Tanısı Konulamayan Hastalıklar

içerik

ÇÖLYAK HASTALIĞININ BELİRTİLERİ,TANI VE TEDAVİSİ

Tanısı Konulamayan Hastalıklar

Çölyak hastalığı, çavdar, arpa, buğdayda bulunan bir protein olan gluten ve bu tahıllarla yapılan yüzlerce gıdaya tepki olarak ortaya çıkan bir sindirim bozukluğudur.

Gluten intoleransının sık görülen semptomları ishal, kramp, şişkinlik, gaz, kabızlık ve anemidir. Gluten intoleransından kaynaklanan ve otoimmün bir hastalık olan çölyak hastalığı, aynı semptomların çoğuna sahiptir.

Çölyak hastalığının belirtileri hafif veya şiddetli olabilir. Bazı insanlarda hiçbir belirti görülmeyebilir ancak bağırsak hasarı yine de gelişmektedir. Çölyak hastalığı bazen irritabl bağırsak sendromu, Crohn Hastalığı veya gastrik ülser olarak yanlış tanı konabilir.

Çölyak hastalığı sindirim sistemi belirtileri şunlardır:

♦Karın şişkinliği ve ağrı

♦İshal

♦Kusma

♦Kabızlık

♦Soluk ve kokulu dışkılama

Çölyak hastalığı olan pek çok yetişkinin sindirim sistemi belirtileri görülmeyebilir. Ancak, besin maddelerinin emilimindeki başarısızlık, kilo kaybı ve yetersiz beslenme gibi diğer sorunlara neden olabilir.

Kilo kaybı veya malnütrisyon ile ilgili belirtiler şunları içerir:

♦Anemi

♦Yorgunluk

♦Osteoporoz

♦İnfertilite

♦Ağız ülseri

♦El ve ayaklakda karıncalanma ve hissizlik

Bazı hastalarda dermatitis herpetiformis olarak bilinen, kaşıntılı, kabarcık döküntüler görülebilir. Dirsekler, dizler, kafa derisi, kalça ve sırt çevresinde yoğun bir yanma hissiyle başlayabilir. Kırmızı, kaşıntılı kabarcıklar kümeler oluşur. Genellikle gençlerde ve erkeklerde daha sık görülür. Döküntü genellikle glutensiz bir diyetle düzelebilir.

Çölyak hastalığı olan bazı hastalarda da depresyon, sinirlilik, hafıza zayıflığı ve konsantrasyon sorunları yaşanabilir.

Çocuklarda Çölyak hastalığı uyarı işaretleri nelerdir?

Çölyak semptomları çocukluk çağında, hatta gluten içeren gıdalar ile tanıştığında başlayabilir. Belirtiler kusma, şişkinlik, ağrı, diyare ve sinirlilik görülebilir. Hastalık, büyümenin yavaşlamasına veya hatta okulda başarısızlığa neden olabilir. Çölyak hastası çocukların dişleri kötü şekillenmiş olabilir.

Kimlerin Çölyak hastalığına yakalanma riski yüksektir?

Kesin olarak nedeni bilinmese de, aşağıdaki faktörler Çölyak hastalığı gelişmesinde risk oluşturmaktadır:

♦Çölyak hastalığı olan aile üyesinin olması

♦Yenidoğanlarda 3 aylıktan önce glutene maruz kalma

♦Genetik olarak yatkın olan insanlarda duygusal stres, gebelik veya ameliyat

♦Tip 1 diyabet, tiroid hastalığı veya diğer otoimmün hastalıkların varlığı

♦Down sendromu veya Turner sendromu gibi başka bir genetik bozukluğu olanlar

Çölyak Hastalığı bağırsakta nasıl bir hasar oluşturur?

Çölyak hastalarında, vücudun bağışıklık sistemi gluten içeren gıdalar tarafından tetiklenir.

Antikorlar bağırsak duvarına saldırır, ince bağırsaktaki küçük saç benzeri yapıları (villus) tahrip eder, düzleştirir veya yok ederler.

