Tekrarlayan Düşükler

Tekrarlayan Düşükler

Tekrarlayan Düşükler

Gebeliğin 20. haftasından önce istenmeyen, spontan gebelik kaybı düşük demektir. Düşükler tüm gebeliklerin yaklaşık % 15’ini etkileyen nispeten yaygın bir olaydır.

Bununla birlikte, ardışık ilk üç aylık dönem kayıpları veya birinci trimesterde biri, ikinci trimesterde biri olmak üzere tekrarlanan düşükler altta yatan bir tıbbi durum olabileceğini düşündürmektedir.

Tekrar tekrar düşük yaşayan kadınlar, daha fazla kayıp yaşamamak için doktorla görüşmelidir.

Düşük ve Zamanlamanın Nedenleri

Bir kan testi (hCG) ile teyit edilen gebelikler kimyasal gebelik olarak kabul edilir, çünkü gebelik ultrason görüntüsü yerine kimyasal yollarla teyit edilir. Klinik gebelik, gebeliğin ultrasonda görülebileceği bir aşamaya gelmiş gebeliktir. Düşükler, bu “klinik” aşamaya ulaşan, kimyasal aşamayı aşan gebeliklerin kayıplarına atıfta bulunmaktadır.

Doğurganlık tedavisi almayan çoğu kadın, kimyasal hamilelikleri olduğunu bilmiyor çünkü çoğu kadın gebeliğin erken döneminde gebelik testi yapmıyor. Bununla birlikte infertilite tedavileri sırasında bu erken bebek kayıplarını rutin olarak teşhis ediyoruz çünkü her tedavi döngüsü çok erken bir gebelik testiyle takip edilmektedir.

Klinik bir düşük, ultrasonografide cenin kalp hızının görülmesinden önce veya sonra gerçekleşebilir. Normal ilerleyen bir gebelikte, son adet döneminin ilk gününden yaklaşık 5.5 ila 6 hafta arasında bir fetal, kalbe sahip olmalıdır.

Bir bebek kalp atmadan önce büyümeyi bırakırsa veya beklenen zamanda (genellikle anormal gebelik belirtisi) kalp atmazsa, gebelik genellikle anormal olarak kabul edilir.

Hamilelik kaybının fetal kalp aktivitesinden önce veya sonra gerçekleşip gerçekleşmediği oldukça önemlidir, çünkü düşük yapma zamanlaması altında yatan nedene dair  bir ipucu verebilir.

Tekrarlayan Düşüklerin Nedenleri Nelerdir?

Tüm gebelik kayıplarının yaklaşık % 60’ı genetik niteliktedir, bu vakalarda, fetüsün genetik anormallikleri düşük yaptırmaktadır. Diğer düşük nedenleri ise % 40’tan fazladır ancak kesin istatistiklerin ortaya çıkması zordur. Çeşitli gebelik kaybı nedenlerinin yaygınlığı da araştırılan hasta popülasyonuna bağlıdır.

  • Genetik (kromozomal) düşük: Gelişmekte olan fetüsün genetik anormalliklerinden kaynaklanmaktadır. Tüm düşüklerin % 60’ına kadarını temsil eder. Risk ileri anne yaşı ile daha yüksektir.
  • Uterin anormallikleri: Fibroid tümörler veya kongenital uterin anomalileri içerir. Ameliyatla sıklıkla giderebilir.
  • Tıbbi koşullar: Şeker hastalığı, trombofili, tiroid hastalığı vb.
  • İmmunolojik nedenler: Antifosfolipid Antikor Sendromu (APS), Otoimmün Üreme Yetmezliği (RAFS).

Genetik (Kromozomal)

Gebelik kayıplarının yaklaşık % 60’ı genetik niteliktedir. Bu genetik anormallikler, ebeveynlerden gelen şartlara veya yalnızca ebeveynlik yaşına bağlı olabilir. Kadının yaşı ilerledikçe, düşük yapma riski artar ve bir kadın 42 yaşına eriştiğinde, düşük yapma riski % 50 kadar yüksek olabilir.

Uterin Anormallikleri

Uterin anormallikleri, özellikle kötü fibrom tümörleri, düşük riski ile açık bir şekilde ilişkilendirilmiştir. Bazı doğuştan uterin anormallikler de düşüğe neden olur. Doğru şekilde HSG ile teşhis konduysa, bu sorunlar genellikle kolaylıkla (genellikle küçük çaplı) ameliyatla çözülebilir.

Tıbbi Durumlar

Şeker hastalığı, trombofili ve tiroid hastalığı gibi tıbbi durumlar da düşük riski ile ilişkilendirilmiştir. Şeker hastalığında, hastanın kan şekeri seviyeleri iyi kontrol edildiğinde risk normale dönebilir.

