Yaşınızı Göstermiyorsanız Nedeni Var

içerik

Adet gecikmesinin – hamilelik dışında – en yaygın 7 sebebi

Yaşınızı Göstermiyorsanız Nedeni Var

Her ay bizi türlü sıkıntıya sokan, kimimizi ağrı kesicilerle romantik bir ilişkiye iten, kimimize diyet bozduran, hormonlarımızı çığırından çıkarıp duygularımızla oynayan ama bir yandan da içimize su serpen, “Oh, her şey yolunda!” dedirten, tatlı-sert misafirimiz: Adet kanaması.

Çünkü adet kanamasından daha sıkıntılı bir şey varsa o da geciken adet kanamasıdır.

Eğer yakın gelecek planların arasında nur topu gibi bir evlat sahibi olup doya doya annelik etmek yoksa; çok az şey adet gecikmesi kadar korkutucu olabilir.

Çoğumuzun aklına hemen gebelik olasılığının gelmesi boşuna değil. Gerçekten de aktif cinsel hayatı olan sağlıklı kadınlarda adet gecikmesinin sebebi çoğunlukla hamileliktir, ancak bu başka olasılıklar olmadığı anlamına gelmez.

Lafı daha fazla uzatmayalım; işte adet gecikmesinin hamilelik dışında en yaygın 7 sebebi:

1. Stres

Stres, birçok sağlık sorununa neden olabilir ve adet gecikmesi de bunlardan biridir. Aşırı stresli olduğumuz dönemlerde vücudumuz hamilelik için uygun bir durumda olmadığımızı hissederek yumurtlamayı sağlayan hormonu azaltır. Yumurtlama olmadığında veya geciktiğinde elbette adet de gecikecektir.

Aşırı yoğun çalışıyorsanız veya hayatınızda büyük bir değişiklik olduysa– farklı bir ülkeye taşınmak, iş değiştirmek gibi ya da sevdiğiniz birini kaybetmek gibi büyük bir üzüntü yaşadıysanız, adet gecikmesi duygusal strese bağlı olabilir– kendinizi iyi hissetmeniz duygusal olarak stres yaşamadığınız anlamına gelmez.

2. Hastalık

Tıpkı duygusal stres gibi, fiziksel stres de adet gecikmesine yol açabilir. Normal şartlarda yumurtlamanın gerçekleşmesi gereken dönemde bir hastalık geçirdiyseniz, yumurtlama gecikmiş olabilir. Yumurtlama geciktiğinde adet de gecikir. Yani beklediğiniz misafirin gelmemesinin nedeni iki hafta önce geçirdiğiniz grip olabilir.

3. İlaçlar

Çeşitli ilaçlar, özellikle doğum kontrol ilaçları adet düzensizliklerine neden olabilir. Yeni bir ilaca başladıysanız veya kullandığınız bir ilacın dozunda değişiklik yaptıysanız, böyle bir yan etki olup olmadığını doktorunuza sorun.

Adet kanamasının çok hafiflemesi veya bazı aylar hiç olmaması, doğum kontrol haplarının oldukça sık karşılaşılan bir yan etkisi. Özellikle ilaca yeni başladığınızda, ilk birkaç adet döngüsü düzensiz olabilir. Aynı şekilde doğum kontrol hapı kullanmayı bıraktığınızda adet döngünüzün düzene girmesi birkaç ay sürebilir.

Adet düzensizliğine yol açabilen diğer ilaçlar: Antidepresanlar, kortikosteroidler ve kemoterapi ilaçları.

Bayanların adet ağrılarını dindirmek ve düzenlemek için birçok yardımcı doğal bitkiler bulunmaktadır. Kadınlar Adet söktürücü doğal bitkilere ve bu bitkilerle aynı işlevi gören ilaçlara yönelmektedir.

4. Kilo değişiklikleri ve vücut kitle indeksi

Özellikle anoreksia ve bulimia gibi yeme bozukluklarında adet kanamalarının durması çok sık rastlanan bir durum. Ancak adet düzensizliği için bu kadar ciddi kilo değişikliği şart değil.

Çok zayıfsanız– vücut kitle indeksiniz 18'in altındaysa, veya aniden fazla miktarda kilo kaybettiyseniz adet kanaması kesilebilir.

Aynı şekilde fazla kilolu olmak veya aniden fazla miktarda kilo almak da adet düzensizliklerine neden olabilir.

5. Çok yoğun egzersiz

Bu durumun çoğunlukla profesyonel sporcular için geçerli olduğunu belirtelim. Yine de aşırı yoğun egzersiz programına başladıysanız adet düzeninin etkilenmesi muhtemel.

Özellikle yoğun egzersiz yapmanıza rağmen aldığınız kalori miktarını azaltırsanız adetiniz gecikebilir veya adet kanamaları durabilir.

6. Seyahat

Günlük alışkanlıklarınızda dramatik bir değişiklik olduğunda vücudunuzun buna alışması biraz zaman alabilir. Özellikle vücudunuzun alışık olduğu gece-gündüz saat düzeninde bir değişiklik olduysa hormon düzeyleri değişebilir ve doğal olarak adet düzeni de etkilenebilir.

Örneğin saat farkının fazla olduğu bir ülkeye seyahat ettiyseniz veya gece mesaisinde çalışmaya başladıysanız adet döngüsünde biraz düzensizlik olması normal.

7. Yaş

Adet görmeye yeni başlayan genç kızlarda ilk birkaç yıl adet döngüsünde bir takım düzensizlikler olması normal kabul edilir. Birçok kadın yıllar içinde kanamaların hafiflediğini, ağrının azaldığını ve adet döngüsünün düzenlendiğini fark eder.

Menopoz öncesi de benzer bir durum söz konusu. Birçok kadın için menopoz döneminin en belirgin habercisi, normalde düzenli olan adet kanamalarının düzensiz olmaya başlamasıdır.

Ve son olarak..

Başlarken de vurguladığımız üzere adet gecikmesinin en olası nedeni hamileliktir. Eğer adet kanamalarınız hep düzenliyse ve bu ay olağan dışı bir şekilde geciktiyse, “Acaba?” diye endişelenmek daha çabuk adet görmenizi sağlamayacak. Ev tipi bir gebelik testi yapmak inanın ki bu stresi yaşamaktan daha kolay.

Источник: https://www.saglikveyasam.com/adet-gecikmesinin-en-yayg%C4%B1n-7-sebebi

Adet Gecikmesinin Sebepleri : 9 Önemli Nedeni ve Tedavisi

Yaşınızı Göstermiyorsanız Nedeni Var

Günümüzde birçok kadının tereddütlü olduğu konuların başında adet gecikmesi gelmektedir. Bu yazımızda sizlere adet gecikmesinin nedenlerini, belirtilerini ve tedavi yöntemlerini irdeleyeceğiz.

Adet, bir diğer adı ile regl ve menstrüasyon demektir. Halk arasında aybaşı olarak da bilinmektedir. Kadınlarda, rahim iç yüzeyinde oluşan damar ve dokuların kan ile birlikte vücuttan atılması şeklinde gerçekleşen olaydır. Doğurgan olan kadınlarda üreme ve döllenme amacıyla her ay düzenli olarak gelen kanamalardır.

Regl gecikmesinin nedenleri altında ciddi sağlık sorunları, hormonal dengesizlikler olabilir. Adet döngülerinin düzensiz olması 2 aşamaya ayrılmıştır. Bunlardan birisi ilk adet olunduğu zaman oluşan düzensizlikler iken ikincisi menopoz zamanı oluşan düzensiz adet kanamalarıdır.

Kişiler ilk adetlerini 10 ile 15 yaşları arasında görmekte olup adet kanamaları başladıktan yaklaşık 2 yıl boyunca adet kanamaları erken veya geç gelmektedir. Menopoz ise 45 ile 55 yaşları arasında başlamaktadır.

Bu durumda vücudunuzun normal döngüsü düzensiz hale gelebilir. Tabii bunlar dışında yaşanan adet düzensizliklerinin altında başka sebepler yatmaktadır. Şimdi gelin adet neden gecikir biraz daha yakından irdeleyelim.

Adet Gecikmesi Kaç Gün Olur?

Ancak kadınların çoğu düzenli olarak 28 günde bir adet görmez. Kimi kadınlarda bu durum 21-35 gün arasında değişiklik göstermekte ve bu durum normal olarak kabul edilmektedir. Eğer 35 günden daha fazla bir süre söz konusuysa bu durum gecikmenin süresine bağlı olarak devam edebilir.

Adet Gecikmesi Nedenleri ve Tedavisi

Adet neden gecikir? Adet gecikmesi nedenleri ve belirtileri aşağıdaki şekilde sıralanabilir.

Adetin gecikme sebeplerinden ilk olarak akla gelen genellikle kişilerin hamile olmasıdır. Hamilelik testleri kan ve idrar testleri ile yapılabilir.

Peki adet neden gecikir hamilelik yoksa? Yapmış olduğunuz test sonucunda, sonuç negatif çıktıysa ve adet gecikmeniz hâlâ devam ediyorsa, 1 hafta sonrasında tekrardan test etmeniz gerekmektedir.

Bu testte de negatif çıkıyor ancak sorununuz hâlâ devam ediyorsa doktorunuza giderek fiziksel bir muayene olmanız gerekmektedir.

Çünkü eğer hamilelik yoksa adet gecikmesinin sebepleri farklı olabilir;

2. Stres

Stres adet gecikmesinin nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Stres hormonları, günlük rutinleri ve hatta beyin işlevlerini düzenlemekten sorumlu olan hipotalamus bile etkileyebilmektedir. Zamanla stres, başka hastalıklara, ani kilo alımlarına ya da ani kilo kayıplarına neden olabilmektedir. Bunlara ek olarak adet kanamalarını da etkilemektedir. 

Fazla stres altında olan kişilerde, adet kanamalarında gecikmeler meydana gelmektedir. Stres durumlarınızı aşmanız için düzenli bir beslenme programı uygulayabilirsiniz. Ayrıca gevşeme tekniklerini uygulamayı ve yaşam tarzınızda değişiklikler yapmayı deneyebilirsiniz.

3. Zayıflık

Anoreksi ve bulimia gibi yeme bozukluklarına sahip olan kadınlarda bu durum karşımıza çıkmaktadır.

Boyunuzu kilonuza oranladığınızda, zayıf bir tablo karşınıza çıkıyor ise, vücudunuz fonksiyonları değiştirebilir ve yumurtlamayı durdurabilir.

Bunun için ise düzenli ve sağlıklı bir beslenme programı hazırlamanız gerekmektedir. Böylelikle sağlıklı bir kiloya ulaştığınızda, adet kanamalarınızda düzene girecektir.

4. Obezite

Bir başka neden ise, aşırı şişmanlık durumudur. Doktorunuz bunun için sizlere diyet ve egzersiz programı önerecektir.

5. Polikistik Over Belirtisi (Kemoterapi)

Kistler hormon dengesizliği sonucunda yumurtalıklarda sorunlara yol açmaktadır. Adet düzensizliğine neden olan bu kistler yumurtlamayı düzensiz hale getirebilir veya tamamen durdurabilir. 

6. Doğum Kontrol Yöntemlerinin Yan Etkileri

Doğum kontrol ilaçlarının önemli yan etkilerinden bir tanesi de adet döngüsünün bozulmasıdır. Doğum kontrol hapları yumurtalıkları yumurta bırakmadan engelleyen hormonlar östrojen ve progestin içerir.

7. Kronik Hastalıklar

Diyabet ve çölyak hastalığı gibi kronik hastalıklar da adet döngüsünü etkileyebilir. Kötü kontrollü diyabet adet kanamalarının gecikmesine neden olmaktadır. Çölyak hastalığı vücudunuzun anahtar besinleri emmeyi bırakabilir. Bu da ince bağırsakta hasara ve iltihaba yol açabilir. Bu da adet kanamalarının gecikmesine neden olmaktadır.

8. Erken Menopoz

Normalde kadınlar 45 – 55 yaşları arasında menopoza girmektedir. Ancak bazı durumda erken menopoza girilmesi ile birlikte bu durum 40 yaşlarında görülebilmektedir. Bu da adet kanamaların gecikmesine ve sonunda tükenmesine sebep olur.

9. Tiroid Sorunları

Aşırı aktif tiroid bezi de sebeplerden biri olarak sayılmaktadır. Hormon seviyelerini de etkileyerek vücudun metabolizmasını değiştirmektedir. Tiroid sorunları genellikle ilaç ile tedavi edilebilmektedir.

Tedavi Yöntemleri Nelerdir? Adet Gecikmesine Ne İyi Gelir?

Tedavi için ise bazı testler yapması gerekmektedir. Bu kapsamda yapılacak olan fiziksel muayeneye ek olarak, doktorlar ayrıca ultrason sonuçlarına ihtiyaç duyacaktır. Ultrason sonuçlarına göre doktorunuz, rahim içi zarının kalınlığı ölçerek sorunun tanısını koymaktadır.

Bu aşamadan sonra ise, laboratuvar incelemeleri yapılmaktadır. Buradan hormon seviyelerinin teşhisi konmaktadır. Bu aşamadan sonra çıkan sonuçlara göre tedavi biçimleri de uygulanacaktır.

Bu aşamalarda kanser ile karşı karşıya olunup olunmadığı da kontrol edilir. Bunun için ilk olarak kadınların endometrial biyopsiden geçmeleri ve baştan aşağıya sağlık kontrolü yaptırmaları gerekmektedir.

Özellikle 35 yaşı ve üzerinde olan kadınların endometrial biyopsiyi mutlaka yaptırmaları gerekir. Bunun sebebi diyabet, anovulasyun ve nadir görülse de kanser riskidir.

Bu işlem herhangi bir anestezi gerektirmeyen poliklinik bir işlem olup uygulanması da oldukça kolaydır.

Tedavide kullanılmakta olan tüm bu yöntemlerle birlikte çeşitli adet söktürücü bitkiler de kadınlar tarafından tercih edilmektedir. Çeşitli hastalıklar, bu hastalıklardan dolayı kullanılan ilaçlar ve hava değişikliği gibi sebeplerden dolayı adet gecikmesi mümkündür. Bu faktörlerin bilinmesi ve buna göre tedavi uygulanması gerekir.

İyi Gelen Bitkisel Çözümler

Adet döneminde yaşanan gecikme sorunlarıyla baş etmek için kullanılan bitkiler sayesinde bu süreci olabildiğince az sancı ile atlatmanız mümkündür. Adet gecikmesinin çözümlerini bir de bitkisel yöntemler ile inceleyelim;

Zerdeçal: Zerdeçalı kurutarak toz haline getirdikten sonra yoğurt ve bal ile birlikte tüketmeniz halinde adet sancılarınız için oldukça faydalı bir karışım elde etmiş olursunuz. Gerek yemeklerde gerekse salatalarda sıklıkla kullanabileceğiniz zerdeçal, oldukça işe yarayan bir bitkisel tedavi yöntemidir.

Havuç: Havucu çiğ bir şekilde tüketerek adet kanamalarını daha az sancılı bir hale getirebilirsiniz. Özellikle adet düzensizliği yaşayan kadınlar için oldukça tavsiye edilen havucu mutlaka deneyin.

Siyah ve Mavi Koho: Ülkemizde henüz yeni yeni duyulmaya başlayan bu bitki ilk olarak Amerikalılar tarafından uzun yıllar boyunca adet döngüsünü düzene sokmak amacıyla kullanılmıştır.

Hem adet ağrılarını yok eden hem de hormon dengesini korumanızı sağlayan bu bitkiler adet dönemindeki kadınlar için vazgeçilmez bir hale gelmiştir.

Dilerseniz salatalarda ve bitki çaylarında kullanmanız da mümkündür.

Dere Otu: Çiğ olarak tüketilmesi halinde iyi bir adet düzenleyici olarak kullanılabilen dere otunun hamilelik döneminde kullanılması rahim kasılmalarının artması sebebiyle önerilmemektedir.

Adet Söktürücü Bitki Çayları Nelerdir?

Dilerseniz bitki çayları ile birlikte sorununuzun üstesinde gelebilirsiniz. Şimdi sizlere birkaç adet söktürücü bitki çayından bahsedeceğiz.

Alıç: Adet döneminin yaklaştığı günlerde kaynar suya alıç attıktan sonra 10 dakika boyunca demlenmesini bekleyip ardından da günde üç bardak olacak şekilde tüketmesi halinde bunun oldukça büyük faydasını görebilirsiniz.

Hatmi Çiçeği İle Civan Perçemi: Adet dönemi yaklaşmasına rağmen herhangi bir adet belirtisi göstermeyen kişilerin bu çayı kullanmasında fayda bulunmaktadır. Adet kanamalarını düzene koymak ve adet sancılarını geçirmek isteyen kişilerin bu bitkileri bir miktar su ile karıştırarak kaynatması ve içmesi bu yeterli olacaktır.

Kekik ve Civan Perçemi Çayı:  20’şer gram civan perçemi bitkisi ve kekiği birlikte kaynatmalısınız. Bitkileri süzdükten sonra ise tüketmenizde hiçbir sakınca olmasa da dilerseniz bu karışıma bal katarak bir miktar tatlandırabilirsiniz. Günde birkaç defa tüketebileceğiniz bu karışım sayesinde adet döngünüzün düzene girdiğini görebilirsiniz.

At Kuyruğu Otu ve Bal Kürü: Adet söktürme konusunda oldukça etkili olan bu kür için yapmanız gereken şey az miktarda at kuyruğu otunun üzerine bir bardak su eklemek ve kaynatmak olacaktır. Son olarak da bir kaşık kadar bal koyarak kürünüzü tatlandırabilirsiniz.

Papatya ve Biberiye Bitki Çayı:  20’şer gram biberiye ve papatyaya 2 bardak kadar su ekleyip kaynatmanız yeterli olacaktır.

Bu tarifler haricinde karabaş otu, misk, kekik, nane, safran, kimyon, havuç tohumu, maydanoz ve nergis kullanabilirsiniz.

Источник: https://evdesifa.com/adet-gecikmesi-neden-olur/

Denge bozukluğunun nedenleri ve belirtileri – Sağlık ve Güzellik Rehberi

Yaşınızı Göstermiyorsanız Nedeni Var

İnsanın dengesini yitirmeden ayakta durması için gözler, iç kulak, kaslar, beyin ve sinirler eşsiz bir koordinasyonla çalışır. Bunlardan birini etkileyen hastalıklar denge bozukluğuna yol açabilir.

Aşağıdaki değişiklikler gözlemlendiğinde;– İşitmenizde ani değişiklik olursa,– Kulaklarınız tıkalı ise,

– Bulantı hissediyor ve dengenizi kaybediyorsanız mutlaka bir uzmana gidilmelidir.

ABD’de yapılan bir araştırmaya göre polikliniklere başvuran her yüz hastanın 5 tanesi denge bozukluğundan yakınıyor. Genel nüfusun yaklaşık % 20’si bir tür baş dönmesi denge bozukluğundan etkileniyor. Ortalama yaşam süresinin bütün dünyada giderek uzaması yaşlı insan sayısının artması dengesizlik ve baş dönmesi gibi sorunların giderek artacağının kanıtı olarak görülüyor.

Denge bozukluğu nasıl ortaya çıkar?

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Operatör Doktor İrfan Aksoy, bu bölgelerden kalkan uyarılarla beyne sürekli olarak baş ve vücudun diğer kısımlarının birbiriyle ve mekândaki yerleri hakkında uyarılar gönderildiğini belirtiyor.

Denge merkezinin, kendisine iletilen bilgileri, depo bilgilerle karşılaştırıp bu bilgilerin ışığında değerlendirerek motor yanıtı hazırladığını ifade eden Op. Dr. İrfan Aksoy, bilgilerin denge merkezine ulaşmasında veya buradan verilen cevaplarda (motor yanıt) bozukluk olunca denge bozukluğu veya baş dönmesinin ortaya çıktığını vurguluyor.

Bu bozukluğun beyindeki denge merkezleri tarafından telafi edildiğini belirten Op. Dr. Aksoy, sözkonusu telafinin, iç kulaktan gelen denge bilgileri yerine gözden ve kas-eklem-deriden derin duyuyla ilgili gelen denge bilgilerinin konularak yapıldığını ifade ediyor.

Op. Dr. İrfan Aksoy, bunun 3 ile 6 haftada tamamlanacağını ve dengenin tam olarak sağlanabileceğini belirtiyor. Telafi mekanizmasına “merkezi düzenleme” adı verildiğini söyleyen Op. Dr. İrfan Aksoy, merkezi sinir sistemine ait bozuklukların da aynı mekanizmayla telafi edilse de dengenin hiçbir zaman tam olarak sağlanamayacağını vurguluyor.

Op. Dr. İrfan Aksoy, dengesizlik sorununun, kişinin ağırlık merkezinin hareket halinde veya dururken dayanma düzlemi içine düşmesindeki bozukluklar olarak tanımlanabileceğini belirtiyor.

Denge bozukluğu olan insanlar ne yapar?

Denge bozukluğu olan hastaların dayanma düzlemlerini artırarak genişletmek için ayaklarını açarak yürüdüklerini belirten Op. Dr. İrfan Aksoy, bu kişilerin hareketlerinin son derece yavaş olduğunu ifade ediyor:

Baş dönmesinin bir belirti olduğunu belirten Op. Dr. İrfan Aksoy, “basitçe tanımlarsak kişinin vücuduyla dünya arasındaki algısının bozulmasıdır, bir hareket yanılsaması bir illüzyondur, ağrı gibi subjektif bir belirti olduğu için hastanın dışındaki kişilerce anlaşılması zordur” diyor.

Dünyada hekime başvuru nedenlerinde birinci sırada ağrı ikinci sırada baş dönmesi geldiğini belirten Op. Dr. İrfan Aksoy, tüm toplumlarda genetik yatkınlığın % 30, klinikte görülen baş dönmesi vakalarının % 90 tehli ve kalıcı değil geçici ve tehli olmayan bir yakınma olduğunu dile getiriyor.

Op. Dr. İrfan Aksoy baş dönmesinin vertigo ve dizziness olarak iki tipte tanımlanabildiğini belirtiyor; “Vertigoda tam bir hareket illüzyonu olur, çevredeki her şeyin gerçekten döndüğü hissi vardır.

Çocuklukta yaptığınız güzünüzü kapatıp birkaç kez hızla döndükten sonra aniden durup gözünüzü açtığınızda nasıl etrafın kaydığını görüyorsanız hasta da bunu görüyor, tabi daha şiddetli ve sarsıcı olanını.

Genelde bu tip dönmelerde % 70 iç kulak denge organındaki sorunlar nedendir

İkinci tip baş dönmesi yalancı vertigo diye de adlandırdığımız dizzinesstır. Bu daha sinsidir ve hasta kendini sarhoş gibi hisseder genel bir sersemlik hissi ve boşlukta yürüyormuş gibi tanımlamalarla ifade edilir. Bu ikinci tip baş dönmesi iç kulaktan kaynaklanabileceği gibi çoğunlukla tüm vücudumuzu etkileyen birçok olay tetikleyebilir.

Kalp ritim bozukluğu, anemi(kansızlık), stres, yorgunluk, uykusuzluk, beyin hastalıkları, hormonal bozukluklar vs. Dolayısıyla vertigo dediğimiz şikâyette çoğunlukla iç kulağa yönelmemize rağmen dizziness tanımlamasına uyan durumlarda daha birçok şeyi araştırmamız gerekiyor. Özellikle de bu dizzinesslı hastayı daha çok görüyoruz.

Anlaşıldığında tedaviye en iyi cevap alınan bu hasta grubu, şikâyetlerini çok iyi anlatamadıklarından doktor doktor gezen daha çaresiz hasta grubunu oluşturuyor. Baş dönmesi bir hastalık belirtisidir ve nedenleri ikiye ayrılır.

Perferik dediğimiz iç kulağımıza bağlı nedenler ve santral dediğimiz daha çok merkezi sinir sistemini ilgilendiren norolojik hastalıklar. Periferik nedenler klinikte gördüğümüz baş dönmeli hastalarının % 70-80’ini oluşturur.

Источник: http://www.saglikveguzellik.net/denge-bozuklugunun-nedenleri-ve-belirtileri.html

Cinselliğin yaşı var mı?, kaç yaşına kadar sürer?

Yaşınızı Göstermiyorsanız Nedeni Var

Branşım gereği bana yöneltilen bazı sorulardan insanların bir kısmının “kadınların cinselliğin sınırlı bir yaşa kadar devam ettiği, menopoza girilince cinselliğin de bittiği” gibi yanlış bir hisse kapıldıklarını anladım. Bu nedenle bu yazıda cinselliğin yaşı konusundaki bazı yanlış bilinenleri düzeltmek istedim.

Öncelikle cinselliğin kaynağından başlamak gerek:

Libido adı verilen cinsellik dürtüsü insanı cinsel eylem arayışına iten ve aynen açlık, susuzluk, kendini koruma dürtüleri gibi çalışan bir “itici güçtür”.

Açlık, insanı gıda aramaya ve yemek yemeye yöneltir ve amacı bedenin yaşamı devam ettirmek için ihtiyaç duyduğu maddeleri almasını sağlamaktır.

İşte libido da canlının ait olduğu neslin devamını sağlamaya yönelik olarak onu karşı cinsten biriyle yeni bir canlı dünyaya getirmeye yöneltir.

Cinselliğin tarifi elbette bu kadar basit değildir.

Zira “libidonun” başka kaynakları da vardır: Cinsellik, kendini tatmin, gevşeme ihtiyacı, zafer kazanma ihtiyacı, ait olma ihtiyacı, beğenilme ihtiyacı, hayran olunma ihtiyacı, karşı tarafı fethetmiş olma duygusu yaşamak amacına yönelik olarak başlatılabileceği gibi çok ileri durumlarda sadizm ve mazoşizm gibi eğilimlerin eyleme dönüştürülmesine yönelik de çalışabilir.

Şimdi konumuza dönebiliriz:

Sağlıklı bir erişkin 30-40 yaşları arasında haftada ortalama 1-4 kez ilişkide bulunur. Yaş ilerledikçe sıklık azalır. Bu ilişki sıklığını belirleyen, kişide cinsellik dürtüsünün doyurulma ihtiyacıdır. Sıklık azalmasına rağmen, cinsellik arzusunu doğuran kaynağın gücü aynıdır, ancak ihtiyaç duyma sıklığı azalır.

Kadında cinsellik

Libido kadında 35 yaşına kadar artar, 45 yaşına kadar sabit kalır ve çok ileri yaşlara kadar gücünü korumaya devam eder. Kadın sağlıklı olduğu sürece yine çok ileri yaşlara kadar orgazm olabilme kabiliyetini korur.

Hatta menopoza yaklaşmakta olan bir kadında gebelik oluşma ihtimalinin giderek azalmasıyla birlikte azalan gebe kalma korkusu, çocukların büyümesiyle birlikte ev iş yükünün azalması gibi etkenler kadında bu dönemlerde libidonun artmasına bile neden olabilir.

Gebelikte ise kadında gebeliğin farklı dönemlerinde libidoda önemli değişiklikler ortaya çıkar.

Bunları özetlemek gerekirse gebeliğin ilk üç ayında gebeliğe henüz adaptasyonun sağlanılmaya çalışılıdığı dönemlerde kadınların önemli bir kısmında libidoda ve cinsel ilişki sıklığında azalma gözlenir.

İkinci üç aylık dönem genellikle kadının gebeliğe iyice adapte olduğu, erken gebelikte görülen bulantı, kusma, halsizlik gibi şikayetlerinin azaldığı ve genel olarak anne adayının kendini en iyi hissetiği dönem olduğundan libido geri döner, hatta artar.

Son üç aylık dönemde ise büyüyen uterusun yarattığı mekanik etkiye bağlı olarak ortaya çıkan çeşitli rahatsızlıklar, yaklaşan doğumun özellikle ilk defa anne olacak kadında yarattığı endişe gibi etkenler libidonun tekrar azalmasına neden olur.

Kadın menopoza girdiği andan itibaren kanda östrojen hormonunun azalmasıyla birlikte kadın genital organlarında atrofi dediğimiz değişiklikler meydana gelir. Vajina dokusu “incelir”, elastikiyetini kaybeder, kadın uyarılsa da genital bölgenin salgılarının artarak ilişkiye hazır hale gelmesi daha uzun sürer.

Genital bölgedeki bu değişiklikler ve “kuruluk” kadında ilişki esnasında ağrıya, ilişki sırasında ve sonrasında idrar yaparken yanma gibi şikayetlere neden olabileceğinden bu dönemde kadında libidoda azalma görülebilir ve bu doğaldır.

Ancak bu sorunu yaşayan kadınlarda sistemik (haplar ya da flasterlerle) ya da lokal (krem, fitil) östrojen tedavisinin bu sorunları etkili bir şekilde ortadan kaldırabileceği unutulmamalıdır.

Erkekte cinsellik

Erkekte ise libido 20-30 yaşlar arasında doruğa çıkmıştır. Erkek de sağlıklı olduğu sürece ileri yaşlara kadar ereksiyon ve orgazm olabilme özelliklerini koruyabilir. Ancak yaş ilerledikçe (burada bahsettiğim yaş, 70 ve üstüdür) doğal olarak ortaya çıkan değişiklikler ereksiyonun etkinliğinin azalmasına neden olabilir.

Erkeğin eşinin gebe olduğu dönemlerde libidosunda genellikle bir değişiklik gözlenmez ve bu durum anlayışsız baba adayı ile eişi arasında zaman zaman sürtüşmelere neden olabilir. Her baba adayının gebelik döneminde eşinde ortaya çıkabilecek değişiklikleri iyi bilmesi ve eşine daha anlayışlı davranması bu sorunların minimal yaşanmasını sağlar.

Özet olarak söylemek gerekirse kadının menopoza girdiğinde cinsel yaşamının bittiği doğru değildir. Hem erkek hem de kadında libido her ne kadar yaşa bağlı olarak azalma gösterse de, çiftler sağlıklı oldukları sürece çok ileri yaşlara kadar hiçbir tedaviye gereksinim olmadan cinselliklerini yaşamaya devam edebilirler.

Источник: https://www.jinekoloji.net/cinsel-yasam-kac-yasina-kadar-surer

Neden insanlar var?

Yaşınızı Göstermiyorsanız Nedeni Var

Sizden gelen soru:

[box type=”success” ] Neden insanlar var? [/box]

Cevap:

İnsan neden var sorusunu farklı şekillerde de kendimize sormamız mümkündür? Neden yaratıldık, insanlar niçin var, Allah insanları neden yarattı, neden var olduk gibi soruları kendimize sorabiliriz

Şimdi sizlere bu soruların cevabını veren güzel bir yazı sunuyoruz…

Her soruya ve soruna çözüm getiren İslam dini, felsefenin cevabını bulamadığı “Neden yaratıldık” sorusunu elbette cevapsız bırakmamıştır…

İnsan “var olmayı” sorgulamalı mı?

‘Neden yaratıldık?’ sorusunu sormak, akıl sahibi olmanın bir alametidir. Çünkü insana aklın verilmesinin bir amacı da; ‘Nereden geldim, niçin yaratıldım, nereye gidiyorum?’ sorularını sorup, cevap araması içindir.

Fakat bu sorularancak ‘bir insan olarak kainattaki vazifelerimizi öğrenmek’ amacıyla sorulabilir.

Yoksa, ‘Neden yaratıldım ki(!) Beni yaratırken, Allah bana mı sordu?’ şeklinde insanın sonsuz kudret sahibi olan yaratıcısını sorgulamaya kalkışır gibi sorular sorması edebini ve haddini aşmasından başka bir şey değildir.

Bir sinek kanadını dahi icat etmeye aklı ve gücü yetemeyen aciz insanın, sonsuz ilim ve kudretiyle tüm kâinatı yaratmış olan Allah’a ukalaca hesap sormaya kalkışması; üç yaşındaki bir çocuğun bir profesörü hesaba çekmeye kalkışmasından binlerce kez daha saçmalık olacaktır.

İnsan “sonradan” var olmadı!

İnsan, genel bir yanılgı ile Allah’ın, ‘insanın var olmasını istediğini ve sonra insanı yarattığını’ düşünüyor. Oysa ki zaman kavramı sadece insanlar (yaratılmış olanlar) içindir.

Dolayısıyla Allah (cc) için ‘önce istedi ve sonra yaptı’ diye bir zamanlamadan bahsedilemez! Allah’ın ilminde her şey bir ‘an’içinde vardır.

O’nun ilminde her şey ezeli ve ebedidir, ‘sonradan’ var olmaz.

Kâinat ve insan, görünen şu âleme henüz çıkmadan yani yaratılmamışken Allah’ın katında ‘ilmî varlıkları’ vardı. Demek ki gerçek anlamda ‘yokluk’ yoktur. Sadece görünüşte bir yokluk var. Yaniinsan; daha dünyada yokken de Allah’ın ilminde hep vardı. Sonra Allah’ın dilemesi ve kudreti ile yaratıldı ve şu görünen aleme çıktı.

Allah’ın iki çeşit yaratması vardır. Birincisi, bir şeyi sebepler olmaksızın ‘yoktan bir anda var etmesi’dir. Buna ibda’ denir. İkincisi ise, bir şeyi ‘var olan şeylerle aşama aşama yaratması’dır. Buna da inşa denmektedir.

Fakat bir şeyin var olması için öncelikle elbette ilmî bir proje gerekir. Bu ilmî proje o şeyin ‘ilmî vücudu’ hükmündedir.

Mesela bir makinenin yapımını düşünelim. Bunun için -elbette akıl sahibi bir mühendis ile birlikte- bir tasarım gerekir. Makinenin proje ve tasarımı makinenin ‘ilmî varlığı’ demektir. Ortada mühendis yok, proje de yoksa o makinenin yapılabilmesi mümkün olabilir mi?

Madem insan Allah’ın ilminde hep vardı. Bu durumda, ‘İnsan neden var oldu, olmasa olmaz mıydı, neden yaratıldık?’ cümleleri anlamsız sorulardan ibaret oluyor.

Demek ki insan, Allah (cc) var olduğu için vardır!

İnsanın yaratılış nedeni nedir?

Dünya üzerinde en fazla değer verdiğiniz, en çok sevdiğiniz bir insanın bir suç işlediğini düşünün. Ve kesin ceza görecek. Ya ‘müebbet hapis’ ya da ‘idam’ verilecek. Hangisini seçersiniz? Varlığı mı, yokluğu mu!?

Bir de masmavi bir okyanus içerisinde müthiş güzellikte bir ada düşünelim. İçinde hiç görülmemiş çeşit çeşit ağaçlar, rengarenk çiçekler, insanı dinlendiren rahatlatıcı bir hava, büyüleyici güzellikteki hayvan türleri bulunuyor.

Hem bu ada her türlü teknolojiye, gelişmiş bir hayat düzeyine sahip. Bu muhteşem ada, çok zengin ve çok cömert birine ait. Bu cömert zat çok sevdiği ve ihtiyaçlı- fakir birisini tüm sevdikleriyle beraber bir süreliğine o adaya göndermek istiyor.

Adayı içindeki hizmetçilerle birlikte onun hizmetine verecek. Ondan hiç bir ücret istemiyor. Çünkü çok cömert ve çok zengin, hiçbir şeye ihtiyacı yok. Fakat bütün bu güzelliklerin yanında ona şart koyduğu bir şey var; ‘kendisine ve adaya faydalı olacak işler’ yapmasını istiyor.

Bu şarta dikkat ederse, bu adadan daha mükemmel bir yaşam ödülü var. Hem orada vazife de, çalışmak da yok.

Bu muhteşem adaya gönderilen kişinin; ‘Yaa.. keşke beni göndermeseydi, istemiyorum ben… Ne gerek vardı? Niye gönderdi ki beni buraya? Ben yok olmak istiyorum.

Burada olmak da istemiyorum, buradan sonraki memleketi de istemiyorum…’gibi laflar etmesi acaba hangi aklın kabul edeceği bir durumdur!? Ve onu çok seven, o çok cömert zata karşı ‘hesap sorar gibi’ haksızlık etmesi bozulmamış bir vicdanın kabul edeceği bir durum olabilir mi? (!)

Yaratılışın sebebi; var olmanın güzelliğidir. Allah (cc)sonsuz rahmetiyle varlığı dilemiş ve insanı yaratmıştır. Belki de insan ‘yokluğu’ anlayamadığı için ‘varlığın’ kıymetini idrak edemiyor(!) Akıl almaz bir şekilde ‘neden var olduk ki!?’ diye sorgulayabiliyor.

İnsan Allah’ı tanımak için yaratıldı!

İnsan ‘yaratıldı’. Çünkü Allah’ın isimleri ve sıfatları var. Bu isim ve sıfatların varlığı ‘insanın var olma sebebi’dir.

Çünkü insanın yaratılmasının önemli bir sebebi de; Allah’ın kendi isim ve sıfatlarını seyretmek istemesidir. Allah (cc) isim ve sıfatlarını, mükemmelliğini, güzelliğini, gücünü kendi sanat eserlerinde seyretmek ister. Bu; Allah’ın sahip olduğu sıfatların bir gereğidir. Çünkü her sanat sahibi kendi maharetini, yaptığı ve icat ettiği sanatlarda görmek ve göstermek ister.

Varlıkları harekete geçiren -bir fiilde bulunmalarını sağlayan- iki çeşit seedeci vardır:

Birincisi; ‘ihtiyaçtan kaynaklanan’ ve yalnızca ‘yaratılmışlara özgü’ olan iş ve fiillerdir. Ki; bu fiiller yerine getirilmediği takdirde, kişiyi ‘aciz’ bırakan bedensel ve maddi gerekliliklerdir.

Mesela; insan için solunum, yemek-içmek gibi fiiller bu tarz ihtiyaçtan kaynaklanan fiillerdir. Bu faaliyetlerin tümünde fiilin yönü ‘dışarıdan içeriye’ doğrudur.

Yani ‘muhtaç’ olan varlık güç duruma düşmemek için ihtiyaçlarını dış alemden karşılamak zorundadır.

İkinci tarz ‘faaliyete geçirici (seedici)’ ise; ‘erdem’dir. Erdem sahibi olmak ve yüksek ruhluluk, kişiyi sahip olduğu güzel sıfatların gereği olarak harekete geçirir. Bu tarz fiillerde, erdem sahibi harekete geçmediğinde ‘kendisi aciz duruma düşmez’ fakat sahibi olduğu ‘sıfata gölge düşer’.

Mesela bir doktor için herhangi bir trafik kazasında yaralanan insanlara yardım etmek onun ‘hekimlik’ sıfatının gereğidir. Bu yardımı yerine getirmediği takdirde, doktor acziyete düşmez. Fakat sahip olduğu sıfatın gereğini yerine getirmemiş olur. Bu durum o ‘sıfatı’ çirkinleştirir ve ona gölge düşürür.

Erdemli, yüksek ruh sahiplerinin meydana getirdiği bu tarz fiillerde eylemin yönü ‘içeriden dışarıya’ doğrudur. Yani içerideki sıfatsal zenginlikler, manevi güzellikler, yüksek derece kazanmış mükemmellikler ve erdemler dışarıda görünmek isterler… Dolayısıyla; erdem ile harekete geçen fiiller her zaman güzellikleri netice veren fiillerdir.

Mozart’ı beste yapmaya, Yunus’u şiirler söylemeye, Mevlana’yı Mesnevi’yi yazmaya iten özlerinde var olan çoşku ve erdemdir…

İşte şu kâinat bize apaçık gösteriyor ki; Allah (cc), erdem sahiplerinin en erdemlisidir. Allah (cc), en güzel olan ve en güzel sıfatların sahibi olandır. Allah (cc) en yücedir ve en yüce isim ve sıfatların sahibidir.

Bilinmez ve kavranamaz derecede yüksek coşkular, erdemler sahibi olan Zat-ı Akdes, zatındaki mükemmelliği, kainatı ve kainatın en güzel meyvesi olan ‘insanı yaratmak’ ile ortaya koymuştur. Allah (cc), neredeyse bütün sıfatlarının numunelerini üzerinde taşıyan bir eseri olan ‘insan’ı sahip olduğu sonsuz erdem ve mükemmel sıfatların gereği olarak yaratmıştır.

Yaratmak hiç bir şekilde Allah’ın muhtaç olduğu bir şey değildir. Fakat Allah (cc), ‘insanı ve kainatı’ yaratmasaydı; bu durum mükemmel sıfatlarının tam olarak anlaşılmamasına sebebiyet verecekti.

Allah’ın sıfatlarını tanımak için yaratıldık!

Allah’ın bir kısım sıfatları (sıfat-ı ayniye) kendinden başka varlıklara gerek olmadan sadece kendisi ile bilinebilir. Fakat bazı sıfatları vardır ki (sıfat-ı gayriye) onların bilinebilmesi için, başka varlıkların vücudu gereklidir. Mesela Allah’ın vahdaniyet sıfatını (birliğini) Allah’ın zatıyla bilebiliriz.

Fakat Allah’ın sıfât-ı gayriyesinden olan hallakiyet (yaratma) veya rezzakıyet (rızık verme) gibi bir kısım sıfatlarını anlayabilmek için başka varlıkları görmeye bizim ihtiyacımız vardır. Allah’ın, yaratılmışlar olmadan ‘Hallak’ sıfatı, rızka muhtaç olanlar bulunmadan ‘Rezzak’ sıfatı anlaşılamaz.

İnsan Allah’ın bu çeşit sıfatlarını görmek ve kendi varlığı ile de göstermek için yaratılmıştır.

İnsan üç şekilde Allah’ın isimlerini görür ve gösterir;

1. İnsan, Cenab-ı Hakk’ın isimlerini göstermek için yaratılmıştır

İnsan; vücudu, terbiyesi, hisleri, maddi manevi sahip olduğu her şey ile Cenab-ı Hakk’ın isimlerine bir aynadir. Mesela; yaratılışı Allah’ın Sani’ (Sanatkar), Halık (Yaratıcı) gibi isimlerini gösterirken; güzel terbiyesi ile Kerim (yüksek şeref ve izzet sahibi, cömert olan), Latif (güzel, çok lutf edici) isimlerine ayna vazifesi görür.

2. İnsan, kendi sıfatları ile Allah’ın sıfatlarını bilmek için yaratılmıştır

İnsan, kendisine verilen sınırlı yetenekler ile Allah’ın sıfatlarını tanır. Mesela, insan evini idare eder, bilir, gözetir. Böylece anlar ki, bu kainat sarayını da idare eden, bilen, gören bir Zat vardır.

3. İnsan, kendinde olmayanlar ile Allah’ın varlığını göstermek için yaratılmıştır

Mesela; insan ölür. İnsanın ölümü, ‘Bakî (ölümsüz) olan bir zatın’ varlığını gösterir.
Karanlık aydınlığın güzelliğini farkettirmek içindir. İnsanın ‘güçsüzlüğü, fakirliği, ihtiyaçları, zaafı’ da Cenab-ı Hakk’ın muhteşem sıfatlarının farkedilmesini sağlar.

İnsan, yaşamını sürdürebilmek için neredeyse herşeye muhtaç yaratılmıştır. Fakat ‘küçücük bir mikroba bile söz geçirecek kadar’ kuvveti yoktur.

İnsanın bu zaafı; bütün kainatı insana hizmetkar eden ‘Kadir-i Rahim’in (sonsuz güç ve merhamet sahibi Allah)’ varlığını göstermektedir.

İnsan, Allah’a kulluk etmesi için yaratılmıştır

“(Ben) cinleri ve insanları, ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım!” (Zariyat, 56)

Elbette ki cinlerin ve insanların yaratılışı belli bir gayeyle sabittir. Bu gaye Allah’ın emirlerini yapıp yasakladıklarından kaçmak demek olan ibadet vazifesi halinde ortaya çıkmaktadır. Vazifesini yapan varlığının gayesini yerine getirmiş olur. Yerine getirmeyen veya aksatan ise varlığının gayesini yitirmiş ve başıboş kalmış olur.

İbadet etmeyen asıl anlamını yitirir.

İnsanın harika yaratılışı ortaya çıktı!

Şayet insanoğlu yanılgısı sebebiyle kovulmayıp hep cennette kalsaydı, acaba harika nimetler içindeyken ‘neden yaratıldık?’ diye bir soruyu sormak aklına gelecek miydi? Bu soruyu insana sorduran şey, dünyadaki bir takım zahmet ve sıkıntılar ve bazı isteklerine dünyada kavuşamayışıdır. Fakat:
Allah (cc), insanın kendisine ibadet etmesini istemiştir. Hayrı, iyiyi, güzeli seçmesini ve manen yükselerek hadsiz manevi makamları kat etmesini emretmiştir. Ve Allah (cc) insanı bu emrine, bu isteğine en uygun bir kabiliyetle yaratmıştır.

Dünya ise, insanın maddi-manevi bu muhteşem kabiliyetlerini ortaya çıkaracak, hayır ve şerrin karışık olduğu güzel bir imtihan yeridir. İnsan şayet cennette kalsaydı melekler gibi makamı sabit kalacaktı. Halbuki sabit bir makamla Allah’a ibadet eden melekler çoktur, bu tarz ibadet için insanlara gerek yoktur.

İnsanın meleklerden ve tüm varlıklardan daha üstün kabiliyetle yaratıldığı, Hz. Âdem’in (as) cennetten çıkarılmasıyla anlaşılmıştır. Şayet insan cennette kalsaydı, Allah’ın insana yerleştirdiği harika isimler, sıfatlar ve istidatlar görülemeyecekti.

Sonuç olarak; İnsanlar ve cinler dünyaya belirli vazifeler için gönderilmiştir. İnsanları ve cinleri varlık kanunlarıyla münasebettar kılan bu belirli vazife Allah’a ibadettir ve ubudiyyettir. Kul, kulluk edecek olan, Rab ise kendisine kulluk edilecek olandır. Ve kulun hayatı ancak bu değerlendirmeler dahilinde istikamet kazanabilir.

Источник: http://www.renklinot.com/kultursanat/din/neden-insanlar-var.html

Bir Erkeğin Sizi Sevmesini Nasıl Sağlarsınız?

Yaşınızı Göstermiyorsanız Nedeni Var

Her kız sevdiği ve hoşlandığı erkeği kendine âşık etmek ister, ancak birinin sizi sevmesini zorla sağlayamazsınız ama ilk adımları atıp şansınızı deneyebilir ve hoşlandığınız çocuğun size olan hislerini zaman içerisinde değiştirmeye çalışabilirsiniz.

Bu yazımda sizlere bir erkeği nasıl sizden hoşlanmasını sağlayacağınızı anlatacağım.

Dikkati Üzerinize Çekin

  1. Kendinize güvenin. Hoşlandığınız kişiye ne kadar harika biri olduğunuzu gösterin (Tabi bunu uygulamak için kendinizi daha çok tanımanız gerekecek). Kendinize olan güveninizi artırmak demek illa gürültülü, kibirli ya da geveze biri olmanız anlamına gelmez. Etrafınıza sarılı olan kabuğunuzdan çıkmaya çalışın ve rahat davranın.

  2. Her zaman güzel görünün. Erkekler daha çok görüntüye önem verirler bu yüzden hoşlandığınız çocuğun yanında her zaman en güzel halinizle olun. Tabi bu yöntemin diğer bir önemli kısmı da şudur ki, kendinize zaman ayırdığınızda kendinizi güzel hissedip güveniniz daha çok artacaktır.

  • Unutmayın güzel görünmek için abartılı bir makyaj yapmanıza gerek yoktur. Gözlerinizi ön plana çıkarmak için sade bir rimel ve de açık renk tonlarında bir ruj.
  • Kendinizi rahat hissettiğiniz giysiler giyin.

    Sırf karşınızda ki kişiye güzel görünmek için alışık olmadığınız ve sizin tarzınız olmayan giysiler giymekten kaçının örneğin: beden hatlarınızı ortaya çıkaran giysiler ve aşırı dekolte.

  • Gülümsemeyi sakın unutmayın. Yapılan araştırmalara göre gülümseyen kişiler daha çekici görünüyorlar. Tabi abartmamak şartı ile.

  1. Sizi fark etmesini sağlayın. Kendinizi tanıtın ve iletişim kurmaya çalışın, unutmayın sizi tanımasını sağlamadan sizden hoşlanmasını sağlamanız imkânsız.
  2. İyi bir mizah anlayışına sahip olmaya çalışın. Tabi bu her söylenen lafa gülmeniz gerektiğini ya da saçma şeyler yapmanız anlamına gelmez.

  • Kendinizi fazla ciddi göstermeyin ya da hep asık suratlı görünmemeye çalışın bu karşınızdaki kişiye göz korkutucu ya da ulaşılmaz biri olduğunuzu hissettire bilir ki buda isteyeceğiniz son şeydir.
  • Mizah anlayışınızı kendinize has yolla ile belirtin.

    Bazı insanlar kinayeli espriler yapar, bazıları ise harika hikâyeler anlatır çoğu kişide ilginç hareketler sergileyip kendilerini alay haline getirirler.

  • Sizin mizah anlayışınız her nasıl olursa olsun, zaman zaman birlikte gülebileceğiniz bir kişi bulmak çok önemlidir.

    Eğer karşınızdaki kişi ile birlikte güle bilecek bir şey bulamıyorsanız belki de bu onun doğru kişi olmadığı anlamına gelebilir.

  1. Bir erkek sizin başka biri ile çıktığını düşünürse sizden hoşlanmayı bırakır. Bu yüzden ona kimse ile birlikte olmadığınızı gösterin bu sayede ona bir ilişkiye başlamanız için hiçbir engel olmadığı sinyalini de vermiş olursunuz.

Birbirinizi Tanıyın

  1. Onun arkadaşı olmaktan korkmayın. Bir erkeğin arkadaşı olmak onun sizi daha iyi tanımasına yardımcı olur aynı şekilde sizde onu daha yakından tanırsınız.

  2. Onu daha yakından tanımak için hayatı ile ilgili sorular sorun, ailesini anlatmasını isteyin ve de arkadaşlarından, komik hikâyeler anlatın, hobilerini sorun.
  3. İltifat edin.

    Şaşırtıcı olabilir ancak erkekler de kızlar gibi onlara iltifat edilmesinden hoşlanır, bu yüzden ona zaman zaman güzel bir söz söylemekten çekinmeyin.

  • Örneğin görünüşü ile ilgili iltifat edebilirsiniz tabi aşırıya kaçmayın ya da sık sık bunu söylemeyin.
  • Tabi iltifat etmek için sadece görünüşe odaklanmanız gerekmez.

    Sevdiği bir şeyi size anlattığında onun düşünce tarzına saygı duyduğunuzu ve önemsediğinizi gösterin ayrıca eğer spor yapıyorsa ona bu konuda iltifat edebilirsiniz ya da sınıftaki/işindeki yaptığı örneğin sunduğu bir projenin ne kadar başarılı olduğunu ve etkilendiğinizi belirtin.

  1. Birlikte aktivitelere katılın.

    Birlikte katılacağınız aktiviteler aranızdaki bağları güçlendirmeye yardımcı olacaktır ve de karşınızdaki kişinin sizin ne kadar eğlenceli ve ilgi çekici olduğunuzu fark etmesine sağlayacaktır.

  • Futboldaki maçlarına katılın ve onu destekleyin ya da yaptığı başka aktiviteler varsa size de öğretmesini isteyin bu sayede onun yaptığı şeylere önemsediğinizi göstermiş olursunuz.
  • Tabi onunda sizi tanımasına izin vermeniz gerek. Sevdiğiniz aktivitelere onu davet edin ve nelerden hoşlandığınızı anlamasını sağlayın.

    Geçirdiğiniz eğlenceli vakitler sayesinde hoşlandığınız çocuğun size daha pozitif bir gözle bakmasını sağlayacaktır.

  1. Ortak noktalarınızı bulmaya çalışın. Çoğu ilişkinin temelini atanda aslında sahip olduğunuz ortak noktalardır.

  • Örneğin izlediğiniz diziler, sevdiğiniz yabancı diziler bu ortak noktalar sayesinde konuşacak birçok konu bulabilirsiniz.
  • Sinemada sevdiğiniz türden bir film varsa onu sinemaya davet edebilirsiniz.
  1. Arkadaşlarını tanımaya çalışın. Onun arkadaşları ile yakın olmaya çalışın kendinizi sevdirirseniz onlar sizin yokluğunuzu hiçbir zaman hissettirmezler ve hep siz ile ilgili konu açarlar ki buda sevdiğiniz çocuğun hep aklında olacağınız anlamına gelir ayrıca bu sayede hoşlandığınız çocuğa onun hayatına kolay bir şekilde uyum sağladığınızı gösterecektir.

Bir Erkeğin Sizi Sevmesini Sağlamak İçin Bazı Öneriler:

Dikkat çekmek için asla çaresiz görünmeyin. Zaman zaman hoşlandığınız erkekle göz göze gelmek ve ardından arkadaşlarınızla birlikte gülmeye geri dönmek iyi bir taktik olabilir. Ancak dikkat etmeniz gereken bazı hususlar var, hoşlandığınız kişiyi çok seyretmemek, çok hevesle gülümsemek ve size yaklaşması için arkadaşlarınızdan uzaklaşmak iyi bir izlenim vermez.

Makyajınızı herkese açık bir şekilde tazelemeyin, sırf size doğru yaklaşır umuduyla kişinin önünden 100 kez geçmeye devam etmeyin. Evet, bu belki sizi fark ettirir – ama düşündüğünüz tarzda olumlu yönde olmaz.

Not: Eğer sizi hemen fark etmezse, ona dokunarak ya da ona göz kırparak zorlamanızın bir yararı olmaz. Bu sadece onu sizden uzaklaştırmaya yarar.

İki ayrı insan olduğunuzu unutmayın. Kimse ilişkide boğulmuş hissine kapılmak istemiyor. Bu yüzden birçok insan ilişkide ciddileşmekten korkuyor. Eğer sevdiğiniz kişiye, sevdiği şeyleri yapma özgürlüğünü verirseniz, kendini sizinle daha rahat hissedecektir.

Karşınızdaki kişinin bağımsızlığına saygı gösterin; Onları değiştirmeye çalışmayın.

Not: Unutmayın ki herkesin sırları olabilir, bu sırları sizinle paylaşmaya zorlamayın. Zaman içerisinde size olan güveni artığında bu özel sırları sizinle paylaşacaktır.

Unutmayın ki Bu tür işler zaman alır. Birinin sizden hoşlanmasını zorla sağlayamazsınız, ona zaman tanıyın ve oluruna bırakın. Eğer o da sizin gibi his ediyor ise size elbet söyleyecektir.

Ancak sizden hoşlanmıyorsa ve sizi sadece arkadaşı olarak görüyor ve bunu belli ediyor ise daha fazla üstüne gitmeyin.

Bu gibi durumlarda zamanınızı sizi sevmeyecek birine harcamayın ve hayatınıza devam edin.

Sizi “siz” olduğunuz için sevecek biri illa çıkacaktır bu yüzden sevdiğiniz kişi tarafından ret edilseniz bile sakın üzülmeyin ve doğru kişi bulmaya devam edin.

Источник: https://www.biliminsesi.com/bir-erkegin-sizi-sevmesini-nasil-saglarsiniz/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.