Hasar görmüş villuslar bağırsak duvarından besin maddelerini etkin şekilde ememezler. Sonuç olarak, yağlar, proteinler, vitaminler ve minerallerin emilimi bozulur.

Çölyak hastalığı tanısı nasıl konur?

Kan Testleri:

Çölyak hastalığının semptomları çeşitlilik gösterebileceği için genellikle teşhis konulmaz veya yanlış tanı konur.  Kan testinde, çölyak hastalığınız olduğunu düşündüren belirli antikor düzeyleri tespit edilebilir.

Bu antikor testleri şunlardır:

Doku transaminaz antikorları (tTG) IgA ve IgG

Anti gliadin antikorları (AGA) IgA ve IgG

Anti-Endomiziyal Antikorlar (EMA), IgA

Anti-retikülin antikorlar IgGA (ARA)

Genetik testler de Çölyak hastalığı hakkında önemli bilgi vermektedir. DQ2 veya DQ8 genlerine sahip olanlarda hastalığın görülme riski artmaktadır ancak birçok kişi bu genlere sahip olsa da Çölyak hastalığı gelişmez.

Bağırsak Biyopsisi:

İnce bağırsak biyopsisi kan testi bulgularını doğrulayabilir. Bir endoskop ağız ve mide yoluyla ince bağırsağa yerleştirilir ve az miktarda doku çıkarılır. Çölyak hastalığı, bağırsaktaki küçük villusları tahrip veya yok eder.

Çölyak hastalığı tedavi edilmezse ne olur?

Çölyak hastalığı olan çocukların % 60 ve yetişkinlerin % 40 kadarında semptom olmayabilir. Hasar görmüş bir bağırsak duvarı, besin maddelerini düzgün şekilde emmeyebilir ve malnütrisyon riski altında olabilirler. Çölyak hastalığı olan kişiler tedavi edilmezse osteoporoz, infertilite ve bazı nörolojik sorunların gelişme riski artar.

Çölyak hastalığı nasıl tedavi edilir?

Çölyak hastalığının kesin bir tedavisi yoktur, fakat glutenden sakınılması semptomları durduracak ve bağırsağın kendini onarmasına izin verecektir.

Gizli glutenin farkında olun.

Çok çeşitli gıdalar işlenmiş et, patates cipsi, patates kızartması,  soslar ve çorbalar gluten içerebilir. Rujlarda veya ilaçlarda olabilir.  Şarap ve damıtılmış alkol genellikle güvenlidir ancak biralar tahıllardan yapılır.

Çölyak Hastalığı İle Yaşam:

Et, balık, pirinç, fasulye, meyve ve sebzeler gluten içeren maddeler olmadan hazırlandığında çölyak hastalığı olan insanlar için uygundur. Bazı lokantalarda artık glutensiz yemekler sunulmaktadır. Glutensiz makarna, pizza ve kurabiye satışı yapan yerler mevcuttur. Diyete sıkı sıkıya bağlı kalmak sağlık sorunlarını önleyebilir.

ÇÖLYAK HASTALIĞI NEDİR?

Источник: https://doktorumnedio.com/genel-saglik/colyak-hastaliginin-belirtileritani-ve-tedavisi/

Meslek Hastalığı Tanısı Nasıl Konulur?

Tanısı Konulamayan Hastalıklar

Sanayileşmeye ve teknolojik ilerlemelere paralel olarak değişen ve gelişen çalışma yöntemleri ve çalışma ortamları, çalışanlar açısından birçok sağlık ve güvenlik tehdidini beraberinde getirmiştir.

Hayatının sağlıklı bir şekilde devamlılığını sağlamak için çalışan insan, çalışırken sağlığını kaybetmeye başlamıştır.

Ancak bilinmesi gereken hastalığın yapılan işten dolayı değil o işin nasıl yapıldığıyla ve iş yapılırken ne gibi önlemler alındığıyla ilgili olarak  ortaya çıktığı gerçeğidir.

Meslek hastalığı tanısı konulması için gereken en önemli şart; hastalıkla çalışmanın veya çalışma ortamı arasında zorunlu nedensellik bağının olmasıdır.