Tiroit hastalığına yakalanma riski ve tanımlanması daha zordur çünkü tiroid fonksiyonu (çoğu kadında ilaçlarla kolayca ayarlanabilen) ile ilişkilendirilmemektedir; bunun altında yatan otoimmün anormallikler vardır, bunun için gerçekten iyi terapötik çözümlerimiz yoktur. Bu anlamda, tiroit hastalığının muhtemelen aşağıda açıklanan immünolojik nedenlerden biri olduğu iyi anlaşılmalıdır.

Trombofili (diğer bir deyişle, bireylerin kan pıhtılaşması riskini artırmaya yönelik tıbbi durumlar) son yıllarda gebelik kaybı riskinde artışa neden olmuştur.

Bununla birlikte, bunlar en yaygın trombofillerden biri, Antifosfolipid Antikor Sendromu (APA) olarak adlandırıldığından veya üreme tıbbında buna rastladığımız için Reproductive Autoimmune Failure Syndrome (RAF) , otoimmün anomalilerin varlığı ile karakterizedir.

İmmünolojik

Düşükler nispeten sık görüldüğünden ve genel popülasyonda immünolojik nedenlerin nispeten nadir olması nedeniyle, doktorlar iki koşuldan biri olduğunda immünolojik gebelik kaybından şüphelenmelidirler:

1) ilgili tıbbi geçmiş (kişisel veya ailesel)

2) tekrarlanan gebelik kaybı, ya da üç ardışık ilk üç aylık kayıplarla tanımlanan alışılmış bir hamilelik kaybı

Bir kadının yaşadığı düşükler arttıkça, kayıpların tıbbi olma olasılığı yüksek olur ve genetik / kromozomal kökenli olma ihtimalleri de o kadar düşük olur. (Bu kuralın bir istisnası da translokasyon olarak adlandırılan ve birden fazla, tekrarlanan düşüklere neden olabilen genetik bir durumdur).

Alışılmış düşükler öyküsü daima immünolojik gebelik kaybı şüphesini yükseltmelidir. Hasta ya da yakın aile bireyleri, otoimmün hastalıklar ya da ilgili semptomatoloji öyküsü, örneğin eklem ağrısı, açıklanamayan döküntüler vb. bildirilirse böyle bir kuşkunun ortaya çıkması gerekir.

Yaş ve Düşük İlişkisi

Tüm gebeliklerin kabaca % 15’i çeşitli olası aşamalardan düşükle sonlanmaktadır. Ancak, bu sayı yanıltıcı olabilir, özellikle doğurganlık sorunları olan hastalarda genellikle çok daha yüksek bir risk vardır.

Düşük yapma riski çeşitli nedenlerle daha yüksek olabilir: Örneğin, doğurganlık sorunları olan kadınlar genellikle gebe kalan ortalama nüfustan daha yaşlıdır. Ve ilerleyen kadın yaşıyla birlikte düşük riski artar.

Gerçekten, bir kadın 42 yaşına eriştiğinde, düşük yapma riski yaklaşık % 50’ye ulaşır. Yaşlandıkça bu risk daha da yükselir.

Yaş ilerlemesiyle birlikte bu düşük yapma oranının artmasının başlıca nedeni, tüm düşüklerin yarısından fazlasının embriyo içindeki genetik (yani kromozomal) anomalilerden kaynaklanmasından kaynaklanmaktadır. Ve bu tür kromozom anomalileri ilerleyen annelik yaşıyla birlikte artar.

Tekrarlayan Düşükler ve Tedavi

Bazı durumlarda kanıtlanmış bir tedavi yoktur. Örneğin, otoimmün tiroid hastalığı ile artan düşük riskini normale indirmek için belirlenmiş herhangi bir tedavi mevcut değildir. Bazı yetkililer, intravenöz gamma globulin (IVIg) ile tedavinin bu durumda etkili olduğunu öne sürmüşlerdir.

Bununla birlikte, çalışmaların çoğunluğu bunu onaylayamadı. Ayrıca diğer klinik durumlarda, örneğin APS / RAFS varlığında, birçok çalışma, çeşitli tedavi yaklaşımlarının oldukça etkili olabileceğini göstermiştir. Bunlara aspirin, kortikosteroidler, heparin ve intravenöz gamma globulin dahildir.

Herhangi bir zamanda hastalarda mevcut olan çok spesifik bağışıklık koşullarına dayanılarak hasta bakımının bireyselleştirilmesine kesinlikle inanılmaya başlanmıştır.

Anormal otoimmün fonksiyonları gerçekten anlayan hekimler otoimmün fonksiyonun asla statik olmadığını bilirler.

Anormal otoimmün fonksiyonları olan, aşırı klinik otoimmün hastalığı olan veya yalnızca subklinik otoimmüniteden muzdarip olan hastalar, alevlenme ve remisyon dönemleri geçirirler.

Bu nedenle, her hastayı her zaman aynı şekilde tedavi etmek mantıklı değildir. Dolayısıyla, tedavi, gebelik boyunca giderek hastanın gerçek bağışıklık durumuna göre ayarlanır.

Sonuç olarak, hastalarımızın % 99’undan fazlası, yaklaşık 20-23 haftalık döneme ulaştıklarında çoğu ilaçtan uzaktır.

Ve gebeliğin geri kalanı için ilaç almaları gerekmediğinden, bu ilaçların bilinen ve sık görülen komplikasyonları çok nadiren görülür.

Источник: https://www.bulenttiras.com/tekrarlayan-dusukler

Tekrarlayan Düşük

Tekrarlayan Düşükler

Bebeğini en kısa sürede kucağına almak anne adayının en büyük isteğidir; ancak kimi zaman yaşanan gebelik kayıpları ile bu hayaller ertelenebiliyor.

“Kader” deyip bu tür kayıpları kabullenmek yerine, kayıpların altında yatan nedenlerin araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Medicana International Samsun Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümünden Op. Dr.

Hatice Yağmurkaya Balkay, tekrarlayan gebelik kayıpları hakkında bilgi verdi.

Aşağıdaki videoda Op. Dr. Hatice Yağmurkaya Balkay, “Miyomlar” hakkında bilgiler veriyor.

İki düşük sonrası araştırma yapılmalıdır

Gebelik kaybı, 20. gebelik haftası öncesi gebeliğin düşükle sonlanmasıdır.

Genellikle detaylı araştırmaya üç gebelik kaybı sonrasında başlansa da, iki ardışık düşüğe neden olan sebeplerin görülme sıklığı hemen hemen üç düşük yapan nedenlerle aynı olması nedeniyle araştırmaya güncel bilgiler eşliğinde 2 düşükten sonra da başlanabilir. Detaylı hikaye ve fiziksel muayeneden sonra ayrıntılı testlere geçilir. Bireyselleştirilmiş hasta tetkik ve izlem protokolleri içinde birçok test yapılır.

Düşük Nedenleri

Gebelik kayıplarının olmasının temelde 3 ana nedeni bulunmaktadır. Bunlardan ilki anatomik faktörlerdir. Miyom, rahim içi yapışıklık gibi anne adayının rahminde bulunan doğuştan ya da sonradan kazanılmış durumlardır. İkinci neden bağışıklık sistemi ile ilgili faktörleridir.

Üçüncü sebep ise; doğuştan gelen trombofililer yani pıhtılaşma bozukluklarıdır. Kan damarları ve özellikle anne ve bebek arasındaki damarlarda kanın akışkanlığının bozulması ve plasentada oluşan durum bu grupta kaybın ana nedenleri arasında sayılabilmektedir.

Yapılan testler sonucunda tekrarlayan gebelik kaybı hastalarının %50’sinde hiçbir neden bulunamayabilir.

Kayıptan sonra fetüs incelenmeli

Özellikle kayıptan sonra fetüs muhakkak genetik ve patolojik inceleme için incelenmelidir.

Burada dikkat edilecek husus bu iki inceleme için materyallerin farklı solüsyonlarda incelemeye tabi tutulması nedeniyle, alınan örneklerin iki farklı yöntemle elde edilip incelenmesidir.

Genetik mutasyonlar, pıhtılaşma testleri ve tüm dünyada en yeni ve geniş olarak kullanılan kapsamlı trombofili testleri uygulanmalıdır.

Tekrarlayan gebelik kaybı sonrası gebe kalan hastaların, tarama testleri ve/veya ultrasonografik değerlendirmelerinde anormallik saptanmış olabilir.

Bu durumda anne/babanın bazı kromozom anormalliklerinde; fetüste kromozomal bir problem olup olmadığının kesin anlaşılabilmesi için, halk arasında ‘anne karnından su alınması’ olarak bilinen amniyosentez, bebeğin eşi; yani plasentadan örnek alınması ve fetüsün göbek kordonundan kan alınması gibi girişimsel işlemler yapılabilmektedir.

Kayıpların nedenini ortaya koymak mümkün

Doğum öncesinde anne ve bebek sağlığını bozan pek çok hastalık plasentadan doku örneklemesi ve patolojik çalışmalar ile ortaya konulmaktadır. Bu alan dünyada “perinatal patoloji” olarak adlandırılmaktadır.

Araştırmalar ile daha sonraki sağlıklı gebelik ve çocuklara ışık tutarak son dönemlerde oldukça ümit vaat eden gelişmeler yaşanmaktadır.

Bu incelemeler ile tekrarlayan gebelik kayıpları, düşükler, anne karnında fetüs ölümü, göbek kordonuna ait bazı problemler, erken doğum, anne karnındaki fetüsün gelişimine ait problemler ile altta yatan nedenleri araştırmak ve ortaya çıkarmak mümkün olmaktadır.

Bir sonraki gebeliğinin sorunsuz olması için

Özellikle tekrarlayan düşük, erken doğum, su gelmesi ve anne karnında fetüsün ölümüyle sonuçlanan hasta grubunda, hastanın bir sonraki gebeliğine ışık tutabilecek araştırma ve incelemeler yapılmaktadır.

Bu yöntemle rahim içi enfeksiyonlar, bağışıklık sistemine ait problemler, bazı pıhtılaşma bozuklukları ve rahim yatağı ve plasentada oluşan damarsal anormallikler ve kanlanma problemlerini tespit edebilmekteyiz.

Düzenli takip çok önemli

Saptadığımız anormalliklerin bir kısmında hastaları gebe kalmadan önce takibe alıp pek çok değişik ilaçları tedavide gebelik öncesinde; bazılarını da gebe kalır kalmaz kullandırmaya başlıyoruz.

Yine aynı incelemelerde saptanan değişiklikler yönünde hastayı bir sonraki gebeliğinde takip şeklimiz değişmekte ve normal bir gebe takibinden tamamen farklılaşabilmektedir.

Bu yüzden bu hasta grubunda normalde doğum sonrasında artık materyal olarak kabul edilen ve imha edilen plasenta ve zarların patolojik incelemelere olanak verecek şekilde saklanması önem arz etmektedir. Böylece gebeliklerinde problem yaşamış olan pek çok hasta ileride sağlıklı bir gebelik sonrasında sağlıklı bebeklere kavuşma fırsatına kavuşmuş olacaktır.

Psikolojik ve Moral Destek tedavide önemli yer tutar

Hekimlerin bir  çoğu tarafından düşük tehsi geçiren hastalar için yatak istirahati önerilse de bilimsel çalışmalar yatak istirahati ile gebelik kaybı sıklığının azalmadığını göstermektedir.

Neden açıklanamayan tekrarlayan gebelik kaybı olgularında psikolojik destek verilmesi ve haftalık ultrasonlarla yakın izlem gibi moral destek tedavileri ile gebelik kaybının 2-4 kez daha azalmış olduğu bildirilmiştir.

Tekrarlayan gebelik kayıplarının etyolojisinde önemli yer tutan Trombofili ( Tromboz –Kanın pıhtılaşma sistemi ile ilgili bozukluk ) vakalarında profilaktik ( koruyucu amaçlı ) DÜŞÜK MOLEKÜL AĞIRLIKLI HEPARİN kullanımı gebelik oranlarını büyük ölçüde arttırmaktadır.

Источник: https://www.doktoramcam.com/tekrarlayan-dusuk/

Tekrarlayan Düşükleri Önlemek

Tekrarlayan Düşükler
Tekrarlayan Düşükleri Önlemek

Hamileliklerin yaklaşık yüzde yirmisi düşükle sonlanabilir. Biyolojik faktörlerden yaşam şekline kadar birçok faktör kadınların düşük yapma riskini artıracak yönde etki gösterebilir.

Doktorlar genellikle düşüklerin hayat tarzında değişikliklerle engellenebileceğini düşünse de genellikle düşüklerin sebebi annenin elinde olmayan biyolojik problemlerden kaynaklanır.

Tekrarlayan düşüklerden kurtulmanın bilimsel olarak kanıtlanan bir yöntemi olmasa da doktorunuzla yakın işbirliği içerisinde olmak ve sağlıklı bir yaşam tarzına adapte olmak düşüğün tekrarlanmasını engellemeye yardımcı olabilir.

Bölüm1 : Doktor ile İşbirliği Yapmak

1Hamile kalmadan önce doktorunuzla görüşün. Tekrar hamile kalma denemelerine başlamadan önce daha önceki dönemlerinizde yaşadığınız sorunlarla ilgili danışmanınızla görüşmeyi ihmal etmeyin. Testler ve laboratuvar çalışmalarından yardım alarak kromozomal bir bozukluk, cinsel hormonel rahatsızlıklar ve düşüğe sebep olabilecek diğer sebepler hakkında bilgi alın.

  • Düşüğün olası bir çok sebebi vardır ve bu yüzden her durumda aynı testlerin uygulanması beklenemez. Doktorunuzla dürüst ve net bir şekilde konuşup, aile ve tıbbi geçmişiniz hakkında bilgi vererek size en uygun tedavi hakkında bilgi alın.
  • Özellikle sizin veya eşinizin üreme organlarında kist oluşumu veya daralma gibi sorunlar varsa, bu durumu doktorunuzla paylaşmayı unutmayın.

2Kan grubunuzu test ettirin. Kan grubunuz Rh- faktörü için negatif sonuç veriyorsa, RhoGAM dozunu azaltmanız gerekebilir. Kan uyuşmazlığı problemini engellemek için bu durum size yardımcı olabilir.

  • RhoGAM injeksiyon ile vücuda verilir ve genelde kendi Rh- negatif ve bebeği Rh- pozitif olan anneler için tercih edilir.

3Hormon dengesizliğini dikkate alın. Hormon dengesizliği polikistik over sendromu ve endometri sendromundan kaynaklanabilir. Geçmişte bu gibi rahatsızlıkları yaşadığınızı biliyorsanız veya tiroid ve böbrek üstü bezlerinizden birinde problem olabileceğinden şüpheleniyorsanız doktorunuza başvurarak hormon testi yaptırın.

  • Hormonal dengesizliğe işaret eden belirtilerden bazıları kilo alma, çok ağır geçen adet dönemi, düzensiz adet dönemi, baş ağrısı, sırt ağrısı ve daha fazlası olabilir.
  • Hormonal dengesizlikler ilaçla veya doktorunuz tarafından sağlanan terapi ile atlatılabilir.
  • Hormon desteği almaya başlayın. Düşüğe sebep olan hormonlardan birisi progesteron olabilir. Bu durumda injeksiyon veya tablet halinde alınan progesteron hamileliğin ilk üç ayında kullanılmalıdır. Ne yazık ki, bu teknik eski araştırmalara dayandığından ne kadar etkili olduğu tartışılır.

4Kromozomlarınıza baktırın. Tekrarlayan düşükler kromozomal anormalliklerden kaynaklanabilir. Birden fazla kromozomal bozukluk düşüğe sebep olabileceği gibi bazılarının teşhisi daha kolaydır. Doktorunuzun yardımıyla kromozomal analiz yaptırarak önceki düşüklerin sebebini öğrenmeye çalışın. Kromozomal analizler hem siz hem eşiniz için yaptırılabilir.

  • Bazı analizlerin önceki düşüklerinizden kalan doku parçalarını gerektirdiğini unutmayın.
  • Birçok kromozomal problemin kaçınılmaz, beklenmedik ve tedavi edilemez olduğunu aklınızdan çıkarmayın.

5Güncel ilaçlar ile ilgili doktorunuzla görüşün. Kadın doğum uzmanınız ile vitamin ve bitkisel katkılar da dahil olmak üzere reçeteli veya reçetesiz ilaçlar hakkında görüşün. Kullandığınız ilaçların hamile kalma ve hamilelik sürecinde güvende olmanızı sağladığından emin olun.

  • Doktorunuzun sormasını beklemeden ilaç ve tıbbi geçmişiniz hakkında kendisini bilgilendirin.
  • Aspirin ve ibuprofen gibi iltihaplanma engelleyici ilaçları hamile kalma veya hamilelik sürecinde kullanmaktan kaçının. Ağrı kesici olarak acetaminophen kullanmanız önerilir.

Bölüm2: Hayat Tarzını Değiştirmek

1Sigara ve alkolü minimuma indirin. Hamile kalamya karar veren anne adaylarının mümkün olduğunca sigara ve alkolden uzak durması gerekmektedir.

  • Aynı zamanda anne olmaya karar veren kadınların yasal olmayan uyuşturucu maddeleri kullanmaları da kesinlikle önerilmemektedir.
  • Sigarayı bırakmak uzun bir süreç gerektirebilir, ancak birçok kadın nikotin bantları ve sakızları yardımıyla süreci en kısa hale getirebilir.

2Vücudunuza gerekli katkıları alın. Sağlıklı bir hamilelik süreci için belirli katkı maddelerini kullanmak oldukça uygun oalcaktır. Dozaj ve kullanım önerileri için ilaca başlamadan önce mutlaka doktorunuz ile görüşün.

  • Hamilelik sürecindeki kadınlara önerilen katkılar arasında folik asit ve folik asit içeren vitaminler ile kalsiyum, demir ve D vitamini önerilir.
  • Vitamin karışımı içeren ve hamilelik sürecinde gerekli olmayan ekstra vitaminler bulunduran kompleks katkılardan kaçının.

3Yeterince dinlenin. Tekrarlayan düşükleri engellemek için bolca dinlenmek çok önemlidir. Vücudunuzun ihtiyacı olan kadar uyku almalı, doktorunuz tarafından tavsiye edildiği takdirde ise hamileliğin bir dönemini yatakta geçirmelisiniz. Fazla aktiviteden kaynaklı herhangi bir komplikasyon oluşursa, özellikle de tekrarlayan düşüklere sahipseniz, acilen tıbbi yardıma başvurun.

  • Hamileliğin ilk üç ayında fazladan 45 dakika- 1 saatlik uyku önerilir.
  • İkinci altı ayda ise günde sekiz saatlik uyku önerilir. İkinci üç ayda uyku ve sindirim problemleri baş göstermeye başlayacağından zorlanmalar olabilir.
  • Hamileliğin son aylarında ise anne adayının kendini yorgun hissettiği her anda dinlenmesi gerekir. Uyku düzensizliği artacağından yatak istirahatı ve kısa şekerlemeler önerilir.

Kaynak

Aslı Ece

Источник: https://www.pekinasil.com/tekrarlayan-dusukleri-onlemek/

Tekrarlayan düşükler

Tekrarlayan Düşükler

Birçok faktörün etkisi ile meydana geldiği için tüm araştırmalar yapılsa dahi hastaların yaklaşık yarısında altta yatan bir neden bulunamaz.

Bebekte genetik anormallik

Erken dönem düşüklerin en sık nedenidir. Düşüklerin %70’ine yakın bir oranında bebekte genetik sakatlıklar ortaya çıkar. Kadın yaşı ileri kadın yaşına gelmiş ise (35 yaş üstü) bu oran daha da artar. 13-20. hafta düşüklerin sadece %20’sinde bebekte genetik sakatlık tespit edilir.

Bebekteki sakatlıkların büyük kısmı trizomi, poliploidi ya da monozomidir. Düşen bebeğin karyotipinin belirlenmesi için genetik analizinin yapılması gereklidir. Bebekte genetik sakatlığın tespit edilmesi aslında iyi bir göstergedir.

Çünkü bir sonraki gebeliğin normal olma şansı yaklaşık %75’tir.

Önemli uyarı

Bebekte genetik sakatlık olması anne ve babanın genetiğinin normal olmamasından kaynaklanmaz. Anne ve babanın genetiği çoğunluğunda normaldir.

Anne-Baba genetik problemleri

Tekrarlayan düşükleri olan hastalarda anne ve babada genetik sakatlık olma şansı %2’dir. Bu sakatlıklar genellikle dengeli translokasyonlardır (Dengeli translokasyon, 47,XXY—Klinefelter sendromu vb.).

Anne veya babada genetik sakatlık tespit edilir ise bir genetik uzmanı tarafından bilgilendirme yapılmalıdır. Günümüzde PGD dediğimiz bir yöntem ile tüp bebekte embriyonun geninin incelemesini yapabilmekteyiz. Bu hastalarda PGD çok faydalı olabilir.

Embriyoların incelenmesi sonucu normal embriyolar rahim içerisine yerleştirilir.

Tüp bebek tedavisinde embriyoların genetiğinin incelenmesi (PGD) işlemini izlemek için tıklayınız.

Rahim sakatlıkları

Toplumda rahim içi perde, yarım rahim, çift rahim veya arkuat rahim gibi rahim bozukluklarının görülme sıklığı %6.7’dir. Tekrarlayan düşükleri olan hastalarda ise bu oran %16.7’tir.

Sonradan edinilmiş miyomlar (özellikle rahim içerisinde rahim içine bası yapan, büyük miyomlar), rahim içi yapışıklıklar, rahim içinde polipler de tekrarlayan düşüklere neden olabilirler.

Kan pıhtılaşması bozuklukları

Kan pıhtılaşmasını kontrol eden enzimlerden bir veya birkaçındaki bozukluklar kanın daha çabuk pıhtılaşmasına neden olabilmektedir. Bu durumda embriyonun rahim içerisine yapışıp annenin kan damarlarına ulaşması gerekir iken çok küçük kan damarları pıhtılaşır ve bebeğe kan gitmemesi nedeni ile düşük gerçekleşir.

Faktör 5 leyden mutasyonu, aktive protein C rezistansı, Antitrombin 3 eksikliği, protrombin G20210A mutasyonu, protein C, protein S ve protein Z eksiklikleri, hiperhomosistinemi, MTHFR gibi durumlar tekrarlayan düşüklere neden olabilirler. Fakat bu testleri yapar iken çok dikkat edilmesi gerekir. Çünkü normal, hiç sorunsuz olarak doğum yapmış kadınların %20’sinde testler pozitif olabilir.

Savunma sistemi hastalıkları

Tekrarlayan düşükleri olanların %15’inde savunma sistemi ile ilgili hastalıklar tespit edilir. Antifosfolipid sendromu ve sistemik lupus hastalığı varlığında tanı konulur.

Antifosfolipid sendromu tanısı için aşağıdaki şartlar gereklidir.

Klinik (1 tanesi yeterli)

1. 10 hafta üzeri nedeni belirlenemeyen düşük

2. 34 hafta öncesi erken doğum eylemi

3. veya 2 veya daha fazla 10 hafta öncesi düşük

Laboratuvar (1 tanesi yeterli)

Anti-Kardiyolipin IgG ve/veya IgM’in 2 kez (12 hafta aralar ile bakılır) pozitif olması

Anti-Fosfolipid IgG ve/veya IgM’in 2 kez (12 hafta aralar ile bakılır) pozitif olması

Anti-β2 glikoprotein IgG ve/veya IgM’in 2 kez (12 hafta aralar ile bakılır) pozitif olması

Tanıda en az 1 klinik, 1 laboratuvar pozitif olması gereklidir.

Antifosfolipid sendromu varlığında prednizolon ve damar içi antikor tedavisinin faydası yoktur. Tek başına aspirin ve düşük moleküler ağırlıklı heparinin de faydası gösterilememiştir. Düşük doz (80 mg) aspirin ve düşük moleküler ağırlıklı heparinin birlikte verilmesi düşük oranını %54 azaltmaktadır.

Amerikan Doğum Cemiyeti tedavide düşük doz (80 mg) aspirin ve düşük moleküler ağırlıklı heparin verilmesini önermektedir.

Anti-tiroid antikorları

Anti-tiroid antikorlarının varlığı tekrarlayan düşükler ile birlikte olabilir. Küçük çaplı bir çalışmada tiroid testleri normal olmasına rağmen anti-tiroid antikorları var ise levotiroksin tedavisinin düşük oranını azalttığı gösterilmiştir.

Natural killer hücreleri (Doğal katil hücreleri)

Bu hücreler bebeğin rahim içerisine yapışmasında çok etkili rol oynamaktadırlar. Bu hücrelerin fazla hassaslaşması bebeğin anne rahim içerisine gömülmesini engellemektedir. Steroidler gibi bu hücreleri baskılayan tedaviler ne yazık ki etkili değillerdir. Bu konu ile ilgili daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

Endometrial sitokinler

Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda endometrial Th1–Th2 sitokinlerinin düşük ile ilişkisi gösterilmiş olmasına rağmen insanlar üzerinde çalışmalar yeni yeni yapılmaktadır.

Hormon problemleri

Tekrarlayan düşüklerin %10’ında hormonal (endokrin) problem vardır.

Luteal faz eksikliği döllenme sonrası rahim iç duvarının progesteron hormonu ile tam desteklenememesi sonucu gelişir. Desteklenemeyen rahim içerisi bebeği tutamaz ve düşük gerçekleşir. Döllenme sonrası progesteron verilmesinin faydası maalesef gösterilememiştir.

Süt hormonunu yüksek olması da tekrarlayan düşüklere neden olabilir.

Polikistik yumurtalık hastalığı (yüksek LH miktarı, insülin direnci varlığı, şişmanlık düşük riskini artırır).

Şeker hastalığı ve tiroid bozuklukları (şeker ve tiroid bozuklukları için hasta risk faktörü yok ise rutin olarak tarama önerilmez).

Tanı

Muayene, USG incelemesi ve yukarıda bahsedilen testler istenir.

Tedavi 

Tedavi nedene yönelik olmalıdır. Şişmanlık var ise mutlaka kilo verilmelidir. Polikistik yumurtalık hastalığı ve kilolu olanlarda metformin tedavisi düşük riskini azaltabilir. Yumurtlatma tedavisi düşük riskini azaltabilir. Süt hormonu yüksek ise düşürülmelidir. Rahim sakatlıkları var ise ameliyat ile (histeroskopi) düzeltilmelidir.

Altta hiçbir neden bulunamadı ise:

Tekrarlayan düşüğü olan hastaların büyük bir oranında altta hiçbir neden bulunamaz. Bu çiftlere en iyi yaklaşım psikolojik destek olmak, bir sonraki gebeliklerinin normal olma olasılığının %75 dolaylarında olduğu söylemektir.

Aspirin tedavisi, düşük moleküler ağırlıklı heparin tedavisi verilmesi ve progesteron verilmesi en son yayınlanan çalışmalara göre maalesef faydasızdır. İmmünoterapi denilen anne-babadan hücre aşısı, 3. parti verici immünizasyonu, trofoblast zarı infüzyonu gibi tedaviler maalesef etkisizdir.

Источник: https://ibrahimesinler.com/gebelik/tekrarlayan-dusukler

Tekrarlayan düşükler ve yeniden hamile kalmak

Tekrarlayan Düşükler

Uzmanlar, tekrarlayan düşükler denilen birden fazla kaybın olduğu durumlarda kısırlık tedavisinin gerekebileceğini belirtiyor.

Kadınların 21’inci gebelik haftasından önce bebeklerini kaybetmesinin düşük olarak tanımlandığını ifade eden uzmanlar, ‘tekrarlayan düşük’ olarak isimlendirilen birden fazla kaybın olduğu durumlarda infertilite (kısıklık) tedavisi gerekebileceğini belirtiyor.

Düşükten sonra hamile kalmak için acele etmeyin…

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sema Demirsoy, bir kez düşük yapıldıktan sonra ikinci gebelik için anne adayının yaklaşık 6 ay beklemesi gerektiğini belirterek bunun nedenini şöyle açıklıyor:

“Düşük gebelik haftasına bağlı olarak değişmekle birlikte acil bir tablo olarak karşımıza çıkar. Şiddetli kanama ve ağrıyla başlar, bazen kanamayı durdurma şansımız olmayabilir. İçeride bebeğe ve kesesine, zarlarına ait dokular kalır, rahim bunları tamamen temizleyince kadar kanama devam eder. Bazen anneler, kan kaybına bağlı olarak bazı sorunlar yapabilirler.

