farklı olarak teller dişlerin iç kısmına takılıp (lingual ortodonti) hiçbir estetik kaygı oluşturmaksızın dişler düzeltilebilir.

Düşük düzeyli çapraşıklıkları da takıp çıkartılabilen şeffaf plaklar ile düzeltmek mümkün. Bu plaklar çok ince olup neredeyse görünmezdir. Gün içerisinde rahatlıkla takılabilirler ve sosyal hayatta bir engel oluşturmazlar.

İmplant tedavisi

Koruyucu ve onarıcı müdahalelerdeki müthiş ilerlemeye karşın maalesef diş kayıpları görülebiliyor. Bu durumların telafisinde implant tedavisi birçok avantajı ile öne çıkıyor.

Bunlardan en önemlisi boşluğa komşu dişlerin kesilmesine gerek yok, bu açıdan korumacı bir tedavi olarak değerlendirilebilir.

Farklı implant tasarım ve yapı seçenekleri ile zor koşullar altında dahi işlev ve estetik geri kazandırılabilmektedir. 

Dişlerin sürdüğü ilk andan kaybedilmesine kadar birçok koruyucu ve onarıcı tedavi olanağına sahibiz. Ancak, her zaman en iyi tedavi, dişler ve çevre dokularının korunmasıdır. Genel kanının aksine diş ve dişeti hastalıkları tamamen önlenebilir. Bu da etkili plak kontrolü, düzenli diş hekimi ziyareti ve kişiye özel hazırlanmış ağız bakım planlarının takibiyle mümkün.

Diş gıcırdatma nedir? Nasıl tedavi edilir?

Источник: https://indigodergisi.com/2016/09/agiz-dis-sagliginda-dikkat-edilmesi-gerekenler/

Ağız Kuruluğu Diş Ve Diş Eti Hastalıklarına Zemin Hazırlıyor

Sağlık Turizminde Ağız ve Diş Tedavilerinin Yeri Nedir?
Dr. Dt.

Ezel Yıldız ELMAS
Ağız ve Diş Sağlığı
Memorial Ataşehir Hastanesi

Pek çok insanda görülen ancak çoğu zaman önemsenmeyen ağız kuruluğu, oldukça ciddi sağlık sorunların oluşmasına neden olabilmektedir. Genellikle yoğun ilaç kullanımı ve bazı hastalıklar neticesinde ortaya çıkan ağız kuruluğu basit önlemler ile giderilebilmekte ya da kontrol altına alınabilmektedir.

Ataşehir Memorial Tıp Merkezi Ağız, Çene ve Diş Hastalıkları Bölümü’nden Dr. Ezel Yıldız Elmas , “Ağız kuruluğu ve tedavi yöntemleri” hakkında bilgi verdi.

Ağız kuruluğu, oral bölgenin ekolojik dengesinin bozulmasına, diş ve diş eti hastalılarının ortaya çıkmasına, kişinin yiyip içtiklerinden tat alamamasına ve bu nedenlerle de kişinin yaşam kalitesinin olumsuz yönde etkilenmesine neden olmaktadır.

Ağız ve genel sağlığın devamlılığı için tükürük miktarının normal seviyede olması önemlidir. Ancak çeşitli sistemik hastalıklar ve kullanılan ilaçlar tükürük miktarını etkiler. Yaş farklılıklarının salgılanan tükürük miktarına güçlü bir etkisi yoktur. Yaşlanmayla birlikte salgılanan tükürük miktarının azalmasının sebebi, genellikle kullanılan ilaçlardır.

Diş çürükleri, diş eti hastalıkları, ağız içi mantar ve virüs enfeksiyonları ağız kuruluğunun sebep olduğu başlıca şikayetlerdir.