Meslek Hastalığı Tanısı Konulması İçin Gerekenler

  • Hastalıkla çalışmanın veya çalışma ortamının arasında zorunlu nedensellik bağı olması,
  • Kişinin SGK’lı olması,
  • Hastalığın;
    • Meslek hastalığı listesinde yer alması, (Meslek Hastalıkları Listesi)
    • Kişinin ilgili hastalık maruziyet değerinin üstünde maruziyeti olması,
    • Hastalığın yükümlülük süresi içinde çıkması,
    • Meslek hastalığının yetkili hastanelerde hekim raporuyla belirlenmesi,
  • Kurum Sağlık Kurulu tarafından onaylanması,
  • Aynı şartlar altında deneysel olarak meydana getirilebilen hastalıklar olması

İstisnalar; SGK YSK listede olmayan bir hastalığı inceleyip meslek
hastalığı kabul edebilir, maruziyet değerleri vakaya göre değiştirebilir.

Meslek Hastalıkları Tıbbi ve Yasal Tanı Süreci

  • İş-Meslek Hastalığı İlişkisinin Kurulması;
    • Meslek Hastalığı tanısında ilk adım klinik değerlendirmelerdir.
    • Klinik değerlendirme,
    • Çalışma Öyküsünün alınması,
    • Fizik muayene ve Laboratuvar değerlendirmeleri
    • İşyeri Ortam Ölçümleri
  • Doktor tarafından sorulması gereken soru: Ne İş Yapıyorsun?
  • Çalışanın Çalışma Öyküsü, Meslek Hastalığı Tanısında Çok Önemlidir!

Çalışma Öyküsü Neleri İçermektedir?

  • Bütün İşlerin Tanımlanması: Hastanın bugüne kadar çalıştığı bütün işlerin öğrenilmesi gerekir. Çalıştığı işyerlerinde yaptığı asıl işler ve maruziyet miktarı öğrenilmelidir. Çalıştığı işyerlerinde ne tür koruyucu önlemler alındığı ve hangi kimyasallarla çalışıldığı araştırılmalıdır.
  • Belirtilerin Zamanla İlişkisi: Çalışmanın yapıldığı dönemlere ve çalışma temposuna bağlı olarak ha stalık belirtilerindeki artış ve azalış takip edilmelidir. Hastanın şikâyetlerinin mesai saatlerine göre farklılık gösterip göstermediği takip edilmelidir.
  • Benzer Belirtilerin Başka İşçilerde Gözlemlenmesi: Hastada görülen belirtilerin, kendisiyle aynı ortamda çalışan işçilerde de görülmesi hastalık-meslek ilişkisinin kurulması açısından önemlidir.
  • İş dışı etkenlerin varlığı: Kişinin çalıştığı iş dışında yaptığı diğer faaliyetleri meslek hastalığı üzerinde etkili olabilir. Bazı hobiler ve alkol sigara alışkanlıklarının da çalışma ortamındaki maruziyetlerin kişi üzerindeki etkisinin daha fazla ortaya çıkmasına sebep olabilir.

Meslek Hastalığı Ön Tanı Süreci

Meslek hastalığına yakalanıldığına dair işyeri hekimi veya sağlık hizmeti sunucuları ön tanı koyabilir.

Ön Tanı Sonrası Meslek Hastalığının Bildirimi

Ön kanı koyulduğu takdirde 6331 sayılı İş sağlığı ve güvenliği kanuna göre işveren, bu durumu Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularına se etmekle yükümlüdür. (3 işgünü içerisinde)

Meslek Hastalığı Kesin Tanı Süreci

5510 sayılı kanuna göre Sigortalının çalıştığı işten dolayı meslek hastalığına yakalanması;

  • S.B meslek hastalıkları hastaneleri
  • Eğitim ve araştırma Hastaneleri
  • Devlet üniversite Hastaneleri

tarafından düzenlenecek sağlık kurulu raporuyla belgelendirilmektedir.

Kesin Tanı Sonrası Meslek Hastalığının Bildirimi

Yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucuları meslek hastalığı tanısı koydukları vakaları en geç on gün içinde Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirir.

İş Kazası ve Meslek Hastalığı Bildirimi

İş Kazası Meslek Hastalığı Bildirimi, elektronik ortamda yapılabileceği gibi, internet erişiminin bulunmadığı yerlerde kağıt ortamında da Kuruma gönderilebilecektir.

Bildirim Formu’na www.sgk.gov.tr adresinden, E-SGK başlığı altında yer alan diğer uygulamalar menüsü içinde bulunan Çalışılmadığına Dair Bildirim Girişi alt menüsünden Hizmet Akdi İle Çalışanlar başlığı altındaki İşveren Bildirim İşlemleri ekranından ulaşılabilecektir.

İlginizi Çekebilir!  Meslek Hastalıkları

Meslek Hastalığı Dosyasında Bulunması Gerekenler

  • İlk işe giriş sağlık raporu,
  • Sigortalının çalışma süre ve koşullarını belirleyen mesai listesi ya da listeleri,
  • Daha önce meslek hastalığı tespit edilmiş, kontrol muayenesi ya da hastalığında artma sebebi ile müracaat eden sigortalıda; daha önce meslek hastalığı tespitinin yapıldığı Meslek Hastalıkları Hastanesine ait hasta arşiv dosyası ile yeni sağlık kurulu raporu aslı ile dayanağı tıbbi belgeler,
  • İlk tespit ise yeni açılmış dosyası ve yeni sağlık kurulu raporu aslı ve dayanağı tıbbi belgeler,
  • İşyerinde yapılmış olan periyodik muayene raporları,
  • Dosya içerisinde mevcut belgelere dair kontrol listesi,

Hangi Hastalıklar Meslek Hastalığıdır?

  • Hangi hastalıkların meslek hastalığı sayılacağı Meslek Hastalıkları Listesine göre tespit ve tayin edilir.
  • Bir hastalığın Meslek Hastalığı sayılabilmesi için o hastalığın yükümlülük süresi içerisinde meydana gelmiş olması gerekmektedir.
  • Yükümlülük Süresi; Sigortalının meslek hastalığına sebep olan işinden fiilen ayrıldığı tarih ile meslek hastalığının meydana çıktığı tarih arasında geçen en uzun süreyi ifade eder.
  • Bazı durumlarda ise hastalığın meslek hastalığı olduğunun tespiti için kişinin o işte belirli bir süre hastalık yapıcı etkenlere maruz kalması gerekmektedir.
  • Maruziyet Süresi; Sigorta mevzuatının bir hastalığı meslek hastalığı olarak kabul etmesi için gerekli olan asgari etkilenme süresini ifade eder.

Yönetmelikte tespit edilmiş olan hastalıklar dışında herhangi bir hastalığın meslek hastalığı sayılıp sayılmayacağına, Yüksek Sağlık Kurulu karar verir. Ayrıca Yüksek Sağlık Kurulu yükümlülük süresini uzatabilir ve maruziyet süresini de kısaltabilir.

Yazının tüm hakları www.nedenisguvenligi.com‘a ve yazarlara aittir. Telif hakları kanunu gereğince kopyalanamaz ve/veya farklı bir yerde kullanılamaz. Ancak alıntı yapıldığında link ve adres verilmek zorundadır.

[Total: 6 Average: 5]

Источник: https://nedenisguvenligi.com/blog/meslek-hastaligi-tanisi-nasil-konulur/

Bir damla kanla tanısı konulabilen lösemi amansız hastalık olmaktan çıktı

Tanısı Konulamayan Hastalıklar

Büyütmek için resme tıklayın

Türkiye İş Bankası iştiraki Bayındır Söğütözü Hastanesi Hematoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Uğur Ural, lösemi hakkında bilgiler verdi ve uyarılarda bulundu:

Bir diğer adı da kan kanseri olan lösemide, kan hücrelerinin yapım yeri olan kemik iliği, blast adı verilen kanserli hücrelerce işgal edilir. Sonrasında normal kan hücrelerinin üretimi bozulur ve vücutta bu üretimin bozulmasının karşılığı olarak löseminin belirtileri ortaya çıkar.

