Yaz Aylarında Ağız Ve Deri Enfeksiyonları Artıyor

Yaz Aylarında Diş Hassasiyeti Artıyor

Yaz Aylarında Ağız Ve Deri Enfeksiyonları Artıyor
Dr. Dt. Ezel Yıldız ELMAS
Ağız ve Diş Sağlığı
Memorial Ataşehir Hastanesi

Yaz mevsiminin gelmesiyle sıcak ve soğuk farkına yol açan gıdaların tüketilme sıklığı artar.

Kışın belki de çok dikkatimizi yoğunlaştıramadığımız diş hassasiyetinden, yazın soğuk içecek ve yiyeceklerin tüketilmesinin artmasıyla kaçamaz hale geliriz ve böylece diş hassasiyeti, gündemimizdeki sırasını belirler.

Şikayetler oldukça belirgindir ancak diş hekiminin hastadan daha ayrıntılı klinik bilgiyi toplamaya ihtiyacı vardır. Hasta hassasiyet şikayeti ile geldiğinde ilk adım tüm hikayeyi hastadan dinlemektir. Öngörülen gerekli bilgiler:

  • Diş ağrısının şekli ve niteliği (keskin, künt, vurucu)
  • Hassasiyetin lokalizasyonu (genellikle benzer grup dişlerde benzer şikayetler oluşabilir)
  • Dişte hassasiyetin başladığı yüzey
  • Ağrının şiddetinin tanımlanması (1-10luk skalada, 1=hafif, 10=dayanılmaz )
  • Hassasiyeti başlatan uyarıcı tetikleyici yiyecek ve içecekler var mı?

Diş hassasiyeti diş ağrısı ile karıştırılabiliyor

Diş hassasiyetinin ortaya çıkmasında birçok farklı etken rol oynayabilir. Ağız içerisindeki gelişen çeşitli sorunlar, çürükler, diş eti çekilmeleri, diş ve bazen kök kırık ve çatlakları, hatalı diş fırçalama alışkanlıkları, beslenme alışkanlıklarındaki hatalar, oluşan ağrının hasta tarafından diş hassasiyeti olarak tanımlanmasına yol açabilir.