Diş Ve Diş Eti Hastalıklarının 3 Aşamalı Teşhis Ve Tedavisi

Tükürük bezi hipofonksiyonu ve ağız kuruluğunun erken teşhisi ve komplikasyonlarının engellenebilmesi için 3 aşamalı muayene gerekmektedir…

1- Hastanın şikayeti ve hastalığın hikayesi

  • Ağızdaki tükürük miktarı çok az, çok fazla veya farkında değilmisiniz?
  • Yutkunmada zorluk yaşıyor musunuz?
  • Yemek yerken ağız kuruluğu hissediyor musunuz?
  • Kuru gıda tüketirken sıvı yudumlama ihtiyacı duyar mısınız?

İlk soruya verilen “Çok az”, diğer 3 soruya verilen “Evet” yanıtı azalan tükürük miktarını gösterir. Devam eden sorulara verilen “Evet” yanıtı ise hekim tarafından ağız kuruluğu tanısının konulmasını sağlayacaktır.

Tat almanızda bozukluk var mı?

  • Dudakların diş veya protezlere yapışmasıyla çiğneme, yutkunma, konuşma ve yemede sorunlarınız var mı?
  • Yoğun, ağdalı tükürük kıvamı hissediyor musunuz?
  • Dudaklarınız kuru veya çatlak görünümlü mü ve kırmızı, çabuk kanayan dişetleriniz var mı?
  • Tekrarlayan ağız içi yaraları, dil yüzeyinde kuruluk ve değişiklikler var mı?
  • Dişlerin, diş eti ile birleşim yerlerinde veya kök yüzeylerinde diş çürükleri var mı?
  • Kötü ağız kokusu var mı?

2- Hastanın tıbbi hikayesi

  • Tükürük salgı miktarı ve ağız kuruluğu, doğal olarak, çeşitli hastalıklar ve buna bağlı ilaçların kullanım çeşitliliği ve sıklığı ile değişebilir.
  • Tükürük salgı miktarını ve ağız kuruluğunu etkileyen durumlara bayanlar, erkeklerden daha duyarlıdır. Örneğin; hipotiroid, depresyon, yeme bozuklukları gibi rahatsızlıklar bayanlarda daha sık görülmektedir.
  • Kötü beslenme alışkanlıkları, burun tıkanıklığı ve ağızdan soluma, ağız kuruluğu şikayetlerini artırır.
  • Tütün, alkol ve keyif verici ilaçlar yalnız tükürük miktarını etkilemez, aynı zamanda tükürük kalitesini de etkiler.

3- Diğer muayene yöntemleri

  • Sialometrik testler, tükürük testlerinin yapılması,
  • Ağızdan alınan tükürük örnekleri ile tükürük akış miktarı ölçülmesi,
  • Minör tükürük bezlerinin biyopsisinin yapılması,
  • Ağızdaki bakterileri tanımlamak için “Mikroflora analizi” ve kan analizleri ağız kuruluğunun kaynağını araştırmada kullanılan diğer yöntemler arasındadır.

Ağız kuruluğunun nedenleri nelerdir?

  • Kullanılan ilaçlar; depresyon ilaçları antidepresanlar, alerji ilaçları antihistaminikler, diüretikler, kalp ilaçları- kardiyovasküler ilaçlar, ağrı kesiciler, yatıştırıcı ilaçlar ve tansiyon ilaçları gibi reçete edilebilen 400’ün üzerinde ilaç ağız kuruluğuna sebep olabilir.
  • Sistemik hastalıklar; şeker hastalığı (diabet), parkinson hastalığı, sjögren sendromu, HIV/AIDS gibi hastalıklar ağız kuruluğuna sebep olabilir.
  • Kanser tedavileri; radyasyon tedavisi, kemoterapi ağız kuruluğuna sebep olabilir.
  • Alkol ve sigara kullanımı, ağızdan soluma ağız kuruluğuna sebep olabilir.

Tedavisi nasıldır?

