Türk usulü insülin iğnesi

İnsülin Direnci Nedir?

Türk usulü insülin iğnesi

‘’Çok az yemek yememe rağmen bir türlü kilo veremiyorum”

“Su içsem yaradığını hissediyorum”

Bu şikayetler şeker hastalığı yani diyabet başta olmak üzere pek çok ciddi sağlık sorununa neden olabilen insülin direncine işaret ediyor olabilir. Memorial Sağlık Grubu Endokrinoloji Bölümü Uzmanları, insülin direnci ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

İnsülin direncini tanımlamadan önce insülinden bahsedelim. Pankreastan salgılanan şeker metabolizmasını düzenleyen bir hormondur. İnsülin bu düzenlemeyi yaparken “insülin reseptörü” adı verilen bir yapıya bağlanır ve aktive olur. Bu reseptör, çeşitli nedenlerle insülinin bağlanmasına izin vermez ise; insülin kanda yeterli miktarda olduğu halde görev yapmıyormuş izlenimi verir.

İnsülin direnci, vücuttaki şekeri kontrol etmek için salgılanan insülinin etkisini göstermesindeki zorluk olarak tanımlanabilir.

Normal şartlarda vücut şekeri 1 ünite insülin ile kontrol altına alabiliyorken insülin direnci olan hastalarda vücut 2-3 ünite insülin salgılamak durumunda kalır.

  İnsülin direnci arttıkça, şeker kontrolünü sağlamak için insülin de artmış olur. Bu da vücutta gereğinden fazla insülin salgılanması anlamına gelir.

Tüm dünyada ve ülkemizde giderek artan obezite ve diyabet görülme sıklığı, “insülin direnci” olarak adlandırılan metabolik sorunu da beraberinde getiriyor.

Vücuttaki yağ oranının artması insülin direncine, insülin direnci de vücuttaki yağ oranının artmasına yani obeziteye neden oluyor.

Protein metabolizması, üreme ve bağışıklık gibi birçok sistemi etkileyen insülin direncinin tedavi edilebilmesi için öncelikle beslenme ve egzersiz alışkanlıklarının gözden geçirilmesi gerekiyor.

İnsülin direnci insülinin vücutta depolanmasına neden olduğu için kilo alımına, karaciğer yağlanmasına, kalp ve damar hastalıklarına neden olabilir. İnsülin direnci sorunu olanlar spor yapıp dengeli beslenseler dahi kilo vermekte zorlanırlar.

Çünkü fazlasıyla salgılanan insülin, alınan gıdaların yağ olarak depolanmasına neden olur. Giderek daha çok salgılanmak zorunda kalınan insülin zaman içinde pankreası yorar.

İnsülin direnci  zamanla pankreas yetmezliği ve diyabet hastalığına kadar gidebilen ciddi bir tablo karşımıza çıkabilir.

İnsülin direncinde beslenmenin yeri çok önemlidir. İlk çağlardan günümüze besine ulaşmamız her geçen yüzyıl daha kolaylaşmış ve buna ters orantılı olarak ulaşılan besinlerin kalori değerleri de her geçen yüzyıl artmıştır.

Teknolojideki bu ilerleme çalışma şekillerinin daha çok ofis ortamında, bilgisayar odaklı olmasına neden olmuştur. Ofis ortamında hareketsizlik ve fast food tüketimi çalışanları obezite ile karşı karşıya getirmektedir.

Bol kalorili besinleri hızla tüketme zorunluluğu, hareket azlığı ile birleşince bel çevresi yağlanmasını kaçınılmaz hale getirmekte; bu da insülin direnci sendromunun başlamasına neden olmaktadır.

İnsülin Direnci Belirtileri

İnsülin direnci, insülinin dolaşımda bulunmasına rağmen glikoz, yağ ve protein metabolizmasındaki biyolojik etkilerini gösterememesidir.

Dokularda insülinin aracı olduğu glikoz kullanımının azalması ve karaciğerde glukoz yapımının artması ile ortaya çıkan metabolik bozulma, insülin direncinin temelini oluşturmaktadır. İnsülin direnci, tip 2 diyabet, hipertansiyon, lipid yüksekliği, polikistik over sendromuna eşlik eder.

İnsülin direnci ile ilişkili metabolik durumun değerlendirilmesinde, açlık ve tokluk kan şekeri, HbA1c değerleri bakılmalıdır. Gerekli durumlarda şeker yükleme  testi (oral glikoz tolerans testi)  yapılabilir.

İnsülin direncine sahip, metabolik sendrom taşıyan hastaların bel çevreleri önemlidir.

Bel çevresi kadınlarda 80cm, erkeklerde 94cm üzerinde olan bireylerde;

  • Açlık kan şekeri 100mg/dl’den yüksekliği
  • Kan basıncı 130-85mmhg üzeri veya hipertansiyon tanısı ile antihipertansif ilaç kullanımı
  • Trigliserid düzeyi 150mg/dl’nin üzeri veya HDL-kolesterol(iyi kolesterol) kadınlarda 50mg/dl erkeklerde 40mg/dl’den düşüklüğü gibi kriterlerinden en az ikisi mevcut ise insülin direnci varlığı kabul edilerek değerlendirme yapılmaktadır.

İnsülin direnci veya tip 2 diyabeti olan kişilerin yakınlarında genetik faktörlerin etkisi ile insülin direnci daha sık görülmektedir. Ayrıca hareketsiz yaşam, fazla kalorili beslenme gibi faktörler de insülin direnci gelişimine yol açmaktadır. Kas, yağ doku ve karaciğer etkilenen dokulardır.

İnsülin direncinin belirtilerini;

  • Ağır bir yemek sonrası, şekerli bir gıda yedikten sonra gereğinden fazla bir ağırlık hissi, uyku hali oluşması;
  • Yemekten sonra şekerin kontrolsüz olarak düşmeye başlamasıyla el titremesi, terleme,
  • Mide kazınması şikayetleri;
  • Kilo almanın kontrol edilememesi
  • Sık tatlı yeme isteği
  • Yorgunluk hissi
  • Bel çevresinin giderek genişlemesi
  • 'Akantozis Nigrikans' denilen özellikle koltuk altı, kasık, boyun bölgelerinde esmerleşme
  • Karaciğerde yağlanma
  • Kadınlarda adet düzensizlikleri olarak sıralanabilir. İnsülin direnci belirtilerini fark eder etmez mutlaka bir endokrinoloji ya da dahiliye uzmanına başvurulmalıdır.

İnsülin Direnci Nasıl Hesaplanır?

İnsülin direnci diyabet, kalp hastalıkları ve metabolik sendrom gibi pek çok önemli hastalığa neden olmaktadır.  Metabolik sendrom, insülin direnci, kan insülin yüksekliği, şişmanlık, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği ve koroner damarlarda tıkanıklık gibi çok ciddi problemlerle birlikte seyreder.

Aynı zamanda insülin direnci genç kadınlarda polikistik over sendromu gibi sağlık sorunlarına da neden olabilir. İnsülin direncinin kiloyla ilişkisi ise tam bir kısır döngü olarak tanımlanmaktadır. “Yağlanma ve kilo artışı = İnsülin direnci = Yağlanma”.

Bu kısır döngüden kurtulmanın kolay bir yolu ise insülin direncinin tam donanımlı bir hastanede ölçtürülmesi ve uzmanlarca kontrol altına alınmasıdır. Ülkemizde insülin direncinin neden olduğu metabolik sendrom ile ilgili  “Metsar” adı altında bir çalışma yapılmıştır.

4 bin kişinin üstünde bir grup üzerinde yapılan araştırma sonucunda ülkemizde metabolik sendrom oranının %33 olduğu saptanmıştır. Bu çalışma sonucunda asıl önemli olan metabolik sendrom hastalığı olanların birçoğunun hastalığının farkında olmamasıdır.

Bu çalışmadaki ilginç verilerden bazıları ise şöyle;

  • Türk toplumu %31.3 oranında sigara kullanmaktadır.
  • Toplumdaki 20 yaş üstü kişilerin %27.6 kadarının şekeri yüksek fakat maalesef bu kişiler bunun farkında değil. Bu kişiler diyabet riski altındalar ve bunların insülin direnci tedavisi almaları gereklidir.
  • Türk kadınlarının %54.8 kadarı şişman ve bu nedenle kalp krizi ve diyabet açısından risk altındadır.

Bu sonuçlar insülin direncinin ne derece önemli ve ilerleyici bir hastalık olduğunu göstermektedir. Ülkemizde insülin direnci ve buna bağlı olarak; şişmanlık, diyabet ve kalp krizleri gün geçtikçe artacaktır. Bize düşen görev iş işten geçmeden kontrollerimizi yaptırıp önlemleri önceden almaktır.

İnsülin Direnci Testi

Kişi insülin direncinin olup olmadığını günlük rutinini sorgulayarak da anlayabilir. Buna göre bireyin kendinize sorması gereken sorular şunlar;

  • Abur cubur diye adlandırılan; çerez, cips, patlamış mısır besinleri tüketiyor muyum?
  • Tansiyonum 140-90 üzerine çıkıyor mu?
  • Düzenli spor veya egzersize rağmen kilo vermemde problem oluyor mu?
  • Bel kalınlığım fazla mı? (Bel çevresinde yağ birikimi var mı?)
  • Ailemde; diyabet veya kalp hastası, tansiyon yüksekliği, polikistik over hastası ve şişman birey var mı?
  • Yemek sonra konsantrasyon güçlüğü, dengesizlik ve baş ağrısı yaşıyor uyum?
  • Kolesterol yüksekliğim var mı?
  • Ani olarak şeker ve hamur işi yeme ihtiyacım oluyor mu?
  • Her yemekten sonra yorgunluk ve uyku hali hissediyor muyum?
  • Açlık kan şekerimde yükseklik tespit edildi mi?
  • Haftada 2 kereden az mı egzersiz yapıyorum?

Test Sonuçları

Yukarıdaki sorulara verilen EVET yanıtlarının sayısına göre kişideki insülin direnci riski konusunda değerlendirme yapılmaktadır.


İnsülin Direnci Tedavisi

İnsülin direnci tedavisinde öncelikli adım, yaşam tarzı değişiklikleridir. Tıbbi beslenme tedavisi, egzersiz ve hareketin artırılması, uyku düzeninin sağlanması ve sürdürülebilir olması önemlidir. İnsülin direnci tedavisinde tıbbi beslenme tedavisi; bireyin yaşı, cinsiyeti, fiziksel aktivite ve yaşam şekline göre kişiye özgün olarak belirlenir.

  • İnsülin direnci diyeti tüm besin ögelerini yeterli ve dengeli bir şekilde içermelidir.
  • Kısa dönem şok programlar uygulanmamalıdır.
  • Vücut ağırlığının 6 ayda yaklaşık %5-10’unun azaltılması hedeflenmelidir. Bireyin günlük mevcut kalori alımı hesaplanmalı ve ortalama 400-600 kcal azaltılmalıdır.
  • Haftalık 0.5-1kg ağırlık kaybı hedeflenmelidir.
  • Sürdürülebilir, uygulanabilir ve lezzetli bir program hazırlanmalıdır.
  • Dengeli beslenme programı 4-6 öğünden oluşmalıdır. Sık aralıklarla beslenme bir sonraki öğünde fazla yemeyi önler.
  • Günlük protein alımı toplam kalorinin %20-35’ini oluşturmalıdır. Proteinin yeterli miktarda alınması tokluk hissi ve yağsız vücut kitlesini koruması açısından önemlidir.
  • Günlük kalorinin %25-35’i de yağlardan alınmalıdır.
  • Yağda eriyen vitaminlerin emilimi( A, D, E, K) olumsuz etkilenebileceğinden yağ oranı çok azaltılmamalıdır.
  • Günlük kalorinin %50-65’i de karbonhidratlardan alınmalıdır.
  • Basit karbonhidratlar yerine(şeker gibi), kompleks karbonhidratlar (tam tahıl ürünleri, baklagiller) tercih edilmelidir.

Yaşam tarzı değişikliğini uygulayamayan veya yarar görmeyen hastalara bazı ilaçlarla tedavi önerilebilir. İştah ve hafif kilo kaybı etkisi gösterir. Metformin özellikle HbA1c % 5.7-6.4 arasındaki açlık ve/veya tokluk kan şekeri normal sınırın üzerinde olan, gebelik diyabeti öyküsü bulunan, vücut kitle indeksi 35’ten büyük hastalarda diyabet gelişme riskini %30 azaltmaktadır.

İnsülin direnci tedavisinde öncelikle bir kan testi yapılarak direnç seviyesi ölçülür. Direncin yüksek olduğu kişilerde 2-3 ay ya da en fazla 6 aylık tedavilerle seviye normale döndürülebilir.

İnsülin direnci seviyesi normale döndüğünde de kilo vermenin önündeki engeller kalkmış olur. Dolayısıyla hastaların hızla iştahları kesilir ve kilo verir.

Buna ek olarak da kalp hastalığı, kanser tiplerine yatkınlık ve şeker hastalığı da önlenmiş olur.

İnsülin direnci tedavisinde ilaçların da rolü büyüktür. Sağlıklı bir beslenme ve egzersiz programı ile birlikte gerekli ilaçlar kullanıldığı zaman kişi kilo vermeye başlar.

İnsülin direncini önleyen ilaçlar şeker tedavisinde de kullanılan ilaçlardır ve 2-3 ay içinde insülin direnci kontrol altına alınıp, seviyesi tamamen normale getirildikten sonra ilaç tedavisi sonlandırılır.

Böylece kilo alımı, aşırı yağlanma, damar yağlanmaları, ateroskleroz yani damar sertliği, kalp damar hastalığı riskleri, karaciğer yağlanması riski, özellikle risk altındaki insanlardaki diyabet hastalığına doğru gidişat tamamen engellenmiş olur.

Özellikle şeker hastalığı riski taşıyan hastalarda insülin direnci tespit edilip, doğru tedavi uygulandığında hastalık hiç başlamadan önlenmiş olur. Bu nedenle insülin direnci zamanında tedavi edildiğinde şeker hastalığı riskini ortadan kaldırmak mümkündür.

İnsülin direnci tedavisinde bir başka yaklaşım da insülin fazlalığının sadece dışarıdan insülin verilmesi ile değil Tip 2 diyabetik hastaların tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar ile de teşvik edilmesidir. Bu nedenle tedavi tümüyle ele alınmalıdır.

İnsülin direnci tedavisi doğru ve yeterli beslenme planı, kişinin günlük yaşamı ile uyumlu hale getirilmelidir. Aksi takdirde tedavinin tümüyle kontrolsüz gitmesine neden olabilir.

Mümkün olduğu kadar öğünlerde rafine karbonhidrat kısıtlanmalı, yeterli kalori alımı kilo kontrolü hedeflenerek sağlanmalıdır. Beslenmenin şekli ve gıdaların hazırlanması da çok önemlidir.

Yemekler yavaş, çok çiğnenerek, doyma hedeflenmeden yenilmelidir.

İnsülin direnci ve diyabet tedavisinde egzersiz ve beslenme ile ilaç tedavisinin zamanlaması oldukça önemlidir. Her hastanın bir sporcu gibi davranmasını beklemek ve onu bu konuda zorlamak doğru değildir. Yeterli düzeyde egzersizi en uygun dönemde yapmaya teşvik etmek gerekir.

Komplikasyonlar mutlaka değerlendirildikten sonra egzersiz planlaması yapılmalıdır. Yemeklerden sonraki ilk 30-60 dakika içinde oturma ve çay içme alışkanlığından vazgeçilmelidir.  Bu dönemlerde 10-15 dakikalık yürüyüşler ya da sofra toplama gibi hareketler yapılması daha doğrudur.

Hiç vakit kaybetmeden online hastane randevusu alabilir ve insülin direncinizin olup olmadığını kontrol ettirebilirsiniz. 

Güncellenme Tarihi: 22 Kasım 2018Yayınlanma Tarihi: 22 Aralık 2016

Источник: https://www.memorial.com.tr/saglik-rehberleri/insulin-direnci-nedir/

İnsülin İçeren Besinler Nelerdir?

Türk usulü insülin iğnesi

İnsülin, polipeptit yapılı bir kimyasaldır ve vücutta glukagon hormonu ile birlikte, karbonhidrat emiliminde rol oynayan bir hormondur.

İnsülin hormonunun bu şekilde karbonhidrat metabolizmasına katılması ve kan şekerini düzenleyici etkisi, insandan insana farklılıklar göstermektedir.

Kan şekerini düşürücü etki gösteren insülin hormonu, pankreas tarafından salgılanmaktadır ve adı ise, pankreas dokularında bulunan “Langerhans adacıkları” kelimesinden türemiştir ve “ada” anlamına gelen “insula” kelimesinden ortaya çıkmıştır.

İnsülin hormonunun yapısı hayvanlar arasında küçük farklara bağlı bir çeşitlilik göstermektedir ve insan vücudundaki insülin yapısına en benzer yapıdaki insülin, arada tek bir aminoasit biriminin farklı olması ile, domuz vücudundaki insülin yapısıdır.

Vücuttaki temel görevi karbonhidrat emilimini sağlamak olan insülin ayrıca, yine karbonhidrat metabolizması ile bağlantılı olan, yağ ve protein metabolizmaları üzerinde de etkilidir.

Vücudun ve dolayısı ile hücrelerin yakıtı olarak görev üstlenen glikozun yani kan şekerinin, vücut içinde kullanılması ve dengelenmesinde etkili olan insülin, aslında hayati öneme sahiptir. Öyle ki, vücutta insülin yokluğuna ve fazlalığına bağlı olarak bir takım sağlık sorunları ortaya çıkabilmektedir.

Bu doğrultuda, vücutta meydana gelen insülin hormonu yokluğu diyabet 1 yani yüksek şeker hastalığına, vücutta insülin hormonunun görece az olması ya da insüline karşı direnç oluşturması ise diyabet 2 yani düşük şeker hastalığına yol açmaktadır.

Tip 1 şeker hastalığı, yağ dokusundaki hücrelerin ve iskelet kaslarının, kandaki glikozu absorbe edebilmesini sağlayan insülin hormonunun uygun şekilde üretilememesinden kaynaklanmaktadır.

Kan şekeri seviyesi çok fazla yükseldiğinde açlık ve susuzluk hissinin artması, sık idrara çıkma ihtiyacı gibi sorunların yanı sıra, böbrek yetmezliği, kalp sorunları ve görme problemleri gibi daha ciddi sağlık sorunları ortaya çıkabilmektedir.

Dünya genelindeki şeker hastalarının yaklaşık olarak % 10’u tip 1 şeker hastalığından muzdariptir.

Tip 2 şeker hastalığı ise dünya genelindeki şeker hastalarının % 90’ında gözlenmektedir. Bu tür şeker hastalığı genellikle yetişkinlerde ve yaşlılarda gözlenmektedir.

Tip 2 şeker hastalığı, yaşam stilinde yapılan yanlışların bir sonucu olmakla birlikte, metabolik bir hastalık değildir. Yani kişi doğduğunda bu hastalıkla birlikte doğmaz, sonradan gelişir.

Bu tür şeker hastalığı ise, vücudun pankreas tarafından üretilen insülini uygun şekilde kullanamaması sonucu ortaya çıkmaktadır. Belirti ve semptomları da tip 1 şeker hastalığına benzemektedir.

Kan Şekerinin Düzenlenmesi

Vücut sindirim sırasında, besinlerden alınan karbonhidratları parçalayarak, karbonhidratı meydana getiren en küçük bileşenine yani glikoza kadar parçalamaktadır. Ekmek, pirinç, makarna, sebzeler, meyveler ve süt ürünleri gibi gıdalar ise, karbonhidrat bakımından zengindir. Bir tür şeker molekülü olan glikoz ise, vücudun temel enerji kaynağıdır.

 Yemek yenildikten sonra glikoz kan dolaşımı içinde emilir fakat bu hali ile çoğu kısmı doku hücresine giriş yapamaz. Glikozun, hücrelere giriş yapabilmesini sağlayan kimyasal ise insülin hormonudur ve bu hormon pankreas tarafından üretilmektedir.

Kandaki glikoz seviyesi arttığında, midenin arka kısmında bulunan pankreastaki beta hücreleri, insülin üretilmesi gerektiğini anlayarak sinyaller gönderirler. İnsülin üretimi başladığında ise, hücreler enerji kaynakları olan glikozu bünyelerine alacak hale gelirler. Böylece hücreler işlevlerini sağlıklı şekilde yerine getirebilecek enerjiyi sağlamış olurlar.

Eğer artan ekstra glikoz olursa, onlar da karaciğer ve kaslarda glikojen olarak depo edilirler. Tüm bu süreç, kan dolaşımındaki glikoz seviyesinin tehli şekilde yükselmesini önlemektedir.

Eğer bir kişi, birkaç saat yemek yemez ise, kan şekeri düşmeye başlayacaktır. Bu durumda ise, pankreas tarafından salgılanan bir diğer hormon glukagon devreye girecektir. Bu hormon, karaciğerde depolanmış olan glikojenlerin parçalanması için karaciğere sinyal göndermektedir.

Sinyali alan karaciğer ise, glikojenleri parçalayarak glikozları ortaya çıkarmaktadır. Glikojenin yapı taşları olan ve açığa çıkan bu glikozlar ise, kan dolaşımına katılırlar. Böylece, tekrar yemek yenilinceye kadar kan şekerinin normal değerlerde tutulması sağlanmaktadır.

Kandaki İnsülin Seviyesi

İnsülin hormonu pankreas tarafından üretilmektedir. Yemek yenildiğinde ise kan şekeri artmaktadır ve insülin üretilmektedir. Burada insülin, kandaki glikozun çıkarılmasına yardımcı olmakta ve daha sonra yakıt olarak kullanmak üzere depolamaktadır.

Eğer insülin olmasaydı, kan şeker seviyesi yüksek kalacaktı ve bu durum ise teh oluşturmaktadır. Vücut sürekli olarak insülin hormonu ürettiğinde ise kandaki şeker miktarı düşecektir ve insulin direnci meydana gelecektir.

Bu durum ise, diyabet 2 gelişmesi riskini artırmaktadır.

Glisemik İndeks ve İnsülin

Glisemik indeks, belirli gıdaların kan şekerini ne seviyede yükselttiğini ölçen bir skaladır ve besinlerin içerdiği karbonhidrat miktarı ile , glisemik yüklerinin çarpılması ile elde edilmektedir.

Besinlerin glisemik indeksi ve glisemik yüklemesi, insülin seviyesinin ne derecede yükseldiğini belirlemektedir.

Yüksek glisemik indeks ve glisemik yükleme değerlerine sahip olan besinler, insülin hormonu salgısını artırmaktadır ve düşük değerler ise insülin tepkisini daha az tetiklemektedir.

İnsülin İçeren Besinler

Aslında besinlerin insülin hormonu içermesi gibi bir durum söz konusu değildir. Fakat bazı besinler, vücuttaki insülin hormonu salgısını artırabilmektedir. İşte bu şekilde insülin hormonu salgısını tetikleyen ya da düzenleyen bazı besinler aşağıda belirtildiği gibidir;

1. Rafine Tahıllar:

Beyaz un, beyaz pirinç ve filizlenmemiş (degermed) mısır unu , rafine tahıllardan elde edilmektedir. Bu gibi rafine tahıllar, yüksek glisemik değerlere sahiptir ve insülin hormonu üretimini artırmaktadır. Ekmek, kuskus ve makarna gibi besin maddeleri ise, rafine tahıllardan bazılarıdır.

2. Şekerli Gıdalar:

Doğal olarak şeker içeren ya da sonradan şeker ilave edilmiş besinleri insülin hormonu salgısını artırmaktadır. Sukroz, maltoz ve dekstroz (üzüm şekeri) gibi şeker türlerinden her hangi birini içeren besinlerin hepsi, aynı zamanda glikoz da içermektedir.

Bu gibi besinlerin tüketilmesi halinde kandaki glikoz seviyesi yükselmekte ve böylece de, insülin hormonunun üretilmesi için gerekli madde de sağlanmış olmaktadır.

İnsülin hormonu miktarı direkt olarak kan şekeri seviyesi ile ilişkilidir ve bundan dolayı da, glikoz bakımından zengin olan besinler, insülin seviyesini de artırmaktadır.

Soda ve spor içecekleri gibi alkolsüz içecekler, fırınlanmış gıdalar, kekler, bazı kahvaltılık gevrekler, hem rafine tahıllar hem de takviye şekerler içerdiği için, insülin hormonu üretimini artırmaktadır.

3. Nişastalı Sebzeler:

Nişastalı sebzeler, insülin hormonu seviyesini artırmaktadır çünkü nişasta tek şeker zincirinden oluşmaktadır. Patates, mısır ve yaban havucu gibi nişastalı sebzeler, insülin hormonu üretimini artırmaktadır. Öte yandan, tatlı patates, havuç ve pancar gibi sebzeler, düşük glisemik nişastalı sebzelerdir ve aşırı insülin hormonu üretiminden kaçınmaya yardımcı olmaktadır.

4. Fasulye:

Yüksek lif içeriği ile fasulye, glikoz emiliminin düzenlenmesinde önemlidir. Yapılan araştırmalara göre fasulye gibi baklagiller felç riskinin azaltılmasına da yardımcı olmaktadır. Vücuttaki insülin salgılanmasını düzenleyen fasulye, şeker hastaları için olumlu etkilere sahiptir.

5. Bitter Çikolata:

Sütlü ve şekerli çikolata değil de, siyah ve şekersiz bir çikolata türü olan bitter, içeriğinde bulunan kafein sayesinde, kandaki şeker seviyesinin nötralize edilmesine katkıda bulunmaktadır. Kafein ise doğal bir uyaran olmasından dolayı, safra salgısının ve insülinin uyarılmasına yardımcı olmakta ve böylece de kandaki şeker seviyesinin dengelenmesini sağlamaktadır.

6. İnsülin Üretimini Artıran Diğer Besinler:

Harvard Halk Sağlığı Okulu’na göre, glisemik yükleme skalası 20 ve üzeri olan besinler, yüksek glisemik yüklemeli besinler olarak kabul edilmektedir.

Fransız kızartması, fırınlanmış patates, kızılcık suyu kokteyl, beyaz un makarna, beyaz pirinç, şeker çubukları, şekerle tatlandırılmış içecekler, jöleler ve rafine kahvaltılık tahıllar, bu gibi yüksek glisemik yüklemeli besinlere örnektir.

Orta glisemik yüklemeye (11 ila 19) sahip olan, esmer pirinç, şeker ilavesi olmayan bazı meyve suları, yulaf ezmesi, parlatılmış arpa ve tam tahıllı ekmek de, insülin hormonu üretimini artırmaktadır.

Источник: https://evdesifa.com/insulin-iceren-besinler-nelerdir/

İnsülin Nasıl Kullanılır? Diyabet ve İnsülin Kullanımı Hakkında Bilgiler – Sağlık Ocağım .NET

Türk usulü insülin iğnesi

Kandaki glukoz seviyelerini düzenleyen, Langerhans islets’leri olarak da bilinen, pankreasta hücre kümelerinden meydana gelen bir hormondur ve bu hormon sürekli olarak üretilir, ancak yemekten sonra yükselen glukoza tepki olarak insülin miktarı artar.

Glukoz hücreler tarafından emilerek enerjiye dönüştürülecekse  insüline ihtiyaç duyulur. İnsülin, bununla birlikte, kanda glukoz yapılmasını engelleyerek dokuların yeterli miktarda glukoz içerdiğinden emin olur. İnsülin yetmezliği şeker hastalığı (diyabet hastalığı) ile sonuçlanır.

Şeker hastalığında insülin tedavisi ne işe yarar?

Tip 1 diyabetli hastalarda pankreas insülin üretmediği için diyabet meydana gelir. Tip 1 diyabet hastaları pankreas insülin üretmediğinden, yiyeceklerden alınan glukozu kullanabilmek için insülin enjeksiyonuna ihtiyaç duyarlar.

Tip 2 diyabet hastalığı en sık görülen diyabet tipidir. Kişilerin yanlış beslenme ve yaşam tarzı, dokularda insülinin kullanılamaması nedeni ile ortaya çıkar. Tip 2 diyabetli hastaların bir kısmı vücutlarındaki glukozun enerjiye dönüşmesini sağlayabilmek için diyabet hapı ya da insülin enjeksiyonu kullanımına ihtiyaç duyarlar.

İnsülin tedavisinin amacı nedir?

İnsülin kullanımının amacı, kan şekeri (glukoz) seviyesini kontrol etmektir.

Kan şekeri seviyesini normale döndürerek diğer organlarda oluşabilecek göz hasarlarına (diyabetik retinopati, diyabetik katarakt gibi), böbrek hasarlarına (diyabetik nefropati gib), ayak yaralarına (diyabetik ayak gibi), sinir hasarlarına (diyabetik nöropati gibi), sindirim sistemi sorunlarına (diyabetik gastroparezi gibi), kalp damar hastalıklarına ve benzeri hastalıkların gelişimine engel olur. Çocuklarda insülin tedavisinin amacı ise diyabetli çocuklarda büyümeyi ve gelişmeyi sağlamasıdır.

İnsülin terapisi (tedavisi) nedir?

İnsülin yenileme, şekerli diyabet tedavisinde uygulanan bir tedavi yöntemidir. İnsülin hastanın kendisi tarafından enjeksiyon ile deri altına veya infüzyon pompası ile uygulanır. İnsülin ağız yoluyla alınmaz, çünkü insülin mide asitleri tarafından parçalanır.

İnsülin tedavisi çoğunlukla komaya neden olabilecek hiperglisemiyi (yüksek kan şekerini) ve ketozis gelişimini (kanda asit oluşması) durumlarını önler.

İnsan insülin preparatları yaşlı bufalo veya domuz insülinleri şeklinde de bulunabilmesine rağmen, genetik mühendisliğinde üretilmektedir.

İnsülin tedavisi nedir 

İnsülin vücudun neresine uygulanır?

Alttaki resimde insülin enjeksiyonu uygulanan bölgeler görülmektedir. İnsülinin daha etkili olması, cildin yağ ve kas dokusunun sağlıklı kalması için enjeksiyon bölgesini sürekli değiştirmek gerekir. İnsülin kalem iğneleri 1 veya 2 defadan fazla kullanılmamalıdır. Sürekli bir bölgeden enjeksiyon yapmak ve aynı iğne uçlarını kullanmanın bazı yan etkileri vardır.

  • Enjeksiyon bölgesinde şişlik
  • Enjeksiyon bölgesinde morarma ve sertlik
  • Enjeksiyonun yapıldığı bölgede insülin birikimi
  • İnsülinin etkisinin azalması
  • Enjeksiyon bölgesinde yağ dokusu kaybı, erime ve erimeye bağlı çukurluklar gibi insülin iğnesi yapılan bölgede yan etkiler görülebilir.

İnsülin enjeksiyonu uygulanabilen vücut bölgeleri

İnsülin iğnesi (enjeksiyonu) nasıl uygulanır?

  • Hijyene önem verilmeli ve enjeksiyon uygulamadan önce eller yıkanmalıdır.
  • Enjeksiyon edilecek bölge sabun veya su ile yıkandığında, alkol veya kolonya ile silmeye gerek yoktur.
  • Enjeksiyon öncesi bölge alkol ile silindiğinde kuruması beklenmelidir.
  • İnsülin yapılacak bölgenin cildi 2-3 parmak yardımı ile yukarı doğru çekilir. Doğru dozda hazırlanan insülin kalemi tutulan cilde dik olarak batırılarak insülin uygulanır.
  • Cilt altı dokuya çabuk girilmelidir.
  • Hava enjekte edilmemelidir.
  • İğnenin ucu cilt içindeyken yön değiştirilmemelidir.
  • İnsülin cilt altına yapıldıktan sonra iğne hemen çekilmeden, parmaklar ile tutulan kısım bırakılır ve 10 saniye kadar bekledikten sonra iğne çekilir.
  • Enjeksiyon yapıldıktan sonra ağrı olur ya da kan ve berrak bir sıvı gelirse 5-8 saniye kuru pamuk ile basınç uygulanmalı ama masaj yapılmamalıdır.
  • Enjeksiyon sırasında ağrı duymamak için, enjekte edilecek insülinin oda sıcaklığında olması gerekir, çünkü soğuk yapılan insülin ağrıya sebebiyet verebilir.
  • Enjeksiyonlar, kıyafetler çok ince olsa bile kıyafet üzerinden uygulanmamalıdır.

İnsülin iğnesi elbise üzerinden neden uygulanmaz

Diyabet (şeker hastalığı) tedavisinde doktorun tavsiyelerini dikkatlice uymak şartıyla sonradan çıkacak sorunlardan daha az etkilenmek mümkündür.

 Aksi taktirde tedaviden çok fazla fayda görülmez, bu nedenle yaşam kalitesini arttırmak ve diyabetin meydana getirebileceği zararlardan korunabilmek için düzenli doktor kontrollerini, önerilen beslenme şekli ve egzersiz programı, ilaçların düzenli ve zamanında kullanımı gibi dikkat edilecek noktaları unutmamak tedavinin kalitesini yükseltir ve hastanın yaşam kalitesini arttırır.

İnsülin iğnesi kullanırken nelere dikkat etmeli?

İnsülin kalemine takılan iğne uçları2 defadan fazla kullanıldığında bazı riskler söz konusudur.

  • İğne ucu körleşeceği için enjeksiyon anında acı duyulur.
  • İğnenin mikroskopik ucu daha fazla kullanıldığında kırılır ve metal parçacıkları enjeksiyon uygulanan bölgede kalabilir.
  • İğne uçları fazla acı hissedilmemesi için silikonlanmıştır ve fazla kullanım nedeni ile silikon erir ve ağrıya neden olur.
  • Kullanılan iğne uçları, kalem ucunda kalırsa insülin kartuşunun içerisine hava girmesine neden olabileceği için eksik dozda insülin uygulanmasına sebep olur.
  • Kalem ucunda takılı kalan iğnenin diğer ucu insülin kartuşunun içinde kalacağı için, iğnenin kanalında insülin kalır ve kanaldaki bu insülin kalıntısı kristalleşerek iğnenin kanalını tıkar, bu da enjeksiyon yapımı sırasında zorlanmaya ve eksik insülin verilmesine neden olur.

İnsülin kullanım tablosu

Yüksek dozda insülin kullanımın yan etkileri

Yüksek dozda insülin kullanımı hipoglisemiye (şeker düşüklüğüne) neden olur fakat bu yan etki yiyecek veya şekerli içecekler ile düzelebilir. Şiddetli hipoglisemi komaya sebep olabilir.

Bu tür bir durumda glukoz intravenöz enejeksiyonu ile veya glukoz insülinin etkilerine karşılık gösteren bir hormonun kasa, damara veya deri altına acil bir tedavi olarak verilmesi gerekir.

İnsülin ilacı nasıl saklanmalı?

  • Kalem insülinler oda sıcaklığında (22-24 C) 28 gün korunabilir.
  • Kutudaki insülinler buz dolabı kapağında (2-8 C) korunabilir. İnsülin kesinlikle dondurulmamalı ve donmuş ise kullanılmamalıdır.
  • İnsülinler 30 C’nin üzerinde saklanmamalıdır.
  • İnsülinin içinde küçük beyaz parçacıklar, renk değişikliği ve sarı, bulanık görüntü var ise kullanılmamalıdır.
  • Flakon insülinler buz dolabı kapağında (2-8 C’de) saklanmalıdır.

Benzer sağlık yazıları

Источник: https://www.saglikocagim.net/insulin-kullanm/

Diyabet Hemşiresi Dr. Selda Çelik

Türk usulü insülin iğnesi

Kişisel Bilgilerinizin gizliliğinin korunması Novo Nordisk için önemlidir. Bu çerçevede hazırladığımız Gizlilik Politikamızın kısa bir özetini aşağıda bulabilirsiniz.

İşbu Gizlilik Politikası’nın amacı, websitemizde ne tür bilgiler topladığımız, bunları nasıl sakladığımız ve kullandığımız, bu bilgileri hangi koşullar altında işleyip açıklayabileceğimiz konularında sizleri tam olarak aydınlatmaktır.

BU INTERNET SİTESİNİ KULLANARAK, BİLGİLERİN BU GİZLİLİK POLİTİKASINDA BELİRTİLDİĞİ BİÇİMİYLE İŞLENMESİNİ, TOPLANMASINI, SAKLANMASINI VE KULLANILMASINI ONAYLAMIŞ OLUYORSUNUZ.

Ziyaretçi/kullanıcı kişisel verileri NovoNordisk tarafından görevlendirilen firma PortalGrup İnternet Hizmetleri ve Yazılım Geliştirme Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. (“Portalgrup”) tarafından tutulacaktır. Herhangi bir kişisel verinizi tarafımıza sunmadan da sitemizden faydalanabilirsiniz.

İnternet sitemizde paylaştığınız kişisel bilgilerinize her zaman erişim hakkınızın bulunduğu ve bu bilgilerin silinmesi, değiştirilmesi ve güncellenmesini her zaman talep edebileceğinizi belirtmek isteriz.

Kişisel bilgilerinizi bu internet sitesinde bildirmenizden sonra, siz bize aksi şekilde bir talimat vermedikçe, bu bilgiler bizden istediğiniz hizmeti size sunduğumuz sürece ya da yasalar bunu istediği sürece Portalgrup tarafından saklanacaktır.

1. Gizlilik Taahhüdü

“Kişisel Veriler” terimi, bu Gizlilik Politikasında kullanıldığı biçimiyle, size düzenli aylık bilgilendirme amaçlı e-bülten gönderimi için kullanılabilecek e-posta adresinizdir. Kanuni zorunluluklar haricinde Kişisel Veriler yalnızca işbu Gizlilik Politikası uyarınca işlenecek ve Portalgrup tarafından tutulacaktır.

İnternet sitemizde paylaştığınız bilgilerin bir kısmı, sizin yaşadığınız ülkeden farklı veri koruma kanunları olan başka ülkelerde yer alan bilgisayarlarca depolanıp işlenebilir. Bu tür durumlarda, bizler asgari olarak ülkenizde mevcut veri koruma kanunlarınca sağlanan korumanın bu bilgiler bakımından da sağlanacağını temin ediyor olacağız.

2. Kişisel Verilerin Kullanım Amacı

Aksi belirtilmediği takdirde, bu site yoluyla toplanan bilgileri, sitemizin içeriğini geliştirmek, siteyi tercihleriniz temelinde ihtiyaçlarınıza göre düzenlemek, (eğer talep etmişseniz) size bilgi sunmak amacıyla, kendi pazarlama ve araştırma amaçlarımız için ve belirtilen diğer herhangi bir amaç için kullanabiliriz. Ayrıca bu site aracılığıyla, kişisel nitelikte olmayan edinilmiş bilgilerin tümünden tamamen faydalanabiliriz.

İşbu internet sitesi kapsamında, ziyaretçi/kullanıcılar tarafından kendi rızaları doğrultusunda siteye sunulan kişisel veriler Portalgrup tarafından saklanmakta ve işlenmekte olup, bu veriler NovoNordisk ile paylaşılmamaktadır.

İşbu internet sitesi kapsamında; Portalgrup tarafından ziyaretçi/kullanıcılardan toplanan kişisel veriler, kanunlarca açıkça aksi öngörülmediği sürece, NovoNordisk adına kurulan diğer websitelerinde Portalgrup veya NovoNordisk’e bağlı diğer ajanslar tarafından uzaktan hizmet verilmesine yarayacak bilgiler niteliğindedir. Bu uzaktan hizmetler kişisel bilgilerin Novo Nordisk ile paylaşılmasına yol açmayacak olup şu alanları içermektedir:

• Kişisel iletişim hizmetleri (veri alışverişi) • Genel iletişim veya bilgi iletişim hizmetleri

• İnternetin kullanımıyla bağlantılı hizmetler

Kişisel veriler ancak Portalgrup tarafından mevzuat gereğince veya ziyaretçi/kullanıcının muvafakatiyle alınacaktır. Ancak bu bilgilerin Portalgrup tarafından kullanımında muvafakat aranmayacaktır.

Ayrıca, sitemize sunduğunuz kişisel bilgileri ve iletişim bilgileri Portalgrup tarafından pazar araştırması vb. hizmetler için kullanılabilecektir.

3. Kişisel Verilerin Açıklanmaması

Portalgrup tarafından toplanan kişisel verileriniz, bu Gizlilik Politikasında belirtilenler dışındaki üçüncü şahıslara verilmeyecek, açıklanmayacak ya da başka şekilde ifşa edilmeyecektir.

Kişisel verileriniz, verilerin asıl toplanma amacına uygun olarak işlenmesi ya da bu internet sitesinin yararlılığının değerlendirilmesi, veri yönetimi ya da teknik destek gibi amaçlarla işlenmesi için Portalgrup adına hareket eden üçüncü şahıslarla da paylaşılabilinir.

Bu sitenin ticari faaliyetlerinin ya da bunların bir kısmının satılması veya devir edilmesi durumunda; söz konusu satış veya devirle bağlantılı olarak, sizden alınan Kişisel Veriler Portalgrup tarafından satın veya devir alan üçüncü şahıslara aktarılabilecektir; böyle bir durumda alıcının veya devir edilen tarafın Kişisel Verileri bu Gizlilik Politikasına uygun olarak kullanmasını temin edeceğiz. Yürürlükte bulunan yasaların, mahkeme kararlarının ya da kamu kurumları tarafından alınan kararlar uyarınca ya da yurt içinde ya da yurt dışında cezai ya da başka hukuki soruşturma ya da kovuşturmaların desteklenmesi amacıyla Kişisel Veriler üçüncü şahıslara açıklanabilecektir.

4. Erişim, Düzeltme, Silme ya da İtiraz Hakkı

Portalgrup tarafından toplanan kişisel verilerinizin her işlenmesinde bu verilerin toplanma amacına uygun olarak doğru ve güncel tutulmasını sağlamak için gereken makul düzeydeki önlemleri almaktayız.

Anılan veri işleme uygulamasının bu politikada belirtildiği biçimiyle meşru amaçlar ya da yasalara uygunluk doğrultusunda işlenmediği takdirde Kişisel Verilerinizin işlenmesine itiraz edebilmenize olanak sağlayacağız.

Portalgrup ile elektronik posta veya telefon aracılığı ile irtibata geçerek her türlü Kişisel Verinizin Portalgrup tarafından düzeltilmesini, güncellenmesini ya da silinmesini talep edebilirsiniz.

Kişisel verilerin silinmesine ilişkin talepler, aksi kanunlarca açıkça öngörülmediği müddetçe (örneğin sizin izninizle alınmış kişisel verilerinizle ilgili olarak görülen mahkeme nezdinde bir dava ile bağlantılı olarak) bizim için bağlayıcılığı olan geçerli her türlü yasal ve etik bildirim, belge dosyalama ya da tutma yükümlülüklerine tabidir.

5. Güvenlik Ve Gizlilik

Bilgisayar bağlantılı olarak Portalgrup tarafından toplanan kişisel verilerinizin güvenliğini ve gizliliğini sağlamak için güvenli veri ağlarının yanı sıra endüstri standartlarında güvenlik duvarı ve veri koruma uygulamaları kullanmaktayız.

Kişisel Verilerinizin Portalgrup tarafından işlenmesi sırasında, bilgilerin kaybolmasını, kötüye kullanılmasını, açıklanmasını, değiştirilmesini, yok edilmesini; bu bilgilere izinsiz erişimi önleyecek biçimde makul düzeyde önlemler almaktayız.

Ancak NovoNordisk, Kişisel Verileri korumak üzere belirli prosedür ve standartlara tabi olarak makul önlemler almakta ve bu önlemleri teknolojik gelişmeler ışığında güncellemekte ise de; İnternet üzerindeki güvenlik önlemlerini atlatmak ya da bu verilere müdahale etmek isteyebilecek kişilere karşı tam bir güvenlik garantisi vermemektedir.

6.Otomatik olarak alınan bilgiler

Ziyaret tarih ve saatiniz, bilgisayarınızın IP adresi, bağlı bulunduğunuz domain gibi bilgiler, internet site istatistiklerini oluşturan programlarca kaydedilir. Bu bilgiler kişisel değildir ve sadece internet site trafiğinin analiz edilmesi ve sitenin geliştirilmesi için kullanılır.

Kişisel olmayan bilgiler, sorduğunuz sorular ya da paylaştığınız yorumlar, fikirler ve öneriler gibi şahsi olmayan bilgilerden veya tarafımızca toplanabilecek ve herhangi bir Kişisel Bilgi ile bağlantılı olmayan bilgilerden oluşmaktadır. Kişisel olmayan ve gizlilik taşımayan bilgiler olarak değerlendirilecek ve tarafınıza karşı herhangi bir yükümlülük taşımaksızın, herhangi bir amaç için ve herhangi bir surette ifşa edilebilecek ve/veya kullanılabilecektir.

7. Çerezler (cookies)

İnternet sitemiz diğer pekçok internet sitesi gibi “cookie” adlı bir teknolojiyi kullanmaktadır. Bu teknoloji sayesinde bizi tekrar ziyaret ettiğinizde sizi hatırlamamız mümkün olabilmektedir. “Cookie”ler kişisel bilgiler içermez ancak bir kullanıcının şifresi, sitede ziyaret ettiği sayfalar, ziyaret tarihi vs.

gibi bilgileri güvenli bir şekilde saklayabilir. “Cookie”ler sabit diskinizden dosya alınması, epostalarınızın okunması veya bilgisayarınıza virüs taşınması için kullanılamaz. İsterseniz tarayıcı programınızı bu teknolojiyi kullanmayacak şekilde ayarlayabilir ve “cookie”leri sabit diskinizden silebilirsiniz.

Bu konuyla ilgili yardım için lütfen tarayıcı programınızın “Yardım” bölümüne başvurunuz.

Novo Nordisk ve tüm dünyadaki iş ortakları, temsilcileri ve iştirakleri bu internet sitesinde saklanan bilgileri, işbu Politika’da belirtilen kapsam dışında tarafınızca onaylanmadan üçüncü şahıslar ile paylaşmamayı taahhüt eder.

Bu politika sadece ziyaret edilen internet sitesi için geçerlidir. İnternet sitemizde yer alan linkler ile ulaşabileceğiniz diğer internet sitelerini bağlamamaktadır.

8. Diğer Sitelere İlişkin Linkler

Bu Gizlilik Politikası, yalnızca bu site için geçerlidir; NovoNordisk’e ait olmayan internet siteleri için geçerli değildir. Ancak internet sitemizde ziyaretçi/kullanıcıların ilgisini çekebileceğini düşündüğümüz başka internet sitelerine ait linkler bulunabilir.

Amacımız, link verilen sitelerin güvenli internet siteleri olmasını sağlamaktır.

Ancak, bu durum hiçbir şekilde link verdiğimiz internet sitelerinin güvenli olduğu veya gizlilik standartları konusunda garanti verdiğimiz ve burada yer alan Gizlilik Politikası ve Kullanım Koşulları’nın, anılan sitelerde de yürürlükte olduğu anlamına gelmez.

Bu sebeple link verdiğimiz internet sitelerinin güvenliği ve içeriği ile ilgili olarak ziyaretçi/kullanıcılara herhangi bir garanti vermemekteyiz. Bu nedenle, bu internet sitesi dışında diğer bir sayfaya bağlanıldığında, kişisel tanımlayıcı bilgilerin verilmesinden önce, ilgili sitenin gizlilik politikasının incelenmesi tavsiye edilmektedir.

9. Çocukların Erişimi Hakkında

Bu site 18 yaş altı çocuklar için hazırlanmamıştır.

Çocukların gizliliğinin korunmasının önemine binaen, Portalgrup 18 yaş altı bireylerin bilgilerini, bu yönde yasal velilerinden önceden alınmış açık bir izin olmadan her ne amaçla olursa olsun toplamamakta ve kullanmamaktadır. Belirtilen yasal temsilcinin talep etmesi halinde çocuğun sağlamış olduğu bilgileri inceleme ve/veya bunların silinmesini gerekli kılma hakkı bulunmaktadır.

Ebeveynlerin, internet kullanımı ve internet sitelerine verilen bilgilerle ilgili olarak çocuklarıyla konuşmalarını tavsiye etmekteyiz.

10. Bize Ulaşın

Bu politika ve işbu internet sitesi kapsamında, Portalgrup ile aşağıdaki elektronik posta veya telefon aracılığı ile irtibata geçerek her türlü Kişisel Verinizin Portalgrup tarafından düzeltilmesini, güncellenmesini ya da silinmesini talep edebilirsiniz.

info@portalgrup.com
+90 (212) 279 42 42

NovoNordisk’in bilgi toplama, kullanma ve ifşa etme uygulamaları hakkında sorularınız veya talepleriniz olursa, bize aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz nnbilgi@novonordisk.com

Yasaların gerektirdiği haller dışında NovoNordisk ve Portalgrup, bu politika ve gizlilik uygulamaları ile ilgisi olmayan sorulara veya yorumlara cevap verileceğini garanti etmemektedir.

Источник: http://www.diyabet.com/diyabet/diyabet-takibi/insulin-enjeksiyonu/insulin-enjeksiyonu-nasil-yapilir/

İNSÜLİN NEDİR? İNSÜLİNİN KEŞFİ

Türk usulü insülin iğnesi

İnsülin, pankreasın Langerhans adacıklarında üretilir ve protein yapıdadır. Kandaki şekerin yağ ve kas hücreleri tarafından alınmasını sağlamaktadır. İnsülinin eksikliğinde kan şekeri yükselir, şeker hastalığı oluşur.

1869 yılında, 22 yaşındaki tıp öğ­rencisi Paul Langerhans (1847-1888) pankreas üze­rinde yaptığı mikroskobik çalışmalar sırasın­da, bugün Langerhans adacıkları olarak bi­linen hücre topluluklarını keşfetmiştir.

Langer­hans, 1869 yılında hazırladığı “Pankreasın mik­roskobik anatomisine katkılar” başlıklı tezin­de, pankreasta çevre dokulardan farklı boya­nan adacıkların bulunduğundan bahsedilmektedir.

Langerhans bunların lenf bezleri olabilece­ğini düşüncesindeydi, ancak aslında onlar lenf bezi değillerdi.

Pankreasta bulunan bu hücre topluluklarına, 1893 yılında Fransız patolog Gustave ­Eduard Laguesse tarafından Langerhans’ı onur­landırmak adına”Langerhans adacıkları” adı verilmiştir. Ayrıca, Laguesse bu adacıkların besin­lerin sindiriminde rol alan salgılar ürettiğini de ileri sürmüştür.

Oscar Mincowski ve Joseph von Mering , sindirim­deki etkisini gözlemleyebilmek için 1889 yılında sağ­lıklı bir köpeğin pankreasını çıkararak incelemede bulunurlar. Birkaç gün sonra köpeğin idrarı üzerinde sineklerin uçuştuğu fark edilir. Böylece ilk kez şeker hastalığı ile pankreas ilişkisi ortaya konulur.

3500 yıldan be­ri şeker hastalığının böbrek ve safra kesesinden kaynaklandığı düşünülürken elde edilen bu veriler, şeker hastalığıyla ilgili çalışmalarda dönüm noktası niteliğinde olmuştur.

1776 yılında, bu bilgileri bilimsel olarak desteklemek için İngiliz doktor Matthew Dobson şeker hastalarının idrarını bu­harlaştırdıktan sonra, kalan kısımda şeker ol­duğunu göstermiştir.

1901 yılında Eugene Opie ise adacık hücreleri ile şeker hastalığı arasın­daki ilişkiyi açığa çıkarmıştır. Şeker hastalarının Langerhans adacıklarındaki değişimini gözlemlemiş­ ve şeker hastalığı ile Langerhans adacıkları arasındaki ilişkiyi şu net ifade ile be­lirtir: “Şeker hastalığı pankreastaki Lan­gerhans adacıklarının kısmi veya tamamen yıkımı sonucu meydana gelmektedir”

1900’lü yıllara gelindiğinde, Langerhans adacıkları keşfedilmiş ve bu adacıkların yıkımıyla şeker hastalığının or­taya çıktığı vurgulanmıştır. Artık akıllara yeni bir soru geliyordu.

Acaba pankreas özütü kullanarak şeker hastalığının tedavisi mümkün müdür? Bu sorunun cevabı için 20 yıl boyunca çeşitli çalışmalar yapılmıştır. 1906 yılına gelindiğinde Alman doktor George Ludwig Zülzer pankreastan elde ettiği özütü, şeker hastası bir köpeğe vererek kısmen de olsa başa­rı sağlar.

Daha sonra sığır pankreasından elde edilen Acomatrol isimli pankreas özütünü bir hastaya verir. Hasta önce tedaviye olumlu yanıt verse de özütün yan etkileri ortaya çıkar ve hasta yaşamını yitirir. Araştırmalarını sürdüren Zül­zer kısmi başarılar sağlar ve çalışmaları I.

Dünya Savaşı nedeniyle kesintiye uğrar. Ama yine de her şeye rağmen pankreas özütünün kullanılabilmesiyle ilgili çalışmalarına devam eder.

İlk önemli başarıyı ise, 1916 yılında Nicolae Paulescu sağlar. Pancreine  olarak adlandırdığı, pankreas özütünü kullanarak şeker has­tası köpeklerde kan şekerinin düzenlenmesini başarır. Dünya savaşı nedeniyle 1920 yılında Pancreine ‘in patentini alır ve çalışmalarını 1921 yılında yayımlar.

İnsülini saflaştırmak ve şeker hastalığını tedavi edebilmek için, Frederick Grant Banting, John Ja­mes Rickard Macleod, Charles Herbert Best ve James Bertram Collip, Toronto Üniversitesi’nde çalışmalar yürütürler.

Daha önceleri yapılan çalışma­larda, elde edilen pankreas özütü, insülinin yanı sıra baş­ka maddeler de içerdiği için hastalara verildiğinde aler­jik reaksiyonlar gelişiyor ve bu durum ilacın devamlı kullanılmasını  mümkün kılmıyordu. Banting ,pankreastan bilinen yöntemlerle başarılı özüt alınamıyorsa bunun yerine pankreas salgılarını ince bağırsağa boşaltan kanalı bağlamayı düşünür.

Bu düşünce doğrultusunda, bağırsağa akmayan salgılar Langerhans adacıkları dışındaki pankreas dokusuna zarar verecek ve kalan Langerhans adacıkla­rından saf insülin elde edilebilecekti.

İnsülinin Yapısı

Bantin’ in yanında Charles Herbert Best ve Clark Noble 10 köpeğin pankreas kanalını bağlayarak bir hafta beklerler. Kalan Langerhans adacıklarından “isletin” olarak adlandırdıkları özütü elde ederler. Sonrasında isletin kullandıkları şeker hastası köpeği uzun süre yaşatmayı başarırlar. Proteini saflaştırmak için ekibe James Bertram Collip katılır.

Collip’in saflaştırdığı özüt, şeker hastası 14 yaşındaki Le­onard Thompson’a enjekte edildiğinde yeterince saf ol­madığından alerjik reaksiyonlara neden olur. Daha saf özüt için çalışmalar devam eder ve yeni özüt Thompson’a yeniden enjekte edilir. Enjekte edilen bu özüt herhangi bir yan etki oluşturmamış ve hastanın idrarındaki şekerin de yok olmasını sağlamıştır.

Çalışmalar başarıya ulaşmıştı.

Ekip, Eli Lilly ilaç firmasının yardımıyla pankreas özütünden bol miktarda daha saf insülin elde etmeyi başarmıştır. 1922’nin Aralık ayına gelindiğinde artık piyasada insülin bulmak mümkün hale gelmiştir.

İnsülinin başarısı kısa zamanda tüm dünyada du­yuldu. Tüm gelişmelere rağmen, insülin domuz, sığır ve benzeri hayvanların pankreasından elde edildiği için ba­zı ciddi yan etkiler hala gözlemleniyordu.

İnsülinin içerdiği amino asitlerin dizilim sırasının ve üç boyutlu yapısının aydınlanabilmesi için çok sayıda çalışma yapılıyordu. İnsülinin amino asit dizilimini belirlemeyi başaran 1950’li yıllarda Frederick Sanger olmuştur.

Böylece insülin, ami­no asit dizilimi belirlenen ilk protein oldu. Bu başarısı Sanger’e 1958 yılı No­bel Kimya Ödülü’nü getirmiştir.

1960’lı yıllarda ise insülin laboratuvarda sentezlemeyi Panayotis Katsoyannis ve Helmut Zahn başarmıştır. İnsülin ilk sentezlenen protein olmuştur.

1977 yılında genetik mühendisliği teknik­leri kullanan Herbert W. Boyer (d. 1936) bakteriler yardı­mıyla (E. coli) insülin üretmeyi başarır. 1982 yılından bu yana biyosentetik insülin yaygın olarak şeker hastaları­nın tedavisinde kullanılmaktadır.

İlgili

Источник: http://bilgikapsulu.com/insulunin-kesfi/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.