Düşük yapan annenin düşük sonrası mutlaka kan sayımı, kan tablosu, folik asit depolarının ne durumda olduğunu değerlendirmek gerekiyor. Annenin eksiklerin tamamlanıp kadının yeni bir gebeliğe hazır hale gelmesi yaklaşık 6 ay sürer. O nedenle de düşükten sonra yeni bir hamilelik için 6 ay beklenmesinde yarar var”.

Tekrarlanan düşükler de tedavi edilebiliyor

Tekrarlayan düşüklerin toplumda görülme sıklığı yüzde 2-3 arasında değişiyor.

Günümüzde arka arkaya 8-10 düşük yapan ve çocuk sahibi olamayan birçok insan olduğunu belirten Dr. Sema Demirsoy, “Bir kez düşük yapan her anne, ikinci gebeliğinde tedirgin oluyor. Bu yanlıştır, bir kez düşük yapmış olmak tekrar yapmayı gerektirmez. Kadın iki ve üzerinde düşük yapıyorsa araştırma yapmak önemlidir. Günümüzde tekrarlayan düşüklere yönelik tedaviler mevcut” diyor.

Daha çok 35 yaş üzerinde görülüyor

Düşükler daha çok 35 yaş üzeri gebeliklerde kromozom anomalilerine bağlı olarak ortaya çıkıyor. Bebekteki kromozom hastalıkları düşüklerin temel nedenlerinden biri. Bebekte bazı ciddi hastalıklar, erken kayıplara neden oluyor.

35 yaşında bu hastalıklar arttığından, 35 yaş üzeri annelerde düşük daha fazla görülüyor. Düşük 20 yaş altındaki annelerde de ortaya çıkabiliyor. Bu yaş grubunda kadının vücudu henüz hamileliğe hazır değil. Bu nedenle bebeği taşımayabiliyor.

Araştırmalar gebelik için en uygun yaş aralığını 23-25 olarak gösteriyor.

Düşük neden oluyor?

Düşüğün ortaya çıkmasında hem anneye ve hem bebeğe bağlı nedenler olabiliyor. Anneye bağlı nedenleri anlatan Dr. Sema Demirsoy, bunları şöyle sıralıyor:

– Annenin gebeliği taşımakta yetersiz olması sonucunda düşük oluşabilir. Rahimdeki şekil anomalileri, rahimdeki bölmeler, rahim içini kaplayan miyom, polip gibi oluşumlar da düşüğe neden olabiliyor.

– Rahim ağzı yetmezlikleri görülebiliyor.

– Anneye bağlı progesteron adını verdiğimiz yumurtalıktan salgılanan hormon gebeliğin devamını sağlıyor. Eğer bu hormon ile ilgili bir sorun olursa düşük ortaya çıkabiliyor.

Açıklanamayan düşükler de var

Anneye bağlı nedenlerin dışında anne veya babadaki kromozom hastalıklarının da düşüğe yol açabileceğini ifade eden Dr. Sema Demirsoy, şu bilgileri veriyor:

“Bizim aydınlatmaya çalıştığımız ve büyük bir grup olan oto immün (bağışıklık sistemi) hastalıkları dediğimiz gruptakiler, açıklanamayan gebelik kayıplarının büyük bir kısmını oluşturuyor. Uyguladığımız tedavilerle arka arkaya tekrarlayan kayıpları olan annelerin gebeliklerinin, sağlıklı bir şekilde devamını sağlayabiliyoruz.

İnsanın bağışıklık sistemi bazen kendi vücuduna yabancı olmayan dokuları da yabancı gibi algılayıp savunma hücreleri geliştiriyor. Hücre yapısında bulunan bir protein vardır, hücre zarındadır.

Bazı kişiler buna karşı bir antikor üretir, gebelikte özellikle plasentadan bebeğe giden akımın bozulmasına ve bebeğin kaybına neden oluyor. Bu grup hastalara biz aspirin veya heparin gibi kanı sulandırıcı ilaçlar veriyoruz.

Günde bir kez yapılan iğnelerle ve düşük doz aspirinle müdahale edebiliyoruz.”

Tekrarlayan gebeliklerin daha önceki tedavi edilebilirlik oranları düşükken bağışıklık sistemini baskılayan kortizonun kullanılmasıyla gebeliğin devamını sağlayabildiklerini anlatan Dr. Sema Demirsoy, “Tüm bunların dışında, uygulanan birçok tedaviye rağmen, yanıt alınamayan bir hasta grubu var yine de.

Yapısal anomalilerde bir kısmı cerrahi olarak düzeltilebiliyor, ancak bir kısmında; rahim içindeki boşluk gebeliğin büyümesine izin verecek hale getirilemiyor. Tekrarlayan gebelik kaybının tedavisinde; kromozom hastalığı olan, genetik olarak bazı hastalıkları taşıyanlarda başarılı olunamayabiliyor.” diyor.

Источник: http://www.saglikveguzellik.net/tekrarlayan-dusukler-ve-yeniden-hamile-kalmak.html

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть