Sjögren tanısı nasıl konulur?

Tanı Nasıl Konur ?

Sjögren tanısı nasıl konulur?

Göz ve ağız kuruluğunun aşağıdaki listede görülebileceği üzere başka sebepleri de olabilir:

  • Sicca Sendromu; özellikle yaşlandıkça ortaya çıkan, gözyaşı ve tükürük bezlerinin daha az salgı üretebilmesiyle ilgili bir durumdur
  • Sarkoidoz gibi, gözyaşı ve tükürük bezlerinde hasar yaratabilecek başka hastalıklar
  • Alerji ve depresyonda kullanılan bazı ilaçlar ağız ve göz kuruluğu yapabilir.
  • Göz kapaklarında yağ üretimini sağlayan bezlerdeki iltihabi durum (blefarit) ve buna bağlı olarak göz yağının koruyucu film tabakasının buharlaşması

Doğru bir teşhis için doktorunuzu görmeniz esas olandır. Doktorunuz şikayetlerinizi değerlendirecek ve gözleriniz ve ağzınızdaki kuruluğun derecesini değerlendirmek amacıyla tetkikler isteyecektir.

Şikayetler oldukça çeşitli olabildiğinden ayrıca bir göz doktoru, bir kulak burun boğaz doktoru ve bir romatoloji uzmanının değerlendirmesi gerekecektir.

Gözyaşı Üretimi testi (Schirmer Testi):

Steril ve üzerinde bir derecelendirme cetveli bulunan kağıt bir şerit yardımıyla yapılır. Şerit göz kenarından içeriye kıvrılacak şekilde yerleştirilir ve alt göz kapağından aşağıya doğru uzanması sağlanır. Bu uygulama beraberinde bir rahatsızlık duygusu yaratıp gözyaşının üretimini arttırmayı hedefler. 5 dakika için şerit kağıtta meydana gelen ıslanma değerlendirilir ve yorumlanır.

Göz muayenesi:

Göz doktorunuz gözünüze bir boya damlatacaktır (floresan boya veya kimi zaman da Lissamin yeşili boyası) ve slit lambası adında bir cihazla muayene yapacaktır.

Işık kaynağı bir yarıktan ince bir çizgi şeklinde ışık oluşturur ve büyüteç fonksiyonu da gözün yüzeyinin daha detaylı incelenmesine olanak sağlar. Böylece her gözün yüzeyindeki sıvı film tabakasının görülüp değerlendirilmesi gerçekleştirilebilir.

Değerlendirilen sıvıda azalma varsa bu durum Sjögren Sendromu’nun bir işareti olabilir.

Tükürük üretimi testi:

5 dakika boyunca bir kutuya oluşan tükürüğünüzü sürekli tükürmeniz istenir. Bu süre sonunda ürettiğiniz tükürük miktarı değerlendirilir

Ultrasonografi:

Tükürük bezlerinin ultrasonografide genelde düzenli ve gri renkli bir görüntüsü vardır ancak SS’nda siyah renkli yuvarlak alanlar olarak görülebilirler.

Siyalografi (Tükürük Bezleri ve Kanallarının Röntgen Filmi):

Görüntü elde etmek amacıyla kontrast boya uygulanır böylece tükürük bezi ve kanalları filmde seçilebilir hale gelir. Tanı amacıyla çok nadiren istenen bir tetkiktir ve özellikle sık enfeksiyon geçiren kişilerde tükürük bezi kanallarındaki bir tıkanıklığı ayırt etmek kullanılır.

Diğer filmler:

Nadiren MRG (Manyetik rezonans görüntüleme) istenebilir.

Kan tahlilleri:

Sjögren Sendromu olan kişilerde sıklıkla yüksek düzeyde antikor bulunur. Bu antikorlar kan tahlilleri ile saptanabilir. Yüksek miktarda antikor varlığı kanı daha yoğun hale getirebilir ve bu durum Eritrosit Sedimantasyon Hızı (ESR) ile ölçülebilir. ESR, bir test tüpünün içerisinde alyuvarların ne kadar hızla dibe çöktüklerini ölçer.

Kan ne kadar yoğunsa, çökme hızı o kadar fazla, sedimantasyon değeri o kadar yüksektir. Sjögren Sendromu olan hastalar kendilerini iyi veya hasta hissetmekten bağımsız bir şekilde, genelde yüksek ESR değerlerine sahiptirler.

Sjögren Sendromu’nda ESR değeri veya C-reaktif protein (CRP) değerleri, hastalığın ne kadar alevlenme döneminde veya yatışma döneminde olduğunu değerlendirmede etkisizdir.

İki önemli antikorun adı anti-Ro ve anti-La antikorlarıdır. Primer Sjögren Sendromu olan kişilerin %75’nde anti-Ro ve %40-50’nde anti-La antikorları bulunur ve bu antikorlar Lupus hastalarında da bulunabilirler. Göz ve ağız kuruluğu olan bir kişide anti-Ro ve/veya anti-La antikorlarının varlığı kuvvetle muhtemel Sjögren Sendromu tanısını işaret eder.

Dudak biyopsisi:

Lokal anestezi ile yapılan alt dudak biyopsisinde birçok küçük tükürük bezi örneği alınabilir ve bu örnekler mikroskopta incelenebilir. Bu tetkik, özellikle ileride lenfoma riskinin varlığını ve daha ileri değerlendirme ihtiyacını teşhis etmek amacıyla, giderek artan oranda yapılan bir tetkik olmaya başlamıştır.

Eğer boyun, koltukaltı, kasıkta lenf bezi büyümesi, göğüs, karaciğer, böbrek veya sinir sistemi tutulumunu düşündüren bulgu ve şikayetler varsa bu durumda daha detaylı ve farklı ileri tetkikler de istenecektir.

Источник: http://drtolgayuceturk.com/tr/icerik/68/tani-nasil-konur-

Sjögren sendromu nasıl seyreder? Tanı nasıl konur ?

Sjögren tanısı nasıl konulur?
Sjögren sendromu nasıl seyreder? Tanı nasıl konur ?

Sjögren Sendromu sizi sakat bırakmaz ancak şikayetler günlük yaşam kalitesini bozacak şekilde rahatsızlık yaratabilir ve uzun sürebilir. Az sayıda kişide eklem iltihabı (artrit) ya da karaciğer, böbrek etkilenmeleri izlenebilir. Ancak genelde hastalık sadece gözyaşı ve tükürük bezlerini etkiler.

Sjögren Sendromu olan bazı hastalarda nadiren lenfatik dokulara ait kanserlerde yani lenfomalarda artmış risk görülebilir.

Çoğu hastada bu risk artışı olmaz ancak sizin ve doktorunuzun koltukaltlarında, boyunda, kasıklarda büyümüş lenf bezlerinin varlığı ya da tükürük bezlerinde inatçı-süreğen büyüme için uyanık olmanızda fayda vardır.

İyi haber lenfomaların tedavisinin oldukça etkili ve tedaviye yanıtın da yüz güldürücü olmasıdır.

Sicca Sendromu; özellikle yaşlandıkça ortaya çıkan, gözyaşı ve tükürük bezlerinin daha az salgı üretebilmesiyle ilgili bir durumdur

Sarkoidoz gibi, gözyaşı ve tükürük bezlerinde hasar yaratabilecek başka hastalıklar

Alerji ve depresyonda kullanılan bazı ilaçlar ağız ve göz kuruluğu yapabilir.

Göz kapaklarında yağ üretimini sağlayan bezlerdeki iltihabi durum (blefarit) ve buna bağlı olarak göz yağının koruyucu film tabakasının buharlaşması

Doğru bir teşhis için doktorunuzu görmeniz esas olandır. Doktorunuz şikayetlerinizi değerlendirecek ve gözleriniz ve ağzınızdaki kuruluğun derecesini değerlendirmek amacıyla tetkikler isteyecektir.

