Venöz Tromboz Hasta Kılavuzu

Derin Ven Trombozu Teşhisi

Venöz Tromboz Hasta Kılavuzu

Derin Ven Trombozu Teşhisi Nasıl Konulur?

Yazımız, toplardamar pıhtılaşması (derin ven trombozu) ile ilgili. Özellikle, teşhisinin konulmasında karşılaştığımız güçlükler ve nedenleri ile ilgili.

Derin ven trombozu ve pulmoner emboli; venöz tromboembolinin (toplardamar pıhtılaşması, toplardamar kanı birikmesi) en önemli iki komplikasyonudur. Her iki hastalığın temelinde mevcut olan durum venöz tromboemboli (toplardamar pıhtılaşması) dir.

Derin ven trombozu sıklıkla belirti vermeyen veya belirtileri diğer hastalık veya durumlar ile kolaylıkla karışan bir hastalıktır.

Teşhis konulamadığında veya uygun tedavi edilmediğinde oluşan pıhtının akciğer dolaşım sistemine karışmasına bağlı olarak akciğer besleyen kan damarı tıkanması veya tıbbi adıyla pulmoner embolizm (akciğer embolisi, akciğer pıhtılaşması) oluşur.

Venöz tromboemboli gelişimi için en önemli risk faktörü; daha önceden derin ven trombozu geçirilmesidir.

Derin ven trombozu diğer risk faktörleri arasında;

  • İleri yaş,
  • Şişmanlık (obezite),
  • Kanser,
  • Ameliyatlar
    • Uzun süren ameliyatlar veya cerrahi müdahaleler,
    • Kalça ve bacak kemik ameliyatları (kalça protezi, diz protezi, kemik kırıkları),
  • Hareketsizlik veya yatalak olma durumu,
    • Ameliyat veya kronik bir hastalığa bağlı uzun süre yatan hastalar,
    • Yaşlılık, felç veya nörolojik bir hastalık (Alzheimer veya demans gibi) bulunmaktadır.

Risk grupları içerisinde özellikle ileri yaş ve buna bağlı olarak gelişen durumlar oldukça önemlidir. Ancak, tek başına belki de en önemli risk faktörü; daha önceden derin ven trombozu geçirmiş olmaktır.

Akut derin ven trombozu geçiren hastaların, 1/4’ünde geçmişte venöz tromboz öyküsü bulunmaktadır.

Derin Ven Trombozu Teşhisi: Bacak Şişmesi Çok Önemli Bir Bulgudur

Özellikle, Vena Kava İnferiyor, iliak veya pelvik venleri (toplardamarlar) içine alan venöz tromboz (toplardamar pıhtılaşması) durumunda; tek veya çift bacakta şişme (ödem) gözlenir. Bu ödem bazen sağ kalp yetmezliği, vücutta sıvı birikmesi veya böbrek yetmezliği ile de kolaylıkla karıştırılır. Bu nedenle, çoğu zaman derin ven trombozu teşhisinin konulması da gecikir.

Derin Ven Trombozu Hastalarının %50’sinde Ağrı Tipik Olarak Karşımıza Çıkmaktadır

Derin ven trombozu teşhisi için; bacak ağrısı çok özel bir bulgu değildir. Bacak ağrısı, venöz tromboz gelişen hastaların yarısında karşımıza çıkan bir durumdur.

Ancak, ağrının özellikle bacağın (baldır bölgesinin, kruris) hareketleri ile artıp – azalması (Homans Belirtisi) tipik olarak değerlendirilir.

Bazı hastalarda, bu bölgede sıcaklık (ısı artışı), renk değişimi ve kızarıklık ile birlikte hassasiyet (hastaların %50’sinde) gözlenir.

Derin Ven Trombozu Teşhisi: Renkli Doppler Ultrasonografi İlk Olarak Kullanılan Testtir

Derin ven trombozu teşhisinde, hikaye (öykü) ve fizik muayeneyi takiben en sık istenen ilk test; ultrason (venöz doppler ultrasonografi – renkli doppler) dur.

Ultrason, renkli doppler ultrasonografi (venöz doppler ultrasonografi); ses dalgalarını kullanarak, toplardamar içerisindeki kan akımı ve kan pıhtısının yerini kolaylıkla ve zahmetsiz şekilde belirler.

Ultrason sayesinde, özellikle yüzeyden gözlenmesi çok daha zor olan derin toplardamarlar içerisindeki kan akımı yavaşlaması, damar tıkanıklıkları ve kan pıhtıları kolaylıkla gözlenir.

Kan akışının detaylı resmi ve haritası ortaya çıkarılır.

Ultrason sırasında radyasyon kullanılmadığı için, bu yöntem özellikle hamilelerde güvenle kullanılır.

Derin Ven Trombozu Teşhisi: D-Dimer Testi Güvenilir Mi?

D-dimer Testi

Derin ven trombozu teşhisi için kullanılan kan testlerinden birisi de D-dimer ölçümüdür. D-dimer kan testi ölçüm değerleri, kan pıhtısının eritilmesi sırasında ortaya çıkmaktadır.

Referans değerlerinin üzerinde çıkması (pozitif olması) her ne kadar; derin ven trombozu açısından önemli ise de; farklı hastalık ve durumlarda da yükselmenin olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Bu nedenle, D-dimer kan testi DVT açısından çok spesifik (özel) bir test olarak kabul edilmemektedir.

Derin Ven Trombozu Teşhisi: Venografi (toplardamar anjiografisi) En Önemli Tanı Yöntemidir

Derin ven trombozu teşhisi için kullanılan ultrason (venöz doppler ultrasonografi, renkli doppler); teşhisin konulmasında oldukça önemli bir yeri olan yöntemdir. Venöz doppler ultrasonografi aynı zamanda da, derin ven trombozu taraması için şüphelenilen, yüksek riskli grup hastalarda da kullanılmaktadır.

Klasik Venografi (toplardamar anjiografisi) ise; derin ven trombozu teşhisinin konulması açısından tüm yöntemlerin başında yer almaktadır. Ancak, uygulamanın ultrasona göre daha zor olması nedeniyle ikinci sıra teşhis yöntemlerindendir.

Klasik venografi incelemesinde, toplardamar sistemi içerisine radyoopak kontrast ajan (boya) verilmekte ve sonrasında ise toplardamar bölgesinin detaylı seri görüntüleri alınmaktadır. Radyasyon altında yapılması, yöntemin özellikle hamile şüphesi ve hamilelerde kullanımını kısıtlamaktadır. Hamile ve DVT şüphesi olanlarda, ultrason ön plana çıkan teşhis yöntemidir.

Venografi incelemesi uygulamasında karşılaşılan güçlükler nedeniyle; klasik venografi günümüzde yerini bilgisayarlı tomografi venografisi (BT Venografi) veya manyetik rezonans venografisine (MR Venografi) bırakmıştır.

BT Venografi incelemesinde iyonize radyasyon kullanımı, yöntemin bir dezavantajı olarak değerlendirilir.

MR Venografi incelemesinde, radyasyonun kullanılmaması ve görüntü kalitesinin diğer yöntemlere göre daha yüksek olması son zamanlarda daha fazla oranda tercih edilmesinin nedenleri arasındadır.

Derin Ven Trombozu Teşhisi: Dikkat Etmemiz Gerekenler Nelerdir?

Derin ven trombozunun teşhisinde karşımıza çıkan diğer hastalıklar arasında;

Bu hastalıkların ayırıcı teşhisinin tam olarak yapılması, derin ven trombozunun tedavisinin erken dönemde etkin şekilde yapılabilmesini sağlar.

İlk Kez Oluşan Derin Ven Trombozunun Tedavisinde; Kan Sulandırıcı İlaçların 3 – 6 Ay Süre İle Kullanımı Önerilmektedir

Derin ven trombozu teşhisi sonrasında, uygulanan antikoagülan ilaç (kan sulandırıcı, kan inceltici) tedavi ilk adım olmalıdır.  Antikoagülan tedavinin ne kadar süre ile devam edeceği; venöz tromboz (toplardamar kan pıhtısı) yoğunluğu ve hastanın mevcut derin ven trombozu risk faktörlerine bağlı olarak değişkenlik gösterir.

Derin ven trombozu tedavisinde antikoagülan (kan sulandırıcı ilaç) ilaç kullanımı, süresi ve dozu her hasta için farklılıklar göstermektedir. Ancak, ilk kez oluşmuş olan bir akut derin ven trombozu durumunda; kan inceltici ilaç tedavisinin süresi genellikle 3 ile 6 ay arasında değişmektedir.

Eğer, hastanın hikayesinde veya aile öyküsünde, daha önceden geçirilmiş derin ven trombozu mevcutsa; bu durumda tedavinin süresi güncel tedavi kılavuzları tarafından ortalama 12 ay olarak saptanmıştır.

Akılda tutulması gereken nokta; güncel tedavi kılavuzları ile saptanan bu sürelerin oldukça kapsamlı ve uzun araştırmaların sonucu olduğudur.

Kan Sulandırıcı İlaç (antikoagülan, kan inceltici) Kullanımının En Önemli Yan Etkisi Kanamadır

Derin ven trombozu teşhisi konulan hastaların, kan sulandırıcı (kan inceltici) ilaç kullanımına bağlı olarak karşılarına çıkan sorunların en başında kanama gelmektedir. Yaklaşık 3 ile 6 ay süre ile kan sulandırıcı ilaç kullanan hastaların %3 ile %10’un da oldukça ciddi bir kanama gözlenmektedir.

En ciddi komplikasyon olan kanamayı,

  • kan pıhtı atması (venöz emboli),
  • venöz yetmezlik (post-trombotik kapak yetmezliğine bağlı, PTS),
  • venöz (toplardamar) basınca bağlı (kan dolaşımının tıkanması, kan göllenmesi) venöz ülser (venöz yara, bacak yarası) takip etmektedir.

Derin ven trombozu teşhisi konusunda sizinle paylaşmak istediklerim şimdilik bu kadar. Bana bu konu ile ilgili olarak sormak istedikleriniz için buradan ulaşabilirsiniz. Ancak, soru sormadan önce mutlaka; önemli açıklama başlıklı yazımı okuyunuz.

Sağlıkla kalın…

Prof. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu

Источник: https://mehmetergenoglu.com/derin-ven-trombozu-teshisi/

Serebral Venöz Tromboz Nedir? – Acil TIP

Venöz Tromboz Hasta Kılavuzu

Serebral venöz tromboz hiperkoagulabiliteye bağlı oluşan ve infeksiyöz olmayan venöz oklüzyondur.Serebral ven trombozunun inmeli hastaların ancak %1-2’sinden sorumlu tutulabildiği görülmektedir. Her yaşta görülebilmesine rağmen genellikle gençlerde sık görülür.

Erkek/kadın oranı geniş hasta serilerinde 1’e yaklaşırken, 20-35 yaş arasında net olarak kadınlarda daha sık görülmektedir. Oral kontraseptif kullanımı, postpartum veya postoperatif durumlar, Faktör V Leiden mutasyonu gibi hiperkoagulabilite durumları, antitrombin III eksikliği, protein S veya C eksikliği ve polisitemi kolaylaştırıcı faktörlerdir.

Klinik bulgular hastalık akut gelişebileceği gibi, subakut ve kronik bir gidiş gösterebilir.  Nörolojik bulgular değişkendir ve belirli bir anatomik bölgeye uymaya­bilir.

Kafa içi basınç artışına işaret eden başağrısı, bulantı, kusma ve papilla ödemi, beyin parenkiminin hastalık sürecine katıldığını gösteren fokal veya jeneralize epileptik nöbetler ve fokal nörolojik defisitler en sık karşılaşılan klinik semptom ve bulgulardır. Bu semptom ve bulgular klinik sendromları oluştururlar.

 Bu sendromlar izole kafa içi basınç artışı sendromu, başağrısı ile beraber fokal nörolojik defisit veya epileptik nöbet ve başağrısı ile beraber hızlıca kötüleşen bilinç bozukluğu olarak özetlenebilir. Ancak bu sendromlar zaman içinde sabit kalmayabilir ve diğer bir sendroma doğru gelişim gösterebilir.

Serebral venöz sistem

 

Serebral venöz yapıların anatomisi üstteki  şekil’de gösterilmiştir. Beynin yüzeyel kortikal ve derin yapılarını drene eden venler önce çevresi dura yaprakları tarafından oluşturulmuş venöz  boşluklar olan dural sinuslara daha sonra da internal juguler venlere boşalır.

Serebral Venöz Tromboz Tanı 

Serebral ven trombozundan şüphelenildiğindeMR venografi ile konur, ancak Beyin BT acil koşullarda başvurulan ilk tanı yöntemidir. Beyin BT de Serebral ven trombozu direkt ve indirekt bulgularla saptanabilir.
Bunlar, tutulan kortikal ven veya dural sinüste trombüs varlığına işaret eden bulgulardır.

Bunlar içinde en sık karşılaşılan kontrastsız kranyal BT’de dural sinüs veya serebral venin spontan hiperdens görüntüsü  ve beyinin arka bölümü tutulduğunda kontrastlı BT incelemesinde sinüsün içinde trombüse işaret eden “delta bulgusudur”.

Kontrastlı BT sonrasında beyin duvarları üçgen şeklinde yoğun olarak kontrast tutar ve hiperdens hale gelirken, lümen içindeki trombüs nedeniyle hipodenstir.

Venöz infarkt beyin BT’de hipodens görünümdedir, belirli bir arteryel sulama alanına uymaz, genellikle peteşiyal tarzda hemorajik olduğundan dolayı içinde yer yer hiperdens alanlar görülür. Kanamanın belirgin olduğu durumlarda yoğun bir hematom görüntüsü ile karşılaşılabilir.

Hemorajik venöz infarkt multifokal olabilir ve genellikle tutulan dural sinus komşuluğunda yer alır. Superior sagital sinusun tutulduğu durumlarda klasik olarak orta hattın her iki yanında multipl hemorajik venöz infarktlar görülebilir.Olguların %30’a kadarında ise BT normaldir.

 

Kontrastsız bilgisayarlı beyin tomografisinde; sağ transvers sinus trombozu ile uyumlu olacak şekilde transvers sinus hiperdens görülmektedir.
Kontrastlı beyin bilgisayarlı tomografide; ok transvers sinusda “delta bulgusunu” gösteriyor.Kontrastsız bilgisayarlı beyin tomografisinde; Sol occipital bölgede geniş hemorajik venöz infarkt görülmektedir.

 Beyin BT ile serebral ven trombozdan şüphelenildiğinde dural sinüs trombozu tanısının kesinleştirilmesi gerekmektedir. Bu amaçla noninvazif ve dural sinusları daha yüksek duyarlılıkla gösterebilen kranyal magnetik rezonans görüntüleme(MRG)ye ve magnetik rezonans venografiye  başvurulur.

Serebral venöz trombozu tanısında “altın standart” tanı yöntemi anjiyografi değil MRG’dır. MRG’datromboze sinüs T1 ve T2 ağırlıklı incelemelerde sinyal artışı olarak görülür. Konvansiyonel anjiyografi MR veya BT venografi çok erken (5 günden önce) veya geç (6 haftadan sonra) dönemlerde yanlış negatif  veya şüpheli sonuç verdiğinde kullanılır.

Prognoz
Serebral ven trombozlarının önemli bir bölümü geniş anastomoz ve kollateral dolaşımın varlığı nedeniyle iyi seyirlidir.

 Yaş, erkek cinsiyet, başlangıçta komanın varlığı, epileptik nöbetler, fokal bulguların olması veya bu  bulguların kötüleşmesi, mental durum değişikliği, arka çukur lezyonu, derin ven sisteminin tutulması, etyolojide kanser olması ve özellikle septik trombozlar prognozu kötüleştiren faktörlerdir.

Serebral Venöz Tromboz Tedavi

Serebral ven trombozlarının tedavisi etyolojiye yönelik, semptomatik ve antitrombotik tedavidir.Semptomatik tedaviler içinde epileptik nöbetler varlığında antiepileptik tedavi, artmış kafa içi basıncını düşürmeye yönelik kortikosteroid, asetazolamid ve gerektiğinde boşaltıcı lomber ponksiyon uygulaması, infeksiyon odağı varlığında antibiyotik tedavileri verilir.

Antitrombotik tedavi tartışmalıdır.

Özellikle izole kafa içi basıncı artışı ile giden durumlarda veya hemorajik venöz infarktlı olgularda uygulanmaması gerektiğini öne sürenler olsa da, klasik yaklaşım hemorajik venöz infarkt varlığında bile etkin dozda heparin veya düşük molekül ağırlıklı heparinlerle tedaviye başlamak, altta yatan bir kalıtsal trombofili olmadıkça tedaviye 3-6 ay boyunca oral antikoagülan tedaviyle (varfarin) devam etmektir. Randomize kontrollü iki çalışmanın sonucunda plasebo ve heparin kullanımı arasında istatistiksel anlamlı fark olmasa da, heparin lehine klinik anlamlı fark  gösterilmesi bu klasik tedavi yaklaşımının geçerliliğini pekiştirmiştir.  Bir metanaliz sonucuna göre düşük molekül ağırlıklı heparinlerin daha etkili olduğu ve daha az kanama komplikasyonu geliştiği saptanmıştır.

Ekstraserebral venöz trombozlara benzer şekilde venöz tromboz geçici bir etyolojiye bağlı ise 3 ay süreyle; idyopatik veya protein C, S eksikliği, heterozigot Faktör V Leiden mutasyonu veya protrombin II gen mutasyonu gibi “hafif ” bir herediter trombofiliye bağlı ise 6-12 ay süreyle;  antitrombin eksikliği, homozigot Faktör V Leiden mutasyonu gibi yüksek rekürrens riski taşıyan “ağır” bir herediter trombofili veya birden fazla neden olduğundaysa uzun süreli antikoagülan tedavi verilmesi önerilmektedir. Etyolojik faktörlerin tam olarak kontrol edilemediği durumlarda veya nedeni belirlenemeyen serebral ven trombozlu olgularda daha uzun süreli bir antikoagülan tedavinin yararlılığı konusunda herhangi bir bilgi yoktur.

KAYNAKLAR

  1. Amery A, Bousser MG. Cerebral venous thrombosis. Neurologic Clinics, 1992; 10: 87-111
  2. Avşar N, Aktan S. Serebral venöz tromboz. İçinde: Balkan S (Editör): Serebrovasküler Hastalıklar. “Modern Tıp Seminerleri” dizisi. Güneş Kitapevi Ldt Şti, 2001.
  3. Barnett HJM, Mohr JP, Stein BM, Yatsu FM. Stroke: Pathophysiology, Diagnosis, and Management. 3. Baskı, New York, Churchill Livingstone, 1998.
  4. Bousser MG. Cerebral venous thrombosis. Nothing, heparin, or local thrombolysis? Stroke 1999; 30:481-483
  5. Dentali F, Gianni M, Crowther MA, Ageno W. Natural history of cerebral vein thrombosis: a systematic review. Blood 2006; 108:1129-1134
  6. Ehtisham A, Stern BJ. Cerebral venous thrombosis. The Neurologist 2006; 12:32-38
  7. Einhaupl K,. Bousser MG, de Bruijn SFTM, Ferro JM, Martinelli I, Masuhr F, Stam J. EFNS guideline on the treatment of cerebral venous and sinus thrombosis. European Journal of Neurology 2006, 13: 553–559
  8. Warlow CP, Dennis MS, van Gijn J, Hankey GJ, Sandercock PAG, Bamford JM, Wardlaw JM. Stroke: Practical Guide to Management. 2. Baskı, Oxford, Blackwell Science Ltd, 2001.

Источник: https://xn--aciltp-t9a.com/serebral-venoz-tromboz

Derin Ven Trombozu: Ölümcül Olabilir — Multi Yaşam

Venöz Tromboz Hasta Kılavuzu

Bazı derin ven trombozu vakaları hiç belirti göstermeyebilir. Olası belirtiler şunlardır:

  • Bacakların birinde şişme ve hassasiyet.
  • Etkilenen bölgede şiddetli ağrı. Ağrı sadece ayakta durunca veya yürüyünce de hissedilebilir.
  • Pıhtı atan bölgedeki deride ateş
  • Deride kızarma, özellikle bacağın arkasında dizin hemen altındaki bölgede

Genellikle sadece bir bacak etkilenir. Ağrı, ayağı dize doğru yukarı kaldırınca şiddetlenir.

Tedavi edilmeyen derin ven trombozu ilerleyerek akciğer embolisine sebep olabilir. Bu durumda aşağıdaki belirtilerin görülmesi olasıdır:

  • Nefes darlığı. Aniden ortaya çıkabilir veya yavaş yavaş artabilir.
  • Nabız yükselmesi
  • Göğüs ağrısı. Nefes alınca şiddetlenebilir
  • Kan öksürme
  • Bayılma, çökme

Üç tane faktör kanın damar içerisinde pıhtı atmasına neden olur:

  • Darbe almak ve benzeri durumlar sonrasında kan damarlarının hasar görmesi
  • Kısmen veya tamamen tıkanma, beklenmedik çalkantılar gibi nedenlerle kan dolaşımının sekteye uğraması
  • Kanın pıhtı atmaya daha yatkın olmasına neden olan nadir karşılaşılan sağlık sorunu (hiperkoagulabilite)

Aşağıdaki koşul ve durumlar yukarıdaki üç maddenin en az birini tetikleyerek derin ven trombozunun yaşanmasına neden olabilir:

  • Çok uzun süre oturmak (uzun uçak veya araba yolculuklarında yaşanabilir).
  • Çok uzun süre uzanmak veya hareketsiz kalmak (felç hastaları bu duruma daha yatkındır).
  • Yakın zamanda yapılan ameliyatlar; özellikle ortopedik, jinekolojik müdahaleler ve kalp ameliyatları
  • Bedenin alt kısmına alınan darbeler, diz ve bacak kemiği kırıkları
  • Aşırı kilo
  • Kalp krizi, kalp yetmezliği
  • Yüksek irtifalı uçuşlar (4 kilometre üzeri)
  • Östrojen tedavileri ve doğum kontrol hapları
  • Kanser
  • Kanın pıhtı mekanizmasını değiştiren doğuştan gelen nadir sağlık problemleri
  • İlerleyen yaş, (atmış yaş üzerinde daha sık görülür)
  • Vaskülit ve varis damar gibi kan damarı iltihapları
  • Çok ağır iltihaplı hastalıklar ve organ yetmezlikleri gibi durumlar sonrasında ortaya çıkan yaygın damar içi pıhtılaşması (disemine intravasküler koagülasyon)
  • Kalp pili kateterinin kasıklarda damar içine geçiş yapması
  • Hamilelik
  • Polisitemi vera: Kemik iliklerinin aşırı miktarda kırmızı kan hücresi üretmesi

1) İlaç Tedavisi

Derin ven trombozu geçiren kişilere antikoagülant denilen pıhtı önleyici ilaçlar verilir. Bu ilaçlar kan pıhtısının büyümesini önler, başka bir organı tıkayarak ölümcül sonuçlara yol açmasını önler. Kan inceltici olarak bilinseler de kimyasal dengeleyicilerdir demek daha doğru olur.

En bilinen örnekleri şunlardır:

  • Heparin: İlk önerilen ilaçtır. Hızlı bir şekilde etki eder, yeni pıhtı oluşumunu da önler.
  • Warfarin: Tablet halinde alınır. Altı aya kadar kullanılması gerekebilir.
  • Rivaroxaban
  • Apixaban

2) Varis Çorabı

Kompresyon kıyafeti olarak da bilinen varis çorabı baldır ağrısını ve şişmesini önler. Derin ven trombozu sonrasında oluşması muhtemel yaralardan korur.

  • En az iki yıl boyunca her gün giyilmelidir. Çünkü Derin ven trombozunun birkaç ay hatta yıl içerisinde tekrarlaması ihtimali vardır.
  • Tüm gün giyilmelidir. Uyku veya dinlenme halinde çıkarılabilir.

3) Egzersiz

Sağlık uzmanınınız düzenli bir yürüyüş programı verecektir. Bu sayede tromboz sonrası olası istenmeyen durumlar önlenir.

Ayrıca dinlenme halinde iken bacağınızı yüksekte tutmalısınız. Bu sayede üzerindeki basıncı rahatlatır, zorlamamış olursunuz.

4) Derin Ven Trombozu Bitkisel Tedavi

Derin ven trombozunun bitkisel tedavisi kan dolaşımının daha sağlıklı ve kaliteli olmasına odaklanır.

  • Arnavutbiberi: Doğal bir kan incelticidir. Tansiyonu normal değerlere çeker. Etken maddesi olan kapsaisin maddesi kandaki kolesterol ve trigliserit seviyelerini düşürür.
  • Biberiye otu (hasalban): İçerdiği diosmin sayesinde kılcal damarlardaki aşırı hassasiyeti gidererek kan dolaşımını kuvvetlendirir.
  • Çobanpüskülü: Kuvvetli bir iltihap gidericidir. Derin ven trombozunun neden olduğu bacak şişmesine iyi gelecektir. Kan dolaşımını iyileştiren etkisi ile birçok damar hastalığında tavsiye edilmektedir.
  • Gingko Biloba: Kalp kaslarını kuvvetlendirir. Güçlü antioksidan etkisi ile kanı serbest radikallerden kurtarır, genel sağlık şartlarını yukarı çeker.
  • Alıç: Kan damarlarını hasardan korur.
  • Takke çiçeği: İçerdiği wogonin, baicalein ve baicalin maddeleri sayesinde derin ven trombozunun neden olduğu bacak ağrısından kurtarır. Pıhtı oluşturan kan pulcuklarının bir araya toplanarak teh arz etmelerinin önüne geçer.
  • Zencefil: Pıhtı tellerini yıkar.

Источник: https://multiyasam.com/derin-ven-trombozu-belirtileri-ve-tedavisi/

Derin Ven Trombozu

Venöz Tromboz Hasta Kılavuzu

Derin ven trombozu (DVT) bacaktaki derin toplar damarlar içinde pıhtı oluşması anlamına gelmektedir. Pıhtı dışarıdan görülmeyen derindeki toplardamarlardadır. Pıhtı kan akımını tam yada kısmen engelleyerek bacakta toplardamar kanının birikmesine yol açar. Dışarıdan görülebilen toplardamarlardaki pıhtı yüzeyel ven trombozu veya flebit olarak adlandırılmaktadır.

Önemi:

DVT çoğu kez ağrısız olmakla beraber en önemli yanı oluşmuş olan pıhtının bulunduğu yerden kopup, kan akımı ile akciğer damarlarını tıkayarak ölüme neden olmasıdır.

Bu durum akciğer embolisi olarak isimlendirilir. Acil bir durum olup, derhal tedavi edilmediği takdirde ölüme yol açabilir.

DVT unda pıhtı zaman içinde erise bile –ki çoğu zaman tam olarak erimez- damarın içinde engeller, darlıklar oluşmasına ve kapakların bozulmasına yol açar. Bu durumda pıhtı oluştuktan yıllar sonra giderek artan bir şekilde bacaklardan dönmesi gereken toplardamar kanının akışı engellenip, damarlar içinde kan göllenmeye ve basıncı artmaya başlar.

Bu durumda toplardamarlardaki yüksek kan basıncının dokulara zarar vermesi sonucunda bacakta şişme, ağrı, renk değişikliği ve bilekte yaralarla (venöz ülser) karakterize toplardamar (venöz) yetmezliği gelişir.

Nadiren tıkanan toplardamar bacakta göllenen kanın boşalmasını engellemesi sonucunda bacak giderek şişer ve sonuçta atardamar dolaşımı bozularak bacakta gangren gelişir.

Phlegmasia Cerulea Dolens ismi verilen bu durum bacağın kaybına neden olabilen tek toplardamar rahatsızlığıdır.

DVT şu durumların bir arada bulunması halinde gelişir:

  • Derin toplardamarlardaki kan akımının yavaşlaması
  • Kanın pıhtılaşmaya olan yatkınlığının artması
  • Toplardamar iç yüzünün hasar görmesi yada bozulması

Bu durumlar günlük hayatta çok değişik şekillerde karşımıza çıkabilir.

Bunların en önemlisi örneğin ameliyat sonrası dönemde olduğu gibi uzun süreli yatak istirahati yada yürüyememektir. Benzer bir durum felç yada kalp krizi geçiren hastalar içinde geçerlidir.

Aynı şekilde uzun süreli uçak yada araba yolculuklarında da uzun süre hareketsiz oturmaktan ötürü DVT gelişebilir. Bunun yanında bazı kişilerde doğuştan pıhtılaşmaya yatkınlık vardır ve DVT yada benzer durumlar bu kişilerde ve akrabalarında sık sık ortaya çıkabilir.

Kanser hastaları ve hormon tedavisindeki hastalar ile gebelerde DVT açısından risk altındadırlar.

DVT açısından riskli gruplar

ÇOK ÖNEMLİ RİSK FAKTÖRLERİ (Risk 10 kat yada daha fazla ) ORTA DERECEDE ÖNEMLİ FAKTÖRLER (Risk 2-9 kat fazla) DAHA AZ ÖNEMLİ RİSK FAKTÖRLERİ
Kemik kırıkları
Kalça/diz protezleri
Büyük genel cerrahi ameliyatları
Büyük travma ve yaralanmalar
Omurilik yaralanmaları
Artroskopik diz cerrahisi
Santral kateterler
Kanserde ilaç tedavisi
Kalp yetmezliği/ solunum yetmezliği
Hormon tedavisi
Kanser
Gebelikten koruyucu haplar
İnme/felç
Gebelik/Lohusalık dönemi
Geçirilmiş DVT
Pıhtılaşmaya genetik yatkınlık (Trombofili)
3 gün yatak istirahati
Uzun süre oturmaya bağlı hareketsizlik
İleri yaş
Laparoskopik cerrahi
Şişmanlık
Varis

Bu durumlar arasında sıklıkla gözden kaçan sorun trombofili olarak nitelendirilen ve genetik olarak pıhtılaşmaya özel yatkınlık ile karakterize durumlardır. Bunların çoğu kanda pıtılaşmayı engelleyen doğal mekanizmalardaki eksikliklere bağlıdır. Bu durumların başlıcaları Hiperhomosisteinemi, FV Leiden, G20210A AT III eksikliği, Protein C eksikliği, Protein S eksikliği, yüksek pıhtılaşma faktör düzeyleri II, VIII, IX, XI, antifosfolipid antikorları olan durumlardır.

Pıhtılaşmaya yatkınlıkdan (Trombofili) özellikle bazı hallerde şüphelenilmelidir:

  • Genç yaşta DVT, Sık sık tekararlayan DVT, Ailede DVT öyküsü olması, Anormal (pıhtının sık görülmeyeceği)damarlarda DVT, Gebelikte DVT Tekrarlayan düşük gibi gebelik sorunlarıdır.

Belirtileri

DVT li hastaların yaklaşık yarısında hiçbir ciddi belirti olmayabilir. Ancak en yaygın şikayet bacakta ağrı, hassasiyet, şişlik ve bacağın renginin özellikle ayakta iken mor ya da mavimsi olmasıdır. Bacak diğer bacağa göre daha sıcak ve özellikle hasta ayağa kalktığında mordur. Bacakta toplardamarlar belirginleşmiştir.

Pıhtı akciğere ulaşırsa nefes darlığı, göğüs ağrısı, öküsürük ve kanlı balgam çıkarma şikayeti gelişebilir. DVT li hastaların yarısında daha tanı anında akciğer embolisi hiç ciddi bir klinik belirti vermeden bulunabilir. Ancak bazen akciğer şikayetleri en önde gelen şikayet olup, hastalar şiddetli solunum yetmezliği nedeni ile ölebilirler.

Tanı

Risk faktörleri bulunan bir hastada yukarıdaki şikayetlerin ortaya çıkması DVT yi akla getirmelidir.

Özellikle aktif kanser bulunan bir hastada yada uzun süre hareketsiz kalmayı gerektiren bir durum (hastanede yatmak, uzun yolculuklar) veya yeni geçirilmiş cerrahi girişim olduğunda bacakta ani oluşan şişlik, derin damarların üzerine basmakla oluşan ağrı ve yüzeyel damarların belirginleşmesi söz konusu ise DVT mutlaka araştırılmalıdır.

DVT tanısında en kolay ve güvenilir yöntem renkli Doppler ultrasonografidir. Renkli Doppler ultrasonografi ile DVT tanısı ağrısız, kolay, ucuz ve doğru bir şekilde konulabilir. Ancak karın içindeki damarlar, kalbe yakın ve göğüs boşluğundaki damarların renkli Doppler ultrasonografi ile değerlendirilmesi zordur.

Bu tip durumlarda daha güvenilir bilgiler verebilen bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans venografisi kullanılabilir. Bu yöntemler ayrıcı aynı seansta akciğer embolisi tanısı içinde kullanılabilirler.

Tanıda en güvenilir test olarak halen venografi kabul edilmektedir. Venografi için toplardamara bir kateter yerleştirilmesi gerekli olduğundan ağrılı bir işlemdir.

Diğer yöntemlerdeki gelişmeler nedeni ile venografi günümüzde çok daha az sıklıkla yapılmaktadır. Laboratuar testi olarak kullanılan yöntem ise D-dimer ölçümüdür.

Eğer D-dimer normal ise büyük bir olasılıkla DVT olmadığına işaret eder. Ancak D-dimerin kanda yükselmesi her zaman DVT ye işaret etmez.

Tedavi

DVT tedavisinin ana amacı akciğer embolisi ve tekrar DVT gelişiminin engellenmesidir. Tedavinin diğer amaçları ise hastanın bacağındaki şikayetin azaltılması ve ilerde oluşabilecek olan sorunların engellenmesidir. Bu amaçlar için günümüzde pıhtılaşmayı engelleyici antikoagulan tedavi ve varis çorabı uygulaması kullanılmaktadır.

Kanı inceltici ilaç (antikoagulan) kullanımı: Pıhtılaşmanın engellenmesi için heparin yada hazır enjektörler içinde düşük molekül ağırlıklı heparin adı verilen ilaçlarla tedaviye başlanır ve Coumadin yada Warfarin isimli ağızdan alınan ilaçlarla tedaviye 3-6 ay devam edilir.

İğne şeklinde verilen Heparin grubu ilaçlar 4-6 gün boyunca kullanılır. Bu arada eşzamanlı olarak başlanan Coumadin etkin olduğu 4-6 günden sonra Heparin grubu ilaçlar kesilir. Bu ilaçlar kanın pıhtılaşmasını engelledikleri için yüksek dozda kanamaya yol açabilirler.

Bu nedenle tedavi kanama riski ile pıhtılaşmanın engellenmesi arasındaki dar bir aralıkta yapılır. Ağızdan alınan ilacın etkinliği çok değişkendir. İlacın etkinliğinin protrombin zamanı ve buna bağlı INR isimli kan testleri ile bir yada iki haftada bir değerlendirilmesi gereklidir.

Etkin bir tedavi için arzu edilen INR değeri 2 ila 3 arasında olmalıdır. Bu değerlerin altında olduğunda tedavi etkisiz olacak ve akciğer embolisi ve DVT tekrarı riski artacaktır. Buna karşın bu değerin üzerine çıktığında ise kanama riski oluşur.

Kanamalar çoğu kez idrarda hafif kanama ve sonrada mide kanaması şeklinde ortaya çıkar. Kanama acil bir durum olup, mutlaka hastaneye başvurmayı gerektirir.

Pıhtının eritilmesi: DVT nin klasik tedavisi yukarıda ifade edildiği şekildedir. Bu tedavi hastayı akciğer embolisinden korur ve bacakla ilgili şikayetlerini önemli oranda azaltır. Ancak bacak hiçbir zaman normale dönmez. Bunun nedeni bacaktaki pıhtının tam olarak çözülmeyişi ve tıkanıklığın açılmayışıdır.

Tıkanıklığı açmak ancak özel bazı yöntemlerle mümkündür. Bu yöntemler kateterlerle pıhtıyı eritici ilaçların tıkalı damara verilerek pıhtının eritilmesi, pıhtının kateterlerle veya cerrahi yöntemlerle çıkarılmasıdır. Pıhtı eritildiğinde bazen açılan damarın bir daha tıkanmasını engellemek için anjioplasti, stent gerekli olabilir.

Bu yöntemler gerçekten hastanın şikayetlerinin önemli oranda veya tamamen geçmesine yardımcı olur. Ancak bu yöntemler belirli riskler taşıdıkları için bazı özel durumlarda uygulanır. Özellikle genç ve aktif yaşamı olan kişilerdeki DVT bu yolla tedavi edilmelidir.

Ayrıca DVT nin bacak kan akımını bozduğu ve gangrene neden olduğu “Flegmasya cerulea dolens” durumunda da bu yöntemlerle pıhtı ortadan kaldırılarak tıkanıklık giderilmelidir.

Varis Çorabı: İlaç tedavisi dışında DVT tedavisinin en önemli basamağını varis çorabı giymek oluşturur. Çorap 30-40 mmHg basınçta ve dizaltı düzeyine ulaşacak uzunlukta olmalıdır.

İlk bir kaç gün sürekli, sonraları ise sadece gündüzleri varis çorabı giyilmelidir. Çorap yataktan kalmadan ayağa geçirilir ve akşam yatıldığında çıkartılır. Çorap en az 2 yıl giyilmelidir.

İlk günlerde bacakları kalp düzeyinin üzerine kaldırarak istirahat etmek bacaktaki şikayeti azaltır.

Filtre yerleştirilmesi: Bazen tüm çabalara karşın akciğer embolisini engellemek mümkün olmaz.

Tedavi başarısız ise, tedavi başlanamamış yada yarıda kesilmiş ise akciğer emboli riskini azaltmak için toplar damar içine pıhtıları engelleyen bir filtre yerleştirilmesi gerekebilir.

Vena kava filtresi yönteminde kasıktan ya da boyundan kateterlerle en büyük toplar damar olan karındaki vena kava inferiyora yerleştirilir.

DVT de günlük yaşam için öneriler:

DVT geliştiğinde ağrı ve şişlik nedeni ile hastaların hareketleri ve yaşamları zorlaşır. Bu nedenle yaşamın normale dönmesi zaman alabilir.

Bacaklardaki şişliği azaltmak için bacakların altına birkaç yastık koyarak dizden hafif kırık şekilde kalp seviyesinin üzerine kaldırarak istirahat edilebilir.

Gece uyurken bu pozisyon zor olabileceği için yatağın ayak tarafına 10-15 cm lik yükselti konularak ayak tarafı biraz yukarıya kaldırılabilir.

Ayrıca aşağıdaki uygulamalarda yapılabilir:

  • Uzun süre oturmak gerektiğinde bacaklar hareket (tekrarlayan pedal basma gibi) ettirilmelidir
  • Uyanık iken her saat başı ayağa kalkıp kısa yürüyüşler yapılabilir
  • Bacakları sıkan kıyafetler giyilmemelidir
  • Varis çorapları doktor tavsiyesine uygun bir şekilde kullanılmalıdır
  • Sakatlanmaya neden olabilecek ağır hareketlerden kaçınılmalıdır.

DVT nin engellenmesi

Çok önemli sorunlara yol açabilecek olan DVT nin engellenmesi mümkündür. Bunun için DVT gelişimine yol açabilecek olan risk faktörleri azaltılır.

Özellikle büyük cerrahi girişimler ve uzun süreli hastane yatışlarında pıhtılaşmayı engelleyici ilaçların düşük dozda verilmesi, hastaların olabildiğince erken ayağa kalkıp yürümeye başlamaları, ameliyat anında ve sonrasında varis çorapları ve daha da iyisi havalı kompresyon cihazlarını kullanmaları DVT gelişimi riskini önemli oranda düşürür.Bunun yanında uzun yolculuklarda aralıklı yapılan bacak egzersizleri ve bol su tüketimi DVT riskini azaltabilir

Источник: https://www.cuneytkoksoy.com/derin-ven-trombozu

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.