  • Florlu veya ağız kuruluğu için üretilen özel diş macunu ile dişler fırçalanmalı,
  • Dişlerin arası diş ipi ve arayüz fırçaları ile temizlenmeli,
  • Diş yüzeylerine günlük flor uygulamaları yapılmalı,
  • Florlu ağız gargaraları ile ağız düzenli olarak çalkalanmalı,
  • Diş dolgusu yaptırırken flor serbestleyen dolgu maddeleri ve amalgam yani civalı dolgular tercih edilmelidir. Çürük gelişimi kontrol altına alındıktan sonra kuron protez uygulamaları yapılabilir.

Ağız kuruluğu ile ortaya çıkan diş ve dişeti şikayetleri için hastalar nelere dikkat etmeli?

  • Geceleri hava nemlendiricilerinin kullanılması ile rahatlama sağlanabilir.
  • Sakız, tatlandırıcılı sert şekerler gibi tükürük salgısını artırıcı gıdaların tüketilmesi kişiyi rahatlatır.
  • Sık sık su yudumlamak
  • Su bazlı dudak nemlendiricileri kullanmak şikayetleri en aza indirmede uygulanacak basit önlemlerdir.

Bazı durumlarda hastalara yapay tükürük sprey ve jelleri (ağız nemlendiricileri) ile ağız ortamını nemlendirme önerilebilinir.

Ancak bu tür uygulamalar limitli bir zaman aralığında etkilidirler. Bu yüzden konuşma ve gece yatma zamanından önce kullanımları idealdir.

Mutlaka Dikkat edin!

  • Sodyum lauryl sulfat içeren diş macunları
  • Alkol içeren ağız gargaraları
  • Şekerli yapışkan gıdalar, şeker ve şekerli sakızlar
  • Baharatlı, asitli gıdalar
  • Alkol ve karbonatlı içkiler
  • Kafeinli içecekler
  • Tütün kullanımı
  • Tarçın ve limon aromalı ciklet ve şekerler ağız kuruluğu semptomlarını artırır.
Güncellenme Tarihi: 30 Nisan 2009Yayınlanma Tarihi: 30 Nisan 2009

Benzer Sağlık Rehberleri

Источник: https://www.memorial.com.tr/saglik-rehberleri/agiz-kurulugu-dis-ve-dis-eti-hastaliklarina-zemin-haziriliyor/

Diş Hekimliğinde belki de en büyük sorun, çeşitli nedenlere dayalı yaşanan diş kayıplar… Devamını Oku..

Sağlık Turizminde Ağız ve Diş Tedavilerinin Yeri Nedir?

İnsanların sağlıklı yaşamaları büyümeleri ve çoğalmaları için gerekli sentezleri organizmada yapılmayan, dışarıdan eser miktarda alınması gereken organik bileşiklere vitamin adı verilir.

İnsanda vitamin eksiklikleri yetersiz alış, barsak absorbsiyonunundaki bozukluk yada alışa oranla ihtiyacın artması sonucu meydana gelmektedir.

YAĞDA ÇÖZÜLEN VİTAMİNLER

A VİTAMİNİ: Yağda erir. Şalgam, ıspanak ve karnabahar gibi bitkilerin yeşil pigmentlerinde bulunur. A Vitaminin eksikliği osteoblast ve odontoblast aktivitesini azaltarak kemik ve diş büyümesini yavaşladır. Ağız kavitesi ve mukozasında keratinizasyon görülür. Tükrük sekresyonu azalır veya tamamen ortadan kalkar.

Ağız kuruluğu sonucunda diş etleri ve ağız mukozasında çatlamalar meydana gelir. Ağız sağlığına özen gösterilmediğinde mikroorganizmalar bu çatlaklara yerleşerek enfeksiyonlara neden olur. Bu nedenle ağız dokusunda meydana gelen iyileşmelerde gecikir.

A Vitaminin eksikliğinde: Kollejen liflerde dejenerasyon meydana gelir ve periodontal aralık genişler.

Yine bu vitaminin eksikliğinde hipersementoz ve diş sürmesinde gecikme meydana gelebilir.

A Vitamininin fazlalığında: Hipervitaminozunda epitelde dejenerasyon, iyileşmede gecikme, osteoporosiz, alveol kemiğinde belirgin kemik rezorbsiyonları, deride pigmentasyon, soyulmalar ve kaşıntılar, menstürasyon bozuklukları meydana gelir.

D VİTAMİNİ: Kemiğin normal mineralizasyonunu sağlar. Büyüme çağındaki çocuklarda, gebelerde ve emzikli kadınlarda vitamin D'nin günlük dozu 400 UI'dır. Bu dozun büyük bir kısmı güneş ışınından sağlanmaktadır. Vitaminin kalsiyumdan ve bağırsaktan emilimi ile hizmet verir. Vitaminde kemik oluşumunda gereklidir.

Vitamin D'nin eksikliğinde: Çocuklarda reşitizme, erişkinlerde osteomalezi hastalığına neden olur.

E VİTAMİNİ: Soya fasulyesi, mısır, pamuk yağı, taze yeşillikler ve sebzelerde bulunur. Günlük gereksinme duyulan miktar 12-12 IU'dır. Yumurta ve ette de bulunur. Vitamin E bir antioksidantdır.

Vitamin E hücre elemanları için esas olan oksidasyonu oksidasyonunun toksik ürünlerini önler. E vitaminin bulunduğu durumlarda eritrositlerin hidrojen peroksid içinde hemolize olmalarına karşı dirençleri artmıştır. Plasentadan vitamin E'nin geçişi sınırlıdır.

Bebekler süt ile yeterli düzeyde E vitamini alabilirler.

E Vitaminin eksiliği: Hücre epitalinde dejerasyon meydana getirebilmektedir. E vitaminin eksikliğinde çocuklarda kas gelişiminde düzensizlik meydana getirir. Diş eti hastalığı olan kişilerde E vitamini uygulamasının iltihap olayını etkilemediği gözlenmiştir.

VİTAMİN K: Karaciğerde protrombin yapılmasında kullanılır. Yokluğunda kan ile ilgili belirtiler ortaya çıkar. Normal olarak barsaklarda bulunan bakteriler tarafından sentezlenir.

Vitaminin K eksikliğinde: Kanama pırtılaşma ile ilgili sorunlar ortaya çıktığından bu vitamin vücut için çok gereklidir.

SUDA ÇÖZÜLEN VİTAMİNLER

PRİDOSİN (Vitamin B6): Bira mayası, karaciğer, pirinç, kepek ve buğdayda, çeşitli sebzelerde bulunur. Erişkinlerde günlük gereksinme duyulan B6 vitamini 2 miligramdır. PLP amino asit, karbonhidrat ve yağ asitleri metobolizmasındaki çok sayıda enzimin ko-enzimidir.

Vitamin B6 eksikliğinde: Yetişkin bir kimsede çeşitli belirtiler ortaya çıkar. İlk gözlenen adele güçsüzlüğü, yorgunluk ve uykuya eğilimdir. Dudak, burun kıvrımlarında, göz etrafında, yanakların çevresinde alında, kulak arkasında ve ensenin aşağı kısımlarında seboreik dermatit görülür. Dilde ve ağızda iltihaplar çıkar. Dudak kenarında çatlaklar olur.

TİAMİN (Vitamin B1): Yeşil sebzeler, balık, et, meyve ve sütte, baklagillerde ve özellikle bezelyede bulunur. Yemek pişirme durumunda ısı 100 derecenin üzerine çıkarsa vitamin özelliğini yitirir. Soğukta ve dondurularak saklanan yiyecekler B1 vitamini yönünden kayba uğramazlar.

Yetişkin bir insan günde bir miligram Tiamin'e ihtiyaç duyar. Tiamin vücutta karbonhidrat metobolizması için gereklidir.

Tiamin B1 eksikliğinde: Beriberi hastalığı görülür. Ağızda görülen sorunlar arasında dilde yanma, tat kaybı, ağız mukozasında aşırı duyarlılık. Tiamin ve öteki B1 vitaminleri insan tükrüğünde bulunan bakterilerin büyümesini inhibe eder.

RİBOFLAVİN (B2 Vitamini): Süt ve et ürünleri bu vitaminin asıl kaynağıdır. Isıya oldukça dayanıklıdır. Yemeklerin pişirilmesi sırasında etkisini kaybetmez. Güneş ışığı tarafından bozulur. Erişkinler günde 1 .2 miligram almalıdır.

Vücuttaki çeşitli metobolizmaları enzim mekanizmalarında etkili olur.

Riboflovin eksikliği: Semptomları genellikle dudaklar, dil, gözler ve deride görülür. Dudak kenarında iltihap meydana gelir. Dil üzerinde pırtıklı ve gıranürlü bir görünüm vardır. Çoğrafik dil adı ile anılır. Dil üzerine yiyecek ve içeceklerin değmesi ağrı ve yanma hissi meydana getirir. Bazı olgularda dil morumsu, kırmızı ya da erguvani bir renk alır.

NİKOTİNİK ASİT VE MİKOTİNAMİD: Niasinin rolü riboflavinde olduğu gibi oksidasyon ve redüksiyon olaylarında anahtarlıktır. NAD ve NADP bileşikleri olarak, niasin karbonhidrat ve lipid metabolizmasında mitokondrilerdeki elektron transportunun sağlayarak katılırlar.

Nikotinik asit ve mikotinamid eksikliğinde: Pellegra adı verilen bir hastalık meydana geliyor. Pellegra hastalığında başlıca semtomlar ağız kavitesinde rastlanır. Ağız mukozasında yanma hissi, dudak ve dilin yan kısmı kırmızı ve şiştir. Daha sonraki dönemlerde dilin üstü kırmızı ve şiş olarak devam eder.

Diş eti epitelinde de dejarasyonlar görülür. Diş eti iltihabı dişetleri arasındaki papillalarda ülserler tükrük bezlerinin büyümesi tükrük salgısında artış gelir. Bu vitamin et, karaciğer, bira mayası ve yer fıstığı bulunur.Biotin: Bira mayası ve yumurta sarısında bulunur. Vücuttaki çeşitli enzim mekanizmalarında rol alır.

Vitamin B12 (Siyanokobalamin): Hayvansal orjinli gıdalar Vitamin B12 deposudur. Bunlar, karaciğer ve böbrek, süt peynirdir. Vitamin B12 gastrointestinal kanalda mide mukozası tarafından salgılanan protein bağlayan bir faktör (intrinsik faktör) bulunmadan uygun bir biçimde emilmezler.

İntrinsik faktör bir glikoprotein yapısındandır ve midenin parietel hücreleri tarafından salgılanır. Pernisiyoz anemi mide mukozasındaki intrinsik faktörün eksikliği sonucunda gelişen vitamin B12 eksikliği hastalığıdır. İntramüsküler vitamin B12 enjeksiyonu ile düzeltilebilir.

Günlük gereksinme duyulan miktar 2-5 mikrogramdır. B12 vitamini yağ ve karbonhidrat metobolizmasında önemli rol oynar.
Vitamin B12 eksikliğinin: Semptomları içerisine yetersiz hemotopoiesis, gastroentestinal kanal bozuklukları, uygun olmayan miyelin sentezi ve genel güçsüzlük girer. Vitaminin eksikliği kemik iliği ve gastroentestinal kanaldaki hücreleri etkiler. Eritroblastlar uygun şekilde bölünemezler ve megaloblastlara dönüşürler. Bu da alyuvarların normal düzeylerini bozar ve anemi meydana gelir. Sindirim kanalında atrofik değişiklikler görülür. Spianemi meydana gelir. Sindirim kanalında atrofik değişiklikler görülür. Spinal korda miyelin dejenerasyonu meydana gelir. Hasta takadsızlıktan, yürümedeki güçlükten şikayet eder. Deride limon sarısı bir renk görülür. Pernisiyöz anemide pek çok ağziçi semptomları bulunur. Bunlar dilde yanma ve acımayla birlikte bulunan ve tekrarlanarak çıkan kırmızı lekelerdir. Dildeki papillalar atrofiye uğramıştır. Yanak, boğaz mukozasında ve dilin arka tarafında kırmızı lezyonlar vardır.

Folik asit (Pterolglutamitik asit) : Folik asit karaciğer, yapraklı yeşil sebzelerde ve bira mayasında bulunur. İnce barsak floryasında hazırlanır. Dünya sağlık örgütü erişkin için 200 gama gram, çocuk için 50-100 gama gram, gebelik ve süt verme sırasında ise 400 gama gram dozunda alınmasını önermektedir. Folik asit hücre çoğalmasında etkili rol oynar.

Folik asit eksikliğinde: megaloblastik anemi tablosu meydana çıkar. Ağızdaki belirtileri ise glossitis, angular şelozis ve gingivitistir. Glossitis, dilde şişme, kırmızılık ile başlar bunu takiben papillalarda deskuamasyon görülür ve kırmızı bir halka ile bırırlanmış ülserler bulunur. Anguler şeloziz ve gingivitis riboflavin eksikliğini anımsatır. Folik asit eksikliği, yetersiz beslenme, gebelik, malabsorbsiyon sendromu ve kronik alkolizmde ortaya çıkar. Ayrıca antikonvülsan ilaç alan hastalarda da bulunduğu bildirilmiştir.

Askorbik Asit (Vitamin C) : Askorbik asit, turunçgiller, yeşil biber, domates, meyveler ve genellikle sebzelerde büyük miktarlarda bulunur.

Pişirme işlemi sırasında gıdalarda bulunan askorbik asitin yüzde 50 sinden fazlası parçalanır. Günlük alınması önerilen miktar 45-80 miligramdır. İnce barsaktan glikoza benzer biçimde hızlı ve kolay emilir.

C Vitaminin küçük bir bölümü diketoglon ve oksalik asitler gibi kıkılarak atılır . Vitamin C pek çok reaksiyona katılmaktadır.

Vitamin C eksikliğinde: Ortaya çıkan başlıca hastalık skorbüttür. Bunun ağız içi belirtileri işlenmiş inek sütü ile beslenen ve öteki besinleri çok az alan çocuklarda, yemeği kendi hazırlayan ve ekseriya işlenmiş süt, hububat, ekmek ve çok az öteki besinleri alan bekarlarda (bekarlık hastalığı) Acayip diyetlerle midelerini dolduran psikonörtik kişilerde görülür skorbüttür hastalığı.

İnsanlarda C vitamininden yoksun gıdalarla beslenildiğinde takatsızlık, iştahsızlık, büyümede durma, anemi, ateş ve infeksiyona karşı direncin düşmesi, dişetlerinde şişme ve iltihaplanma, diş kaybı, el bilek ve ayak mafsallarında şişme peteşi şeklinde kanama, kaburgalar ve kostalarda kırılmalar, mafsal içine, kas içine ve barsak içerisine kapiler fijilite nedeniyle kanamalar ortaya çıkar. Soğuk algınlığına karşı C vitamininin önerilmesi uygundur. Vitamin C 1 gram miktarlarında kullanıldığında diyare meydana getirebilir. Aynı şekilde vitamin C idrarı asitleştirdiği için idrar yollarında oksalat taşlarının çökmesine neden olabilir.

Источник: https://www.implantzirkonyum.com/agiz-ve-disleri-hakkinda/ankara-agiz-ve-dis-sagligi-merkezi.html

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.