Şeker Hastalığının Vücuda Etkileri

Şeker Hastalığı ve Vücuttaki Etkileri

Şeker Hastalığının Vücuda Etkileri

Diyabet ya da halk arasında yaygın adıyla şeker hastalığı, vücutta hem kısa vadede hem de zamanla ciddi anlamda olumsuz etkilere sebep olmaktadır. Diyabete bağlı olarak meydana gelen sağlık sorunları içerisinde, en fazla hastaneye yatışın gerçekleştiği durum olarak karşımıza şeker yarası ya da diğer adıyla diyabetik ayak hastalığı çıkmaktadır.

Şeker yarası ya da diyabetik ayak hastalığı, değişen beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam tarzı ve yaşam süresi ortalamasının giderek artmasına bağlı olarak gün geçtikçe artış gösteren diyabet hastalığının bir sonucudur.

Dünya Sağlık Örgütü’nün gerçekleştirdiği çalışmalar ve araştırmalar doğrultusunda, diyabet hastalığının giderek artış gösterdiği gözlemlenmektedir.

Diyabet hastalığında yaşanan salgın boyutundaki artış, çok sayıda sağlık sorunuyla birlikte şeker yarası hastalığında da artışı beraberinde getirmektedir.

Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre, ülkemizde her yıl yaklaşık 400 bin kişide şeker yarası görülmekte, bu vakaların ortalama 8 bini ise organ yada uzuv kaybıyla sonuçlanmaktadır.

Şeker Yarası Nedir?

Şeker yarası, halk arasında yaygın olarak şeker hastalığı adı verilen diyabetin sebep olduğu bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

Diyabet, vücudun kan şekeri oranının düzenlenmesinde bozulma yaşanmasının bir sonucu olarak, vücuttaki şekerin belli bir düzeyin üzerinde seyir göstermesi durumudur. Vücutta sürekli olarak belli bir düzeyin üzerinde seyir gösteren şeker oranına bağlı olarak, vücutta hızlı şekilde olumsuz etkiler gözlemlenebildiği gibi uzun vadede ciddi bozukluklar da ortaya çıkabilmektedir.

Şeker düzeyinin yüksek seyir göstermesi, uzun vadede sinirlerde olumsuz etkilere sebep olmaktadır. Motor sinirler üzerinde diyabete bağlı oluşan olumsuz etkiler, kasların çalışmasına etki ederek ayak ve parmaklarda şekil bozukluklarına sebep olmaktadır.

Uzun vadede diyabete bağlı olarak otonom sinirler üzerinde oluşan olumsuz etkiler, ayak derisinde çatlaklar oluşmasına sebep olmaktadır. Ayaklarda oluşan kuru ve çatlak yapı, metabolizmanın diyabete bağlı olarak zayıflamasıyla birlikte enfeksiyonlara açık hale gelmektedir.

Diyabete bağlı olarak, duyu sinirlerinin bozulmasıyla birlikte his kaybı meydana gelmektedir. Böylece his kaybı yaşayan kişi yaralanmalara ve enfeksiyona açık hale gelmektedir.

Yaralanmalara ve enfeksiyonlara açık kişilerde en basitinden bir ayakkabı vurması bile yaralara sebep olabilmekte ve bu durum his kaybıyla birleşerek iyileşmeyen şeker yaralarına sebep olmaktadır.

Şeker Yarasının Gelişimi ve Kötüleşmesi

Kronik bir hastalık olan ve birçok organ üzerinde olumsuz etkileri bulunan şeker hastalığı, ayaklarda sinir hasarı ve his kaybı oluşturarak diyabetik nöropatiye, ayrıca damarlar üzerinde hasar oluşumu dolayısıyla şeker yarasına sebep olmaktadır.

Diyabet hastalarında metabolizmanın zayıflamasıyla birlikte enfeksiyonlara açık hale gelen vücut yapısı, sinir hasarıyla yaralanmalara açık hale gelmekte, ayak bölgesinde yaşanan his kaybı doğrultusunda ise açık yaralar, hasta farkında olmadan ortaya çıkmaktadır.

Yaşanan his kaybı sonucu, şeker yarasında oluşan ısı kaynaklı hasar fark edilmemekte, bu durum yaranın giderek açılmasına ve ciddileşmesine sebep olmaktadır. Şeker hastalığı ayrıca ayak ve bacaklarda damar tıkanıklığına neden olmaktadır.

Atardamarlar dokuların beslemesi ve yara oluştuğunda da iyileşmesi için çok önemlidir. Damar tıkanıklığı oluşumunun bir sonucu olarak kan akımında azalma meydana gelerek, yaranın iyileşmesi güç hale gelmektedir.

Kan dolaşımının bozukluğu sebebiyle yara hızlı şekilde iltihaplanabilmekte, oluşan enfeksiyonun yüksek kan şekeri dolayısıyla iyileşmemesiyle yara kangrene dönüşebilmektedir.

Kangrene dönüşen şeker yarasının etrafındaki dokular ölerek, yayılım göstermektedir. Şeker yarasının bu aşamaya gelmesi durumunda, kangrenin yayılmasının durdurulması amacıyla cerrahi müdahale yani ayağın bir kısmının ya da tamamının kesilmesi gerekebilmektedir.

Şeker Yarasının Erken Dönem Belirtileri Nelerdir?

Şeker yarası, diyabetin vücutta meydana getirdiği olumsuz durumların ve uzun vade etkilerin sonuçlarıdır.

Aslında süreç içerisinde yüksek kan şekerinin vücutta oluşturduğu olumsuz etkiler gözlemlenebilmekte ve çoğu zaman kangren aşamasına gelmeden çeşitli sinyaller oluşturmaktadır.

Şeker yarasının erken evre belirtilerinin farkında olmak, ciddi anlamda olumsuz etkiler oluşmasının önüne geçebilmek açısından oldukça önemlidir. Bu bakımdan şeker yarasının erken dönem belirtilerini şu şekilde sıralayabilmekteyiz;

  • Ayak derisinde pul pul görünüm, kuruluk, çatlak ve yırtılmalar meydana gelmesi
  • Ayak ya da ayak bileğinde şişlik, kırmızılık ya da ısı artışı oluşması
  • Sadece yürürken değil, dinlenme sırasında da ayakta oluşan ağrı
  • Tırnakta kalınlaşma, şekil bozukluğu ve tırnak batması
  • Ayak derisinde kızarıklık, kalınlaşma, nasırlaşma ve nasır ortasında küçük yuvarlak yara oluşumu
  • Açık yara ve kesik oluşması, su toplanması, deride soyulma ve iltihaplanma

Şeker Yarasına Karşı Koruyucu Bakım Yöntemleri

Diyabet hastalarının, ayaklarında şeker yarası oluşumunun önüne geçebilmesi ya da oluşan ayak yarasının ilerlemesini önleyebilmesi açısından belli başlı bakım yöntemlerini gerçekleştirmesi gerekmektedir. Uygulanması durumunda ciddi sonuçlara sebep olabilecek şeker yaralarından koruyucu bakım yöntemlerini şu şekilde sıralayabiliriz;

  • Hastanın kan şekeri kontrolünün kesinlikle sağlanması gerekmektedir.
  • Ayaklar her gün belirli bir saatte hastanın kendisi yada bir yakını tarafından kontrol edilmelidir.
  • Ayaklar her gün sabunla yıkanmalı, kurulanmalı ve nemlendirici krem sürülmelidir.
  • Hasta çıplak ayakla dolaşmamalı, ayaklarını dış etkenlerden olabildiğince korumalıdır.
  • Şeker hastaları için geliştirilmiş, yumuşak, deriden yapılmış, önü yuvarlak, parmakların içinde hareketine izin verecek rahatlıkta olan ayakkabılar kullanılmalıdır.
  • Her zaman çorap giyilmelidir.
  • Tırnaklar düz kesilmeli ama hemen dibinden yada çok kısa kesilmemelidir.
  • Ayaklarda oluşan nasır, yara gibi durumlara hasta tarafından müdahale edilmemeli, cerrah müdahalesine acilen başvurulmalıdır.
  • Ayaklara doktor kontrolü dışında ilaç ya da tahriş edici madde sürülmemelidir.

Источник: https://www.cuneytkoksoy.com/seker-hastaligi-ve-vucuttaki-etkileri

Şeker Vücudumuzu Nasıl Mahvediyor? Hastalıklara Etkisi ve Zararları

Şeker Hastalığının Vücuda Etkileri

Şeker sizin için kötü mü? Gerçekten tepeden tırnağa insan vücudu için zararlı mı? İlave şekerlerden söz ettiğimizde, cevap “evet” dir. Şeker endüstrisi, şekerin sağlık üzerindeki etkileri hakkında kamuoyunu değiştirmek için aktif olarak mücadele etmesine rağmen, bugün şekerin hemen her organ sistemini etkilediğini biliyoruz. Ve bu etkileşim kesinlikle iyi anlamda değil.

Şeker’in Zararları Nelerdir? Sağlığımızı Nasıl Mahvediyor

Ticker Trouble

Çoğu insan kalp hastalıklarından yağların kaynaklı olduğunu düşünüyor. Bazı endüstriyel -trans yağlar gibi, inflamatuar yağlar kalp krizine neden olurken, kalp hastalıklarında şeker gerçek suçludur.

Aslında, 2016’da araştırmacılar, şeker lobisinin 1960’larda ki sahte Harvard araştırmasına sponsor olduğunu kanıtlayan büyük bir şeker endüstrisi skandalı ortaya çıkardılar.

Harvard araştırmacıları tarafından şekerin sağlık etkilerinin ısınması için ödenen şeker lobisini kapatır, bunun yerine kalp hastalığında doğal olarak oluşan yağların rolüne odaklanır.

Bu hatalı “araştırma”, “şüphesiz”, koroner kalp hastalığını önlemek için gerekli olan tek diyet müdahalesinin, daha az kolesterol yemeye ve doymuş yağ yerine çoklu doymamış yağ yemesi gerektiğine karar verdi.

Artık bunun doğru olmadığını biliyoruz. 2014 yılında, araştırmacılar bilimsel olarak, çok fazla ilave şekerlerin kardiyovasküler hastalıktan ölme riskinizi önemli ölçüde artırabildiğini gösterdi.

Aslında, ilave şekerden kalorilerin yüzde 17 ila 21’ini alan insanlar, kalorilerinin sadece yüzde 8’ini şekerden alanlara kıyasla kardiyovasküler hastalıklardan ölme riskinin yüzde 38 daha fazla olduğunu göstermektedir.

Göreceli risk, kalorilerin yüzde 21’ini veya daha fazlasını tüketenler için iki kattan fazladır.

Günümüzde, çoğu ABD’li yetişkin günde yaklaşık 22 çay kaşığı ilave şekerleri tüketmektedir. Amerikan Kalp Derneği’nin önerdiği rakamlardan çok daha fazlası.

AHA diyor ki:

• Çoğu kadın için en fazla 6 çay kaşığı veya 100 kalori günlük.
• Çoğu erkek için günde en fazla 9 çay kaşığı veya 150 kalori alınmalı.

Karaciğer Yağlanması

Şeker alımını azaltmak için başka bir sebep. Alkolsüz yağlı karaciğer hastalığı, ABD’de yükselişte ve tahmin edin suçlu kim? Şeker! İçeceklerde ve işlenmiş yiyeceklerde saklanan yüksek fruktozlu mısır şurubu “kitle imha silahı” olarak adlandırılmıştır.

Karaciğerde yağ biriktiğinde alkolsüz yağlı karaciğer hastalığı oluşur. Avustralya’daki Westmead Hastanesi’nde Sydney Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, NAFLD Amerikalıların yüzde 17 ila yüzde 33’ünde mevcut. Bu büyüyen obezite, insülin direnci, metabolik sendrom ve tip 2 diyabet sıklığı ile paralellik gösterir.

Ve hastalığı olan birçok Amerikalı herhangi bir semptom yaşamaz.

Tuft Üniversitesi araştırmacısı, şekerli meşrubat içen insanlara göre, şekersiz içecekleri tercih edenlere göre daha yüksek alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığı riskiyle karşılaştıklarını keşfetti.

İlginçtir, mikrobiyomlar da oyunda. Mikrobiyom diyet ve karaciğer arasındaki arayüz olarak hizmet eder ve diyet etkilerini değiştirir. Bilim adamları alkolik olmayan yağlı karaciğer hastalığındaki bağırsaklarımızın rolünü aktif olarak araştırıyorlar. İlave şekerlerin alımını büyük ölçüde azaltarak bu hastalığı bir dereceye kadar iyileştirir gibi görünmektedir.

Bu yazılarımız ilginizi çekebilir:

Sızıntılı Bağırsak (Geçirgen Bağırsak) ve Diğer Metabolik Hastalıklar

Özellikle konu bağırsak olduğunda, ilave şekerler kötü müdür? Şekerin bağırsaklara kötü geldiğinden emin olabilirsiniz.

Bağırsakta yaşayan mikroorganizmaların aslında metabolik bir “organ” a benzediğini bilerek, araştırmacılar artık şekerin bağırsak mikrobiyotasını bağırsak geçirgenliğini arttıracak şekilde değiştirdiğine inanıyorlar, AKA sızıntılı bağırsak belirtileri.

Aşırı tüketilen ilave şekeri hayatınızdan çıkartmak, etkili sızan bağırsak tedavi planının önemli bir parçasıdır. İlave şekerler, bağırsak duvarına zarar verebilecek, sızan bir bağırsak yaratan maya ve kötü bakterileri besler.

Bu, şeker tetikleyicilerinin bağırsaktan kan dolaşımına maddelerin aktarılmasına yol açabildiği kronik, düşük dereceli enflamasyon anlamına gelir. Bu obezite ve diğer kronik, metabolik hastalıkları tetikleyebilir.

Aralık 2014’te yapılan bir çalışmada, şekerle tatlandırılmış soda içeceklerinin, araştırmacıların soda içenlerin kısa telomerlere sahip olduğu, uzun ömürlü ve hızlandırılmış hücre yaşlanmasına işaret ettiği için metabolik hastalıkların gelişimini etkileyebileceği bulunmuştur.

Diyabet Eğilimli Bir Vücut

PLOS ONE dergisinde yayınlanan bir 2013 çalışmasında, bir kişinin günlük 150 kalori alması (bir kutu soda ile eşdeğer), tip 2 diyabet riskini yüzde 1.1 artırmaktadır. Bu artan risk, araştırmacıların, yedikleri diğer yiyeceklere (et, yağlar, tahıllar, yüksek lifli gıdalar, yağlar dahil) göre ayarlanmış olsa bile, gerçekten ürkütücüdür.

Araştırmacılar ayrıca, sedanter yaşam tarzı ve alkol kullanımından bağımsız olarak şekerin diyabet üzerindeki etkisini de bulmuşlardır.

Kanser

Şekerler kanser riskini artırır mı? Ulusal Sağlık Enstitüsü, şekerin 24 farklı kanser türüyle bağlantısını araştırmak için yola koyulduğunda, daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu belirterek, daha önce yayınlanmış bir araştırma bulmamışlardır. Fakat farklı şeker türleri ve belirli kanserler arasında bazı ilişkiler bulmuşlardır.

Örneğin, ilave şekerler yemek borusu kanseri riskini artırırken, fruktozun ise (yüksek fruktozlu mısır şurubu), ince bağırsakta kanser riskini artırdığı görülmüştür.

Diğer araştırmalar, yüksek miktarda şeker alımı ve kolon kanseri arasındaki bağlantıyı göstermektedir. Bu yüksek risk, aşırı kilolu, obez veya diyabetli olma gibi diğer kolon kanseri risklerini göz önünde tuttuklarında bile şekerin ciddi zararları ortaya çıktı.

Diyet şekeri de göğüs kanseri tümörleri ve akciğerlere metastaz riskini artırabilir. Texas Üniversitesi MD Anderson Kanser Merkezi, tipik Batı diyetinde yüksek miktarda şeker içeren 12-LOX (12-lipoksijenaz) olarak bilinen bir enzimatik sinyal yolunun meme kanseri riskini arttıracak bir şekilde etkilediğini gösteren 2016 tarihli bir çalışmayı yayınladı.

“Farelerde sukroz alımının, şekerli olmayan nişasta diyetine kıyasla, tümör büyümesi ve metastazında artışa neden olan Batı diyetlerinin seviyelerine benzer olduğunu keşfetti… Önceki araştırmalar, şekerin gelişiminin, özellikle glukozun ve enerji temelli metabolik yolların kanser gelişimindeki rolünü incelemiştir. Bununla birlikte, iltihaplanma da kademeli ilerlemek, daha fazla çalışmayı garanti eden şekerden kaynaklı karsinojenez üzerinde çalışmak için alternatif bir yol olabilir. ”- Peiying Yang, palyatif, rehabilitasyon ve bütünleyici Tıp profesörü.

Araştırmacılar, meme tümörleri çalışmalarında akciğer metastazını kolaylaştıran sorumlu şekerler olan fruktoz, sofra şekeri ve yüksek fruktozlu mısır şurubunun bir bileşenine saptamışlardır. Önceki epidemiyolojik çalışmalar, diyette şekerin alımının meme kanseri gelişimini etkilediğini ve inflamasyonun rol oynadığını düşündüğünü göstermiştir.

Hayvan çalışmasında, nişasta kontrol diyetindeki farelerin yüzde 30’u tümörleri teşhir edildi. Sükrozla zenginleştirilmiş diyetler? %50 – 58 oranında meme kanseri ile karşılandı.

(Sükroz, sofra şekerinin ana bileşenidir).

Meme kanseri, nişasta kontrol diyetine kıyasla sükroz veya fruktoz ile zenginleştirilmiş diyetle beslenen farelerde akciğerlere yayılma olasılığının daha yüksek olduğunu gösterdi.

Kaçınmanız Gereken Şeker Kaynakları

İlave şekerler, ürün ambalajlarında farklı isimlerle anılabilir. Ürünlerde ki şekerlerin oranının doğal veya ilave kaynaklardan geldiğini söylemek neredeyse imkansız olsa da, ürün etiketleri doğruyu söylüyorlar.

Gizli şekerler ilavelerini bulmak için bir kural, “ose” ile biten herhangi bir bileşen şekeri bir türüdür.

Daha doğal isimlere aldanmayın. Şeker kamışı, pancar şekeri, meyve suyu, pirinç şurubu ve pekmez gibi tatlandırıcılar hala şekerin türlerindendir. Ürün etiketlerinde üst kısımlara bakmalısınız,  genellikle üst kısımlarda yazar.

İlave Şeker İçin Kullanılan Diğer İsimler Şunlardır:

  • Susuz dekstroz
  • Esmer şeker
  • Pudra şekeri
  • Mısır şurubu
  • Mısır şurubu katkı maddeleri
  • Üzüm şekeri
  • Fruktoz
  • Yüksek fruktozlu mısır şurubu (HFCS)
  • İnvert şeker
  • Laktoz
  • Malt şurubu
  • Maltoz
  • Şeker kamışı
  • Nektarlar (örneğin, şeftali veya armut nektarı)
  • Krep şurubu
  • Ham şeker
  • Sakaroz
  • Şeker
  • Beyaz toz şeker

Şeker Hakkında Nihayi Düşünceler:

  • Evet sağlığınız için kesinlikle çok kötü. İlave şekerler, erken ölüm riskini önemli ölçüde artırabilir.
  • Şekerler, beyin fonksiyonunu etkiler, alkolsüz yağlı karaciğer hastalığına neden olabilir ve kalp hastalığınızın riskini artırır.
  • İlave şekerler, göğüs kanseri ve akciğerlerde metastaz riskini artırıyor gibi görünmektedir.
  • Madde etiketlerinde ilave şekerler için düzinelerce isim vardır. Bununla birlikte, doğal olarak eklenmiş şekerler bu etiketlerde ayırt edilmez. Tüm bunların, 2018 ortalarında değişmesi gerekiyordu.
  • Sadece işlenmiş yiyecek ve içecekleri tüketmeyerek şeker alımınızı azaltabilirsiniz.
  • Kullanmak istiyorsanız, daha az işlenmiş formlar kullanın, ancak bunları idareli olarak kullanın. Alternatif olarak, tatlandırma amacıyla yeşil stevia kullanmanızı öneririm.
  • Yeterli yüksek kaliteli protein, lif ve fermente gıdalar elde etmek, zamanla tatlı iştahınızı kaybetmenize yardımcı olabilir.

Bu yazılarımız ilginizi çekebilir: 

Источник: https://www.mutluvesaglikli.com/seker-zararlari-hastaliklara-etkisi/

Şeker Hastalığının Göze Olumsuz Etkileri » Bilgiustam

Şeker Hastalığının Vücuda Etkileri

Eğer diabetiniz (şeker hastalığı) varsa, vücudunuz şekeri uygun şekilde depolayamıyordur. Yüksek şeker seviyeleri gözün arkasında sinir katmanını barındıran ve görüntüleri beyine gönderen retinanın kan damarlarını zedeler. Retina damarlarına hasara diabetik retinopati denir.

Diabetik retinopati tipleri

İki tip diabetik retinopati vardır proliferatif olmayan diabetik retinopati (bu, NPDR olarak kısaltılır. Proliferatif İngilizcede çoğalmak anlamına gelir) ve proliferatif diabetik retinopati (bu, PDR olarak kısaltılır).

NPDR, diabetik retinopatinin erken dönemidir. Bu safhada retinadaki küçük kan damarları kan veya sıvı sızdırır. Sızan sıvı retinanın şişmesine veya eksüda denen birikintilere neden olur.

Diabetli birçok hastada genelde görmeyi etkilemeyen hafif derecede NPDR vardır. Görme etkilendiğinde makulada ödem, makulada iskemi veya her ikisi birden vardır.

• Makula ödemi, ince detayları net görmemizi sağlayan ve retinanın merkezinde küçük bir alan olan makulanın şişerek kalınlaşmasıdır. Şişme, retinanın kan damarlarından sızan sıvı ile gerçekleşir. Diabette görme kaybının en sık nedenidir.

Görme kaybı hafif veya şiddetli olabilir, ancak en kötü durumda bile yan görme alanı işlevini yapmaya devam eder.
• Makulayı besleyen küçük kan damarları (kılcal damarlar) kapandığında makulada iskemi oluşur.

Makulayı beslemek için gerekli kan gelmediğinden görme bulanır.

Retina veya görme siniri üzerinde yeni anormal damarlar (buna neovaskülarizasyon denir) oluşmaya başladığında PDR’nin varlığından söz edilebilir. PDR’nin ana nedeni geniş bir alanda retina kan damarlarının kapanarak yeterli kan akımın önlemeleridir.

Kapanan damarlarının beslemekten sorumlu olduğu alanlara kan götürebilmek için retina yeni kan damarları oluşturur. Maalesef, oluşan yeni anormal kan damarları retinaya normal kan akımı sağlayamazlar.

Yeni kan damarlarına sıklıkla yara dokusu eşlik eder ve bu da retinada kırışıklık yapıp yerinden kalkmasına (retina dekolmanı) neden olur.

PDR hem merkezi hem de yan görmeyi etkileyebileceğinden NPDR’ye göre daha şiddetli görme kaybına neden olur. PDR’ye bağlı görme kaybı aşağıdaki şu şekillerde olabilir:• Vitreus kanaması.

Kırılgan yeni anormal damarlar vitreus (gözün merkezini dolduran saydam, jel kıvamında madde) içine kanayabilir. Eğer vitreus kanaması azsa, kişi sadece birkaç yeni siyah uçuşma görebilir. Büyük bir kanama görmeyi tamamen kapatabilir.

• Kanamanın miktarına bağlı olarak kanın emilmesi günler, aylar veya bazen yıllar alabilir. Eğer gözdeki kanama makul bir sürede geçmezse vitrektomi cerrahisi gerekebilir.

• Vitreus kanaması tek başına kalıcı görme kaybı yapmaz. Eğer makula zedelenmediyse, kan çekildiğinde görme eski seviyesine dönecektir.

• Traksiyonel retina dekolmanı. PDR varlığında, neovaskülarizasyonla (yeni oluşan anormal kan damarları) ilişkili yara dokusu büzülür, katlanır ve retinayı normal yerinden çekip kaldırabilir. Makulada oluşacak katlantılar görmeyi bozar. Eğer makula veya geniş retina alanları dekole olursa (yerinden kalkarsa) daha şiddetli görme kayıpları yaşanabilir.

• Neovasküler glokom. Bazen kapsamlı bir retina damar kapanması, irisin (gözün renkli kısmı) üzerinde ve gözün önündeki boşaltım kanallarında anormal kan damarlarının büyümesine neden olur. Bu, gözün önündeki normal sıvı akışını keser.

Göz içindeki basınç yükselerek görme sinirini zedeleyebilecek neovasküler glokom denen şiddetli bir göz hastalığı oluşur.

Diabetik retinopati nasıl teşhis edilir?

Gözünüzün içindeki değişiklikleri saptayabilmek için en iyi yol tıbbi bir göz muayenesidir.Siz herhangi bir görsel probleminin farkında değilken, bir göz doktoru genelde retinopatinizi teşhis ve tedavi edebilir. Göz doktoru pupillayı (göz bebeği) büyütür ve özel aletler ve lenslerle gözün içine bakar.

Eğer göz doktorunuz şeker hastalığına bağlı bir retinopati görürse, retinadan fotoğraf alabilir, özel testler olan fundus floresein anjiografi (kısaca FFA denir) ve optik koherens tomografi (kısaca OCT denir) isteyebilir. FFA testinde koldaki bir damardan özel bir boya verilir ve sıvının nerelerden sızdığını anlamak için gözden fotoğraflar alınır. OCT testinde ise ses dalgaları kullanılarak retinanın makula bölgesindeki yapı incelenir.

Diabetik retinopati nasıl tedavi edilir?

En iyi tedavi retinopati gelişimini mümkün olduğu kadar önlemektir. Kan şekerinin sıkı kontrolü uzun dönemde diabetik retinopatiye bağlı görme kaybı riskini belirgin derecede azaltacaktır. Eğer yüksek kan basıncı ve böbrek problemleri varsa bunlar tedavi edilmelidir.
Laser cerrahisi. Daha çok makula ödemi, PDR veya neovasküler glokomu olanlara laser cerrahisi önerilir.

Makula ödemi için, makuladaki zedelenen retina bölgelerine laser yapılarak sıvı sızıntısı azaltılmaya çalışılır. Tedavinin ana amacı daha fazla görme kaybını önlemektir.

Makula ödemi nedeniyle bulanık görmesi olan kişilerin iyileşerek normal görmeye kavuşması nadirdir, ancak bazılarında kısmi düzelme görülebilir. Bazı kişiler laser noktalarını görmelerinin merkezi kısmında fark edebilirler.

Bu noktalar zamanla solar ama hiçbir zaman kaybolmaz.

PDR’de laser, makula hariç retinanın tüm kısımlarına yapılır. Bu panretinal fotokoagülasyontedavisi anormal yeni damaların küçülmesini ve ileride yeniden oluşmamasını genellikle sağlar.

Vitreus kanaması veya retina bozulması şansını da azaltır.
Zaman içinde laser tedavisini tekrarlamak gerekebilir.

Laser cerrahisi diabetik retinopatiyi tedavi etmez ve ileride oluşabilecek görme azalmasını her zaman önlemez.

Vitrektomi. İlerlemiş PDR’de göz doktorunuz vitrektomi önerebilir. Bu mikrocerrahi işlem sırasında kan dolu vitreus alınır ve yerine saydam bir sıvı konur. Vitrektomi öncesi kanın kendi kendine temizlenmesi için göz doktorunuz birkaç ay bekleyebilir.

Eğer retina yerinden kalkmışsa vitrektomi cerrahisi sırasında onarılabilir. Kalıcı görme kaybına neden olacak makulada şekil bozukluğu veya traksiyonel retina dekolmanı gelişmeden erken dönemde vitrektomi yapmak faydalı olabilir. Makula ne kadar uzun süre şekil bozukluğuna maruz kaldıysa veya yerinden oynadıysa, görme kaybının şiddeti o kadar fazla olacaktır.

Görme kaybı büyük oranda önlenebilir

Eğer şeker hastalığınız varsa, günümüzdeki gelişmiş teşhis ve tedavi yöntemleri sayesinde çok düşük yüzdede bir hasta grubunun ciddi görme problemleri kalacağını bilmeniz önemlidir. Görme kaybına karşı korunmanın en iyi yolu diabetik retinopatinin erken fark edilmesidir.

Kan şekeri ve kan basıncınızı iyi kontrol edip, göz doktorunuzu düzenli aralıklarla görürseniz görme kaybı riskinizi belirgin miktarda azaltmış olursunuz.

Ne zaman muayeneye gidilmeli?

Tip 1 şeker hastalığı olanlar teşhis konduktan sonraki ilk beş yıl içinde bir muayene planlamalılar ve daha sonra yılda bir görülmelidirler. Tip 2 şeker hastalığı olanlar teşhis konulduğunda muayene olmalılar ve daha sonra yılda bir görülmelidirler.

Şeker hastalığı olan gebe kadınlar gebeliklerinin ilk üç ayı içinde bir muayene planlamalılar, zira şeker hastalığı gebelik esnasında hızla ilerleyebilir.

Eğer gözlük camı için muayene olmanız gerekiyorsa, göz doktorunu görmeye gittiğinizde kan şekerinin birkaç gündür kontrol altında olması gerekir. Kan şekeri kontrol dışıyken iyi gösteren gözlük camları kan şekeri düzeldiğinde iyi göstermeyebilir.

Kan şekeri düzeyindeki hızlı değişimler, retinopati olmasa bile, her iki gözün görmesinde dalgalanmaya neden olabilir.

Eğer aşağıdaki görme değişikliklerinden herhangi biri varsa gözlerinizi derhal kontrol ettirmelisiniz:• Bir veya iki gözde görmenin etkilenmesi,• Birkaç günden fazla süre görme etkilenmesi,

• Kan şekerinde değişiklik olmamasına rağmen görmenin etkilenmesi.

Yazar: Enes Eker

Источник: https://www.bilgiustam.com/seker-hastaliginin-gze-olumsuz-etkileri/

Şeker Hastalığının Vücuda Zararları

Şeker Hastalığının Vücuda Etkileri

Sağlıklı bir vücuda şeker gereklidir. Çünkü şeker enerji üretimi için önemlidir. Şeker denildiğinde sadece basit şeker akla gelmemelidir. Önemli olan sağlıklı şekerlerdir. Sağlıklı şeker kaynakları:

  • Tam tahıllı makarna
  • Tam tahıllı ekmek
  • Baklagiller
  • Bulgur

Sağlıksız şeker (basit şeker) kaynakları:

Şekerin Cilde Zararları

Şekerin cilt üzerindeki etkisinin gelişimi:

  • Şeker vücuda alındıktan sonra fazla geldiği zaman proteinlere bağlanır. (Glikasyon olayı)
  • Glikasyon olayı sebebiyle kollajen ve elastin proteinleri zarara uğrar.
  • Ciltte sarkma, kırışıklık oluşur. Cildin yüzeyi bozulur.

Şekerin Cilde Zararları

Şekerin Beyne Zararları

Şeker hastalığının beyne zararları, etkileri şunlardır:

  • Beyin şeker miktarı ile orantılı olarak küçülür.
  • Dikkat eksikliği ortaya çıkar, şeker miktarı arttıkça dikkatsizlik artar.
  • Öğrenme güçlüğü oluşur.

Şeker ve Kanser

Vücutta şeker seviyesi yükseldikçe bazı kanserlere yakalanma riski artar. Riskli kanserler:

  • Meme kanseri
  • Kolorektal kanseri
  • Endometrium kanseri
  • Pankreas kanseri

Şekerin Bağışıklığa Zararı

Vücutta biriken fazla şekerlerin bağışıklık sistemini etkileme süreci:

  • Vücutta biriken şeker, vücutta bulunan C vitamini ile savaşır. Çünkü şeker ve C vitamini moleküleri birbirine benzer.
  • C vitamini kullanılamaz.
  • Vücutta C vitamini eksik gibi algılandığından savunma sistemi zayıflar.
  • Hastalıklara karşı savunmasız bir beden oluşur.

Şekerin Dişe Zararı

Şeker fazlalığının dişleri etkilemesi şöyledir:

  • Vücuda alınan zararlı şekerler yani basit şekerler ağız ortamında asite dönüşür.
  • Ağızda meydana gelen asit ortamı dişlerin üzerindeki koruyucu tabakayı zedeler.
  • Dişler çürür.

Şeker ve Kilo

Şeker miktarı yükseldikçe aşırı şişmanlık ya da aşırı zayıflık görülür. Fazla şeker tüketimi zararları en çok obeziteye neden olur.

Şekerin Karaciğere Zararı

Karaciğer için çok zararlı olan şeker yüksekliğinin vücuttaki seyri şöyledir:

  • Fazla fruktoz tüketilir.
  • Fruktoz fazlası trigliseridi yükseltir.
  • Yükselen trigliserid karaciğere yağ yapar.

Şekerin Karaciğere Zararı

Şekerin Kalbe Zararı

Vücudun en önemli parçalarından olan kalbin, şekerden dolayı zarara uğraması şöyle gerçekleşir:

  • Vücutta biriken şeker, LDL yani kötü kolesterolü ve trigliseridi miktar olarak yükseltir.
  • Yükselen trigliserid ve LDL, damar tıkanıklığı yapar.
  • Tıkanan damarlar kanı taşırken zorlanır.
  • Kalp krizi oluşur.

Şeker ve Mutsuzluk

Şeker hastalığı tam anlamıyla mutsuzluğun habercisidir. Oluşum aşamaları:

  • Vücutta bulunan mutluluk hormonu (serotonin) çalışmak için fazladan şekere ihtiyaç duymaz.
  • Vücuda alınan fazladan şeker, mutluluk hormonunu fazladan çalıştırır.
  • Basit şekerler tüketilirken serotonin çalışır ve kişi mutluluk bağımlısı olur.
  • Şeker tüketimi durduğunda kişi mutsuz olur.
  • Şeker bağımlılık yapar.
  • Kişi mutlu olmak amacıyla sürekli basit şekerleri tüketir.
  • Döngü sonucu kişi şeker hastası olur.

Şeker ve İnsülin

Şeker yüksekliği insülini çok yakından etkiler. İnsülin direnci artınca oluşan hastalıklar:

  • Metabolik sendrom
  • Obezite
  • Tip 2 diyabet
  • Kalp damar hastalıkları

Şeker Hastalığı Tedavisinde Gecikme

Şeker hastası olan bireyler uzun süre tedavi edilmezlerse birçok organında hasarlar oluşur. Şeker hastalığının tedavisinin gecikmesi durumunda organların hasarları:

  • Göz bozuklukları
  • Körlük
  • Yüksek tansiyon
  • Kalp krizi
  • Felç
  • İnme
  • Bacak kesilmesi
  • Ayak kesilmesi
  • Sinirlerde ağrı
  • Sinirlerde uyuşma
  • Sinirlerde hastalık
  • Böbrek yetmezliği

Şeker Hastalığı Komplikasyonlarının Önlenmesi

Şeker hastalığından kaynaklı komplikasyonların önlenebilmesi için yapılacaklar:

  • Kan şekerini normal düzeyde tutmaya çalışmak
  • Normal kilo düzeyi korunarak
  • Tansiyonu normal seviyede tutarak
  • Homosistein yüksekse düşürülerek
  • Ayak bakımı yaparak
  • Sigara bırakılarak
  • Doğru beslenerek
  • Düzenli doktor kontrolüne gidilerek
  • Aşıları yaptırarak
  • Psikolojik olarak düzelerek
  • İlaç varsa düzenli kullanarak
  • Hastalık konusunda eğitim alarak
  • Antioksidan içeren sebzeleri ve meyveleri tüketerek
  • LDL kolesterolünü 100 mg/dl seviyesinin altına indirerek
  • HbA1c değerini %6 veya civarı yaparak

Источник: https://saglikhaberleri.com/seker-hastaliginin-vucuda-zararlari/

Şeker Hastalığı

Şeker Hastalığının Vücuda Etkileri

Diyabet, kan şekeri yüksekliği ile seyreden bir metabolizma hastalığıdır. Vücudumuzda pankreasın yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi ya da ürettiği hormonun etkili bir şekilde kullanılamaması durumunda gelişen ve ömür boyu süren bir hastalıktır. Bu hastalıkta kişi, yediği besinlerden kana geçen şekeri yani glukozu kullanamaz ve kan şekeri yükselir.

İnsan vücudunun enerji ihtiyacı yiyeceklerdeki karbonhidrat, protein ve yağlardan sağlanır.

Sindirim sisteminde parçalanarak kan dolaşımına geçen bu besin öğelerinin en önemlisi “glukoz” adı verilen basit şekerdir. Glukoz başta beyin olmak üzere vücuttaki tüm organların enerji kaynağıdır.

Glukozun enerji sağlayabilmesi için kan akımından ayrılarak vücut hücrelerinin içine girmesi gerekmektedir.

Diyabet, zamanında teşhis ve düzenli takiple tedavi edilmezse birçok organda hastalıklara yol açar.

Diyabeti olmayan bir bireyin kan şekeri düzeyi açken 120 mg/dl, yemeğe başladıktan iki saat sonra 140 mg/dl’nin üstüne çıkmaz. Açlıkta veya toklukta ölçülen kan şekeri düzeyinin bu değerlerin üstünde olması diyabetin varlığını gösterir.

Bir kişinin diyabetli olup olmadığı Açlık Kan Şekeri ölçümü veya oral Glukoz Tolerans Testi (OGTT) yapılarak saptanır. Bu ölçüm sonucu ortaya çıkan değerin 100-125 mg/dl olması gizli şekerin sinyalidir. Ölçüm sonucunun 126 mg/dl veya daha fazla olması diyabetin varlığını gösterir.

OGTT’de ise glukozdan zengin sıvı aldıktan 2 saat sonraki kan şekerinin oranı önemlidir. İkinci saat kan şekeri ölçümü 140-199 mg/dl ise gizli şeker, 200 mg/dl veya daha yüksekse diyabet tanısı konulur. Ülkemizde yaklaşık 40 milyon diyabetli olduğu bilinmektedir.

Ailesinde diyabetli bulunanlar mutlaka düzenli olarak ölçümler yapıp takip etmelidir. Obezite diyabetin davetiyesidir. Gebelik diyabeti de görülmektedir, sonrasında devam edip etmeyeceği kontrol edilmelidir. Hareketsiz bir yaşam da diyabetin ortaya çıkmasına sebep olabilir.

Hipertansiyon ve hiperlipidemsi bulunanlar da risk altındadır.Unutmayın stres altında yaşayan kişilerde diyabetin görülme riski daha yüksektir.

Diyabetin Belirtileri Nelerdir?

  • Yorgunluk, hâlsizlik
  • Ağız kuruluğu, susuzluk hissi, çok su içme hali
  • Sık sık idrara çıkma
  • Yaraların geç iyileşmesi
  • Kuru ve kaşıntılı bir cilt
  • Sık enfeksiyon oluşması
  • Açlık hissi ve buna bağlı olarak çok yemek yeme isteği
  • Görme bulanıklığı

Beslenme

Tip 2 diyabetlilerin %80’inden fazlası obezdir. Enerji alımının azaltılması ve orta düzeyde ağırlık kaybının kısa dönemde insülin direncini ve glisemiyi iyileştirdiği bilinmektedir.

Diyabetinizin olması yaşamınız boyunca sevdiğiniz yiyecekleri yiyemeyecek olmanız anlamına gelmez. Fakat yediğiniz yiyecek çeşidine ve miktarına daha çok dikkat etmeniz gerekmektedir.

Önemli olan; kan şekerinin kontrolünü sağlamak için sebze, meyve, tahıl kaynaklarından zengin, protein ve yağ ile kolesterolü sınırlandırılmış bir beslenme planı uygulamanızdır. Bu plan içinde yediğiniz besinlerin çeşidi, miktarı ve zamanı konusunda bilinçli olmanız ve bu bilince uygun davranmanız gerekir.

Vücudunuz için gerekli olan besinlerin belirli bir denge içinde alınması hiperglisemi ve hipoglisemiyi önleyerek, kan şekeri kontrolünü sağlayacak, kısa ve uzun dönemde gelişebilecek komplikasyonları önleyecektir.

Karbonhidratlar kan şekeri düzeylerini etkileyen temel besin öğesidir.

Bu karbonhidratların en fazla ’luk kısmının rafine şekerden, geri kalanının ise kompleks (besinlerde doğal olarak bulunan) karbonhidratlardan karşılanması gerekmektedir.

Ancak diyabetli bireylerin rafine şeker ve şeker içeren tüm besinlerden tamamen kaçınması, bu ihtiyaçlarını sadece kompleks karbonhidratlardan gidermeleri önerilmektedir.

Karbonhidrat içeren yiyecekler; sofra şekeri, şekerli yiyecekler (bal, reçel, pekmez, marmelat, şekerli meyve suları, meşrubatlar, çikolata, dondurma ve tatlılar gibi), un ve undan yapılan yiyecekler (ekmek, yufka, erişte, makarna gibi), pirinç, bulgur, kuru baklagiller, patates, sebzeler, meyveler, yoğurt ve süttür.

Ancak bu yiyeceklerin içindeki karbonhidratların kan şekerini etkileme hızları birbirinden farklıdır. Bu nedenle yiyecekler kan şekerini hızla yükselten karbonhidratlı yiyecekler (basit karbonhidratlar) ve kan şekerini daha geç ve daha yavaş yükselten karbonhidratlı yiyecekler (kompleks karbonhidratlar) olmak üzere iki gruba ayrılır.

Şeker ve şeker içeren yiyecekler vücuda enerji verir; ancak bu tür yiyeceklerin yenilmesi kan şekeri kontrolünü bozar.

Sofra şekeri, reçel, bal, marmelat, pekmez, hazır meyve suları, pasta, kek, tatlı, şekerli bisküvi, çikolata, helva gibi hazır yiyeceklerdeki karbonhidrat basit karbonhidrattır. Bu şekerler kan şekerini hızlı bir şekilde yükseltirler.

Ayrıca başta diş çürüklüğü olmak üzere, şişmanlık, kalp ve bağırsak hastalıkları gibi birçok sağlık sorununun oluşmasına neden olurlar.

Vücudun ihtiyacı olan enerjiyi kompleks karbonhidratlardan karşılayarak kan şekerinin daha geç ve daha yavaş yükselmesini sağlayabilirsiniz.

Yediğimiz sebze, meyve, kuru baklagiller gibi çeşitli yiyeceklerin içinde doğal olarak bulunan karbonhidratlar yani komplekskarbonhidratlar, vücudumuzda şekere yani glukoza dönüşür.

Ancak bu yiyeceklerin içindeki karbonhidratların parçalanma hızı yavaş olduğundan kan şekerini daha geç ve daha yavaş yükseltir.

Beslenmemizde posa da önemlidir. Kan şekerini yavaş yükseltir, tokluk sağlar, insülin ihtiyacını azaltır, bağırsak çalışmasını düzenler. Posa, yiyeceklerin sindirilemeyen kısmıdır.

Diyet posasının vücuttaki etkileri şöyledir:

  • Kan şekerini yavaş yükseltir
  • İnsülin ihtiyacını azaltır
  • Tokluk hissinin oluşmasını sağlayarak ağırlık kontrolüne yardımcı olur
  • Bağırsak çalışmasını düzenler, kabızlığı önler
  • Kanda yağların yükselmesini önler

Diyetteki posa miktarını artırmak için tercihlerimiz:

  • Beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek yiyin
  • Pirinç yerine bulgur pilavı tercih edin
  • Meyve suyu yerine meyve tüketin (kabuklu yenebilen meyveler iyice yıkandıktan sonra kabukları soyulmadan yenmeli)
  • Günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve yiyin
  • Öğünlerde salata tüketin
  • Kuru baklagilleri sıklıkla yiyin (haftada 2-3 kez)

Proteinlerin vücudun büyümesi, gelişmesi ve yıpranan dokuların onarılmasında önemli görevleri vardır. Diyabet, vücudun protein gereksinimini etkilemez. Önerilen miktarlarda alınması gerekir. Ancak diyabete bağlı böbrek problemleri gelişmişse diyetle protein alımının sınırlandırılması gerekir.

Diyette Öğün Sayıları

İnsülin kullanan Tip 1 ve Tip 2 diyabetlilerin gün içinde toplam olarak altı öğün beslenmesi gerekir: sabah kahvaltısı, öğle yemeği ve akşam yemeği olarak üç ana öğün, öğünler arasında ve gece yatmadan önce üç ara öğün.

Genellikle yapılan yanlış; insülin enjeksiyonunu yaptıktan sonra yarım saat beklemeden hemen veya 5 dakika sonra yemek yenilmesidir. Bu tarz hatalar öğünden sonra kan şekerinin yükselmesine neden olur.

Yapılan bir diğer yanlış ise; açlık hissi oluşmadığı için ara öğünlerin yapılmaması veya ara öğünde yenilen yiyecek miktarının ve çeşidinin azaltılmasıdır.

İnsülin kullanan bir kişide ara öğünün yapılmaması, bir ara öğünün atlanması veya yenilen yiyecek miktarının ve çeşidinin azaltılması şeklinde yapılan uygulamalar kan şekerinin düşmesine sebep olur, ki buna hipoglisemi denir.

Tip 2 diyabetlilerin iki-üç saat aralıklarla beslenmesi gerekir. Bir gün içinde yenilmesi gereken yiyecekleri gün boyunca yayarak sık ve az yemek yeme alınan öğünden sonra kan şekerinin daha az yükselmesini sağlar.

Öğünlerde yenilen yiyeceklerin porsiyon ölçüsünü azaltarak, küçük öğünler halinde yemek yenilmesi fazla kalori alınmasını önleyerek ve açlığı kontrol altına alarak hem kan şekeri kontrolünü sağlar hem de kilo alımını önler.

Ayrıca kan kolesterol düzeyindeki yükselmeyide azaltır.

Öğün sayısı ve zamanı yemeklerin miktarı ve cinsi kadar, tüketim zamanları da büyük önem taşır. Önerilen besinlerin zamanında ve önerilen miktarlarda yenilmesi hipo ve hiperglisemiyi önler. Uzun aralıklarla düzensiz yemek yenmesi hipo ve hiperglisemiye yol açar. İdeal öğün aralığı ve miktarı bireysel kan glukoz takibine yardımcı olur. 3 ana, 2-3 ara öğün tüketilmesi uygundur.

  • Yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmeli.
  • Bireye uygun vücut ağırlığı sağlanmalı ve sürdürülmeli.
  • Öğün atlanılmamalı, insülin ve/veya ilaç zamanlarına ve dozlarına dikkat edilmeli.
  • Önerilen fiziksel aktivitelere (yürüyüş gibi) özen gösterilmeli ve sigaradan uzak durulmalıdır.

Glisemik Indeks

Glisemik endeks; karbonhidratların kandaki glukoz düzeylerine olan etkisini ölçme sistemidir. Glisemik endeksi düşük besinler bireylerin daha uzun süre tok kalmalarını sağlarken bu oranın yüksek olduğu besinler kandaki insülin miktarını hızla yükseltmektedir. Bunun sonucu kan şekerinin hızla düşmesine neden olmakta ve kişi besin almış olmasına karşın hızla acıkmaktadır.

Bu, bir yandan ani yükselen kan şekerinin vücutta depolanmasının beraberinde getirdiği yağlanma yani kilo almaya, bir yandan da durumu dengelemek isteyen pankreasın aşırı ve dengesiz çalışmayla insülin üretmesine ve sonuçta kan şekerindeki bu ani değişikliklerin yıllar içinde genetik yatkınlığı olan kişilerde diyabetinortaya çıkmasına, hipertansiyona, damar sertliğine yol açmaktadır.

Her karbonhidrat içeren besin, kan şekerimizi farklı yönde etkiler. bu nedenle her yiyeceğin glisemik endeksi farklıdır. Yiyeceklerin glisemik endeksi arttıkça kan şekerindeki artış daha çok olur.

Düşük glisemik endeksli diyetlerin yararı:

  • Kan şekerini düşürür.
  • İnsülin duyarlılığını iyileştirir.
  • Kardiyovasküler riskini azaltır.
  • Tip 2 diyabet riskini azaltır.
  • Vücut ağırlığımızı korumada yardımcıdır.

Düşük glisemik endeksli yiyecekler:

  • Çilek
  • Şeftali
  • Dondurma
  • Elma

Glisemik endeksi düşük demek kalorisi düşük demek değildir. Glisemik endeksi yüksek besinleri proteinle karıştırarak kullandığımızda glisemik endeksini düşürmüş oluruz.

Protein ve yağın mide boşalmasını yavaşlatma etkisi vardır. Lif içeriği yüksek olan besinler glisemik endeksi düşürür.

Pişirme işlemi glisemik endekse etki eder, yani az pişmiş bir besinle çok pişmiş bir besinin arasında tok tutma süreleri farkı vardır.

Yapay Tatlandırıcılar ve Diyet Ürünleri

Enerji içerenler: Fruktoz , sorbitol , mannitol , ksilitol

Enerji içermeyenler: Sakkarin , siklamat , asesülfam-K , aspartam.

Etiketinde şekersiz yazısı bulunan besinlere dışarıdan şeker katılmasa da kan şekerini artırıcı etkileri olduğu bilinmelidir.

Sorbitol fazla alındığında ishale neden olabilir.

Aspartam ise en sık karşılaştığımız tatlandırıcılardandır. İçecek sektöründen tatlılara, sakız ve şekerlemelerden soslara kadar girmiştir.

Enerji içeren tatlandırıcıların bulunduğu yiyecekler diyetisyene danışılmadan tüketilmemelidir.

Diyet ürünleri hiçbir kısıtlama olmadan yenilebilecek yiyecekler olarak düşünülmemelidir. Diyet ürünlerinin etiket bilgileri mutlaka okunmalıdır. Her diyet ürünü kullanılabilecek özelliklere sahip olmayabilir. En önemli nokta ürün içeriğinin enerjisi ve kullanılan tatlandırıcının cinsidir.

Çoğu diyet ürününün karbonhidrat içeriği düşük, yağ içeriği fazladır. Tatlandırıcıların, cinsine göre günlük en fazla kullanılabilecek miktarlarının farklı olduğu unutulmamalıdır.

Tatlandırıcı olarak fruktozun kısıtlanması, fruktozun doğal olarak bulunduğu sebze ve meyvelerin kısıtlanmaması gerekir.

Güne başlarken

  • 1 bardak limonlu tarçınlı ılık su

Kahvaltı

  • 2 çorba kaşığı lor peynir
  • 4 adet zeytin
  • İstediğiniz kadar yeşillik
  • 2 dilim tam tahıllı ekmek

Ara

  • 1 küçük meyve
  • 1 çay bardağı light kefir

Öğle

  • 1 kase kremasız çorba
  • 100 gr kırmızı et ya da 120 gr
  • tavuk ya da 150 gr balık
  • Yağsız salata
  • 1 dilim tam tahıllı ekmek

Ara

  • 1 küçük meyve
  • 15 adet çiğ badem ya da fındık

Akşam

  • 6-8 yemek kaşığı sebze yemeği
  • 1 kase yoğurt
  • 1 dilim ekmek

Ara

  • 4 adet kuru hurma
  • 1 çay bardağı light kefir

Bitkisel Destekler

  • Aleo vera
  • Bodur otu
  • Çörekotu
  • Gingseng
  • Ginko
  • Gymnema sylvestre
  • Hatmi kökü
  • Isırgan otu
  • Rezene
  • Sarımsak
  • Sarısabır
  • Tarçın
  • Yeşil çay
  • Zeytin yaprağı çayı

Источник: http://www.ziyamocan.com/tr/icerik/6/seker-hastaligi

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.