Tip 2 Diyabetin Cerrahi Tedavisi Hakkında Merak Edilenler

içerik

Tip 2 Diyabet Tedavisi

Tip 2 Diyabetin Cerrahi Tedavisi Hakkında Merak Edilenler

Tip 2 diyabet nasıl geçer? Tip 2 diyabet tedavi edilememektedir, ancak yönetimi mümkündür ve yöntemleri şunları içerebilir:

  • Sağlıklı beslenme
  • Düzenli egzersiz
  • Muhtemelen diyabet ilaçları veya insülin tedavisi
  • Kan şekeri kontrolü

Bu adımlar, kan şekeri seviyesini normal seviyeye yakın tutmanıza yardımcı olur, böylece komplikasyonların gecikmesi veya önlemesi sağlanır. (1)

Sağlıklı Beslenme

Herhangi bir diyabet diyeti mevcut değildir. Bununla birlikte, diyetinizi bu yüksek lifli, az yağlı gıdalarla dengelemek önemlidir:

  • Meyveler
  • Sebzeler
  • Tüm tahıllar

Ayrıca hayvansal ürünlerin, rafine karbonhidratların ve tatlıların da az yenmesi gerekmektedir.

Düşük glisemik indeks gıdalar da yararlı olabilir. Glisemik indeks, bir gıdanın kan şekerinde ne kadar hızlı bir artışa neden olduğunu ölçer. Yüksek glisemik indeksi olan gıdalar kan şekerini hızla yükseltir. Düşük glisemik indeks gıdalar ise dengeli bir kan şekeri elde edilmesine yardımcı olabilir. Düşük bir glisemik indeksi olan gıdalar tipik olarak lif açısından daha yüksek gıdalardır.

Sağlıklı beslenme için bir diyetisyenden yardım alabilirsiniz. (2)

Düzenli Egzersiz

Herkesin düzenli olarak yapılan egzersize ihtiyacı vardır ve tip 2 diyabetli insanlar için de bu istisna değildir. Bir egzersiz programına başvurmadan önce en doğrusu doktorunuzla bu durumu konuşmaktır. Sonra yürüyüş, yüzme ve bisiklet gibi aktiviteleri seçebilirsiniz. Egzersizleri mümkün oldukça haftada 5 kez, 30 dakika kadar yapmaya çalışın.

Fiziksel aktivite kan şekerini düşürür. Herhangi bir etkinlikten önce kan şekeri seviyenizi kontrol edin. Kan şekerinizi düşüren şeker hastalığına yakalanırsanız, düşük kan şekeri oluşumunu önlemek için egzersiz yapmadan önce bir aperatif yemeniz gerekebilir. (3)

Kan Şekeri Seviyesinin Düzenli Kontrolü

Tedavi planınıza bağlı olarak, günde birkaç kez kan şekeri seviyenizi kontrol etmeniz ve kaydetmeniz gerekebilir. Doktorunuza ne sıklıkla kan şekeri kontrol etmenizi istediğini sorun. Kan şekeri seviyenizin hedef aralıklarınızın altında kalmasını sağlamanın tek yolu dikkatli bir takip yöntemidir.

Diyabet İlaçları ve İnsülin Tedavisi

Tip 2 diyabetli bazı kişiler diyetle ve egzersizle kan şekeri düzeylerini tek başlarına kontrol altında tutabilirken çoğu kişi de şeker hastalığı veya insülin tedavisine ihtiyaç duymaktadır. Hangi ilaçların en doğrusu olduğuna karar verirken, kan şekeri seviyeniz ve sahip olduğunuz diğer sağlık sorunları da dâhil olmak üzere birçok faktör değerlendirilmektedir. (4)

Tip 2 diyabet için uygulanabilecek olası tedavi yöntemleri şunlardır:

  • Metformin: Metformin, tip 2 diyabet için öngörülen ilk ilaçtır. Vücudunuzdaki dokuların insülin hassasiyetini arttırarak çalışır, böylelikle vücudunuz daha etkili insülin kullanır.
  • Sülfonilüreler: Bu ilaçlar vücudunuzun insülin salgılamasına yardımcı olur. Bu sınıftaki ilaç örnekleri, Olası yan etkiler arasında düşük kan şekeri ve kilo artışı bulunmaktadır.
  • Meglitinidler: Bu ilaçlar, pankreasta daha fazla insülin salgılanmasına yardımcı olurlar.
  • DPP-4 inhibitörleri: Bu ilaçlar kan şekeri düzeylerini düşürmeye yardımcı olur, ancak hafif bir etkiye sahiptir. (5)
  • GLP-1 reseptör agonistleri: Bu ilaçlar sindirimi yavaşlatır ve Sülfonilüreler kadar olmasa da kan şekeri düzeylerini düşürmeye yardımcı olur.
  • SGLT2 önleyicileri: Bunlar piyasadaki en yeni diyabet ilaçları olarak bilinir. Şekerin kan dolaşımına karışmasını önleyerek çalışırlar. Bunun yerine, şeker idrarla atılır.
  • İnsülin tedavisi: Tip 2 diyabetli bazı insanlara da insülin tedavisi gerekir. Eskiden insülin tedavisi son çare olarak kullanılırdı, ancak bugün yararları nedeniyle sıklıkla daha erken reçete edilmeye başlanmıştır.
  • Normal sindirim ağız yoluyla alınan insülin ile etkileşime girdiğinden insülin enjekte edilmelidir. İhtiyaçlarınıza bağlı olarak, doktorunuz gündüz ve gece boyunca kullanılacak bir insülin türü karışımını reçete edebilir. Genellikle, tip 2 diyabetli insanlar geceleri uzun etkili bir atış ile insülin kullanımına başlarlar. (6)

Tip 2 Diyabet Ameliyatı / Bariatrik Cerrahi

Tip 2 diyabetiniz varsa ve vücut kitle indeksi 35’in üzerindeyse, kilo kaybı bariatrik cerrahi uygulanabilir. İnce bağırsağın bir bölümünü baypas eden ameliyatlar, diğer kilo kaybı ameliyatlarından daha fazla kan şekeri düzeyine etki eder.

Yalnız bu ameliyatların yüksek ölüm riski bulunmaktadır. Ek olarak, şiddetli yaşam tarzı değişiklikleri gereklidir ve uzun vadeli komplikasyonlar, beslenme yetersizliklerini ve osteoporozu içerebilmektedir. (7)

Hamilelik

Tip 2 diyabetli kadınların hamilelik süresi boyunca tedavileri değiştirebilir. Birçok kadın hamilelik sırasında insülin tedavisine ihtiyaç duymaktadır. Kolesterol düşürücü ilaçlar ve bazı kan basıncı ilaçları hamilelik sırasında kullanılamaz.

Diyabetik retinopati belirtileri varsa, hamilelik sırasında kötüleşebilir. Hamileliğinizin ilk üç ayında ve doğumdan bir yıl sonra göz hekiminizi ziyaret edin. (8)

Alternatif Tedaviler

Kan şekeri seviyeleri için birçok alternatif tedavi yöntemi bulunmaktadır, ancak bunların faydalı olup olmadığı tıbben onaylanmamıştır. Çelişkili bulgular nedeniyle, kan şekeri yönetime yardımcı olması için alternatif tedavi önerilmemektedir.

Alternatif bir terapi uygulamaya karar verirseniz, doktorunuzun verdiği ilaçları almayı bırakmayın. (9)

Tip 2 Diyabet İçin Hangi Doktora Gidilir?

Tip 2 diyabet teşhisi ve tedavisi için başvurabileceğiniz doktorlar şunlardır:

  • Aile hekimi
  • Dâhiliye uzmanı (iç hastalıkları uzmanı)
  • Çocuk doktoru
  • Diyetisyen
  • Endokrinolog (metabolizma hastalıkları uzmanı) (10)

Tip 2 Diyabet Hastalığı Nedir?

İnsüline bağımlı olmayan şeker hastalığı olarak da bilinen Tip 2 diyabet, vücudunuzun önemli yakıt kaynağı olan şeker (glukoz) metabolize etme şeklini etkileyen kronik bir durumdur.

Tip 2 diyabet durumunda vücut ya insülinin (hücrenin şeker hareketini düzenleyen bir hormon) etkisine karşı direnir veya normal bir glikoz seviyesini korumak için yeterli insülin üretmez.

Yetişkinlerde daha yaygın olan tip 2 diyabet, çocuklukta obezite arttıkça çocukları giderek etkilemeye başlamıştır.

Tip 2 diyabet için herhangi bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır, ancak sağlıklı kilo vermek ve egzersiz yapmak hastalığı kontrol altında tutmaya yardımcı olabilmektedir.

Diyet ve egzersiz kan şekerini kontrol altına almak için yeterli değilse, diyabet ilaçlarına veya insülin tedavisine ihtiyaç duyulabilir. (11)

Tip 2 diyabet hastalığı nedir fazlası için tıklayınız

Tip 2 Diyabet Belirtileri

Tip 2 diyabet başlangıcı yavaş yavaş gelişebileceğinden, tip 2 diyabet belirtileri de kademeli olarak gelişir. Vücut yavaş yavaş insülin direnci oluşturur veya yeterli insülin yapamaz. Tip 2 diyabet nasıl anlaşılır? Fark edebileceğiniz tip 2 diyabet belirtilerinden bazıları şunlardır:

  • Yorgunluk
  • Yaraların çok yavaş iyileşmesi (veya enfeksiyonun geç iyileşmesi)
  • İştah artışı ve çok susama
  • İdrara çıkma artışı
  • Bulanık görme

Bu belirtileri fark ederseniz, mutlaka doktorunuza danışın. (12)

Tip 2 diyabet belirtileri daha fazla bilgi için

Tip 2 Diyabet Nedenleri

Tip 2 diyabet neden olur? Tip 2 diyabet durumunda pankreas yeterli insülin üretmez veya vücut üretilen insülini düzgün kullanmaz. Tip 2 diyabetin kesin nedeni henüz bilinmemektedir ancak şu kişilerde görülme olasılığı daha yüksektir:

  • 40 yaş üstünde olma
  • Fazla kilo
  • Ailede diyabet geçmişi bulunması
  • Hamilelik sırasında gestasyonel diyabetin gelişmesi
  • Yüksek tansiyon
  • Yüksek kolesterol (13)

Tip 2 diyabet nedenleri daha fazla detay için

Источник: https://www.acil.net/tip-2-diyabet-tedavisi/

Tip 1 Diyabet ve Tip 2 Diyabet Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey

Tip 2 Diyabetin Cerrahi Tedavisi Hakkında Merak Edilenler
Woman outdoors looking at camera

Diyabet 2 türdür, tip 1 diyabetinsüline bağımlı diyabettir.

Burada söz konusu olan genelde doğuştan, nadiren de daha ileri yaşlarda bağışıklık sisteminin pankreasa saldırarak insülin hormonu üreten hücreleri baskılaması sonucu ortaya çıkan bir sağlık sorunudur.

Bir Tip 1 diyabet hastası yaşamsal metabolik faaliyetlerinin devamlılığı için insülin enjeksiyonlarına mahkûmdur.

Tip 2 diyabet ise genetik eğilim rol oynasa da, esas sorumlu yanlış beslenme ve hareketsiz bir yaşamdır. Adeta çağın vebası haline gelen tip 2 diyabet, beslenme yanlışları ortadan kalktığında tam şifayla iyileşen bir hastalıktır.

Tüm diyabet hastalarının % 95’i tip 2 diyabet hastasıdır. Tıp dünyasının -aslen çok iyi bildiği- bu gerçeği unutması ve diyabeti ilaçla tedavi etmeye çalışmasının sonucunda, tamamen iyileşebilecek bir hasta, Tip 1 diyabette olduğu gibi insülin enjeksiyonlarına bağımlı bir hale gelmektir.

Şekeri yüksek olanların, kilo vermek için düşük kalorili diyet uygulaması doğru mu?

Doğru bir adım atmışsınız ama ilerlediğiniz yol yanlış. Doğru bir adım, çünkü şekerinizin yüksek çıkması beslenme düzeninizde bir değişiklik yapmanız gerektiği yolunda vücudunuzun size verdiği bir sinyaldir. Ama yol yanlış. Çünkü şekerinizi kontrol altına almak için düşük kalorili değil düşük glisemik indeksli bir diyet yapmanız gerekiyor.

Yani kaloriye falan takmayın, önemli olan yediğiniz yiyeceklerin vücutta şeker dalgalanmalarına yol açıp açmadığıdır. Bunu da yiyeceklerin glisemik indeksi belirler. Mesela yumurta, et, tavuk, sakatat, peynir, tereyağı yediğinizde hem kendinizi saatlerce tok hissedersiniz hem de kan şekeriniz dengeli seyreder. Neden? Çünkü bu yiyeceklerin glisemik indeksi sıfırdır.

Bunların yanına yine düşük glisemik indeksli sebzeler, salatalar eklediğinizde ise kan şekerinizin de, sağlığınızın da kontrolünü elinize almış olursunuz.

Seneler boyu tereyağı, zeytinyağı gibi sağlıklı yağlardan bucak bucak kaçmamızın ardında da kalori kısıtlaması saçmalığı yatıyor.

Vücudun günlük kalori ihtiyacını belirleyip, ‘bu sınırın içinde kal da ne yersin ye’ diyen bir sistem tamamen saçmalıktır.

Son derece önemli besin maddeleri içeren 70 kalori değerindeki bir yumurtayı, içi boyalar, katkı maddeleriyle dolu 70 kalorilik bir şekerlemeyle bir tutmak tam bir fiyaskodur. Düşünün hala bu yaklaşımla hastalarına beslenme önerileri veren diyetisyenler var!

Diyabet hastasıyım, kullandığım ilaçlar bir süre iyi gelmişti ama birkaç aydır, kan şekeri değerlerim yüksek seyrediyor. Doktorum daha yüksek bir doza geçilmesi gerektiğini söyledi. Ne yapmalıyım?

İşte diyabet ilaçları ile ilgili en önemli sorunlardan biriyle karşı karşıyasınız. Bu ilaçlar hastalığı tedavi etmez sadece maskeler. Bir süre sonra aldığınız doz şekerinizi dengelemeye yetmez daha yüksek bir doza başlamak zorunda kalırsınız.

Bu insülin iğnesine kadar giden bir yolculuktur. İğneye başladığınızda da bir süre sonra yine dozu artırmak zorunda kalırsınız.

Üstelik kan şekeriniz ilaçlar sayesinde düzgün seyrediyor gibi görünse de, Tip 2 diyabet vücuda hasar vermeye devam eder. Diyetinizden, egzersiz yapıp yapmadığınızdan bahsetmemişsiniz.

Doktorunuzun ilaçların mutlak tedavi olduğu şeklinde bir yaklaşımı olduğunu tahmin ediyorum.

Hatta bu mutlak tedaviyi verirken “Biraz da yediğinize içtiğinize dikkat ederseniz iyi olur” tavsiyesinde bulunmuştur. Tip 2 diyabet söz konusu olduğunda genel eğilim budur ve kesinlikle hatalıdır! Klinik tecrübelerime ve bilimsel kanıtlara dayanarak Tip2 diyabetin tam şifa ile iyileşebilen bir hastalık olduğunu, ilaçların ise hastalığı tedavi etmek bir yana derinleştirdiğini biliyorum.

Bir an önce bu kısır döngüden kurtulmanız gerekiyor.

Tip 2 diyabet (Şeker Hastalığı) ilaçsız tedavi olur mu?

Olur. Bunu tıp eğitimi alan herkes bilir –ya da bilmesi gerekir. Neden? Çünkü tüm ders kitaplarında yer alan bir bilgidir bu. Doğru bir beslenme modeli ve egzersiz diyabetin tam şifa ile iyileşebilmesinde altın standartlardır.

Daha ilk kontrolde hastasına diyabet ilacı veren doktor büyük bir yanlış yapıyordur. Neden? Çünkü ilaçlar diyabeti tedavi falan etmez, aksine daha vahim bir tablonun oluşmasına zemin hazırlar. Şekeriniz normal değerlerin biraz üstünde seyrediyor diye doktora gidersiniz, doktor hemen ilaç verir ve bir de bakmışsınız birkaç sene sonra kendinize insülin iğnesi yapmaya başlamışsınız.

Hastalığı kendi seyrine bıraksanız dahi bu kadar karanlık bir tabloyla karşılaşmazsınız! Sorunuza geri dönüyorum: Evet Tip 2 Diyabet tedavi edilebilen bir sağlık sorunudur, hem de % 95 başarı şansı vardır.

Yani bu ne demek? Hastaların sadece % 5’i ilaç kullanmak zorundadır.

Ama gelin bunu “Ne yiyorsun, nasıl besleniyorsun?” diye sormaya tenezzül bile etmeden önüne gelene diyabet ilacı yazan ‘uzmanlara’ anlatın!

Şeker hastasıyım nasıl bir diyet uygulamam gerekiyor?

Öncelikle buğdayı ve tüm buğday ürünlerini hayatınızdan çıkaracaksınız. Bu yelpazenin içine makarna, kurabiye, pasta, her çeşit ekmek, börek gibi yiyecekler giriyor. Özellikle genetiğine müdahale edilmiş buğday, hem gluten hassasiyetini hem de diyabet hastalığını tetikleyen önemli bir tehdittir.

Kan şekerinin bir anda fırlatan glisemik indeksi yüksek pilavdan, patatesten uzak durmalı, meyvelerle aranıza mesafe koymalısınız. Paketlerde satılan, katkı maddeleriyle dolu kalorisi bol besleyici değeri sıfır yiyeceklerden, sadece diyabetle savaşan değil sağlıklı yaşamak isteyen herkes bucak bucak kaçmalı.

Süt bol miktarda laktoz içerir ve diyetinizde yer almamalı. Daha detaylı bir beslenme rehberi için Tip 2 Diyabet İyileşir yazımı okumanızı tavsiye ediyorum.

Ailemdeki herkes şeker hastası, ben de ihtiyatlı olmak adına sabahları mutlaka kan şekerimi kontrol ediyorum ve şekerim normal çıkıyor. Başka dikkat etmem gereken bir husus var mı?

İhtiyatlı olmanız son derece akıllıca. Genetik miras önemli ama yaşam seçimlerinin çok daha önemli olduğunu sakın unutmayın. Genetiğinizde yazılı olan bir hastalık, siz doğru beslenir, hareket ederseniz yeşerecek toprak bulamaz. Ama şu hususa dikkatinizi çekmek isterim;

sadece açlık şekerini ölçmek size kan şekerinizin dengeli olup olmadığını göstermek için yeterli veri sağlayamaz. Mutlaka tokluk şekerinizi de ölçmeniz gerekiyor.

Akşam yemeğinde ağzınıza attığınız ilk lokmadan tam iki saat sonra, yaptığınız ölçüm tokluk şekerinizi gösterir. Çoğu hastada açlık şekeri kabul edilebilir değerlerde iken tokluk şekeri çok yüksek olabiliyor.

Kan şekerinizin nasıl seyrettiğini gösteren son derece önemli bir test daha var: HbA1c.

Kan şekerine bağlı olarak alyuvarlarda oluşan bir proteini ölçen bu test üç aylık ortalama kan şekeri hakkında bilgi verir. Ayrıca açlık insülin seviyesi de mutlaka ölçülmesi gereken bir değerdir. Açlık insülin seviyesinin 5’in altında olmasını tavsiye ediyorum. Ölçümleriniz dışında yediklerinize, içtiklerinize dikkat etmeyi, hareketli bir yaşam sürmeyi de ihmal etmeyin lütfen.

Doktorum Tip 2 Diyabet hastası olduğumu söyledi. İlaç ve kilo fazlam olmadığı halde egzersiz önerdi? Yoğun bir iş tempo var, zayıfım da, sadece ilaç alsam, egzersiz yapmasam olur mu?

Olmaz, mutlaka egzersiz yapmalısınız. Çünkü egzersiz diyabete karşı en etkili silahlarınızdan biridir. Düzenli egzersiz kan şekerini kontrol altında tutar. Bunun arkasındaki mekanizmayı basit bir şekilde anlatmak gerekirse; egzersiz sırasında kandaki şeker kaslar tarafından kullanılır, dolayısıyla da kan şekeri seviyesi dengelenmiş olur.

Doktorunuz egzersiz önermekte haklı ama diyetinize müdahale etmemiş olması yanlış. Hele hele “diyet ve egzersizle kontrol altına alınabilecek bir sağlık sorunu” için hemen ilaca başlaması daha da yanlış. Tırnak içindekileri ben değil tüm ders kitapları söylüyor. Kendisini ve tüm hekimleri tıp ders kitaplarında yazılı bu temel bilgiyi hatırlamaya davet ediyorum!

İlaç tedavisi, sorunu tedavi etmez sadece baskılar ve zaman içinde giderek daha yüksek dozda ilaca, en sonunda da insülin iğnesine bağımlı hale gelirsiniz. Zayıf olmanız tabii ki lehinize bir durum, ama bu doğru beslendiğiniz anlamına gelmiyor! Zaten Tip 2 diyabet teşhisi konmuş olması da beslenme modelinizin yanlış olduğunun en iyi göstergesi.

Makarnayı, ekmeği, böreği, çöreği kısacası tüm buğday ürünlerini, pirinci, pilavı, tatlıyı, işlenmiş gıdaları hayatınızdan çıkarın.

Et, balık, tavuk, ciğer, yumurta gibi hayvansal protein kaynakları, zeytinyağı, tereyağı gibi sağlıklı yağlar ve mevsim sebzelerinden bir diyet kan şekerinizi dengelemeye yardımcı olacaktır -tabii egzersizle birlikte. Egzersiz kelimesini duyup da korkmayın lütfen.

Her gün düzenli olarak yürümeye gayret edin ve bir saati hedefleyin.

Ayrıca hemen ilaç yazmak yerine, hayatınızdaki olumlu değişikliklerin kan şekerinizi dengelemeye yeterli olup olmadığını görmeye hevesli bir doktorla yola devam etmenizi öneriyorum.

Çünkü Tip 2 diyabet hastalarının neredeyse tamamı doğru bir beslenme ve hareketli bir yaşam ile tam şifa ile tedavi olur. Hemen diyabet ilacı reçete eden bir doktor, dersini iyi çalışmamıştır.

Şeker hastalığının böbrekleri, gözleri vurduğunu hatta bunamaya neden olduğunu duydum, doğru mu?

Hepsi doğru. Kalp krizinin en önemli nedenlerinden biri diyabettir. Alzheimer ve diyabet arasında da yakın bir ilişki olduğunu gösteren önemli bulgular var. Böbrek yetmezliği, gözlerde körlüğe kadar giden harabiyet, iyileşmeyen ayak yaraları, sinirlerdeki hasar yüzünden meydana gelen vücut ağrıları da diyabetle el ele yürüyen ciddi sağlık sorunlarıdır.

Kısacası karşınızda tüm sistemi sinsice iflas noktasına getiren ölümcül bir hastalık var.

Источник: https://www.mutluvesaglikli.com/tip1-tip2-diyabet-hakkinda-her-sey/

Obez Olmayan Hastalarda Tip 2 Diyabetin Cerrahi Tedavisi

Tip 2 Diyabetin Cerrahi Tedavisi Hakkında Merak Edilenler

Vücut kitle indeksi 28-35 arasında yer alan fazla kilolu veya Tip 1 obez hastalar, morbid obez sınırında olmadıklarından günümüzde uygulanan kılavuzlara göre cerrahi tedavi için uygun kabul edilmemekteydi. Özellikle gastrik bypass ancak vücut kitle indeksi 35 ve bir yandaş hastalığı olan hastalara önerilebilmekteydi.

Oysa, obezite ve Tip 2 diyabet arasındaki ilişki kompleks bir ilişkidir ve daha yakından incelenmesi gerekir. Aralarındaki kuvvetli bağlantıya rağmen, her zaman başa baş gitmezler. Ciddi sayıda hastada düşük BMI değerlerinde diyabet ve hayatı tehdit edecek ciddiyette risk ve komplikasyonlar gelişebilir.

Aksine, ağır obezitesi olan bir kişide de, bu durumla ilişkili tüm riskler ve yaşam kalitesi sıkıntıları görülebilir, ama diyabetten korunabilir. Bu nedenle, vücut kitle indeksinin diyabete yönelik cerrahi tedavi adaylarını belirlemede tek klinik parametre olup olmadığını yeniden değerlendirmek zorundayız.

BMI 20 yıl önce bariatrik cerrahiye uygunluk için bir parametre olarak kullanılmaya başlandı. Kilo kaybını hedefleyen bariyatrik cerrahi için sıkı BMI sınırlarına uyulması mantıklı olabilir.

Ancak kimin hayat kurtarıcı intestinal bypass cerrahisine gidebileceğini belirlemede bu sınırlar keyfi kalmaktadır.

Bunun yerine, hastalığın ağırlığı, metabolik profil ve kardiyovasküler hastalık risk faktörlerini de içeren yeni bir değerlendirme metodu geliştirmeliyiz.

Diyabette Cerrahiyle Şifa Mümkün mü?

Tip 2 Diyabet, ya da halk arasında bilinen ismiyle şeker hastalığı, tüm dünyada 200 milyondan fazla insanı etkileyen ciddi bir hastalıktır.

Hastalık ilerledikçe hastalar zamanla böbrekler, gözler, kalp ve ekstremiteleri etkileyen ve potansiyel olarak ölümcül olabilen komplikasyonlarla karşı karşıya kalırlar.

Maalesef pek çok hasta için diyet, hipoglisemik ilaçlar ve insulin, özellikle hastalığın ileri evrelerinde etkisiz kalmaktadır.

Buna rağmen, doktorlar da dahil olmak üzere çoğumuz diyabeti cerrahi olarak tedavi edilebilir bir hastalık olarak düşünmekte zorlanırız.

Evet, kesinlikle koruyucu tedavi önceliklidir ve diyet ve egzersiz gibi metodlar hastalığı önlemekte etkili olabilirler.

Temel problemimiz hastalık ilerledikçe ve metabolik değişiklikler vücuda hasar vermeye başladıkça yaşam tarzı değişiklikleri, diyet-egzersiz gibi cerrahi dışı tedavilerin giderek daha az etkili olmalarıdır.

Ağır obezitesi veya diyabeti olan hastaya diyet ve egzersiz yapmasını söylemek, akciğer kanserli hastaya sigarayı bırakmasını söylemek gibidir. Hepimiz sigara içmenin akciğer kanserinde önemli bir risk faktörü olduğuna hemfikiriz, fakat hastalığı tedavi etmek için hastaya sigarayı bırakmasını söylemiyoruz.

Uzun yıllardır, özellikle sindirim sisteminin rotasını değiştiren bariatrik ameliyatlarla ağır obezite ve diyabet üzerinde etkili olunabildiği gözlenmektedir. Gastrik bypass cerrahisinin hemen ardından, hastalık derhal ve radikal şekilde düzelmekte, hatta bazen tamamen yokolmaktadır. Bu sonuçlar kilo kaybından bağımsızdır.

Çok sayıda ülkede yapılan çok sayıda çalışmada edinilen klinik deneyim göstermiştir ki, ince barsağın midenin hemen altından başlayan bölümlerinin sindirim işleminden uzaklaştırılması diyabette spontan düzelme, hatta iyileşmeye yol açmaktadır.

Aynı etki, gıdanın barsak duvarı ile temasını engelleyecek şekilde ince barsağın bu parçasına basitçe bir tüp yerleştirilerek de sağlanabilmektedir. Bu bulgulara dayanılarak, gıdanın mideden ince barsağa geçişi ile active olan hormonal reaksiyonların diyabete yol açtığı ileri sürülebilir.

Bu reaksiyonların oluşumu ve hangi şartlar altında geliştiği son yılların üzerinde en çok çalışılan konularındandır.

Diyabette Düzelme

Tıbbi literatur, gastrik bypass cerrahisi geçiren Tip 2 diyabetik hastalarda kan şekerinin normale döndüğünü, ameliyattan kısa süre sonra şeker ilaçlarının bırakılabildiğini göstermektedir. Bu fenomen şimdilik klinisyenlerle cerrahları birbirine düşürmüş görünüyor. Son yıllarda diyabet tedavisinde kalıcı bir çözüm olarak cerrahi fikri giderek destek kazanmaktadır.

Amerikan Diyabet Vakfının (ADA) resmi yayını olan Diabetes Care dergisinin Kasım 2009 sayısında Dr.

Rubino dahil 12 araştırmacıdan oluşan bir grup, diyabet remisyonunu sürekli ilaç tedavisine gerek kalmadan kan şekeri düzeylerinin normale döndüğü durum olarak tanımlayan bir konsensus kararı yayınladılar.

Bu ortak bildiri, aynı zamanda diyabette düzelme sağlayabilecek tek potansiyel tedavinin cerrahi olduğunu da belirtmektedir. Bu, şimdiye kadarki diyabetin kronik ve kaçınılmaz olarak ilerleyen bir hastalık olduğu inancında ciddi bir değişiklik anlamına gelmektedir.

Cerrahi Seçeneğe Erişimi Yaygınlaştırmak

Günlük pratiğimizde standart Roux-en-Y bypass prosedürü uyguladığımız hastalar genelde BMI değeri 35 ve üzerinde olanlardır. Bu hastaların çoğu, bize kilo problemleri ve diyabetten kurtulmak içn başvururlar.

Günümüzdeyse obez olmayan hastaların da intestinal bypassın potansiyel etkilerinden fayda görebileceğini düşünmekteyiz.

Bu konuda yürütülen çalışmalar, diyabet tedavi kılavuzlarında belirgin ve en üst düzeyde değişimlere yol açmıştır.

2007’de Roma’da ilk Diyabet Cerrahisi Zirvesi toplanmıştır. Konferansta, Annals of Surgery dergisinde yayınlanan ve cerrahinin diyabete spesifik bir tedavi olarak kullanılması konusunda tavsiyeler içeren bir şema üzerinde uzlaşılmıştır.

Ek olarak, ADA artık 35 ve üstü hastalarda cerrahiyi uygulanabilir bir seçenek olarak kabul etmiştir. Bu tanıma, 2009 Standarts of Medical Care in Diabetes dökümanında yayınlanmıştır.

Hem ADA, hem de DSS konsensus beyanları, daha düşük kilolardaki hastalarda diyabet tedavisinde cerrahinin rolünü araştırmada klinik deneyimlerin önemine dikkat çekmektedir.

Kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntı yapılmaması rica olunur. www.medicorium.com

Источник: https://medicorium.com/obez-olmayan-hastalarda-tip-2-diyabetin-cerrahi-tedavisi/

Metabolik Cerrahi Tip 2 diyabet tedavisinde güçlü bir alternatif olabilir!

Tip 2 Diyabetin Cerrahi Tedavisi Hakkında Merak Edilenler

Halen bu gruptaki cerrahi operasyonları dünyada yürüten sayılı isimlerden birisi olan Doç. Dr.

Alper Çelik, şu ana kadar 650’ye yakın başarılı operasyon yapmış durumda ve bu alanda dünyadaki önemli serilerden birisine sahip.

Yakın zaman içinde çalışmalarının sonuçlarını iki önemli uluslar arası dergide yayımlayacak olan Doç. Dr. Çelik, metabolik cerrahinin tip 2 diyabet tedavisinde önemli bir yöntem olduğunu belirtiyor.

Metabolik Cerrahi operasyonlarının geçmişi ve niteliği hakkında bilgi verebilir misiniz?

Doç. Dr. Çelik: Günümüzde klinik uygulamada metabolik cerrahi denince akla ilk tip2 diyabet tedavisi gelmektedir. Ancak bu yöntemin geçmişi 1970’li yıllara kadar gitmektedir.

Obezite cerrahisinde temel hedef kilo kontrolüdür ve özellikle kısıtlayıcı cerrahilerde metabolik sendromdaki düzelme kilo kaybıyla koreledir.

Başarı oranları da buna paraleldir; mide kelepçesinde yani bant ameliyatlarında fazla vücut ağırlığının %45-55’i verilmekte ve diyabetik remisyon oranları da %50’ler civarındadır.

Doç. Dr. Çelik: Ameliyatların teknik özelliklerini çok iyi yorumlamak lazım. Bizler bir gastrik sleeve veya fundektomi yanı sıra jejenum ve ileum arasında bir yer değiştirme işlemi yapmaktayız. Dikkat ediniz; “yer değiştirme”, yani bypass değil.

Örneğin, Duodenal Switch (DS) denilen bir ameliyat var. Aynen gastrik sleeve ve jejunal bypass yapılır. Yani ince barsakların yarıya yakını yiyecek girişine kapatılır. DS diyabet remisyonu anlamında çok efektif bir ameliyattır; %90’ın üzerinde 15 yıllık remisyon oranları bildirilmektedir.

Ancak, bu ameliyatın çok ciddi bir bedeli vardır. Yiyecek emilimini bozar.

Hastalar 3-5 ilacı bırakıp 3-5 yeni ilaca başlarlar. Her gün demir, vitamin,mineral ve kalsiyum takviyesi almaları gerekir. Ancak bizim yaptığımız ameliyatta ileum ve jejenum yer değiştirir. O yüzden ameliyata “interpozisyon” adı verilmiştir.

Yiyecek önce ileuma girer sonra jejnuma girer; bu nedenle ince bağırsak transitinin yaklaşık %90’ı halen devam etmektedir. Yaptığımız bu işlemle Duodenum ve proximal jejenumun 50 cm’lik kısmı devre dışı bırakılıyor. Yani, ortalama 7-7.

5 metre olan ince bağırsak uzunluğunun sadece 50 cm’lik kısmını devre dışı bırakıyoruz.

Örneğin Duodenal Switch operasyonlarında 3.5 metrelik bir kısmı devre dışı bırakılır.

Bizim yaptığımız ameliyattan sonra birinci yılını tamamlayan hastaların %94’ü hiçbir şey kullanmazlar, sadece %6 sı demir takviyesi kullanır ki bu zaten ameliyattan önce verilen orana yakındır.

İşin temel felsefesi ileum kaynaklı iştah kesici ve insülin duyarlılığını artırıcı özellikle GLP-1, Oxintomodülin, P-YY gibi hormonların aktive edilmesidir.

Metabolik cerrahinin konsepti nasıl oluştu? Obezite cerrahisinin tesadüfî sonuçları bu gelişimde etkili oldu mu?

Doç. Dr. Çelik: Bu gelişmeye hem obezite cerrahisi ve hem de farmasötik endüstri ön ayak olmuştur. İleal interpozisyon yani ileum kaynaklı peptidlerin bu işi çözeceği ifadesi 1990’lı yıllara dayanıyor.

İlk hayvan deneyleri 1995’li yıllarda Brezilya’da yapılıyor ve bunu 1999 yılında insan ameliyatı takip ediyor.

Şimdi farmasötik endüstri demişken basında pek çok yerde  “Diyabet ilacı obezlere de umut oldu” gibi haberler görüyoruz.

Herkese umut olan nedir biliyor musunuz? GLP-1’dir. İyi de biz kendi vücudumuzdaki GLP-1’i kullanmak varken neden dışarıdan ithal edelim? Zaten cerrahinin başarısı tek başına GLP1’den kaynaklanmıyor ki. Birincisi kalorik restriksiyon sağlamanız gerekiyor.

Artı, GİP’i devre dışı bırakmanız, P-YY Oxintomodülin, Proopiyo- melanakortin gibi hormonları artırmalısınız ki bir başarı ortaya çıksın. GLP-1’in tek başına sağladığı başarı %20’dir.

GLP-1 analoglarının kullanıldığı kombinasyon tedavilerinde dahi hastaların %50’den azında klinik hedefleri yakalamak mümkündür.

Zaten tip 2 diyabette cerrahi tedavinin ortaya çıkışının temel nedeni medikal tedavinin başarısız olmasıdır. STENO-2 çalışması da bizim tip 2 diyabette medikal tedaviyle; diyet egzersiz, yaşam tarzı değişikliği, ilaçla, insülinle klinik hedeflere ulaştığımız hasta oranının %15 civarında olduğunu göstermektedir. Cerrahi tedavide bu oran %90-92 aralığındadır.

Bu mevcut hastaların sadece bir kısmına uygulanabilir bir tedavi mi? Bu tedaviden yararlanabilecek hasta oranı nedir?

Doç. Dr. Çelik: Tip 2 diyabet tanısı aldığınız gün insülin depolarınızın yarısını kaybetmişsiniz demektir.

O anda makro-vasküler hasar süreci prosesin %20-25’lik kısmını tamamlamıştır ve mikro-vasküler hastalık prosesi ise %15-20’lik bir kısmını tamamlamış durumdadır.

Aradan yıllar geçtikten endojen rezervlerinizin %90’nını kaybettikten; mikro ve makro-vasküler hastalık süreci %90’na ulaştıktan sonra ameliyat olmaya karar veriyorsunuz.

Operasyonu böyle bir durumda yaptığımızda yada, değerler daha iyi bir durumdayken yaptığımızda nasıl bir sonuç oluşuyor?

Doç. Dr. Çelik: Biz bu ameliyatı grafikteki A noktasında yaptığımızda yaklaşık %90nın üzerinde bir remisyon sağlıyoruz. Bunun %65-70’i komplet remisyon ve yaklaşık %20-22’lik kısmı da parsiyel remisyon.

Mikrovasküler hasarda örneğin retinopatide; Grade 2’de yaklaşık %50, Grade 3’te %25’lik bir remisyon sağlıyoruz, grade 4 zaten körlük demek, düzelmeyecektir.

Nefropati’de hastalık progresyonu ile birlikte GFR önce artar (hiperfiltrasyon), ki bu dönemde böbrek fonksiyon testleri normaldir.

Sonrasında GFR düşer ve böbrek fonksiyon testleri yükselmeye başlar. GFR’nin normal aralığı 70-110 ml/kg/dk. Eğer hastanın GFR’si 50-70 aralığına düşmüşse bu ameliyattan sonra normale döner. Ameliyattan sonra, 35-50 arasındaysa stabilize olur ve 35’in altı düzelmez.

Bizler ameliyat ettiğimiz her hastaya ameliyattan önce ameliyattan altı ay ve bir yıl sonra EMG yapıyoruz. Radikülopati, sudomotor disfonksiyon, mononöropati değerlendirmesi gibi detaylı bir inceleme yapıyoruz. Sonuçlarımız nöropatinin  gerileyebildiğini göstermekte. Bu diğer hiçbir tedavi seçeneğinin başaramadığı bir sonuçtur.

Bu sonuçları da yakında hak ettiği yerlerde yayınlayacağız.

Doç. Dr. Çelik: Tek bir operasyonla hipertansiyonda %95,  dislipidemide %94, uyku apnesinde ise tama yakın remisyon sağlıyoruz. Yine kişiden kişiye değişmekle birlikte genelde hastalar 1-1.

5 yıl sonra fazla vücut ağırlıklarının %70ini vermiş oluyorlar ve ne kadar fazla kiloları varsa o kadarını kaybetmekteler. Diyabetin kardiyovasküler sistem üzerinde yarattığı hasar da çok büyük oranda azalıyor.

Çünkü hastalar hem kilo fazlalarından hem de ekstraselüler sıvı yükünden kurtulmaktalar.

Sadece cerrahi yöntemlerle elde edilen kilo kaybının uzun dönemde ciddi bir sağ kalım avantajı yarattığını biliyoruz. Diyet, egzersiz, yaşam tarzı değişikliği gibi uygulamalar ile 2 yıllık efektif kilo kontrolü sağlama olasılığınız %3’tür. Zaten 2 yıldan fazla diyet yapabilen kişileri haber konusu yapıyorlar.

Ancak, bizim ne kendi gruplarımız için ne de yurtdışındakiler için “metabolik cerrahi kardiyovasküler mortaliteyi azaltır” ifadesini kullanmamız mümkün değil çünkü elimizde kontrollü bir çalışma yok. Sadece SOS çalışması obezite ameliyatı yapılan hastalarda bu avantajı gösterdi.

Bununla beraber metabolik hedefler açısından elimizde sonuçlar var ve bu kesin.

Bununla beraber dikkatli olunması gerekir. Özellikle mikrovasküler hasarda (örneğin,  retinopati ve nöropatide) hangi yöntemi kullanırsanız kullanın akut normalizasyon bazen iyi olmayabilir.İntensif tedavi uyguladığınız zaman tip 2 diyabette akut hipoglismiye bağlı mortaliteyi artırabiliyorsunuz. İşte cerrahinin en büyük avantajlarından birisi de budur; cerrahiden sonra akut hipoglisemi çok nadirdir. Obezite ameliyatı yapılan non-diyabetik bireylerde hipoglisemi ve hatta Nesidioblastosis (insülinoma) görülebilir. Ama metabolik cerrahide zaten tanı anında endojen rezervlerinin %50’si tükenmiş olduğundan bu hastalar hipoglisemiye girmezler. Cerrahi ile gün içindeki glisemik varyabiliteyi azaltırsınız yani disglisemiyi azaltırsınız; bu nedenle mikrovasküler hasar da azalmaktadır.

Bu alanda yayımlanmış kaç bilimsel çalışma bulunuyor ve ne tür sonuçlar söz konusu?

Doç. Dr. Çelik:  Bu alanda 10-13 civarında çalışma yayınlandı. Metabolik cerrahi ilk ortaya çıktığında ulusal konseyler en ağır dirençli diyabet hastalarına uygulatmış. Özellikle Brezilya’da böyle yapılmış ama buna rağmen başarı %90’larda. En ağır mikrovasküler hasar olan hastalarda dahi yapıldığı zaman %90’a yakın bir remisyon elde edebiliyorsunuz.

Biz şunu iddia etmiyoruz; ilaç tedavisi ‘tu-kaka, cerrahi mükemmel’ demiyoruz biz sadece entegrasyon istiyoruz.

Bizim cerrahiden sonra oral diyabetik kullanmak zorunda kalan hastalarımız yok mu? Var elbette, insüline devam eden hastalarımız da var ama cerrahiden başka tek başına metabolik sendromun bütün bileşenlerine karşı %90’ın üzerinde başarı sağlayan bir tedavi yöntemi de yok.

Ayrıca NICE Kılavuzu ve NIH diyor ki bir tip 2 diyabet hastasının vücut kitle endeksi 35’in üzerindeyse ve metabolik sendrom bileşenleri varsa, ameliyat olmalıdır diyor.

Uluslararası diyabet federasyonu (IDF) vücut kitle endeksi 30-35 aralığında olan ve uygun tedaviye rağmen klinik tedavi hedeflerini yakalayamayan bireylere cerrahi öneriyor. Bizim ülkemizde ise sadece 40’ın üstü için öneriliyor.

Bizler uluslararası kılavuzların sevdiğimiz yerlerini alıp sevmediğimiz yerlerini görmezden geliyoruz. Bundan vazgeçmeliyiz. Bilim de bunu gerektirir.

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/metabolik-cerrahi-tip-2-diyabet-tedavisinde-guclu-alternatif-alper-celik/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.