Kemik iliğinde hangi hücre tipi kanserleşme gösteriyorsa, hastalık, o akyuvar adıyla tanımlanır. Örneğin; lenfoid tip lösemi, akyuvarların bir tipi olan lenfositleri ve lenfsistemini de etkileyerek lenf bezelerinde şişmelerle belirti verir. Myeloid tip ise akyuvarların bir tipi olan myeloid seri hücrelerini etkiler.

Lösemiler, akut ve kronik lösemiler olarak iki gruba ayrılırlar.

NEDENLERİ

Tek yumurta ikizlerinde, Downsendromlularda, fanconi anemisi olanlarda görülmesi hastalıkta genetik faktörlerin rol oynadığını göstermektedir. Kronik lenfositik lösemi (KLL) kalıtımsal geçişi gösterilmiş tek lösemi tipidir.

Bunun yanında çoğu lösemi tipinde bazı kromozal anormallikler gösterilmiş olsa da, bunların çoğu kazanılmış genetik anormalliklerdir. Ayrıca radyasyon, benzen, alkilleyici ajanlar gibi bazı kemoterapi ilaçlarına maruz kalanlarda lösemi görülme riski artmıştır.

Bazı kanser tedavisinde kullanılan ilaçların DNA hasarlarına sebep olması nedeniyle ilaç uygulanmasından 5 – 15 yıl sonra bu kişilerde lösemi gözlenebilir. Özellikle KLL’de ırk faktörünün önemli olduğu saptanmıştır. Uzak Doğu ülkelerinde hemen hiç KLL gözlenmez.

Ayrıca, radyasyonun sebep olmadığı tek lösemi tipi de KLL’dir. Lösemi kesinlikle bulaşıcı değildir.

TANI İÇİN BİR DAMLA KAN YETERLİ

Lösemi, tanısı güç bir hastalık değil. Bir damla kan örneğinin lam üzerine yayılıp, mikroskop altında incelenmesiyle kolaylıkla tanı konuluyor. Hangi tip lösemi olduğunun belirlenmesi için ise ilave genetik ve moleküler incelenmesi amacıyla kemik iliği örneğinin alınması gerekebilir.

AMANSIZ HASTALIK OLMAKTAN ÇIKTI

Uzun yıllar ‘amansız hastalık’ olarak görülen ve halk arasında ‘kan kanseri’ olarak da bilinen lösemide günümüzde gelişen tedavi yöntemleri sayesinde yüzde 90’a varan başarı sağlanabiliyor.

Nedeni tam olarak bilinemeyen lösemide, diğer tüm kanserlerde olduğu gibi belirtileri önemsemek tedavide vakit kazandırıyor ve hayat kurtarıyor. Türkiye İş Bankası iştiraki Bayındır Söğütözü Hastanesi Hematoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr.

Ali Uğur Ural, lösemi hakkında bilgiler verdi ve uyarılarda bulundu:

Bir diğer adı da kan kanseri olan lösemide, kan hücrelerinin yapım yeri olan kemik iliği, blast adı verilen kanserli hücrelerce işgal edilir. Sonrasında normal kan hücrelerinin üretimi bozulur ve vücutta bu üretimin bozulmasının karşılığı olarak löseminin belirtileri ortaya çıkar.

Kemik iliğinde hangi hücre tipi kanserleşme gösteriyorsa, hastalık, o akyuvar adıyla tanımlanır. Örneğin; lenfoid tip lösemi, akyuvarların bir tipi olan lenfositleri ve lenfsistemini de etkileyerek lenf bezelerinde şişmelerle belirti verir. Myeloid tip ise akyuvarların bir tipi olan myeloid seri hücrelerini etkiler.

Lösemiler, akut ve kronik lösemiler olarak iki gruba ayrılırlar.

SIK SIK ENFEKSİYON OLUYORSA DİKKAT!

Löseminin belirti ve bulguları kemik iliğinin blast adı verilen hücreler tarafından işgali nedeniyle normal hücrelerin üretiminin engellenmesi, görevlerinin bozulması ve çeşitli organların lösemik hücreler tarafından tutulması nedeniyle oluşur. Bunlar arasında;enfeksiyon sıklığının artması, halsizlik, çabuk yorulma, solukluk, tüm vücutta kırmızı noktalar halinde kanama odakları, diş eti ve burun kanaması, iştah kaybı, kemik ağrıları, lenf bezelerinde büyüme gözlenebilir.

HASTALIĞIN TEKRAR ETME RİSKİ VARSA KÖK HÜCRE NAKLİ

Günümüzde halk arasında, lösemili hastaların tek tedavi şansının, kemik iliği nakli veya diğer adıyla kök hücre nakli olduğu gibi yanlış bir kanı oluştu. Oysa; hastalığın tekrarlama riski varsa ya da tanı aşamasında özellikle genetik incelemelerle hastalık gidişinin iyi olmayacağına kanaat getirilirse, kök hücre nakliyapılması uygun olur.

NAKİL SONRASI TAKİP ŞART

Kök hücre nakli, lösemi tedavisinde umut olarak görülse bile, tüm sorunları bitirdiği anlamına gelmez. Nakil sonrası takip (hem hastalık ve hem de nakil ile problemler açısından) nakil süreci kadar önemli. Kök hücre nakli yapılan hastaların uzun yıllar takip edilmesi gerekiyor.

ÇOCUKLARDA YÜZDE 90 ŞİFA SAĞLANIYOR

Lösemi tedavisindeki amaç, kemik iliğinde bulunan anormal yapıdaki lösemik hücrelerin tamamen ortadan kaldırılması. Lösemide tanı konulduktan sonra uzun süreli bir kemoterapi (ilaç tedavisi) tedavisi uygulanıyor.

Sonrasında ise hastanın tanı aşamasında belirlenen hastalık tipi ve risk durumuna göre, hematoloji doktoru tarafından uygun görülürse, kök hücre nakli ile tedavi ediliyor. Bazı lösemi tiplerinde, ilaç tedavisine ilave olarak radyoterapi de kullanılıyor. Çocukluk çağı lösemilerinde sadece kemoterapi ile tam şifa yüzde 90 oranında sağlanabilir.

Erişkin çağı lösemilerinde 1980’lerde yüzde 10 olan iyileşme oranı, günümüzde sadece kemopterapi ile yüzde 60’lara çıkmıştır.

ANEMİNİN NEDENİ ARAŞTIRILMALI ‘BU ARALAR HALSİZİM’ DEYİP GEÇİLMEMELİ

Tüm kanserlerde olduğu gibi lösemide de erken teşhis büyük önem taşıyor. Bunun için de bazı şikayetlerin dikkate alınıp ihmal edilmeden doktora gidilmesi hayat kurtarıyor. Çok sık olarak gözlenen aneminin altından da lösemi çıkabilir. Bu nedenle, aneminin sebebi bulunarak buna yönelik tedavinin yapılması gerekir.

ENFEKSİYONDAN KORUNULMALI

Nakil sonrası özellikle enfeksiyonlar ve verilen kök hücrelerin alıcı vücudunun bazı organlarını yabancı bilip buna karşı reaksiyon geliştirmeleri gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor.

Bu nedenle, enfeksiyonlara karşı korunmak ve doku reddi problemleri ile mücadele için bazı noktalara çok dikkat edilmeli.

Taburcu olduktan sonra uygun bir yaşantı biçimi kadar, verilen ilaçların çok düzenli kullanılması ve doktorun belirlediği uygun aralıklarla hastanın kontrolü hayati önem taşıyor.

LÖSEMİ ÇOCUKLARDA DA GÖRÜLÜR ERİŞKİNLERDE DE

AKUT LÖSEMİLER: Kemik iliğinde hangi hücre tipi kanserleşme gösteriyorsa, o akyuvar adıyla tanımlanan lösemiler, akut ve kronik lösemiler olarak iki gruba ayrılırlar. Akut lösemide, sürekli ve anormal yapıda akyuvar öncülü hücre artışı olur.

Bu anormal hücreler diğer organlara da yayılarak, organı görevlerini yapamaz hale getirebilir. Akut lösemilerin sınıflandırılması, temel olarak olgunlaşmayan hücrelerin tipleri esas alınarak yapılır. Akut Lenfoblastik Lösemi (ALL), çocukluk çağında en sık görülen lösemidir.

15 yaş altındaki çocuklarda gözlenen lösemilerin yüzde 80’i ALL’dir. Akut Myeloblastik Lösemi (AML) ise erişkin yaşlarda en sık görülen lösemidir.

KRONİK LÖSEMİLER: Kronik lösemi, anormal olgun kan hücrelerinin aşırı üretimi ile ortaya çıkar. Kronik lösemi daha yavaş ilerler ve sonuçları daha az dramatiktir. Temel olarak iki alt grubu vardır. Kronik Lenfositik Lösemi (KLL), lenf bezi büyüklüğünün çok sık gözlendiği türdür.

50’li yaşlardan sonra görülme sıklığı artar ve yavaş yavaş ilerler. Hasta, tedavi edilmeden yıllarca yaşayabilir. Genetik geçişi gösterilmiş tek lösemi tipidir. KLL’li hastaların erişkin çocuklarının da kontrol edilmesi gerekir. Kronik Myeloid Lösemi (KML) ise erişkin çağındaki lösemilerin yüzde 25 – 60’ını oluşturur.

Ömür boyunca ağızdan ilaç kullanılarak tedavisi mümkün hale gelmiştir.

Источник: https://www.milligazete.com.tr/haber/912402/bir-damla-kanla-tanisi-konulabilen-losemi-amansiz-hastalik-olmaktan-cikti

Tanısı zor konulan hastalık: Primer İmmün Yetmezlik

Tanısı Konulamayan Hastalıklar

Klinik İmmünoloji Derneği, ülkemizin önemli sağlık sorunlarından biri olmayı sürdüren Primer İmmün Yetmezlik (PİY) alanında farkındalık yaratmak amacıyla çalışmalar gerçekleştiriyor. Bu kapsamda, 11-14 Nisan tarihleri arasında Antalya'da düzenlenen 4.

Klinik İmmünoloji Kongresi'nin bu yılki teması “İmmün Yetmezlikten İmmün Disregülasyona (bağışıklık yanıtının sapması, düzensizliği)” olarak belirlendi.

En son bilimsel gelişmelerin ele alındığı kongrede, erken tanının önemi ve erken tanı için topuk kanı testinin gelişmiş ülkelerdeki örnekleri gibi yenidoğan tarama testlerine eklenmesinin gerekliliği öne çıkarıldı.

Kongrede ayrıca 22-29 Nisan haftasının Dünya Primer İmmün Yetmezlik haftası olarak kabul edildiğine dikkat çekilirken, toplumda hekimler, sağlık çalışanları ve ebeveynler arasında bu hastalıkların farkındalık düzeyinin artırılması gerektiği vurgulandı.

Sık tekrarlayan ve iyileşmesi güç enfeksiyonlar

Ülkemizde daha çok akraba evliliklerinden kaynaklanan ve genetik geçiş gösteren, toplumun gizli kalmış sağlık sorunlarından biri olan PİY, bağışıklık sisteminin yetersiz olduğu ya da doğru çalışmadığı, yaklaşık 300 farklı hastalığı içeren bir hastalık grubu.

Dünyada PİY ile yaşayan hasta sayısının yaklaşık 6 milyon, Türkiye'de ise 24 bin olduğu tahmin ediliyor. Genetik geçiş gösteren bir primer immün yetmezlik hastalığı sebebiyle, her 1200 kişiden 1'inin sağlığının ciddi şekilde etkilendiği düşünülüyor.

PİY olan kişiler, sık tekrarlayan ve iyileşmesi güç enfeksiyonlarla karşı karşıya kalıyor. Hastaların erken tanı ve doğru tedavi ile aktif ve normal hayat koşullarına kavuşmaları mümkün.

Ancak dünya genelinde PİY hastalarının %70-90'ına henüz tanı konulamadığı düşünülüyor.

İlk semptomlardan PİY tanısına kadar geçen sürenin 12.4 yıl olması hastaların tedaviye zamanında başlayamadığını; hem toplum hem hekimler nezdinde farkındalık yaratılması gerektiğini gösteriyor.

PİY ayrıca, ekonomi üzerinde de büyük bir yük oluşturuyor; “Primer İmmün Yetmezlikler Hastalık Maliyeti” araştırması, ülkemiz için yıllık PİY toplam maliyetinin 46.623.

628 TL olduğunu gösteriyor.

Ağır tip PİY, 10 bin canlı doğumda bir görülüyor

Kongrenin ilk gününde düzenlenen toplantıda konuşma yapan Klinik İmmünoloji Derneği Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Pediatrik İmmünoloji Ünitesi'nden Prof. Dr.

İlhan Tezcan, yenidoğan çocuklarda ikinci aydan itibaren ortaya çıkan tekrarlayan enfeksiyonlar, ağızda geçmeyen pamukçuk, ateş ve orta kulak enfeksiyonları varsa PİY olacağına dikkat çekti.

Tezcan konuşmasında “Amerika'da 100 bin canlı doğumda bir olan ağır tip PİY, Türkiye'de Konya'da yapılan pilot çalışmaya göre 10 bin canlı doğumda bir görülüyor.

Bu durumda ülkemizde yılda 150-200 civarı ağır tipte PİY tanısı koyulması lazım, ancak hastaların üçte biri tanı alabiliyor. Bu durum hekimler ve aileler arasındaki farkındalık düzeyinin yetersizliğinden kaynaklanıyor.” dedi.

Özellikle akraba evliliklerinde anne baba immün yetmezlik taşıyıcısı ise hastalığın doğuştan ortaya çıktığını vurgulayan Prof. Dr. İlhan Tezcan, sözlerine şöyle devam etti: “Genetik geçişli olan immün yetmezlik hastalıklarında ailede tanısı konulmuş vaka varsa o ailenin bütün çocukları risklidir.

Bu kongre ile hem çocuk hem de erişkin immünoloji doktorlarının bilgilerini tazelemeyi, böylelikle de hekimlerin farkındalığını artırmayı hedefliyoruz.

Yılda 6 ve daha fazla ateşli hastalık, 2 ve daha fazla orta kulak iltihabı, tekrarlayan menenjitler, akciğer enfeksiyonları ve gelişme geriliği varsa siz de doğuştan immün yetmezlik hastası olabilirsiniz.”

Kongre Başkanı ve Necmettin Erbakan Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. İsmail Reisli ise toplantıda “Ülkemizin önemli bir sağlık sorunu olan PİY konusunda, hekimler arasında farkındalığın düşük olması sebebiyle hastalar erken tanı alamıyor ve etkin tedaviden yararlanamıyor.

Buz dağının görünmeyen kısmı gibi, eşlik edebilen farklı hastalıklar ve komplikasyonlar da yeterince bilinir değiller. PİY hastaları, tekrarlayan enfeksiyon hastalıkları yanında, romatizmal (otoimmün), allerjik, iltihabi (inflamatuvar) hastalıklar ve kanserlerle (malign hastalıklar) kliniklere başvuruyor.

Enfeksiyon hastalıkları ayrı tutulursa, primer immün yetmezliklerde pek çok klinik tablonun altında 'immün disregülasyon: bağışıklık yanıtının sapması' yatmakta olup, son yıllarda PİY hastalıkları için 'Yetmezlikten Disregülasyona' doğru değişen bir eğilim söz konusu.

Bu yılki kongremizde, bu durumu ele almayı tercih ettik.” şeklinde konuştu.

Источник: https://www.kadinvekadin.net/tanisi-zor-konulan-hastalik-primer-immun-yetmezlik.html

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть