Sedef Hastalarında İnsülin Direnci ve Obezite Daha Fazla Görülüyor!

içerik

İnsülin Direnci Nedir, Belirtileri Nelerdir? – Kapsamlı Rehber – APPVICE

Sedef Hastalarında İnsülin Direnci ve Obezite Daha Fazla Görülüyor!

İnsülin, vücuttaki birçok süreci kontrol eden önemli bir hormondur. Bununla birlikte, bu hormonla ilgili problemler birçok modern sağlık koşulunun merkezinde yer almaktadır. Bazen hücrelerimiz olması gerektiği gibi insüline cevap vermeyi bırakır. Bu duruma insülin direnci denir ve inanılmaz derecede yaygındır.

Aslında, 2002’de yapılan bir çalışma ABD nüfusunun %32.2’sinin insüline dirençli olabileceğini göstermiştir. Bu sayı, yetişkin obez kadınlarda %70’e bazı hasta gruplarında %80’in üstüne çıkabilmektedir. Obez çocukların ve gençlerin ise yaklaşık üçte biri insülin direncine sahip olabilir.

Bu rakamlar korkutucu, ancak iyi haber şu: insülin direncinin basit yaşam tarzı önlemleriyle çarpıcı biçimde geliştirilebiliyor.

Bu yazımızda insülin direnci, belirtileri ve tedavisi hakkında tüm bilinmesi gerekenleri sizler için bir araya getirdik.

İnsülin Nedir?

İnsülin, pankreas denilen bir organ tarafından salgılanan bir hormondur. Başlıca rolü ise kan dolaşımında dolaşan besin miktarını düzenlemektir.

İnsülin çoğunlukla kan şekeri yönetimine dahil olmasına rağmen, aynı zamanda yağ ve protein metabolizmasını da etkiler. Karbonhidrat içeren bir öğün yediğimizde, kan dolaşımındaki şeker miktarı artar. Bu, pankreastaki hücreler tarafından sağlanır ve daha sonra kana insülin salınır. Daha sonra insülin kan dolaşımını gezerek vücudun hücrelerine kandan şeker almaları gerektiğini söyler.

Bu, kanda şeker miktarının azalmasına sebep olur ve kullanımı veya depolanması için hücrelere gitmesi istenen yere koyar.

Bu önemlidir, çünkü kandaki yüksek miktarda şeker, toksik etkilere neden olabilir, bu da ciddi zararlara neden olabilir ve tedavi edilmezse ölüme sebep olabilir.

Bununla birlikte, çeşitli nedenlerden dolayı bazen hücreler insüline olması gerektiği gibi yanıt vermeyi bırakır. Başka bir deyişle insüline “dirençli” hale gelirler.

Bu olduğunda, pankreas kan şekeri seviyesini düşürmek için daha fazla insülin üretmeye başlar. Bu, kanda hiperinsülinemi olarak adlandırılan yüksek insülin seviyelerine yol açar. Bu uzun süre gelişmeye devam edebilir.

Hücreler giderek daha fazla insüline dirençli hale gelir ve hem insülin hem de kan şekeri seviyeleri artar. Sonunda pankreas artık dayanamayabilir ve pankreastaki hücreler zarar görebilir.

Bu, insülin üretiminin azalmasına neden olur, bu nedenle mevcut olan az insüline yanıt vermeyen düşük miktarda insülin ve hücreler vardır. Bu da hızla yükselen kan şekeri seviyelerine yol açabilir.

Kan şekeri seviyeleri belli bir eşiği aştığında, tip 2 diyabet tanısı konulur. Aslında, bu tip 2 diyabetin nasıl geliştiğinin basitleştirilmiş bir versiyonudur. İnsülin direnci, dünya genelindeki insanların yaklaşık %9’unu etkileyen bu yaygın hastalığın ana nedenidir.

İnsülin Direnci ve İnsülin Duyarlılığı

İnsülin direnci ve insülin duyarlılığı, aynı madalyonun iki yüzüdür.

İnsüline dirençli iseniz, insülin duyarlılığının düşük olması gerekir. Tersine, eğer insüline duyarlıysanız düşük insülin direncine sahip olursunuz.

İnsüline dirençli olmak kötü bir şey iken, insüline duyarlı olmak iyidir.

İnsülin direnci, hücrelerin insülin hormonuna iyi cevap vermediğini gösterir. Bu daha yüksek insülin seviyelerine, daha yüksek kan şekeri seviyelerine neden olur ve tip 2 diyabet ve diğer sağlık sorunlarına yol açabilir.

İnsülin Direnci Neden Olur?

İnsülin direncine birçok potansiyel neden ve katkıda bulunanlar vardır. En önemlilerinden birinin kandaki yağ miktarının artmış olması olduğuna inanılıyor.

Çok sayıda çalışma, kandaki yüksek miktarda serbest yağ asidinin kas hücreleri gibi hücrelerin insüline yanıt vermeyi bırakmasına neden olduğunu göstermektedir. Bu kısmen kas hücrelerinin içinde oluşan ve intramiyosellüler yağ olarak adlandırılan kaslarda oluşan yağ ve yağ asidi metabolitlerinden kaynaklanabilir. Bu, insülinin çalışması için ihtiyaç duyulan sinyal yollarını bozar.

Artan serbest yağ asitlerinin asıl nedeni çok fazla kalori almak ve aşırı vücut yağı taşımaktır.

Aslında aşırı yeme, kilo alma ve şişmanlık, insülin direnci ile güçlü bir şekilde ilişkilidir İç organlardaki yağın artması, organların etrafına biriken tehli karın yağının çok önemli olduğu görülüyor.

Bu tip yağ, kana pek çok serbest yağ asidi salgılayabilir ve insülin direncini arttıran enflamatuar(iltihap) hormonları bile bırakabilir.

Bununla birlikte normal kilolu veya zayıf insanlar da insüline dirençli olabilir, fazla kilolular arasında çok daha yaygındır.

İnsülin direncinin diğer birkaç olası nedeni vardır:

  • Fruktoz: Yüksek miktarda früktoz alımı (meyveden değil, ilave şekerden) hem farelerde hem de insanlarda insülin direnciyle ilişkilendirilmiştir.
  • Enflamasyon: Artmış oksidatif stres ve vücutta iltihaplanma, insülin direncine neden olabilir.
  • Hareketsizlik: Fiziksel aktivite insülin duyarlılığını arttırır ve hareketsiz olmak insülin direncine neden olur.
  • Gut Mikrobiyota: Bağırsaktaki bakteriyel ortamdaki bir bozulmanın, insülin direncini ve diğer metabolik sorunları şiddetlendiren iltihaplara neden olabileceğine dair kanıt vardır.

Ayrıca çeşitli genetik ve sosyal faktörler vardır ve siyahiler, hispanikler ve Asyalılar özellikle risk altındadır. Bu liste kesin değildir. İnsülin direncini/hassasiyetini etkileyebilecek diğer birçok faktör vardır.

İnsülin direncinin ana nedenleri, aşırı yeme ve özellikle göbek bölgesinde vücut yağının artması olabilir. Diğer faktörler arasında yüksek şeker alımı, iltihaplanma, hareketsizlik ve genetik sayılabilir.

İnsülin Direnci Belirtileri 

Doktorunuzun insüline dirençli olup olmadığınızı belirleyebileceği birkaç yol vardır. Örneğin yüksek açlık insülin seviyelerine sahip olmak, insülin direncinin iyi bir işaretidir. Kan testleri ve insülin seviyelerinizden insülin direncini tahmin eder ve oldukça doğrudur.

Ayrıca, bir doz glikoz verilen oral glikoz tolerans testi gibi kan şekeri kontrolünü daha doğrudan ölçmenin yolları vardır ve ardından kan şekeri seviyeleriniz birkaç saat ölçülür.

Aşırı kilolu veya obezseniz ve özellikle göbek bölgesinde çok miktarda yağ varsa, insüline dirençli olma ihtimaliniz çok yüksektir.

Akantoz nigrans adı verilen ve cilt üzerinde insülin direncini gösterebilecek koyu lekeler çıkaran bir cilt durumu da vardır.

Düşük HDL (“iyi” kolesterol) seviyelerine ve yüksek kan trigliseritlerine sahip olmak, insülin direnci ile güçlü şekilde ilişkili diğer iki belirteçtir.

Yüksek insülin ve yüksek kan şekeri seviyelerine sahip olmak, insülin direncinin kilit belirtileridir. Diğer belirtiler arasında çok miktarda göbek yağı, yüksek kan trigliseritleri ve düşük HDL seviyeleri bulunur.

İnsülin Direnci, Metabolik Sendrom ve Tip 2 Diyabet

İnsülin direnci, iki yaygın hastalığın ayırt edici özelliğidir: Metabolik sendrom ve tip 2 diyabet. Metabolik sendrom, tip 2 diyabet, kalp hastalığı ve diğer problemlerle ilişkili bir grup risk faktörüdür. Belirtiler yüksek kan trigliseritleri, düşük HDL seviyeleri, yüksek kan basıncı, merkezi obezite (göbek yağı) ve yüksek kan şekeridir.

Bazen bu duruma “insülin direnci sendromu” da denir. İnsülin direnci aynı zamanda tip 2 diyabetin başlıca bir etkenidir. Yüksek kan şekeri seviyeleri, daha fazla insüline cevap vermeyen hücrelerden kaynaklanmaktadır.

Zamanla, pankreastaki insülin üreten hücreler de çalışmayı durdurabilir ve insülin eksikliğine yol açabilir. İnsülin direnci gelişimini durdurarak çoğu metabolik sendrom ve tip 2 diyabet vakasını önlemek mümkün olabilir.

İnsülin direnci, şu anda dünyann en büyük sağlık problemleri arasında olan metabolik sendromun ve tip 2 diyabetin kalbidir.

İnsülin Direnci ve Kalp Hastalıkları

İnsülin direnci aynı zamanda dünyanın en büyük katili olan kalp hastalığı ile de güçlü bir şekilde ilişkilidir.

Aslında, insüline dirençli olan veya metabolik sendromu olan kişilerde %93 daha fazla kalp hastalığı riski vardır. İnsülin direncine bağlı başka birçok hastalık vardır.

Buna alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması, polikistik over sendromu (PKOS) Alzheimer hastalığı ve kanser dahildir.

İnsülin direnci, kalp hastalığı, alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması, polikistik over sendromu, Alzheimer hastalığı ve kanser gibi çeşitli hastalıklara neden olabilir.

İnsülin Direnci Nasıl Kırılır?

İnsülin direnci ile ilgili iyi bir şey ise, onu etkilemenin çok kolay olmasıdır.

Aslında, yaşam tarzınızı değiştirerek ve yeni beslenme alışkanlıkları edinerek insülin direncini genellikle tamamen tersine çevirirsiniz.

İnsülin direncini azaltmanın birkaç kanıta dayalı yolu vardır. Bunlar:

  • Egzersiz: Bu, insülin duyarlılığını arttırmanın en kolay yolu olabilir. Etki neredeyse anında gerçekleşir.
  • Karın Yağı Kaybı: Bazı yağları, özellikle de karaciğeriniz ve karnınızdaki derin “visseral” yağları kaybetmeye çalışın. Bu makale, karın yağının nasıl kaybedileceğine dair kanıta dayalı birkaç ipucunu listeler.
  • Sigarayı Bırakmak: Tütün içmek insülin direncine sebep olabilir. Bu nedenle sigarayı bırakmak yardımcı olabilir.
  • Şeker Alımını Azaltmak: Özellikle şekerli tatlandırılmış içecekler gibi gıdalardan ilave şeker alımınızı azaltmaya çalışın.
  • Sağlıklı Beslenmek: Genellikle işlenmemiş gıdalara dayanan bir diyet yapın. Fındık ve yağlı balıkları dahil edin.
  • Omega-3 Yağ Asitleri: Omega-3 yağ asitlerini tüketmek birçok durumda insülin direncini azaltabilir. Ayrıca insüline dirençli kişilerde sıklıkla yüksek olan kan trigliseritlerini düşürebilirler.
  • Takviyeler: Berberin adlı takviyeyi almak, insülin duyarlılığını arttırmada ve kan şekerini azaltmada etkili olabilir. Magnezyum takviyeleri de yardımcı olabilir.
  • Uyku: Yetersiz uykunun insülin direncine neden olduğuna dair bazı kanıtlar vardır, bu nedenle uyku kalitesini yükseltmek yardımcı olacaktır.
  • Stresi Azaltmak: Stresiniz çok aşırı ise, stres seviyenizi yönetmeye çalışın. Meditasyonun yardımcı olduğu görülmüştür.
  • Kan Bağışı: Kandaki yüksek demir seviyeleri insülin direnciyle bağlantılıdır. Erkekler ve menopoz sonrası kadınlar için kan bağışı insülin duyarlılığını arttırabilir.
  • Intermittent Fasting: Intermittent fasting denilen bir beslenme düzeninin izlenmesi insülin duyarlılığını arttırabilir.

Listedeki öğelerin çoğu, genel olarak iyi sağlık, uzun ömür ve hastalıklara karşı korunma ile ilişkilendirdiğimiz şeylerin başında geliyor.

Tüm bunlar söylenirse, bu makaledeki hiçbir şeyin tıbbi tavsiye niteliğinde olmadığını unutmayın.

İnsülin direnci, çeşitli ciddi sağlık problemleriyle bağlantılıdır ve seçenekleriniz hakkında doktorunuzla konuşmanızı öneririm. İşe yarayabilecek çeşitli tıbbi tedaviler de var.

İnsülin direnci basit yaşam tarzı önlemleriyle azaltılabilir veya hatta tamamen tersine çevrilebilir. Bunlar arasında egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek, karın yağı kaybetmek ve uykunuza ve stres düzeyinize dikkat etmek sayılabilir.

Düşük Karbonhidrat Diyeti ve İnsülin Direnci

Vurgulamaya değer başka bir şey de düşük karbonhidrat diyetidir. Karbonhidratları kısıtlayan diyetler metabolik sendrom ve tip 2 diyabet karşısında inanılmaz derecede güçlü faydalara sahip olabilir ve bu kısmen azaltılmış insülin direncine aracılık eder.

Bununla birlikte, bir ketojenik diyet gibi karbonhidrat alımı çok düşük olduğunda, vücut beyin için kan şekeri almak için insüline dirençli bir duruma gelebilir.

Buna “fizyolojik” insülin direnci (“patolojik” yerine) denir ve kötü bir şey değildir.

Düşük karbonhidrat diyeti metabolik hastalığa bağlı zararlı insülin direncini azaltır. Bununla birlikte, çok düşük karbonhidratlı ketojenik diyetler, beyine kan şekeri ayıran zararsız bir insülin direnci tipine neden olabilir.

SONUÇ

İnsülin direnci, her yıl toplu olarak milyonlarca insanı öldüren kronik hastalıkların çoğunun (çoğu olmasa da) en önemli itici güçlerinden biri olabilir.

İyi haber ise, yağ kaybetmek, sağlıklı yemek ve egzersiz yapmak gibi basit yaşam tarzı önlemleriyle önemli ölçüde iyileştirilebileceğidir.

İnsülin direncini önlemek, daha uzun, daha sağlıklı ve daha mutlu bir hayat yaşamak için yapabileceğiniz en güçlü şeyler arasında olabilir.

Bu makale Appvice Diyetetik Otoriteleri tarafından bilimsel verilere dayalı olarak incelenmiş ve onaylanmıştır.
ortalama puan: 5,00 , 3 oy

Источник: https://getappvice.com/tr/insulin-direnci-nedir-belirtileri-nelerdir/

Sedef hastalığı, bulaşıcı değil ama toplumda öyle algılandığı için hastalar dışlanıyor

Sedef Hastalarında İnsülin Direnci ve Obezite Daha Fazla Görülüyor!

Sedef hastalığı, herhangi bir yaşta ortaya çıkan ancak özellikle 30-39 ve 50-69 yaşları arasında pik yapan, yatkınlık geni taşıyanlarda daha sık rastlanılan bir deri hastalığı…

Sedef BULAŞICI değil!

“Sedef hastalığı, kronik inflamasyonla seyreden ve BULAŞICI olmayan bir hastalıktır. Bu hastalık en sık dirsek, diz, saçlı deri, el ve ayaklarda keskin sınırlı, kırmızı zeminde kepeklenme ile seyreden değişik büyüklükte lezyonlar ile karakterizedir.

Hastaların hemen hepsi kaşıntı, yanma, batma ve ağrıdan şikayet ederler. Nadiren tüm deriye yayılıp, genel metabolizmayı bozarak yaşamı tehdit edebilir.

Hala kesin nedeni tam açıklanamayan sedef hastalığı genetik olarak yatkın kişilerde iç ve dış faktörlerin etkisiyle tetiklenebiliyor.

Sedef hastalığı (psoriasis) nedir? Belirtileri, nedenleri ve tedavisi

Damgalanma hala büyük sorun…

Sedef hastalığı yaşam kalitesini de önemli derecede bozabilmektedir. Hastalığın yerleşim yeri ve şiddetine bağlı olarak hastalar önemli ruhsal sorunlar yaşayabiliyor. Hastalar görünümleri nedeniyle içe kapanabiliyor.

hissedebilirler ve bu bireylerde reddedilme korkusundan ve psikoseksüel kaygılardan kaynaklanan çekingenlik ve zayıf benlik duygusu olabilir.

Bu hastaların özellikle çalışma hayatında ayrımcılığa ve sosyal izolasyona yol açabilen “damgalanma” sonucu psikolojik sıkıntı çektikleri bilinmektedir.”

Sedef hastalığı başka hastalıkların oluşma riskini de artırabiliyor!

Şiddetli sedef hastalığı olan kişilerde sıklıkla ortaya çıkan tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı, lipid metabolizması bozukluğu ve metabolik sendrom nedeniyle inme ve kalp krizi geçirme riski artmakta, sedef hastalarının ortalama yaşam süresinin beklenenden beş sene daha kısa olduğu bilinmektedir.



Bireye göre özelleştirilmiş tedavi semptomları hafifletiyor

Sedef hastalığının uzun süreli yönetiminde “bireye göre özelleştirilmiş tedavi” son derece önemlidir. Sedef hastaları ile yapılan araştırmalarda, birçok hasta için uzun vadeli çözümlerin olmaması gibi karşılanmamış tıbbi ihtiyaçların varlığı ve mevcut tedavilerin etkisizliğiyle hayal kırıklığı yaşandığını gösteren önemli sayıda rapor dikkat çekicidir.

Ayrıca hastalığı tetikleyen çeşitli faktörler bulunuyor:

  • Stres: Çalışmalar stresin sedefi kötüleştirdiğini gösteriyor. Hastaların %68’i hastalık başlamadan 1-3 ay öncesinde stresli bir olay deneyimi tanımlamaktadır.
  • Travma: Psoriasis diz, dirsek ve kalça gibi sürtünme ve sıradan travmalara maruz kalan bölgelerde daha çok görülmektedir. Özellikle hastalığın aktif dönemlerinde hasardan yaklaşık 10-14 gün sonra travma yerinde yeni sedef lezyonları çıkabilir. Birçok fiziksel, kimyasal ve inflamatuvar olay hastalığı tetikleyebilir. Fiziksel olaylar arasında sürtünme, kaşıma, çizik, kesi, basınç, traş ve cerrahi girişimler sayılabilir. Dövme, keseleme, akupunktur gibi deriye tekrarlayan travmalar uygulamaktan kaçınılmalıdır. Günlük yaşamda böcek sokmaları, sinek ısırıkları ve güneş yanıklarından korunmak gerekir.
  • Enfeksiyon geçirmek: Enfeksiyonlar özellikle tonsillit, viral veya bakteriyel üst solunum yolu enfeksiyonları hastalığı %15-76 oranında tetiklemektedir. Özellikle çocuk hastalarda bu tür enfeksiyonlardan yaklaşık 1-3 hafta sonra yaygın psoriasis döküntüsü ortaya çıkabilir. Ancak enfeksiyon tedavi edildiğinde sorun çözülebilir.

Sedef hastaları en çok önyargılardan ve ‘alternatif tıptan’ çekiyor

  • Sigara tüketimi: Sigara içimi doğrudan psoriasisle ilişkili bulunmuştur. Sigara içimi hastalık riskini ikiye katlamaktadır. Sigara içen kadınlarda plak tip psoriasis gelişimi riski 3,3 kat daha fazladır. Günde içilen sigara miktarı ile hastalık şiddeti arasında da ilişki vardır. Günde 10 adetden fazla sigara içen erkeklerde ekstremitelerde daha şiddetli hastalık tablosu vardır. Sigarada bulunan nikotin, psoriasise yol açan doğal bağışıklık hücrelerini etkileyerek sedef hastalığına yol açar.
  • İklim: Kış mevsiminde kuru ve soğuk hava psoriazisi kötüleştirirken sıcak ve ılık mevsimler hastalığın kliniğini rahatlatır. İklimin etkisinde aslında anahtar nokta deriyi nemli tutmaktır. Banyodan sonra ve gün içinde nemlendirici kremler kullanmak yararlıdır. İritasyondan kaçınmak için parfümsüz ve hassas deriler için üretilmiş nemlendiricileri kullanmak önerilir. Kaşıntı ve hassasiyeti rahatlatmak için evde nemlendirme cihazı kullanılabilir. Yaz aylarında güneşlenmek hastalığın belirtilerini hafifletse de yanık derecesinde güneşte kalmak hastalığı kötüleştirir.

Psoriasis hastaları hangi ilaçları içmemeli?

Yüksektansiyon, kalp hastalığı, artrit ve psikiyatri ilaçları psoriasisi tetikleyebilmektedir. Sık karşımıza çıkan bu ilaçlar ACE inhibitörleri, beta-blokırlar ve lityumdur. Ağrı kesiciler ve hidroksiklorokin gibi bazı bağdoku hastalıklarına yönelik ilaçlar da psoriasisi tetikleyebilir.

Kortizon içeren haplar psoriasis alevlenmelerini kontrol altına alsa da uzun süre kullanımda psoriasisi kötüleştirebilir.

Kortizon ilaçlarının birden kesilmesi taşiflaksi denilen şiddetli psoriasis tablosunun geri dönüşünü tetikleyebilir, hatta eritrodermi denilen vücudun tama yakın kızarıklık ve kepekle kaplanmasına yol açabilir.

Sedef hastalarında insülin direnci ve obezite daha fazla görülüyor!

Psoriasis hastalığının deride oluşturduğu olumsuz görünüme ek olarak kalp damar sisteminde inflamasyon nedeniyle önemli değişikliklere yol açtığını, hipertansiyon, kan lipidlerinde yükselme ve ateroskleroz nedeniyle erken yaşta miyokard enfarktüsü riski oluşturduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca insülin direnci ve tip 2 diyabet ve diyabetin yol açacağı komplikasyonlarla karşı karşıya kalabilirler. Obezite ve obeziteye bağlı olarak bu hastalık risklerinin daha da artacağı söylenebilir.

Psoriasis hastaları doktorundan habersiz ilaç kullanmamalı!

Bazı durumlarda bir enfeksiyon veya ilaç hastalığın alevlenmesine neden olur ve hastanın tüm vücudunda içi iltihap dolu gibi görülen küçük püstüller ortaya çıkabilir.

Böyle bir durumda hastanın ateşi yükselebilir, genel durumu bozulabilir ve hastanın hastanede yatırılarak tedavisi gerekebilir. Bu nedenle psoriasis hastaları doktorundan habersiz ilaç kullanmamalıdır.

Ağrı kesici ilaçlar sedef hastalığını şiddetlendirebilir kortizon içeren ilaçlar (ağızdan alınan veya enjeksiyon yoluyla verilen) ciddi alevlenmelere yol açabilir.

Sedef hastalığı son dört yılda iki kat arttı ancak farkındalık oranı çok düşük

Sedefin kontrol edilebilir bir hastalık olduğunu belirten Psoraisis Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Sibel Alper, sedef tedavisinin hastalığın yaygınlığı ve yerleştiği bölgelere göre seçildiğini söyleyerek şu bilgileri verdi: Lezyonlar vücudun %5’inden az bir alanı kaplıyorsa dışarıdan uygulanan ilaçlar yani kremler ile tedavi etmek mümkündür. 

Ancak yaygınsa veya yaygın olmamasına rağmen ellere, genital bölgeye yerleşiyor ise şiddetli kabul edilip farklı seçenekler değerlendirilir.

Psoriasis tedavisi 3 grupta toplanır: topikal tedavi (deriye dışarıdan uygulanan ilaçlar), ultraviyole ışınları ile tedavi (güneş ışınları), sistemik tedaviler (ağızdan alınan ilaçlar ve iğneler).

Psoriasis hastaları aynı ilaca farklı klinik yanıtlar verebilirler.

Hastanın durumuna göre seçilen tedavi yöntemi aksatılmadan doğru kullanıldığında ve hastalar iyi izlendiğinde sorunsuz bir tedavi süreci söz konusudur. Günümüzde tedavi sonucundan beklenti deri belirtilerinin tamamen veya tama yakın silinmesidir.

Tedaviler uzun sürebilir ancak kullanımları zor değildir, yaşam kalitesini olumsuz etkilemezler. Zamanında doğru ve etkin tedavi almamak hastalığın ilerlemesine ve başka hastalıkların eklenmesine yol açabilir.

Doktorunuzla sürekli iletişim halinde olmak çok önemlidir.

Psoriasis hastalarına öneriler:

  • Özellikle hastalığın aktif dönemlerinde sigara içimini ve alkol tüketimini azaltalım, mümkünse bırakalım.
  • Döküntülerin çoğalma döneminde derimizi kaşıma, keseleme ve döküntülerle oynama gibi hareketlerden kaçınalım
  • Yazın güneş yanıklarından korunalım. Güneş yanığına neden olmayacak şekilde öğle saatleri dışında 20 dakikalık güneş banyosu hastalığa iyi gelir.
  • Tıraş, banyo ve tırnak kesme gibi bireysel temizlik aktivitelerinde dikkatli olalım.
  • Saç tutulumu varsa katranlı şampuanlar ile saçımızı yıkayalım.
  • Banyodan sonra dermatoloğun önerdiği vücut nemlendiricisi ile düzenli olarak derimizi nemlendirelim.
  • Kuru soğuk havalarda bulunduğumuz ortamı nemlendirmek için nemlendirme cihazları kullanabiliriz.
  • Başta ağrı kesiciler olmak üzere hastalığı alevlendirebilecek ilaç kullanımından kaçınalım, reçetelendirilmedikçe kendi kendimize ilaç kullanmayalım.
  • Akupunktur ve dövme gibi hastalığı alevlendirebilecek uygulamalardan kaçınalım.
  • Enfeksiyonlardan korunalım.
  • Stresi kontrol altına almak için stresle baş etme yöntemleri ile gevşeme tekniklerine başvurabiliriz. Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz hastalıkla mücadelede yararlıdır. İdeal kilomuzu korumaya çalışalım, kilo almaktan kaçınalım.

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/sedef-bulasici-degil-ama-toplum-oyle-algiladigi-icin-hastalar-dislaniyor/

İnsülin Hormonu Yüksekliği Nedir, Belirtileri nelerdir? Tedavisi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Sedef Hastalarında İnsülin Direnci ve Obezite Daha Fazla Görülüyor!

İnsülin direncinin tam anlamı; gerçek bir diyabet hastası, kalp ve damar hastası, potansiyel hipertansiyon hastası demektir. İnsülin direnci de terleme yorgunluk, karaciğerde yağlanma, gut krizleri demektir.

İnsülin Direnci Yüksekliği Belirtileri Nelerdir?

Pankreastan salgılanan bir hormon olan insülin kan şekerinin kullanıldığı dokuların şekeri alması ve kullanmasını sağlamak için salgılanmaktadır. Sağlıklı bir kişide normal yollar ile olan bu salgı özellikle Tip 1 diyabet ve Tip 2 diyabetlilerde doğru şekilde salgılanmamaktadır.

Bundan dolayı da bu kişiler insülin tedavisi görmektedirler. Eğer kişide hormon direnci var ise şekerin dokulara alınması, kullanılması ve yakılması çok zor olmaktadır. Bu sorun daha çok şeker salgılanmasına neden olmaktadır.

Pankreas çok daha fazla hormonu salgılayarak vücuda alınan şekerin dokular tarafından kullanılabilmesi için deyim yerindeyse iki katı çalışmaktadır.

Fazla salgılanan şeker hormonu da açlık hissinin oluşmasına dolayısı ile atıştırmalara ve daha çok yemeye neden olmaktadır. Bu kısır döngü devam dip durmaktadır.

Bu durum insülin rezervini azaltır ve aynı zamanda kanda dolaşan aşırı miktardaki insülin olmasını sağlamaktadır. Kandaki aşırı insülin de hipertansiyon, obezite ve ateroskleroz gibi kronik hastalıkların oluşmasına uygun bir ortam hazırlamaktadır. Ciddi düzeyde hastalıklar ile karşılaşmamak adına dikkatli olmak ve önlem almak gerekir.

İnsülin Direnci Neden Görülür,Yüksekliği Nasıl Anlaşılır?

Direnci genel olarak hareketsiz yaşam tarzı, genetik yatkınlık ve sağlıksız beslenme sonucunda oluşmaktadır. En çok genetik yatkınlık nedeni ile görülen şeker direnci, son yıllarda kişilerin sedanter bir hayat sürmesi, fast food tarzında beslenmenin çok daha fazla olması ve rafineri gıdaların sık tüketiminden kaynaklanmaktadır.

Bundan dolayı da genellikle hastaların pek çoğu ailelerinin bal, kaymak, tereyağı gibi bu gün kötü gözle bakılan besinler ile beslenmelerine rağmen onlara neden bir şey olmadığını sormaktadırlar. Unutmamak gerekir ki bahsedilen anne ve babalar ne kadar bu besinleri tüketiyor olsalar da hareket onlar için vazgeçilmezdi.  Hareket etmek özellikle direncinin en büyük düşmanlarıdır.

Direncin yüksekliği özel olarak hekiminizin istediği kan tahlili ile anlaşılmaktadır. Ayrıca yüksekliği belirtilerini kendiniz de anlayabilirsiniz.

Çok çabuk acıkmalarınız var ise, yemek yerken geç doyuyorsanız, genellikle yemek yedikten 2 ya da 3 saat sonra yeniden acıkıyorsanız, ellerinizde ve ayaklarınızda titreme var ise, baygınlık hissiniz oluyor ve soğuk soğuk terlemeler yaşıyorsanız, ailenizde hem şişman hem de diyabetli kişiler var ise ve tatlı yeme isteğiniz durdurulamıyor ise şeker direnci yüksekliği olabilir.

Bu durumlarda hemen bir uzman hekime görünerek şeker direncinizin tedavisine ulaşabilirsiniz.

Kilo Vermeye Engel Midir?

Şeker hormonu direnci kilo vermenizi zorlaştıran bir faktördür. Çok daha fazla acıkan şeker direnci hastaları az bir harekette bile hemen yorulur.

Lakin sabır ile uygulanan sağlıklı beslenme programlarına ve düzenli şekilde yapılan sporlarına uydukları zaman bu zorluklar yenilebilmektedir. Şeker direncini kırmak da yine sizin elinizdedir.

Bir süre diyet yapıp yanında spor da yaptıktan sonra kilo verirsiniz.

Lakin kilo verdikten sonra eski yediklerimi yeniden yerim düşüncesi yanlış bir düşüncedir.

İnsülin direnci olan kişilerin hayatları boyunca sağlıklı beslenmeye dikkat etmeleri ve hareketli bir hayat tarzına geçmeleri gerekmektedir.

Kilo vermek için yemeklerin az yenilmesinin yanı sıra glisemik indeksi düşük olan, az kalori içeren, posa bakımından yüksek oranda olan ve tok tutan yiyeceklerin de seçilmesi gerekmektedir.

Genellikle insülin direnci olan kişiler de dâhil olmak üzere kişiler kilo verecekleri zaman yemeklerini azaltırlar ve spor yapmadan hızlı kilo vermek isterler. Yıllar içinde alınmış olan kilolar günler içinde verilemez.

30 yaşındaki bir kişinin son 10 yılda aldığı 30 kilo fazlasını 1 ayda vermeyi düşünmesi kesinlikle imkânsızdır. 10 yıl içinde alınmış olan 30 kilo kesinlikle 1 ayda verilemez.

Lakin düzenli bir spor programı ve beslenme düzenindeki değişiklikler ile bu kişi ortalama 6 ile 10 ay arasında bu kilolarını verebilir.

Yüksekliği Nasıl Tedavi Edilir?

Şeker hormonu vücudumuz tarafından salgılanan yararlı bir hormondur. Bu hormonun kandaki yüksekliği ise insülin direncinin en büyük kanıtıdır. Peki insülin direnci tedavisi nasıl olur? Aslında bu rahatsızlığın nasıl tedavi edildiğinden biraz da olsa bahsettik.

Hareketli bir yaşam tarzını benimsemelisiniz. Bunun yanında nasıl besleneceğinizi de öğrenmeniz gerekmektedir. Sağlıklı bir beslenme programı ile birleştirilen spor size hem kilo verdirecek hem de insülin direncinizin tedavi olmasını sağlayacaktır.

Sağlıklı bir hayat yaşayarak sadece şeker direncinin yeniden sizi ele geçirmesini engellersiniz tamamen yok edemezsiniz. Bunların yanı sıra hekim kontrolünde insülin direncinizi ve belirtilerinizi kıracak ve insülin tedavisi yapacak bazı ilaçlar da kullanabilirsiniz.

Şeker hormonu direncinin yüksek olması obezite ile birleştiğinde kanser hastalığının tetiklendiğine dair pek çok çalışma yapılmıştır.

Ayrıca insülin direnci yüksekliği kalın bağırsak, yemek borusu, pankreas, safra yolları, rahim, meme, böbrek, lenf, yumurtalık, mesane, prostat ve tiroid kanseri risklerini artırmaktadır.

Üstelik bu kadar da değil. Şeker hastalığı, kalp ve damar hastalıkları, inme, ateroskleroz, hipertansiyon, lipid yükseklikleri polikistikover rahatsızlığı, karaciğer yağlanması ve infertilite gibi daha pek çok hastalık da insülin hormonu direnci nedeniyle yaşanabilmektedir.

Источник: https://hormonlarim.com/pankreas/insulin/insulin-direnci-nasil-dusurulur

İnsülin Direnci Nedir?

Sedef Hastalarında İnsülin Direnci ve Obezite Daha Fazla Görülüyor!

‘’Çok az yemek yememe rağmen bir türlü kilo veremiyorum”

“Su içsem yaradığını hissediyorum”

Bu şikayetler şeker hastalığı yani diyabet başta olmak üzere pek çok ciddi sağlık sorununa neden olabilen insülin direncine işaret ediyor olabilir. Memorial Sağlık Grubu Endokrinoloji Bölümü Uzmanları, insülin direnci ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

İnsülin direncini tanımlamadan önce insülinden bahsedelim. Pankreastan salgılanan şeker metabolizmasını düzenleyen bir hormondur. İnsülin bu düzenlemeyi yaparken “insülin reseptörü” adı verilen bir yapıya bağlanır ve aktive olur. Bu reseptör, çeşitli nedenlerle insülinin bağlanmasına izin vermez ise; insülin kanda yeterli miktarda olduğu halde görev yapmıyormuş izlenimi verir.

İnsülin direnci, vücuttaki şekeri kontrol etmek için salgılanan insülinin etkisini göstermesindeki zorluk olarak tanımlanabilir.

Normal şartlarda vücut şekeri 1 ünite insülin ile kontrol altına alabiliyorken insülin direnci olan hastalarda vücut 2-3 ünite insülin salgılamak durumunda kalır.

  İnsülin direnci arttıkça, şeker kontrolünü sağlamak için insülin de artmış olur. Bu da vücutta gereğinden fazla insülin salgılanması anlamına gelir.

Tüm dünyada ve ülkemizde giderek artan obezite ve diyabet görülme sıklığı, “insülin direnci” olarak adlandırılan metabolik sorunu da beraberinde getiriyor.

Vücuttaki yağ oranının artması insülin direncine, insülin direnci de vücuttaki yağ oranının artmasına yani obeziteye neden oluyor.

Protein metabolizması, üreme ve bağışıklık gibi birçok sistemi etkileyen insülin direncinin tedavi edilebilmesi için öncelikle beslenme ve egzersiz alışkanlıklarının gözden geçirilmesi gerekiyor.

İnsülin direnci insülinin vücutta depolanmasına neden olduğu için kilo alımına, karaciğer yağlanmasına, kalp ve damar hastalıklarına neden olabilir. İnsülin direnci sorunu olanlar spor yapıp dengeli beslenseler dahi kilo vermekte zorlanırlar.

Çünkü fazlasıyla salgılanan insülin, alınan gıdaların yağ olarak depolanmasına neden olur. Giderek daha çok salgılanmak zorunda kalınan insülin zaman içinde pankreası yorar.

İnsülin direnci  zamanla pankreas yetmezliği ve diyabet hastalığına kadar gidebilen ciddi bir tablo karşımıza çıkabilir.

İnsülin direncinde beslenmenin yeri çok önemlidir. İlk çağlardan günümüze besine ulaşmamız her geçen yüzyıl daha kolaylaşmış ve buna ters orantılı olarak ulaşılan besinlerin kalori değerleri de her geçen yüzyıl artmıştır.

Teknolojideki bu ilerleme çalışma şekillerinin daha çok ofis ortamında, bilgisayar odaklı olmasına neden olmuştur. Ofis ortamında hareketsizlik ve fast food tüketimi çalışanları obezite ile karşı karşıya getirmektedir.

Bol kalorili besinleri hızla tüketme zorunluluğu, hareket azlığı ile birleşince bel çevresi yağlanmasını kaçınılmaz hale getirmekte; bu da insülin direnci sendromunun başlamasına neden olmaktadır.

İnsülin Direnci Belirtileri

İnsülin direnci, insülinin dolaşımda bulunmasına rağmen glikoz, yağ ve protein metabolizmasındaki biyolojik etkilerini gösterememesidir.

Dokularda insülinin aracı olduğu glikoz kullanımının azalması ve karaciğerde glukoz yapımının artması ile ortaya çıkan metabolik bozulma, insülin direncinin temelini oluşturmaktadır. İnsülin direnci, tip 2 diyabet, hipertansiyon, lipid yüksekliği, polikistik over sendromuna eşlik eder.

İnsülin direnci ile ilişkili metabolik durumun değerlendirilmesinde, açlık ve tokluk kan şekeri, HbA1c değerleri bakılmalıdır. Gerekli durumlarda şeker yükleme  testi (oral glikoz tolerans testi)  yapılabilir.

İnsülin direncine sahip, metabolik sendrom taşıyan hastaların bel çevreleri önemlidir.

Bel çevresi kadınlarda 80cm, erkeklerde 94cm üzerinde olan bireylerde;

  • Açlık kan şekeri 100mg/dl’den yüksekliği
  • Kan basıncı 130-85mmhg üzeri veya hipertansiyon tanısı ile antihipertansif ilaç kullanımı
  • Trigliserid düzeyi 150mg/dl’nin üzeri veya HDL-kolesterol(iyi kolesterol) kadınlarda 50mg/dl erkeklerde 40mg/dl’den düşüklüğü gibi kriterlerinden en az ikisi mevcut ise insülin direnci varlığı kabul edilerek değerlendirme yapılmaktadır.

İnsülin direnci veya tip 2 diyabeti olan kişilerin yakınlarında genetik faktörlerin etkisi ile insülin direnci daha sık görülmektedir. Ayrıca hareketsiz yaşam, fazla kalorili beslenme gibi faktörler de insülin direnci gelişimine yol açmaktadır. Kas, yağ doku ve karaciğer etkilenen dokulardır.

İnsülin direncinin belirtilerini;

  • Ağır bir yemek sonrası, şekerli bir gıda yedikten sonra gereğinden fazla bir ağırlık hissi, uyku hali oluşması;
  • Yemekten sonra şekerin kontrolsüz olarak düşmeye başlamasıyla el titremesi, terleme,
  • Mide kazınması şikayetleri;
  • Kilo almanın kontrol edilememesi
  • Sık tatlı yeme isteği
  • Yorgunluk hissi
  • Bel çevresinin giderek genişlemesi
  • 'Akantozis Nigrikans' denilen özellikle koltuk altı, kasık, boyun bölgelerinde esmerleşme
  • Karaciğerde yağlanma
  • Kadınlarda adet düzensizlikleri olarak sıralanabilir. İnsülin direnci belirtilerini fark eder etmez mutlaka bir endokrinoloji ya da dahiliye uzmanına başvurulmalıdır.

İnsülin Direnci Nasıl Hesaplanır?

İnsülin direnci diyabet, kalp hastalıkları ve metabolik sendrom gibi pek çok önemli hastalığa neden olmaktadır.  Metabolik sendrom, insülin direnci, kan insülin yüksekliği, şişmanlık, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği ve koroner damarlarda tıkanıklık gibi çok ciddi problemlerle birlikte seyreder.

Aynı zamanda insülin direnci genç kadınlarda polikistik over sendromu gibi sağlık sorunlarına da neden olabilir. İnsülin direncinin kiloyla ilişkisi ise tam bir kısır döngü olarak tanımlanmaktadır. “Yağlanma ve kilo artışı = İnsülin direnci = Yağlanma”.

Bu kısır döngüden kurtulmanın kolay bir yolu ise insülin direncinin tam donanımlı bir hastanede ölçtürülmesi ve uzmanlarca kontrol altına alınmasıdır. Ülkemizde insülin direncinin neden olduğu metabolik sendrom ile ilgili  “Metsar” adı altında bir çalışma yapılmıştır.

4 bin kişinin üstünde bir grup üzerinde yapılan araştırma sonucunda ülkemizde metabolik sendrom oranının %33 olduğu saptanmıştır. Bu çalışma sonucunda asıl önemli olan metabolik sendrom hastalığı olanların birçoğunun hastalığının farkında olmamasıdır.

Bu çalışmadaki ilginç verilerden bazıları ise şöyle;

  • Türk toplumu %31.3 oranında sigara kullanmaktadır.
  • Toplumdaki 20 yaş üstü kişilerin %27.6 kadarının şekeri yüksek fakat maalesef bu kişiler bunun farkında değil. Bu kişiler diyabet riski altındalar ve bunların insülin direnci tedavisi almaları gereklidir.
  • Türk kadınlarının %54.8 kadarı şişman ve bu nedenle kalp krizi ve diyabet açısından risk altındadır.

Bu sonuçlar insülin direncinin ne derece önemli ve ilerleyici bir hastalık olduğunu göstermektedir. Ülkemizde insülin direnci ve buna bağlı olarak; şişmanlık, diyabet ve kalp krizleri gün geçtikçe artacaktır. Bize düşen görev iş işten geçmeden kontrollerimizi yaptırıp önlemleri önceden almaktır.

İnsülin Direnci Testi

Kişi insülin direncinin olup olmadığını günlük rutinini sorgulayarak da anlayabilir. Buna göre bireyin kendinize sorması gereken sorular şunlar;

  • Abur cubur diye adlandırılan; çerez, cips, patlamış mısır besinleri tüketiyor muyum?
  • Tansiyonum 140-90 üzerine çıkıyor mu?
  • Düzenli spor veya egzersize rağmen kilo vermemde problem oluyor mu?
  • Bel kalınlığım fazla mı? (Bel çevresinde yağ birikimi var mı?)
  • Ailemde; diyabet veya kalp hastası, tansiyon yüksekliği, polikistik over hastası ve şişman birey var mı?
  • Yemek sonra konsantrasyon güçlüğü, dengesizlik ve baş ağrısı yaşıyor uyum?
  • Kolesterol yüksekliğim var mı?
  • Ani olarak şeker ve hamur işi yeme ihtiyacım oluyor mu?
  • Her yemekten sonra yorgunluk ve uyku hali hissediyor muyum?
  • Açlık kan şekerimde yükseklik tespit edildi mi?
  • Haftada 2 kereden az mı egzersiz yapıyorum?

Test Sonuçları

Yukarıdaki sorulara verilen EVET yanıtlarının sayısına göre kişideki insülin direnci riski konusunda değerlendirme yapılmaktadır.


İnsülin Direnci Tedavisi

İnsülin direnci tedavisinde öncelikli adım, yaşam tarzı değişiklikleridir. Tıbbi beslenme tedavisi, egzersiz ve hareketin artırılması, uyku düzeninin sağlanması ve sürdürülebilir olması önemlidir. İnsülin direnci tedavisinde tıbbi beslenme tedavisi; bireyin yaşı, cinsiyeti, fiziksel aktivite ve yaşam şekline göre kişiye özgün olarak belirlenir.

  • İnsülin direnci diyeti tüm besin ögelerini yeterli ve dengeli bir şekilde içermelidir.
  • Kısa dönem şok programlar uygulanmamalıdır.
  • Vücut ağırlığının 6 ayda yaklaşık %5-10’unun azaltılması hedeflenmelidir. Bireyin günlük mevcut kalori alımı hesaplanmalı ve ortalama 400-600 kcal azaltılmalıdır.
  • Haftalık 0.5-1kg ağırlık kaybı hedeflenmelidir.
  • Sürdürülebilir, uygulanabilir ve lezzetli bir program hazırlanmalıdır.
  • Dengeli beslenme programı 4-6 öğünden oluşmalıdır. Sık aralıklarla beslenme bir sonraki öğünde fazla yemeyi önler.
  • Günlük protein alımı toplam kalorinin %20-35’ini oluşturmalıdır. Proteinin yeterli miktarda alınması tokluk hissi ve yağsız vücut kitlesini koruması açısından önemlidir.
  • Günlük kalorinin %25-35’i de yağlardan alınmalıdır.
  • Yağda eriyen vitaminlerin emilimi( A, D, E, K) olumsuz etkilenebileceğinden yağ oranı çok azaltılmamalıdır.
  • Günlük kalorinin %50-65’i de karbonhidratlardan alınmalıdır.
  • Basit karbonhidratlar yerine(şeker gibi), kompleks karbonhidratlar (tam tahıl ürünleri, baklagiller) tercih edilmelidir.

Yaşam tarzı değişikliğini uygulayamayan veya yarar görmeyen hastalara bazı ilaçlarla tedavi önerilebilir. İştah ve hafif kilo kaybı etkisi gösterir. Metformin özellikle HbA1c % 5.7-6.4 arasındaki açlık ve/veya tokluk kan şekeri normal sınırın üzerinde olan, gebelik diyabeti öyküsü bulunan, vücut kitle indeksi 35’ten büyük hastalarda diyabet gelişme riskini %30 azaltmaktadır.

İnsülin direnci tedavisinde öncelikle bir kan testi yapılarak direnç seviyesi ölçülür. Direncin yüksek olduğu kişilerde 2-3 ay ya da en fazla 6 aylık tedavilerle seviye normale döndürülebilir.

İnsülin direnci seviyesi normale döndüğünde de kilo vermenin önündeki engeller kalkmış olur. Dolayısıyla hastaların hızla iştahları kesilir ve kilo verir.

Buna ek olarak da kalp hastalığı, kanser tiplerine yatkınlık ve şeker hastalığı da önlenmiş olur.

İnsülin direnci tedavisinde ilaçların da rolü büyüktür. Sağlıklı bir beslenme ve egzersiz programı ile birlikte gerekli ilaçlar kullanıldığı zaman kişi kilo vermeye başlar.

İnsülin direncini önleyen ilaçlar şeker tedavisinde de kullanılan ilaçlardır ve 2-3 ay içinde insülin direnci kontrol altına alınıp, seviyesi tamamen normale getirildikten sonra ilaç tedavisi sonlandırılır.

Böylece kilo alımı, aşırı yağlanma, damar yağlanmaları, ateroskleroz yani damar sertliği, kalp damar hastalığı riskleri, karaciğer yağlanması riski, özellikle risk altındaki insanlardaki diyabet hastalığına doğru gidişat tamamen engellenmiş olur.

Özellikle şeker hastalığı riski taşıyan hastalarda insülin direnci tespit edilip, doğru tedavi uygulandığında hastalık hiç başlamadan önlenmiş olur. Bu nedenle insülin direnci zamanında tedavi edildiğinde şeker hastalığı riskini ortadan kaldırmak mümkündür.

İnsülin direnci tedavisinde bir başka yaklaşım da insülin fazlalığının sadece dışarıdan insülin verilmesi ile değil Tip 2 diyabetik hastaların tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar ile de teşvik edilmesidir. Bu nedenle tedavi tümüyle ele alınmalıdır.

İnsülin direnci tedavisi doğru ve yeterli beslenme planı, kişinin günlük yaşamı ile uyumlu hale getirilmelidir. Aksi takdirde tedavinin tümüyle kontrolsüz gitmesine neden olabilir.

Mümkün olduğu kadar öğünlerde rafine karbonhidrat kısıtlanmalı, yeterli kalori alımı kilo kontrolü hedeflenerek sağlanmalıdır. Beslenmenin şekli ve gıdaların hazırlanması da çok önemlidir.

Yemekler yavaş, çok çiğnenerek, doyma hedeflenmeden yenilmelidir.

İnsülin direnci ve diyabet tedavisinde egzersiz ve beslenme ile ilaç tedavisinin zamanlaması oldukça önemlidir. Her hastanın bir sporcu gibi davranmasını beklemek ve onu bu konuda zorlamak doğru değildir. Yeterli düzeyde egzersizi en uygun dönemde yapmaya teşvik etmek gerekir.

Komplikasyonlar mutlaka değerlendirildikten sonra egzersiz planlaması yapılmalıdır. Yemeklerden sonraki ilk 30-60 dakika içinde oturma ve çay içme alışkanlığından vazgeçilmelidir.  Bu dönemlerde 10-15 dakikalık yürüyüşler ya da sofra toplama gibi hareketler yapılması daha doğrudur.

Hiç vakit kaybetmeden online hastane randevusu alabilir ve insülin direncinizin olup olmadığını kontrol ettirebilirsiniz. 

Güncellenme Tarihi: 22 Kasım 2018Yayınlanma Tarihi: 22 Aralık 2016

Источник: https://www.memorial.com.tr/saglik-rehberleri/insulin-direnci-nedir/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.