Uzmanlardan 5 sonbahar hastalığına karşı altın değerinde öneriler..

içerik

Kadınlar için altın değerinde öneriler

Uzmanlardan 5 sonbahar hastalığına karşı altın değerinde öneriler..

Birçoğumuz vücudundan gelen sinyalleri dikkate almayarak duymazlıktan geliyor. Oysa alınan bir küçük önlem ve uzman önerilerine kulak vermek birçok hastalığın daha başlamadan fark edilmesine yarıyor. Doç. Dr. Eralp Başer, tüm hastalıkların başarıyla tedavi edilebilmesi için erken tanının şart olduğunu söyledi.

Jinekolojik ultrason yaptırmak erken teşhisi kolaylaştırır

Her yıl düzenli jinekolojik muayene yaptırılmalıdır. Muayenenin bir parçası olan ultrasonografi çok kolay ve zahmetsizdir, üstelik bu incelemeyi yaptırmak için de pek çok neden var. Bunlardan ilki ultrasonun tamamen zararsız bir inceleme olması.

Ultrason dalgaları kesinlikle x-ışını içermiyor ve hiçbir zararı bulunmuyor. Bu tetkikle rahim ve yumurtalıklar ayrıntılı olarak incelenebiliyor.

Rahim veya yumurtalıklarda kanser açısından şüpheli bir kitle tespit edilmesi halinde ileri incelemeler yapılıyor.

Adet sonrası meme kontrolü yapın

Meme kanserinin erken tanı konulması durumunda başarılı şekilde tedavi edilebileceğini artık herkes biliyor. Erken tanıda sizin de rolünüz bulunuyor.

Kendi vücudunuzu tanımanın çok önemli olduğunu unutmayın! Tek yapmanız gereken, her ay kendi kendine meme muayenesi! Bunun için, her ay adet başlangıcından itibaren yaklaşık 1 hafta sonra bu muayeneyi yapmalısınız.

Birkaç sefer bu muayeneyi yaptığınız takdirde, normal meme dokunuzu tanıyacak, dolayısıyla yeni bir kitle oluşması halinde hemen fark edebilir hale geleceksiniz.

Mamografi ya da meme ultrasonu yaptırmayı unutmayın

Meme kanserinin erken dönemde tespit edilebilmesi için en önemli silahlardan birisi de mamografi incelemesidir. Hiçbir şikayeti bulunmayan kadınlarda dahi, 40 yaşından itibaren düzenli olarak mamografi yaptırılması ile, meme kanserine bağlı ölüm riski belirgin olarak azaltılabiliyor.

Mamografi incelemesi düşünüldüğü gibi zor da değil. Sağlığınıza zararı yok, kesinlikle ihmal edilmemeli. Genç kadınlarda ise, memede süt üreten dokuların yoğun olması nedeniyle mamografi yerine meme ultrasonu tercih ediliyor.

Kendi kendine muayene, hekim muayenesi, mamografi ve meme ultrasonunu ihmal etmeyin.

PAP-SMEAR ve HPV Testiyle rahim ağzı kanserinden korunun

Rahim ağzı kanseri, cinsel yolla bulaşan bir virüs (HPV-Human papillomavirus) nedeniyle meydana geliyor. Erken dönemdeki rahim ağzı kanseri hiç belirti vermeyebiliyor. Dolayısı ile düzenli aralıklarla kontrollerden geçmek hayati önemi taşıyor.

Rahim ağzı kanserine dönüşebilecek kanser öncüsü durumlar çok erken dönemde yakalanıp tedavi edilebiliyor. Bunun için kullanılan testler, rahim ağzı hücrelerin incelendiği pap-smear ve HPV-DNA testi. Çoğu sağlık kurumunda bu testler yaptırılabilir.

Pap-smear testinin 21 yaşından itibaren, HPV-DNA testinin ise 30 yaşından itibaren yapılması öneriliyor.

Gebelikten 3 ay önce doktora gidin

Gebelik, kadınlar için hayatın en özel dönemlerinden biridir. Hem kadının kendisi hem de bebeğinin sağlığı için, gebelik planlanır planlanmaz, ideal olarak da 3 ay önce kadın hastalıkları ve doğum uzmanı kontrolünden geçilmelidir. Bu muayenede doktor genel bir sağlık muayenesini takiben jinekolojik muayene yapacaktır.

Bu sayede daha önceden var olduğu bilinmeyen bir hastalık tespit edilip tedavisi başlanabilir. Erken gebelikte yeni gelişmekte olan bebeğin sağlıklı büyüyebilmesi ve organlarının düzgün oluşması için folik asit başta olmak üzere çeşitli takviyelere ihtiyaç vardır.

Bunların gebelik oluşmadan tamamlanması ile gebeliğin çok daha sağlıklı bir şekilde başlaması sağlanabilir.

Menopozdaki kemik erimesine karşı kemik ölçümü yaptırın

Menopoz döneminde, kemik erimesi riski belirgin olarak artıyor. Bunun önüne geçmek için doğru beslenme ve düzenli hareket alışkanlığı şart. Kalsiyumdan zengin içeriğe sahip süt ürünleri ve yeşil yapraklı sebzeler diyette bol miktarda bulunmalıdır.

Belli aralıklarla yaptırılan kemik mineral dansitometri testi ile kemiklerin yoğunluğunu ölçtürmek mümkün. Kemik erimesi tedavi edilmez ve ilerlerse, en ufak darbede dahi kemik kırılması riski ile karşı karşıya kalınır.

Bu nedenle, özellikle menopozdaki kadınların bu ölçümü yaptırmaları ve sonuçlarını doktorları ile paylaşmaları gereklidir.

Yılda bir kez genel sağlık muayenesi yaptırın

Herkesin olduğu gibi kadıların da yılda bir kez dahiliye muayenesi yaptırması gerekiyor. Herhangi bir şikayet olmasa da fizik muayenesi ve tetkikleri yapılmalıdır.

Böbrek, karaciğer fonksiyon testleri, açlık kan şekeri, kolesterol ölçümleri, tiroit fonksiyon testleri, kan sayımı, tam idrar tahlili, istirahat EKG'si, akciğer filmi, karın organlarını değerlendirmek için batın ultrasonografisi önerilir.

Kronik bir hastalık mevcutsa muayene ve tahlil sıkılığı artırılmalıdır.

Her yaşta mutlaka spor yapın

Çağımızda maalesef hareketsizlik çok yaygın bir durum. Özellikle masa başı işlerde çalışan kadınlarda kemik erimesi, kas-iskelet sistemi ağrıları, duruş bozuklukları gibi pek çok olumsuz durum ortaya çıkabiliyor. Bunların önüne geçmek için fırsat yaratmak ve haftada en azından 2-3 gün 30'ar dakikalık bir yürüyüş yapmak dahi sağlık için faydalı olacaktır.

Vücut kitle endeksinizi 30'un üzerine çıkarmayın

Günümüzde en önemli sağlık sorunlarından birisi de şişmanlık yani diğer adıyla obezite. Kilonuzun, boyunuzun metre cinsinden değerinin karesine bölünmesi ile elde edilen sayıya Vücut Kitle İndeksi (İ) deniliyor. Bu değerin 30'un üzerinde olması, obezite lehine bir bulgu.

Obezitenin yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, şeker hastalığı ve kas-iskelet sistemi hastalıkları gibi pek çok hastalığa davetiye çıkardığı artık net olarak biliniyor. Eğer fazla kilonuz olduğunu düşünüyorsanız bugün bir adım atın.

Doğru bir diyet ve uygun şekilde yapılan sporla bunu yapmanın aslında hiç de zor olmadığını göreceksiniz.

Bu reklam google tarafından sağlanıyor?

Источник: https://www.ensonhaber.com/kadinlar-icin-altin-degerinde-oneriler.html

İbrahim Saraçoğlu’ndan Sağlığınız İçin Altın Değerinde Öneriler

Uzmanlardan 5 sonbahar hastalığına karşı altın değerinde öneriler..

Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu’nu tanımayanınız yoktur. Bitkilerin insan sağlığı üzerindeki araştırmaları geniş kitlelerce biliniyor. Esasen kendisi kimyager ve akademisyen.

Aynı zamanda mikrobiyoloji ve biyoteknoloji uzmanı olan İbrahim Saraçoğlu’nun değerli sağlık önerilerini sizler için bir araya getirdik.

 Kendisinin bu özel kür reçetelerini uygulamaya başlamadan önce bizleri uyardığı birkaç konu var. Bunlar;

  • Tüm bu kürleri uygulamadan önce kullanılan bitki ve yağların elde edilmesinin üzerinden 1 yıldan fazla süre geçmemesine dikkat edilmelidir.
  • Tüm kürler çelik ya da emaye kaplarda hazırlanmalıdır.
  • Bu kürler 12 yaşından küçük çocuklar için uygulanmamalıdır.
  • Bu kürlerin gebelik durumu veya kullanılan başka ilaçlarla etkileşime girme ihtimali her daim göz önünde bulundurulmalıdır.

Bu önemli bilgilerden sonra geçelim mucizevi tariflere:

1. Bağışıklık Sistemini Güçlendiren Kür

Bağışıklık sistemini güçlendiren, yaygın olarak bilinen doğal şifa: Bal. Özellikle mevsim geçişlerinde hastalıklara karşı savunmasız bünyeyi güçlendirmek için Prof. Dr.

İbrahim Saraçoğlu’nun önerisi: Sabah, öğle ve akşam olmak üzere günde 3 kez, 2’şer yemek kaşığı halis bal yemek. Ancak kilo alımına sebebiyet vermemek için, gün içinde başka hiçbir şey tüketilmemelidir.

Ayrıca bağışıklık sistemini güçlendiren bal kürünü uyguladığınız süre boyunca bol bol su içmelisiniz.

2. Üst Solunum Yolları Enfeksiyonlarına Karşı Koruyucu Kür

Adaçayının boğazı rahatlatan etkisi uzun yıllardır bilinmekte.

Adaçayının hem çay olarak içilmesi hem de gargara olarak kullanılması üst solunum yolları enfeksiyonlarına karşı koruyucu ve tedavi edici bir etki gösterir. Prof. Dr.

İbrahim Saraçoğlu; ‘‘Öncelikle 1 ay boyunca her gün 1 çay bardağı adaçayı içilmeli.’’ diyor. Bununla birlikte, adaçayının gargara olarak hazırlanıp günde 2-3 kez uygulanması gerekiyor.

Gargarayı hazırlamak için; 1 su bardağı kaynayan suya 1 tatlı kaşığı adaçayı ekleyin. Ağzı kapalı olacak şekilde 10 dakika kısık ateşte demleyin. Daha sonra adaçayını fazla bekletmeden süzün. Hazırladığınız adaçayı gargarası buzdolabında en fazla 2 gün bekleyebilir. Bu yüzden taze olarak hazırlamalısınız.

Bununla birlikte önemli bir noktaya değinmek istiyoruz. Adaçayından önce doktorunuzun önerdiği ilaçları mutlaka almalısınız. Adaçayı yardımcı nitelikte ve koruyucu bir tedavidir.

3. Sindirim Sistemini Temizleyen Kür

Enginar, kolesterolün düşürülmesinde ve karaciğerin temizlenmesinde rol oynayan etkili bir antioksidandır. Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu’nun tavsiyesi olan, enginarla kolayca hazırlayabileceğiniz bu kür, 1 ay boyunca haftada 2-3 kez uygulanır. Duruma göre ara verip tekrar uygulayacağınız bu kürü her defasında taze olarak hazırlamalısınız.

Kürü hazırlamak için; enginarın en dış yapraklarını koparın. Kalan kısımlarındaki bütün yaprakları kullanabilirsiniz. Tek seferlik kür için ortalama 6-7 gram enginar uygundur.

Bunun için 1 adet orta boy enginar yeterlidir. Enginarın tüm alt yaprakları 2 su bardağı kaynayan suyun içine atılıp ağzı kapatılır ve kısık ateşte 5 dakika haşlanır.

Soğuduktan sonra süzülerek aç karnına veya tok olarak içilir.

Özellikle gün içinde fazla miktarda kahve tüketiyorsanız, (3-4 fincan ya da daha fazla) kahvenin tetiklediği kolesterolü düşürmek için enginar küründen faydalanabilirsiniz.

Hemen belirtelim ki; enginarın taze olarak mevsiminde tüketilmesi konserve şeklinden daha etkilidir. Sindirim sistemi, safra kesesi ve karaciğer rahatsızlıklarının yanı sıra rahim ağzı kanseri riskinin de azaltılmasında etkili olan enginarı haftada 2-3 kez tüketmelisiniz. Enginarı mümkün olduğunca yağ kullanmadan tüketmekte fayda var.

4. Genel Yorgunluk ve Halsizliğe Karşı Kür

Genel halsizlik ve bahar yorgunluğu gün içinde çalışan insanların verimini büyük ölçüde azaltmaktadır. Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu’nun yorgunluğa karşı hazırlanacak kürü oldukça basit. Bunun için; 2 adet büyük boy havuç ve 20 adet kuru incir yeterlidir. Ancak tarife geçmeden önce hemen belirtelim; 20 gün boyunca uygulanması geren bu kürü her defasında taze olarak hazırlamalısınız.

Havuç-incir kürünü hazırlamak için; 2 adet havucu doğrayarak ½ litre kaynayan suya ekleyin. Ağzı kapalı olarak 20 dakika kısık ateşte haşlayın.

Başka bir kaptaki ½ litre suya 20 adet kuru inciri bir bıçak yardımıyla hafifçe çizdikten sonra ekleyin. Kuru inciri kaynatmadan önce, dışındaki beyaz kısmı soğuk su altında yıkayarak temizlemeyi ihmal etmeyin.

İncirin de ağzını kapatarak 15 dakika kısık ateşte haşlayın.

Buradaki dikkat edilmesi gerekrn nokta havuçla incirin ayrı kaplarda kaynatılmasıdır. Daha sonra bu iki karışım çok ılımadan karıştırılır. Karışım içilmeden önce buzdolabında muhafaza edilmelidir.

Bu enerji deposu karışımı 20 gün boyunca her gün kahvaltıdan 10-15 dakika kadar önce, 1 bardak için. 20 günün sonunda küre 1 hafta ara vermeli sonrasında bu kür 20 gün boyunca tekrarlanmalıdır.

5. Demir Eksikliğine Bağlı Kansızlığa Karşı Kür

Ispanağın demir eksikliğine bağlı kansızlığa iyi geldiği bilinmektedir. Ancak Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu ıspanağın tek başına tüketildiğinde düşünüldüğü kadar etkili olmadığının altını çiziyor. Önerisi ise ıspanak-kereviz ya da ıspanak-maydanoz karışımı.

Özellikle ıspanak-kereviz karışımı içerdiği demirin büyük bir kısmını direkt olarak vücuda aktarır. Oysa tek başına ıspanak ya da kereviz bu kadar etkili değildir. Tam tersine ıspanak da kereviz de tek başına tüketildiğinde demirin vücut tarafından kullanılmasını engeller.

Bununla birlikte dikkat edilmesi gereken noktalar şu şekilde;

  • Ispanak-maydanoz kürü uykuyu kaçıracağından akşam saatlerinde değil, gündüz uygulanmalıdır. Hormonların zamana bağlı olarak farklı çalışmasından dolayı akşam saatlerinde maydanoz yerine ıspanak-tere otu kürü uygulanır.
  • Demir eksikliğine karşı ıspanak-kereviz ya da ıspanak-maydanoz kürü uygularken ve kürleri tamamladıktan sonra yüksek miktarda fosfat içeren gıdalardan uzak durulmalıdır. Bununla birlikte çay ve kola tüketimi sınırlandırılmalıdır.
  • Demir ilacı alan kişilerin zaman zaman C vitamini takviyesi de alması gerekmektedir. Demirin bağırsaklardaki emilimi C vitamini sayesinde gerçekleşir. Bu yüzden demir takviyelerinin yararı ancak C vitamini takviyesiyle maksimum seviyeye ulaşır.
  • Ülser hastalığı olanlar demir takviyesi alırken çok dikkatli olmalı ve ıspanak-kereviz kürü uygulamamalıdır. Bunun yerine ıspanak-maydanoz kürünü uygulayabilirler.
  • Gut hastalığı olanlar tükettikleri ıspanak miktarına dikkat etmelidir.
  • Hamile kadınların gebeliğin ilk 4 ayında tereden uzak durması gerekir.
  • Şeker hastasıysanız bu kürleri doktorunuza danışmadan uygulamamalısınız.

Ispanak-kereviz kürünün hazırlanması: Bu kür için gereken malzemeler; 250 gram taze ıspanak ve 200 gram kerevizdir. Kaynayan 1 litre suya kerevizi ekleyip, ağzı kapalı olarak kısık ateşte 10 dakika haşlayın. Bu sürenin sonunda ıspanağı ekleyip, ağzı kapalı şekilde 5 dakika daha haşlayın.

Soğuduktan sonra karışımın suyunu süzüp sabah aç karnına ya da kahvaltıdan 1 saat sonra için. Aynı şekilde akşam yemeğinden önce ya da yemekten 1 saat sonra için. Kür böylece 15 gün boyunca uygulanır ve sonrasında 10 gün ara verilir. Aradan sonra 15 gün boyunca devam edilerek 30 güne tamamlanır.

Kereviz ve ıspanağın taze olması, 2 günden uzun süre sonra kullanılacaksa derin dondurucuda saklanması gerekir.

Ispanak-maydanoz kürü için kereviz yerine kullanılacak olan maydanozların 18-20 adedi geçmemesi, taze olmaları ve saplarıyla birlikte kullanılmaları gereklidir. Yine kereviz de olduğu gibi hazırlanır ve tüketilir.

6. Erken Menopoz ve Miyom İçin Kür

Güçlü bir antioksidan olan soğanla uygulayacağınız bu kür sayesinde erken menopoz ve miyom riskine karşı önlem alabilirsiniz. Ergenlikteki adet düzensizlikleri, rahim duvarı kalınlaşması, rahim kanseri gibi ciddi hastalıklara karşı büyük ölçüde koruma sağlayan soğan kürünü her kadın senede 2 kez 15 gün süreyle uygulamalıdır. Regl bitiminden 2 gün sonra uygulanmaya başlanması gereken,

Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu’nun tavsiyesi olan soğan kürü şu şekilde hazırlanıyor: Kaynamakta olan 1,5 bardak suya 1 adet orta boy kahverengi soğanı dörde bölerek atın ve ağzı kapalı olarak 5 dakika boyunca kaynatın.

Sıcağa yakın durumdaki ılık soğan suyunu öğle yemeğinden ve akşam yemeğinden 15 dakika önce taze olarak hazırlayarak için. Son olarak belirtelim; bu kür mor ya da beyaz soğanla değil, mutlaka kahverengi soğanla hazırlanmalıdır.

Ülser ve gastrit problemi olanlar soğan kürünü uygulamamalıdır.

Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu’nun bu çok değerli önerilerini sizlerle paylaştık. Ancak kendisinin altını çizdiği bir konuyu biz de tekrar dile getirelim. Tüm bu kürler kullanmak olduğunuz başka bir ilaçla ya da kullanılan malzemelerden herhangi birine alerjiniz olması durumunda fayda yerine zarar getirecektir. Bu yüzden doğal kürleri doktorunuza danışarak uygulamanızda fayda var.

Источник: https://rookka.com/ibrahim-saracoglundan-sagliginiz-icin-altin-degerinde-oneriler/

Sonbahar hastalıklarına dikkat

Uzmanlardan 5 sonbahar hastalığına karşı altın değerinde öneriler..

Anne-bebek arasındaki bağlanma şekli, yetişkinlik döneminde kurduğumuz ilişkilerle benzerlik gösterir. İş hayatımızı, dostluklarımızı, arkadaşlıklarımızı nasıl yaşayacağımız konusunda da ciddi bir model oluşturur. Peki, hayatımızı doğrudan etkileyen bu konu hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz?

Bağlanma Türleri

Çocuklukta ve yetişkinlikte yakın ilişkilerianlamlandırmaya yönelik geliştirilen teoriler arasında belki de en çok etkibırakan ve hakkında en çok bilimsel kanıt bulunan teori Bağlanma Teorisi’dir1.

Bu teori öncelikle çocukların ebeveynleriyle olan ilişkilerini anlamlandırmakiçin ortaya atılmış olsa da, sonraki yıllarda yetişkinlerin ilişkileriniincelemekte de sıklıkla kullanılmıştır2.

Bağlanma teorisinin özünde insanlarıngüven, huzur, sevgi gibi ihtiyaçlarını bir başkasından (çocuklukta ebeveyn,yetişkinlikte genelde romantik partner) sağlama ihtiyacı yatar.

Bu teoriye göreerken çocukluk döneminde ebeveynlerimizle yaşadığımız deneyimler, ileride yakınolduğumuz insanlardan beklentilerimizi oluşturmamıza yardımcı olmaktadır. Bubeklentiler üzerinden yaşadığımız hayatımızda genelde beklentilerimizikarşılayan insanlarla birlikte oluyor ve sonuç olarak ebeveynlerimizlekurduğumuz ilişkilere benzer deneyimler yaşıyoruz.

Bağlanma Teorisi ortaya atıldıktan kısa bir süre sonra Mary Ainsworth 12 aylık çocuklarla yaptığı deneylerde çocukların genelde 3 farklı bağlanma türü olduğunu ortaya çıkarmaktadır3.

Bunlar sırasıyla güvenli, kaygılı-kararsız ve kaçınmacı bağlanma türleridir: Güvenli bir bağlanma türüne sahip çocuklar ebeveynlerinden ayrıldıklarında sıkıntı yaşasalar da tekrar bir araya geldiklerinde çabucak sakinleşip, normale dönüyorlar.

Bu çocuklar ebeveynlerinin varlığında kendilerini güvende hissedip bağımsızca etrafı anlamaya ve oyun oynamaya yöneliyorlar. Çocukların %67’sinin bu kategoride olduğu düşünülmektedir. Kaygılı-kararsız şekilde bağlanan çocuklar ise ebeveynleri yanlarındayken bile huzursuzlar.

Yaşadıkları güvensizlik duygusundan dolayı güvenli bağlanan çocuklar gibi huzurlu bir şekilde etrafı anlamak ya da oyun oynamak gibi aktivitelerde bulunamamaktadırlar. Ebeveynlerinden ayrıldıklarında sıkıntı yaşıyorlar ve ebeveynleri geri döndüğünde dahi kolayca yatışmıyorlar, ebeveynlerine duydukları kızgınlık geçmediği gözlemlenmiştir.

Çocukların %12’sinin bu kategoride olduğu düşünülmektedir. Son olarak kaçınmacı bağlanma türündeki çocuklar ebeveynlerinden tamamen kaçınacak şekilde davranıyorlar. Aynı odadayken onlarla çok fazla ilişki kurmuyorlar, ayrıldıklarında ağlamıyorlar, bir araya geldiklerinde de ebeveynle bir temas kurmaya çalışmıyorlar. Çocukların %21’inin de bu kategoride olduğu düşünülmektedir.

Bilim insanları yetişkinlerde bağlanmayı, kategorilereayırmaktansa düzlem üzerinde incelemenin daha uygun olduğunu düşünüyorlar;çünkü hiçbir insan tam olarak bir kategoriye uymamaktadır4. Bağlanma düzlemindeiki eksen bulunmaktadır: bağlanma kaygısı ve bağlanma kaçınması.

Bağlanmakaygısı kişinin ilişkisine dair duyduğu kaygılarla ilgiliyken, bağlanmakaçınması kişinin bir ilişki kurmaktan ne kadar kaçındığını ölçer. Bu eksenlerkullanılarak kategoriler oluşturmak da mümkündür. Buna göre eğer kişi düşükbağlanma kaygısına ve düşük bağlanma kaçınmasına sahipse, bu kişi düzlemingüvenli bölgesinde bulunmaktadır.

Güvenli bölgede olmak kişinin başkalarıylayakınlık kurmaktan rahatsız olmadığını, kendini bir başkasıyla güvendehissedebildiğini ve bir başkasından destek almaktan kaçınmadığını işaret eder.Bu kişi ilişkilerinde genel olarak bir güven ve bağlılık problemiyaşamamaktadır.

Kişi eğer yüksek bağlanma kaygısına ve düşük bağlanmakaçınmasına sahipse, bu kişi de kaygılı bölgede yer almaktadır. Bu özelliğesahip insanlar karşılarındaki insana fazlaca yakınlık gösterir ve sürekli birterkedilme korkusu yaşar.

Düşük bağlanma kaygısı, yüksek bağlanma kaçınmasıkişiyi kaçınmacı bölgeye yerleştirirken, hem yüksek bağlanma kaygısı hem deyüksek bağlanma kaçınması korkulu-kaçınmacı bölgeye denk gelmektedir. Kaçınmacıbölgedeki insanlar duygusal olarak başkalarına yaslanmaktan hoşlanmamakta,sadece kendilerine güvenmektedirler.

Yakınlık duygusu onları geren ve rahatsızeden bir duygudur. Korkulu-kaçınmacı bölgedeki insanlar ise bir yandan yakınlıkkurmak isterken diğer yandan başkasına güvenmekten korktukları için samimiilişkiler kurmakta güçlük çekerler. Bu bölgeleri daha iyi anlamak içinaşağıdaki şekli inceleyebilirsiniz.

Bağlanma düzlemi

Bağlanma türleri temellerinde yatan bilişsel, duygusal vedavranışsal bileşenler incelenerek daha iyi anlaşılabilir5. Bilişsel düzeydegüvenli bağlanma türüne sahip kişiler diğer insanlara güvenme konusunda dahaolumludurlar. Diğer insanların yakınlık beklentilerini karşılayabileceklerineinanırlar. Diğer bağlanma türleri bu konuda genel olarak olumsuzdur.

Diğerinsanlara güvenemeyeceklerini düşünürler. Duygusal düzeyde, güvenli bağlanankişiler her zaman arkalarını kollayacak ve ihtiyaç duyduklarında danışabilecekbirileri olduğunun farkındadır ve sosyal ilişkilerinde kendilerini güvenli verahat hissederler. Bu nedenle de hayatı normal temposunda yaşamak vesosyalleşmek bu kişiler için daha kolaydır.

Bağlanma kaygısı yüksek olankişiler ise ilişkilerine dair daimi bir korku ve kaygı hissi taşırlar; diğerinsanların onlara ihtiyaç anında destek vermeyeceği konusunda endişelenirler.Bağlanma kaçınması yüksek olan insanlar ise kaçınma ve öfke gibi negatifduygular taşırlar.

Bu kişiler diğer insanlarla olan ilişkilerini sınırlamaktadırlarve diğer insanların yanındayken kendilerini rahatsız hissetme eğilimindedirler.Davranışsal düzeye bakıldığında, güvenli bağlanan kişiler bir sorunlarıolduğunda yakınlarıyla sağlıklı iletişim kurarlar ve onlardan destek alırlar.

Bağlanma kaygısı yüksek olanlar ise stres sinyalleri yayarlar ve bunlarınbaşkaları tarafından anlaşılmasını beklerler. Sürekli ilgi talep ederler veöfke gösterirler. Bağlanma kaçınması yüksek olan kişiler ise diğer kişilerdenhiçbir zaman bir şey beklemez ve talep etmez, kendilerini geri çekerler.

Bağlanma türleri, insanların yakın ilişkilerinde ikiönemli faktörü oldukça etkilemektedir: Bağlılık ve yakınlık.

Güvenli bağlananinsanlar ilişkilerinde sağlıklı ve rahat bir şekilde bağlılık ve yakınlıkgeliştirirken, kaygılı bağlananlar ise ilişkinin yeterince olgunlaşmasına zamanvermeden fazlaca samimiyet ve bağlılık kurmaya çalışır ve diğer insanlarlagereğinden fazla bilgiyi çok kısa sürede paylaşma eğilimi gösterirler.Kaçınmacı bağlananlar ise ilişkide bağlılık kurma konusunda oldukçaisteksizdirler ve insanlarla aralarına mesafe koyarak paylaşım yapmaktankaçınırlar.

Bağlanma türlerimiz hayatımızın birçok alanında, ama enönemlisi yakın ilişkilerimizde, çok önemli bir rol oynarlar.

Bu da gösteriyorki erken dönemde edinilen deneyimler, hayatımız boyunca ilişkilerimizde bizietkileyebilir. Fakat elbette kişinin sahip olduğu bağlanma türü – kolay olmasada – değişebilir/değiştirilebilir.

Bağlanma teorisi ve bağlanma türleri ileilgili ilerleyen günlerde başka yazılarla da karşınızda olacağız.

Takipte kalın.

Kaynak: www.yakiniliskiler.com Yazan: Berk Bilmez Düzenleyen: Gizem Sürenkök

Источник: https://www.kigem.com/sonbahar-hastaliklarina-dikkat.html

Alerjik hastalıkları önlemek için altın değerinde öneriler

Uzmanlardan 5 sonbahar hastalığına karşı altın değerinde öneriler..

Konu alerji olduğunda akla ilk gelen mevsimlerdir. Özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında bu tip hastalıklara sıklıkla karşılaşabilmekteyiz. Bazı risk durumlarından ötürü bu şekilde rahatsızlığa sahip insanlar özellikle sonbahar aylarında evlerinden dışarıya çıkamayacak duruma gelmektedirler.

Fakat uygulanacak tedbirler ve bazı tedavi şekilleri sayesinde kişilerin bu sıkıntılı zamanları daha rahat bir şekilde atlatması sağlanabilmektedir. 
Meltem Hastanesi'nden Uzm. Dr.

Çetin Yücesoy sonbahar alerjileri ve bu alerjilerden nasıl korunabiliriz konularında bizlere bazı bilgiler sunmaktadır.

Güneş Işınlarından Fazla Miktarda Faydalanmak Gerekir

Yaz aylarından sonbahar aylarına geçişlerde ısı dalgalanmaları büyük bir önem arz etmektedir. Çünkü sonbahar aylarında doğanın kış için değişmesi gibi insanlarda da bedensel değişimler söz konusudur. Bu nedenle insan ile doğa arasında bir uyum süreci baş gösterir.

Yaz aylarında dışarıda, açık havada geçirilen zamanlar kış aylarında azalacak ve daha çok kapalı alanlarda zaman geçirilmeye başlanacaktır. Bu nedenle kapalı alanlarda güneş ışığından daha az faydalanılmış olacaktır.

Fakat sonbahar aylarında güneşin faydalı etkenlerinden yararlanmak vücut için son derece değerlidir.

Depresyona Neden Olabilmektedir

Sonbahar mevsiminde olunsa da açık alanlarda zaman harcamak hem güneşin yararlı etkenlerinden faydalanmaya hem de mevsimsel olarak görülebilen depresyon etkilerinden sakınmaya yardımcı olmaktadır.

Fakat bu mevsimde bazı hormonlar güneşten daha az faydalanıldığı için fazla salgılama yapmaktadırlar. Bu da insanı daha fazla depresif bir duygu haline sokabilir.

Fakat bu zamanlarda özellikle solunum yolları alerjisi bulunan hastaların dış etmenlere karşı daha dikkatli olmaları gerekmektedir. 

Alerji Oluşturan Dış Etmenlere Daha Fazla Dikkat Etmek Gerekir

Sonbahar aylarında alerjik reaksiyonların ortaya çıkmasına en çok neden olan alerjenler akarlar ve ev tozlarıdır. Bunun yanı sıra bir diğer etmen de nemdir. Yağmurların fazlalaşıp ağaçlardan düşen yaprakların nemli ortam yaratıp küf mantarları ve sporların üremesine ev sahipliği yapmasıdır.

Üreyen bu mantarlar rüzgar sayesinde havada taşınıp küf mantarına karşı alerjisi olan hastaların sıkıntılarını daha da arttırabilmektedir. Bunların yanı sıra bu mevsimde alerjisi olan hastaları etkileyen bir diğer etmen de yabani otlardır.

Ağustos ve kasım ayları arasında yabani bitkilerden salınmaya başlayan polenler, küf mantarları, sporlar, ev tozu akarları çevresel etmenler ile bir araya gelerek astım hastalığını ve üst solunum yolu hastalıklarını tetikleyecek pozisyona gelmektedirler. 

Hangi Durumlarda Daha Dikkatli Olmalıyız? 

– Burunda tıkanma  – Kuru öksürük hali  – Gözlerde sulanma ve kaşıntı  – Geniz ya da çok fazla burun akıntısı  – Boğazda kaşıntı  – Kronikleşen yorgunluk hali – Nefeste daralmalar – Kronikleşen öksürük ya da hapşırık – Göğüste ıslık şeklinde sesler ve ya hırıltılar

– Göğüs bölgesinin ön tarafından devam eden kaşıntı durumu.

Alerjik Hastalıkların Tedavisinde İlk Yapılması Gereken Uzaklaşmaktır

Sonbahar aylarında havaların soğuması, ısı dalgalanmaları ,çoğalan hava kirliliği ve salgınlar nedeni ile solunum sistemi alerjileri  tetiklenmektedir. Herhangi bir alerjik rahatsızlığı olan hastalar bu dönemlerde kendilerini daha çok sakınmalı, özellikle solunum yolu alerjisi olan hastalar dış faktörlere karşı daha dikkatli olmalıdır.

Öncelikle alerjinin nedeni tespit edilmeli, polenlerin çok olduğu zamanlarda pencereler ve kapılar kapalı tutulmalı, polenlerin en çok yoğun olduğu 10 ila 16 saatleri arasında mümkün oldukça dışarıda olunmamalıdır. Dış mekanlardan eve girildiğinde hemen yıkanılmalı, dışarıda giyilen tüm kıyafetler değiştirilmelidir.

Polenlerin çok fazla bulunabileceği yerlerde aktivite yapılmamalı mümkün ise dış mekanlara çıkışta koruyucu maske kullanılmalıdır. 

Astım Hastalığı Olanlar Dikkat !

Bu zamanlarda enfeksiyonlar daha fazla dikkati çekmektedir. Havanın ani ısı değişimleri viral ve bakteriyel enfeksiyonların üremesine ortam sağlamaktadır. Bu nedenle astım ve solunum yolu alerjisi olan hastalarda bu dönemlerde daha fazla dikkatli olunması gerekmektedir.

Çünkü bu kişiler diğer insanlar göre daha hızlı grip gibi hastalıklara yakalanabilmektedirler. Grip hastalığı ise mevcut alerjik rahatsızlığı tetiklediği için hasta hem grip ile hem de alerji ile aynı anda savaşmak zorunda kalacaktır ve bu yüzden savunma sistemi iyice zayıflayacaktır. Savunma sistemi düştüğünde daha fazla ilaç tüketimine neden olacaktır.

Hatta ciddi boyutlara ulaşıp kronikleşip yaşam kayıplarına dahi yol açabilmektedir.

Alerjik Hastalıklardan Korunmak İçin Öneriler

  • Vücut direncini arttırmak için beyaz et, kırmızı et, süt, yumurta, balık gibi protein açısından zengin yiyeceklerin tüketilmesine dikkat edelim.
  • Uzun süre bekletilmiş ve ya dondurulmuş gıdaları tüketmekten sakınmamız gerekir. 
  • Kalsiyum açısından zengin süt, yoğurt gibi yiyecekler ve mevsiminde yetişmiş yapraklı sebzeler tüketilmelidir. 
  • Vücut direncini arttırmak için probiyotik vitamin ve mineraller içeren besin takviyeleri alınabilir. 
  • Uyku düzenine dikkat edilmeli günde en az 6 saat uyumak gerekmektedir. 
  • Gündüzleri elimizden geldiği kadar temiz havadan ve güneş ışınlarından faydalanmak gerekmektedir. 
  • Spor çok önemlidir. Bir haftanın en az beş gününü spor yaparak geçirebilirsiniz. Özellikle alerjisi olan hastalarda yüzme sporu çok faydalı olacaktır. 
  • Özellikle sonbahar aylarında havada ani ısı değişimleri olduğu için kıyafet seçimine çok özen gösterilmelidir. Ne ince ne kalın havanın durumuna göre ısı düzenini sağlayacak en uygun kıyafetler seçilmelidir. 

Источник: https://www.meltemhastanesi.com/haber/alerjik-hastaliklari-onlemek-icin-altin-degerinde-oneriler

Alerjik hastalıklardan korunmak için ne yapmalı? Uzmanlardan 9 pratik öneri

Uzmanlardan 5 sonbahar hastalığına karşı altın değerinde öneriler..

Yaz döneminden sonbahara geçiş ve ısı değişimi gibi faktörler büyük önem taşır. Çünkü sonbaharda doğadaki kış hazırlığı ile birlikte insanlarda da bedensel değişiklikler ortaya çıkar. Dolayısıyla insan ile doğa arasında birbirine uyum süreci başlar.

Yazın sürekli açık havada geçirilen zamanların ardından, sonbaharın gelmesi ve havaların aniden soğumasıyla yeniden kapalı ortamlara dönüş başlamaktadır.

Dolayısıyla güneşten daha az yararlanılır oysa sonbaharda da güneşin faydalı etkilerinden yararlanmak önemlidir.

Alerji hastalarına iyi gelen 10 öneri

Mevsim sonbahar olsa da dışarıda zaman geçirmek hem güneşten daha fazla yararlanmaya, hem de mevsimsel depresyondan korunmaya yardımcı olur.

Çünkü bazı hormonlar, bu mevsimde güneşin azalmasıyla birlikte daha çok salgılanır. Bu da kişiyi daha depresif bir duygu durumuna sokar.

Ancak bu dönemde özellikle solunum yolu alerjsi olan kişilerin çevresel faktörlere karşı kendilerini korumaları gerekmektedir.

Alerjiyi tetikleyen çevresel faktörlere dikkat etmek gerekiyor

Sonbaharda alerjik reaksiyonların ortaya çıkmasını tetikleyen başlıca alerjenler ev tozu akarlarıdır. Bir diğer neden de nem faktörüdür.

Yağmurların artıp, özellikle de dökülen yaprakların nemli ortamda kalması küf mantarı sporlarının ortaya çıkmasına yol açar. Bu mantarlar rüzgarla yayıldığından, açık havada bulunmak küf mantarı alerjisi olan kişilerin şikayetlerini artırabilir.

Ayrıca bu dönmede alerjik reaksiyonları tetikleyen bir diğer önemli alerjen ise yabani otlardır.

Ağustos ayı ortasından başlayan ve Kasım ayı sonlarına kadar devam eden yabani otlardan yayılmaya başlayan polenler, yağışlarla birlikte artan küf mantarı sporları ve kapalı mekanda oluşan ev tozu akarları çevresel faktörler ile buluşarak üst solunum yolu alerjilerini ve astımı tetikler.

  • Gözlerde kaşıntı ve sulanma
  • Burunda tıkanıklık
  • Aşırı burun ya da geniz akıntısı
  • Boğazda kaşıntı ya da takılma hissi
  • Kuru öksürük
  • Kronik yorgunluk
  • Nefes darlığı
  • Uzayan ya da geçmeyen kronik öksürük
  • Göğüste hırıltı ya da ıslık sesi
  • Tam göğsün ön tarafında kaşıntı hissi

Alerjik rinit (saman nezlesi) nedir? Belirtileri, nedenleri ve tedavisi

Alerji tedavisinde ilk yapılması gereken şey korunmadır

Sonbaharda, havaların serinlemesi,  ani ısı değişimleri, artan hava kirliliği ve salgına sebep olabilen virüs enfeksiyonları ile solunum sistemi alerjileri tetiklenir. Alerjik bünyeli kişiler bu dönemde çok dikkatli olmalı ve özellikle solunum yolu alerjisi olanlar çevresel faktörlere karşı kendilerini korumalıdır.

Öncelikle alerjinin sebebi bulunmalı, polenlerin yoğun olduğu dönemde pencereleri kapalı tutmalı, ev içinde havalandırma sistemleri ve hava filtreleri kullanılmalı, polenlerin yoğun olduğu 10:00 ile 16:00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarıda bulunulmamalı, dışarıdan eve gelindiğinde duş alınmalı, bütün kıyafetler değiştirilmeli, polenlerin çok olduğu yerde spor yapılmamalı, ağız ve burunu koruyan maske kullanılmalıdır.

Bu dönemde enfeksiyonlar çok daha fazla öne çıkmaktadır. Çünkü havadaki ısı değişimi viral ve bakteriyel enfeksiyonların ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Özellikle astım ve solunum yolu alerjisi olan kişilerin her türlü solunum yolu enfeksiyonlarına karşı, alerjisi olmayan kişilere göre çok daha fazla dikkat etmesi gerekir. Çünkü bu kişiler daha kolay gribe yakalanabilir.

Grip, mevcut alerjileri tetikliyor ve kişi hem grip hem de alerji ile mücadele etmek durumunda kaldığı için vücudun savunma sistemi de düşer. Savunma sistemindeki zayıflama hastalığın daha geç iyileşmesine ve daha fazla ilaç kullanımına neden olduğu gibi kronikleştiği takdirde yaşam kayıplarına bile yol açabilir.

Aşırı nem alerjik hastalıkları artırdı

Alerjik rahatsızlıklardan korunmak için 9 öneri

  1. Vücut direncini güçlendirmek için balık, süt, yumurta, kırmızı ve beyaz et gibi proteinden zengin gıdaların tüketilmesine özen gösterin.
  2. Protein grubunun yanı sıra yeşil yapraklı mevsim sebzeleri, süt ve yoğurt gibi kalsiyum ağırlıklı besinlerin ihmal etmeyin
  3. Depolarda bekletilmiş ve dondurulmuş gıdalardan mümkün olduğu kadar uzak durun
  4. Mevsimine uygun meyve-sebzelerden tüketin
  5. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek için probiyotik, vitamin ve mineral takviyeleri alın
  6. Günde en az 6-7 saat uyumaya çalışın
  7. Gün içinde fırsat buldukça açık havada temiz havadan ve güneşten faydalanın
  8. Haftada en az 5 gün spor yapın. Özellikle alerjik kişiler için tavsiye edilen yüzmeyi tercih edin
  9. Sonbaharda da hava şartlarına uygun kıyafet seçin, ısı değişimlerinin olduğu süreçte ne çok kalın ne de çok ince giyinin

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/alerjik-hastaliklardan-korunmak-icin-ne-yapmali-uzmanlardan-9-pratik-oneri/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.