Şikayetler oldukça çeşitli olabildiğinden ayrıca bir göz doktoru, bir kulak burun boğaz doktoru ve bir romatoloji uzmanının değerlendirmesi gerekecektir.

İzmir Dahiliye uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!

Источник: https://www.doktorsitesi.com/makale/sjogren-sendromu-nasil-seyreder-tani-nasil-konur

Reflü tanısı nasıl konur? Belirtileri ve tedavi yöntemi nedir?

Sjögren tanısı nasıl konulur?

Dünyada reflünün görülme sıklığının yüzde 10-30 arasında, Türkiye’de ise yüzde 20 sıklığında görülen bir sağlık sorunu olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr.

Melih Özel, “Mide içeriğinin ağza gelmesi ve göğüste yanma gibi şikayetlerle kendini gösteren reflünün kesin tanısı kullandığımız yeni bir yöntemle artık çok daha kolay konuyor. Reflüye pH metre ile kesin tanıyı koyuyoruz.

Burada küçük bir kapsül yardımıyla hastanın mide asidi 48 saat boyunca takip ediliyor” açıklamasında bulundu.

Reflünün, yemek borusu-mide birleşimindeki kas yapıları ve diyafram kıskacına ait anatomik bozukluklar ya da midenin bir bölümünün diyafram aralığından göğüs boşluğuna kayması gibi sebeplerle ortaya çıkabildiğini vurgulayan Prof. Dr.

Melih Özel “Reflü riskini artıran risk faktörlerinin başında ise obeziteden söz edilebilir.

Çünkü aşırı kilonun, karın içi basıncın artmasına ve bu nedenle asit nitelikli mide içeriğinin yemek borusuna fazlaca kaçmasına sebep olabilir” dedi.

Reflünün tipik ve tipik olmayan belirtileri var

Tanı için çoğu hastanın endoskopi yönteminin yeterli olduğunu düşünse de bunun doğru olmadığını belirten Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel “Endoskopi aslında bize, reflünün herhangi bir hasar yapıp yapmadığını ve üst gastrointestinal sistemde anatomik bir bozukluk olup olmadığını gösterir. Reflünün tanısı genel olarak, hastanın klinik şikayetleriyle konur.

Hastalar özellikle, mide asidi ağzıma geliyor ya da yattığım zaman midem ağzımda gibi hissediyorum gibi şikayetlerle gelir. Bunları reflünün tipik belirtileri olarak değerlendirebiliriz. Bir de tipik olmayan belirtiler söz konusudur.

Normalde reflüyle ilişkili değilmiş gibi görünen göğüs ağrıları, ritim bozuklukları, ses kısıklığı, seste çatallaşma, diş minesi ya da diş etinde hasarlar ve öksürük gibi belirtiler de reflünün atipik belirtileridir. Doğal olarak, atipik belirtilerle karşılaşan çoğu hasta kardiyoloji ya da göğüs hastalıklarına başvurabiliyor.

Atipik bulguları olan ve kalp ya da akciğer hastalıkları olmayan hastalara endoskopi elbette uygulanabilir. Ancak bundan, reflü semptomları olan her hastaya öncelikle endoskopi yapılmalıdır gibi bir anlam çıkarılmamalıdır” açıklamasında bulundu.

Reflünün tanısı için ph metre yöntemi

Reflünün kesin tanısının “pH metre” ile belirlendiğini ve bunun da iki farklı yönteminin mevcut olduğunu aktaran Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel “Birincisinde, hastaya burun yolu ile boğazından geçirilerek yemek borusuna bir kateter yerleştirilir. Bu kateter taşınabilir bir cihaza bağlanır ve 24 saat hasta üzerinde kalır.

Sürenin bitiminde endoskopi ünitesinde kateter çıkarılır ve cihazın kaydettiği veriler (atakların süresi, sıklığı, şiddeti vb.) bilgisayarda incelenerek tanı konur. Yöntemin ikinci şekli, hasta için biraz daha konforlu bir uygulama. Kablosuz bir yöntem olan bu yeni teknikte, üzerinde aside duyarlı sensörü olan küçük bir kapsül, endoskop aracılığı ile yemek borusunun alt ucuna yerleştirilir.

Bu kablosuz (wireless) kapsül, algıladığı verileri 48 saat boyunca, taşınabilir bir cihaza iletir. Sürenin sonunda cihaz içerisindeki bilgiler bilgisayarda incelenir. Vücuttaki kapsül ise 7-10 gün içinde kendiliğinden sindirim sistemine düşer ve atılır. Dolayısıyla bu yöntemde, herhangi bir kablo taşıma söz konusu olmadığı için süreç hasta açısından çok daha konforlu olur.

48 saat süre ile kayıt yapabiliyor olması da ikinci bir avantajıdır” dedi.

Reflü tedavisi hastaya ve durumuna göre değişiklik gösterir

Kesin tanının ardından tedavi sürecinde önce ilaçsız tedavi yaklaşımının başlatıldığını aktaran Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr.

Melih Özel “Bu noktada hastaya sıkı giysiler giymekten kaçınması, sigaradan ve sıcak-soğuk içeceklerden uzak durması, büyük porsiyonlu gıdalardan kaçınması, yemek esnasında çok fazla sıvı almaması, fazla kilolarından kurtulması ve yatmadan önceki 2-3 saatlik sürede midelerini boş tutmalarını tavsiye edebiliriz. Bu önerilere rağmen sorun devam ediyorsa ya da başlangıçtan itibaren çok şiddetli şikayetler söz konusuysa asit baskılayıcı bazı ilaçlarla tıbbi tedavi aşamasına geçilebilir. İlaç seçimi, dozu, kullanım şekli tamamen hastanın durumuna göre uzman tarafından şekillenir. Cerrahi tedavi de elbette bir seçenek, ancak hem herkes için gerekli değil hem de ilk seçenek olarak kullanılmaz. Bu noktada, hasta seçiminin cerrahlarla koordine edilerek yapılması gerekir. Örneğin, bazı hastalar ilaç tedavisiyle düzelirken, ilaçları kestiklerinde reflü atakları hemen tekrar başlayabiliyor. Özellikle genç hastalar, yıllarca ilaç kullanmalarına gerek duyulan hastalar ya da ilaç kullanımı ile ilgili çekinceleri olan hastalar cerrahi tedavi için aday olabiliyor” dedi.

Reflü kansere yol açar demek doğru değil

Reflüyle ilgili yanlış inanışlardan birinin de reflünün kansere dönüşeceği düşüncesi olduğunu aktaran

Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel “Bu bilimsel olarak doğru değil. Reflüye bağlı olarak oluşan en önemli sonuçlar yemek borusundaki kanamalar, ülserler ve darlıklar olabilir. Bu sık komplikasyonların görülme oranları bile oldukça düşüktür.

Kanser ile ilişki, reflülü hastaların yemek borularının alt ucunda görülen ve “Barrett Özofagusu” denilen özel bir durumun varlığıyla ilgilidir. Ancak bu tür hastalarda bile kanser görülme sıklığı ileri derecede enderdir. Dolayısıyla “reflü kansere yol açar” demek doğru bir ifade değil.

Risk vardır, ancak Barrett özofagusunun reflü hastalığında görülme sıklığının yüzde 1’in altında olduğunu ve Barrett özofagusu olan her hastanın kanser olmadığını akılda tutmak gerekir” açıklamasında bulundu.

Bebeği ‘reflü’ olan annelere 10 önemli tavsiye

Источник: https://indigodergisi.com/2017/01/reflu-tanisi-belirtileri-tedavi-yontemi/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.