Diş hassasiyetinin başlıca nedenleri

  • Eski dolgulu dişler: Kanal tedavisi uygulanmış ve sonradan fistül oluşmuş veya canlılığını tamamen ya da yarı yarıya kaybetmiş dişlerin ağız kapandığında karşı dişlerle temasında oluşan ağrı.
  • Kırık ve çatlak dişler: Dikey ve yatay, parça kırık veya çatlak oluşan dişlerin ağız kapandığında karşı dişlerle temasında oluşan ağrı.
  • Diş çürükleri: En yüksek derecede hassasiyet algısı, çürük doku diş minesini tamamen harap ettiğinde mine-dentin sınırını geçerken görülür. Hassasiyet, çürük dişin canlı dokusuna ilerleyene kadar artarak devam eder.
  • Diş eti çekilmesi: Kronik diş eti hastalığı olan kişilerde, diş eti ameliyatları sonrasında veya yaşla, ağız bölgesine alınan darbeler sonucu, dişlerdeki çapraşıklıklar ya da diğer yumuşak dokulardaki anomaliler ile dişlerin kök yüzeyinin açığa çıkmasıyla oluşan ağrı.
  • Diş fırçası abrazyonu: Sert diş fırçası kullanımı veya yumuşak diş fırçasının aşındırıcı özelliği, fazla macun kullanımı veya hatalı fırçalama sonrasında genellikle baskın kullanılan elin denk geldiği bölgede oluşan aşınma, hem diş eti çekilmesine neden olabilir; hem de diş eti çekilmesi sonucu yumuşak kök yüzeyinin açığa çıkmasıyla hissedilen ağrıya sebep olur.
  • Abfraksiyon lezyonları: Genellikle dişin anatomik şeklinin bozuk olduğu yerlerde dişlerde aşınma ve yüzeyden mikro düzeyde parça kopması ile oluşur. Çürük olmadığı halde diş yüzeyinde madde kaybı olan bu tip lezyonlar yüksek hassasiyet göstererek, dişin canlı dokusuna kadar ilerleyebilir.
  • Erozyon lezyonları: Düşük Ph’lı ve yüksek karbonat oranlı kola, meyve ve enerji içecekleri diş yüzeyinden çürüksüz madde kaybı oluşumuna sebep olmaktadır. Bu tür içeceklerin kullanım alışkanlıkları, asitle yüzeyel olarak yumuşayan mine veya dentinin diş fırçalama ile kolayca yerinden kalkmasına sebep olacaktır. Reflü, bulimia gibi gastointestinal sistem hastalıkları dişlerin dile bakan yüzeylerinde, yüzeylerine zarar verirken; beslenme ile alınan asitli gıda tüketiminin fazlalığıyla oluşan lezyonlar dişlerin yanaklara (dışa) bakan yüzeylerinde görülür.
  • Beslenme tipi: Herhangi bir sebeple hasarlanmış diş yüzeyi, domates, meyve suları, kola içecekleri gibi düşük Ph’ lı içeceklerin asidik sıvısıyla temas ettiğinde ani hassasiyet oluşacaktır. Beslenme şekli erozyondan dolayı oluşan hassasiyeti şiddetlendirebilir.
  • Genetik hassasiyet: Hassas dişlerin hikayesi yıllardır hastalar tarafından anlatılır. Bu tip hassasiyetin sebebi, %10 sementin kök dokusunun ve mine dokusunun diş dentin yapısını örtmediği tipte sınıflandırılan anatomik yapı bozukluğu ile de korelasyon kurularak veya tüm hastaların farklı ağrı eşik değerlerinin olmasıyla da açıklanabilir.
  • Dolgu sonrası hassasiyet: Bazı tip gümüş civa karışımı amalgam dolguların 24-48 saat büzülmeye bağlı olarak hassasiyet oluşturması; diş renginde yapılan dolgu uygulamalarında yeterli teknik hassasiyet gösterilmemesi veya hatalı asit uygulaması; dolgu yapılırken diş kurutma tekniğinin hatalı uygulaması; diş dokusunda çürük temizlenirken hatalı uygulamalar yaparak dişin canlı sinir dokusunu etkilemek; dolgu yaparken ani ısı değişikliği oluşturmak ya da dolgunun normalden yüksek bırakılması; ağız içinde ani uyarılmaya veya ‘pas ya da aliminyum’ tadına sebep olan farklı metaller arasındaki reaksiyonlar hassasiyet oluşumunu tetikler.
  • İlaç kullanımı: Ağız kuruluğuna sebep olan ilaçlar (antihistaminikler, tansiyon ilaçları gibi) tükürüğün miktarını azaltarak koruyucu etkisini de bozar ve beslenmeyle meydana gelebilecek travmalara veya bakteri plak artışına sebep olurlar. Tükürük akışındaki azalma, yaşlanma ve ilaç alınımıyla birlikte tükürük Ph’ının diş çürüklerinin ve erozyon lezyonlarının oluşumuna sebep verecek düzeye inmesine neden olur.
  • Beyazlatma hassasiyeti: Kanal tedavisi uygulanmamış dişlere uygulanan diş beyazlatmasında %10’luk karbamid peroksitin ( %3 hidrojen peroksit, %7 üre) mine ve dentini geçerek sinir dokusuna ulaşmasıyla oluşur. Dentindeki sıvı akışı ve materyalin sinir dokusuyla temasıyla yoğunluğun değişimi nedeniyle, hassasiyet geri dönüşebilir sinir dokusu iltihabı şeklini alır. Hassasiyet tüm diğer beyazlatma yöntemleri (in-office, ışık aktivasyonlu, yeni over the counter yöntemi!) sonucunda oluşabilir ve tercih edilen beyazlatma markası ve içeriği ile ilgilidir.

Beyazlatma işlemi sırasında hassasiyetin ortaya çıkması beklenmesine rağmen; klinik hassasiyet oluştuğunda sebebin beyazlatma olabileceği belirtilmelidir. Hafif seyreden hassasiyetlerin tedavi protokolünde yeri yoktur. Ancak diş hekimi, hastayı tedavi süresini uzatma (örneğin uygulama sıklığı) konusunda bilgilendirerek yeni uygulama talimatları verebilir. Bu yöntemin geçerli olmadığı durumda, bazı klinisyenler beyazlatma yönteminin diş yüzeylerine flor jelleri uygulamalarıyla desteklenmesini savunurlar. Diğer klinisyenler beyazlatma öncesi ve sonrasında 2-3 hafta boyunca hassasiyet giderici diş macunları kullanımı öneririler.

Potasyum içeren hassasiyet giderici yardımcı materyallerin ağza uygulanan plaklarla kullanımının gelişmesi, diş hekimine hassasiyeti gidermekte yardımcı olurken; tedavi sürecinde hastaların daha efektif rol oynamalarını da sağlamıştır. Beyazlatma çalışmalarında, ihtiyaç duyulduğunda 10-30 dk yardımcı hassasiyet giderici maddeler uygulanır. (Günde bir, haftada bir, beyazlatmadan önce veya beyazlatma tedavisinin uygulama tipine göre)

Hassasiyet giderici diş macunları, şikayetleri azaltıyor

En genel, profesyonel olarak önerilen, hassas dişe yalnız uygulama kolaylığı sunan hassasiyet giderici diş macunları, potasyum tuzları içerenlerdir. Potasyum tuzları mine ve diş dentin dokusundan kolayca geçerek birkaç dakika içinde dişin canlı sinir dokusuna ulaşır.

Çoğunlukla potasyum bazlı hassasiyet giderici diş macunları diş dokusunu korumak için flor içerir aynı zamanda bazıları da değişik tatlar, beyazlatma özelliği, tartar kontrolü ve karbonat içerikli olarak tüketiciye sunulur.

Kinik girişimlerde hassasiyet giderici etkili diş macunları günde iki kere ve yaklaşık iki hafta kullanım sonucunda hassasiyetin azalmasını sağlamış ve daha büyük etkileri de düzenli kullanımıyla gözlenmiştir.

Bu arada hasta, üreticinin tavsiyesine de uyarak günde iki defa ağız hiyjen uygulamasının bir parçası olarak fırçalamayı sürdürmelidir. Hastalara sürekli kullandıkları diş macununa benzer özellikler taşıyan hassasiyet giderici edici diş macunları önerildiğinde başarı oranı yükselecektir.

Diş hassasiyetinin birden fazla sebebi ve tedavisi vardır

Diş hekimi tüm olasılıkları gözden geçirmeli, doğru bir teşhis ve tedavi planı oluşturmalı ve buna göre hassasiyete sebep ve engel olan tüm faktörleri işaret eden bir tedavi stratejisi belirlemelidir. Tedaviler, hasta tarafından evinde restorasyon yapılan dişe uygulanan medikal materyallerden, pulpa extirpasyonu (kanal tedavisi) ve mukogingival (diş eti ameliyatları) cerrahiye kadar uzanır.

Hassasiyetin sıklığı ve şekli, tedavi seçenekleri arasındaki seçimi belirler. Restorasyon yapılmamış veya açık bir sorun patoloji bulunmayan kişilerde dişlerin kronik hassasiyet şikayeti çoğunlukla beklenmedik ve araştırılmaya muhtaç durumları işaret eder.

Diş beyazlatması sırasında diş hassasiyetini engellemesi için uygulanan %5lik potasyum nitrat flor jeli (diş macunu) gibi hassasiyet giderici materyaller oldukça etkili olmakta ve hastanın olay üzerindeki kontrolünü artırmaktadır.

Güncellenme Tarihi: 21 Temmuz 2009Yayınlanma Tarihi: 21 Temmuz 2009

Benzer Sağlık Rehberleri

Источник: https://www.memorial.com.tr/saglik-rehberleri/yaz-aylarinda-dis-hassasiyeti-artiyor/

Vajinal Enfeksiyonlar İçin 9 Doğal Tedavi

Yaz Aylarında Ağız Ve Deri Enfeksiyonları Artıyor

Dönem dönem bile olsa hemen hemen her kadının yaşadığı vajinal enfeksiyon, kolay tedavi edilebilir bir rahatsızlık olsa da belirtileri nedeniyle kimi zaman son derece rahatsız edici olabiliyor.

Vajinada yanma, kaşıntı, koku, akıntı, idrar yaparken ya da cinsel ilişki esnasında acı hissi gibi belirtileri olan vajinal enfeksiyon birçok nedenden dolayı ortaya çıkabilir.

Vücudun diğer parçaları gibi bakteri, virüs ya da mantar gibi mikroorganizmalardan kaynaklanan enfeksiyonlar vajinada da ortaya çıkabilir.

Özellikle yaz aylarında havaların ısınmasıyla ter gibi vücut salgılarının artması ve mikroorganizmaların üremesi için uygun nemli ortamın sağlanması kolaylaşır. Bu da vajinal enfeksiyon riskini arttırır.

Havluların sık sık yıkanmaması, temizliğinden emin olunmayan umumi tuvaletlerin kullanılması gibi nedenlerde vajinal enfeksiyona sebebiyet verebilir. Biz de bu listemizde sizler için vajinal enfeksiyon tedavisinde kullanabileceğiniz doğal yöntemleri sıraladık.

Gelin evde uygulayabilen yöntemler ile vajinal enfeksiyonun nasıl iyileştirilebileceğini beraber inceleyelim.

Sarımsağın mantar gibi birçok farklı mikroorganizmanın en büyük düşmanı olduğunu ve hastalanmamak için sık sık tüketmemiz gerektiğinden sıkça bahsediyoruz.

Bağışıklık sistemini güçlendirmekten enfeksiyonları geçirmeye kadar birçok farklı soruna derman olan sarımsak vajinal enfeksiyon tedavisinde de kullanılabilir.

Bir diş sarımsağı soyup ortasındaki biraz daha sulu kısmı bir çatal yardımı ile delerek açığa çıkartmakla başlayın.

Bu sarımsağı hem hijyen açısından hem de daha sonrasında çıkarmayı kolaylaştırmak açısından bir parça gazlı beze sarın ve bu bezi vajina içerisine yerleştirin. 3 gün boyunca gece yatmadan önce bu işlemi uygularsanız vajinal enfeksiyonun iyileştiğini fark edeceksiniz. Ayrıca bu işlemi sarımsağın suyunu bir tampona emdirerek de gerçekleştirebilirsiniz.

2. Lavanta Yağı İle Vajinal Enfeksiyona Çözüm

Lavanta yağı gibi enfeksiyonları tedavi etme etkisi olan uçucu olan yağlar vajinal enfeksiyon tedavisinde sıklıkla kullanılır. Küvette banyo yaparken suyun içerisine biraz lavanta yağı koymak hem vajinal enfeksiyon oluşumunu engelleyecek hem de enfeksiyonu tedavi edecektir. Lavanta yağından birkaç damlayı tampon ya da pedlerinize damlatarak da kullanabilirsiniz.

3. Vajinal Enfeksiyona Karşı Yoğurt

Vücudumuza aldığımız bazı mikroorganizmalar faydalı bazıları ise zararlıdır. Laktobasiller ismi verilen bakteriler vücudumuzun hemen her yerinde bulunurlar ve diğer birçok bakterinin üremesini engellerler. Yoğurt da içeriğinde bol miktarda probiyotik laktobasil içerir.

Bu bakteriler hem yarattıkları asitli ortam sayesinde hem de hücre zarına tutunmaları ile diğer bakterilerin üremesini engelleyerek aslında vücudumuza bir koruma kalkanı oluştururlar. Bu nedenle vajinal enfeksiyon tedavisinde bol bol yoğurt yemek faydalı olacaktır. Hatta yapabiliyorsanız yoğurdu evde mayalamak ve suyunu dahi içmek çok daha etkili olacaktır.

4. Elma Sirkesinin Vajinal Enfeksiyon Tedavisinde Kullanımı

Elma sirkesinin pH dengeleyici etkisi sayesinde çok farklı alanlarda kullanıldığını hepimiz biliyoruz. Vajinal enfeksiyon tedavisi de elma sirkesinin kullanıldığı alanlardan biri.

Hem antiseptik ve pH düzenleyici etkisi ile tedavi etmesi hem de vajinal kokuyu gidermesi ile vajinayı yıkamak için elma sirkesi kullanılabilir. Saf su ile çiğ elma sirkesini eşit miktarda karıştırıp günde 1- 2 defa enfeksiyonu geçirmek için kullanın.

Ayrıca bir bardağa iki yemek kaşığı sirke eklediğiniz karışımı da içerek kullanabilirsiniz.

5. Papatya Çayı İle Vajinal Enfeksiyon Temizliği

Eğer mantar kaynaklı bir vajinal enfeksiyon yaşıyorsanız papatya tedavide en çok işinize yarayan bitkilerden biri olabilir. Kaynar suda demleyeceğiniz gerçek papatya çayını vajina temizliğinde kullanabilirsiniz.

Soğumasını beklediğiniz papatya çayını bir pamuk yardımı ile önden arkaya olacak şekilde vajinayı silmekte kullanın. Papatya çayı içeriği sayesinde bölgeyi temizleyecek ve enfeksiyonun geçmesinde yardımcı olacaktır.

6. Vajinal Enfeksiyona İncir Kürü

İncirin vücuttaki toksinleri uzaklaştıran özelliği ile enfeksiyonlara iyi geldiği bilinmekte.

Bu nedenle vajinal enfeksiyona yakalanmamak ya da vajinal enfeksiyon tedavisi için incir tüketmek faydalıdır.

Ayrıca banyan ağacı ismi verilen ağacın kabuğu ile inciri mutfak robotundan geçirerek bir karışım elde edebilir ve bu karışıma su ekleyip, vajina için yıkama suyu olarak kullanabilirsiniz.

7. Maydanoz Tedavisi

Maydanoz da vajinal enfeksiyon tedavisin kullanılan bir diğer bitkidir. Bir demet maydanozu su da kaynatıp, suyunu süzün.

Kaynamış maydonuzu ufalayıp bir gazlı bezin içerine sarıp genital bölgeye yerleştirerek kullanabilirsiniz. 15 dakika beklettikten sonra maydanozu alıp kaynamış su ile bölgeyi yıkayabilirsiniz.

Bu işlemi günde birkaç kez uygularsanız vajinal enfeksiyonun giderilmesini sağlayacaktır.

8. Karbonatın Vajinal Enfeksiyon İçin Kullanımı

Karbonatı vajinal enfeksiyonu temizlemek için kullanabilirsiniz. Hem enfeksiyondan korunmak için genel bir temizlik amacıyla hem de enfeksiyonun giderilmesi için haftada bir, 1 litre kaynamış suyun içerisine 2 yemek kaşığı karbonat karıştırarak genital bölgeyi yıkayabilirsiniz.

9. Vajinal Enfeksiyona Safran

Safran, antioksidan ve antiseptik özelliği sayesinde vajinal enfeksiyon tedavisinde kullanılabilir. 1 su bardağının dörtte biri kadar su ile 1 çay kaşığı safranı karıştırarak kaynatın.

Elinizde bir yemek kaşığı karışım kalana kadar devam edin. Bu karışımı 3 eşit parçaya bölün ve gün içerisinde eşit miktarda su ile karıştırarak 3 kez için.

Vajinal enfeksiyonun temizlendiğini fark edeceksiniz.

Источник: https://evdesifa.com/vajinal-enfeksiyonlar-icin-9-dogal-tedavi/

Deri ve Yumuşak Doku Enfeksiyonu Teşhisi ve Tedavi Yöntemleri

Yaz Aylarında Ağız Ve Deri Enfeksiyonları Artıyor

Haber güncelleme tarihi 23.10.2018 12:13

İnsan vücudunun en büyük organı olan deri, iç organlar ile dış çevre arasında bir koruma duvarı gibi görevini yerine getirir. Dolayısıyla dış ortamda bulunan birçok mikroorganizma ve toksinle sürekli ilişki içerisindedir.

Deri;

  • epidermis
  • dermis
  • cilt alt yağ dokusundan oluşur.

Epidermis, cildin yüzeyinde bulunur ve 1 mm'den daha ince bir tabaka şeklindedir. Avasküler bir yapıdır ve şu hücreleri içerir:

  • keratinosit
  • merkel hücreleri
  • dendridik hücreler vb.

Epidermisin altında yer alan dermis,önemli işlevlere sahip aktiviteler göstermesinin yanı sıra ve kan damarları, lenfatikler, fibroblastlar, ekrin ter bezleri, sebase bezleri ve kıl follikülleri bakımından zengindir.

Cilt altı yağ dokusu ise dışarıdan gelen darbelere karşı tampon görevi görürken aynı zamanda enerji deposu olarak da görev alır.

Dış ortamla etkileşim sonucu cilt yüzeyinde, kalıcı ve geçici birçok mikroorganizma yaşamını sürdürür. Bazı mikroorganizmalar, deri ve yumuşak doku enfeksiyonlarına sık sık neden olmaktadır.

Yüzeyel Deri Enfeksiyonları Nedir?

Piyordermiler, yüzeyel deri enfeksiyonları için kullanılan tanımdır ve deri üzerinde meydana gelen bakteriyel enfeksiyonlardır. daha önce mevcut olan deri lezyonları üzerine gelişen ekfeksiyonlar ise sekonder enfeksiyon olarak ifade edilmektedir. Piyordermilerin nedeni:

  • Beta-hemolitik streptokoklar
  • Staphylococcus aureus

Beta-hemolitik streptokoklar içinde ise en sık A grubu streptokoklara rastlanmaktadır.

Yüzeyel Deri ve Yumuşak Doku Enfeksiyonları Nelerdir?

  • İmpetigo
  • Follikülit
  • Deri Apseleri (Fronkül ve Karbonkül)
  • Sellülit

İmpetigo

Klasik olarak 2-5 yaş arası çocuklarda görülen primer piyodermi olan impetigo, basit yüzeyel ve büllöz impetigo olarak iki şekilde seyreder.

Basit yüzeyel impetigo daha sık görülür. Genellikle çocukluk yaş döneminde görülen basit yüzeyel impetigo, bal rengi kabuklanma ile yavaş iyileşir.

Baş, yüz ve uzuvlar gibi vücudun açık alanlarında daha sık oluşmaktadır.

Bulaşıcı ve kaşıntılı olan basit yüzeyel impetigo tanısında suçiçeği, herpes simpleks virüs (HSV) enfeksiyonu, dermatit, dermatofit enfeksiyonları ve uyuz da düşünülmelidir.

Yenidoğan ve süt çocukluğu döneminde daha çok görülmekte olan büllöz impetigo ise kaşıntısızdır. İnce, kahverengi bir krutla iyileşir. Büllöz impetigo tanısında allerjik kontakt dermatit, pemfigus vulgaris, büllöz pemfigoid, eritema multiforme, ilaç reaksiyonları ve haşere ısırıkları da dikkate alınmalıdır.

İmpetigo Tedavisi

Krutların ılık sabunlu su ile yıkanarak temizlenmesi gerekir. Topikal antibiyotikler önerilmektedir. Buna yanıt vermeyen, yaygın lezyonlarda ise oral antibiyotik tedavisi uygulanabilir. Penisilin veya ampisilin/sulbaktam verilebilir.

Ayrıca selülit, osteomiyelit, septik artrit, lenfanjit, lenfadenit ve glomerülonefrit olası komplikasyonlar olarak bilinmektedir.

Follikülit

Kıl follikülünün bakteriyel enfeksiyonu olarak bilinen follikülite gram-negatif basiller, mantarlar ve virüsler neden olarak gösterilebilir ve yaklaşık 2 mm çapında eritematöz bir lezyon şeklinde kıl follikülünü çevrelerken lezyonlar skar bırakmadan kendiliğinden drene olup düzelebilir.

Follikülitler yüzeyel ve derin olmak üzere iki şekilde incelenebilir.

Yüzeyel follikülit, çocuklarda daha çok skalpda görülürken erişkinlerde ise genellikle aksilla, sakal bölgesi, ekstremiteler ve kalçada görülür ve kıl follikülünün ağzında frajil, kubbe şekilli küçük bir püstül ile karakterli olarak kendini belli eder.

Sycosis barbae olarak da bilinen derin follikülit, sakal bölgesinde görülür ve tedavi edilmezse yayılarak kronikleşir. Bu yüzden mupirosin ya da klindamisin lokal uygulamaları ile kontrol altına alınabilen derin follikülitte, çok yaygın enfeksiyon durumunda sistemik antibiyotikler uygulanabilir.

Dermatofitik follikütlerde lezyon bölgesinde kılların koparılması ağrısızdır. Hastada yüzme havuzunda ve jakuzide kalma hikayesi bulunan hot tub follikülit, nem oranının arttığı bölgelerde sık görülür. Genelde enfeksiyona maruz kalan bölgeler dış kulak yolu, areola ve ayaklar olup kaşıntı ile ağrı görülebilmektedir.

Follikülit Tedavisi

Selülit gelişmemişse sistemik antibiyotiklerin yeri yoktur ve sistemik tedavi yararlı değildir. Tedavide lezyon temizlenir ve topikal mupirosin uygulanır.Hastalık kendisini sınırlar fakat tekrarlayabilir. Tekrarladığı zaman ayda bir kez topikal mupirosin uygulaması önerilmektedir.

Deri Apseleri: Fronkül ve Karbonkül

Kıl folliküllerinin enfeksiyonu olan fronkül, çıban/kan çıbanı olarak da bilinmektedir. Vücudun kıl bulunan, özellikle sürtünme ve terlemenin olduğu bölgelerde daha çok oluşur.

Ense, yüz, aksilla ve kalça en çok ortaya çıktığı yerler olup dermiste sert, duyarlı ve kırmızı bir nodül olarak başlar ve yumuşayarak ağrılı bir apse şeklini alır.

Hafif kanlı, irinli bir akıntı ile drene olarak iyileşen fronkülde metisiline duyarlı MSSA ve metisiline dirençli MRSA kaynaklı salgınlar görülürse havlu, çarşaf vb. ayrılmalıdır.

Birden fazla fronkülün yayılarak birleşmesi sonucu oluşan karbonkül, daha büyük, ağrılı ve ciddi lezyonlar olarak ortaya çıkar.

Dermis ve daha derin deri dokularının içinde pürülan sıvı toplanması ile oluşan deri apseleri, kırmızı nodüller üzerinde ortaya çıkan püstül ve kenarlarında eritemli şişlik şeklinde oluşur.

Deri Apselerinde Tedavi

Geniş fronküllerde ve tüm karbonküllerde insizyon ve drenaj gerekli olup, genellikle sistemik semptomlar fronküllerde bulunmayacağı için sistemik tedavi, karbonküllerde ve ateşin olduğu fronküllerde tercih edilir. Tekrarlayan enfeksiyonlar yıllarca sürebilir ve tekrarlayan enfeksiyonlarda stafilokok taşıyıcılığı araştırılmalıdır ve için her ayın ilk 5 günü günde 2 defa topikal mupirosin uygulanabilir.

Boşaltılan apse boşluğuna dren konması gerekebildiği gibi bazı durumlarda yaralı kısım cerrahi olarak da kapatılabilir fakat çoğunlukla cerrahi sargılarla kapamak ve yara bakımı yeterli olmaktadır.

Kan kültürü ve tam kan sayımı da istenmelidir. Ayrıca tedavi sırasında insizyon ve drenaj esnasında bakteriyemi olabileceği için kalp kapak enfeksiyonu için risk altında olan hastalara antibiyotik profilaksisi uygulanması gerekir.

Hafif olduğu zaman tedavi oral başlanır ve 10 günde tamamlanır. Klindamisin veya eritromisin kullanılabilir.

Deri Apselerinde Bitkisel Tedavi 

Ozon yağı sürülebilir fakat kalıcı çözüm değildir. Aynı şey çay ağacı yağı için de geçerlidir. Bağırsaklardan gelen toksit madde ve kanda dolaşan mikrop yok olmadıkça apse tekrarlar.

Selülit

Alt dermis ve subkütan yağ dokusunun tutulduğu akut bir enfeksiyon olan selülit, uzuvlarda hassasiyet, ağrı ve eritem ile başlarken lezyonun deri üzerindeki sınırları eriziplein aksine belirgin değildir.

Ateş, üşüme ve titreme de görülürken ciddi olgularda ise bakteriyemi ile birlikte ateş, taşikardi, konfüzyon ve hipotansiyon gelişebilir.

Hayvan teması veya kedi-köpek ısırığı sonrası oluşan selülitlere de rastlanabilir ve lenfatikler ile yayılım riski olan selülit, ciddi bir enfeksiyon olup risk faktörü olarak deri bariyerinin bozulması, venöz yetmezlik, obezite, gebelik splenektomi, tibial kırıklar ve daha önce selülit geçirme öyküsü söylenebilir.

Selülit Tedavisi

Tanı erken konulmalıdır ve tedaviye başlanmalıdır. Bu noktada önemli olan şeylerden biri hastaneye yatırma işlemi gereken bir hastada tedavi parenteral başlanması ve klinik kontrol altına alındıktan sonra oral tedaviye geçilmesidir.

Toplum kökenli selülit vakalarında şunlar verilebilir:

  • sefazolin
  • sefadroksil
  • sefaleksin
  • klindamisin
  • eritromisin

Selülit ataklarının önlenmesinde şunlar önemlidir:

  • Ayağın kuruluğunu önleyecek yumuşatıcı kremler
  • Altta ödem varsa ayağın yükseğe kaldırılması, varis çorabı kullanılması
  • Diüretik tedavi

Selülitin Özel Tipleri

Lenf yolu enfeksiyonu olan lenfanjitte lenf yolu üzerinde ağrılı, çizgi şeklinde kızarıklık görülür.

Erizipel daha çok yaşlılarda ve küçük çocuklarda görülür ve hastalıkta ateş ile birlikte ağrılı, ödemli bir lezyon görülür.

El ve parmaklarda ortaya çıkan ve pembe renkli olan erizipeloid, kasap ve balıkçılarda sık görülür.

Vücudun kıvrım yerlerinde oluşan kahverengi-kırmızımsı yamalar şeklinde kendini belli eder.

Tuzlu su ile temas sonucu oluşan vibrio fulnificus, oluştuğu kişide altta yatan karaciğer hastalığını gösterebilir ve hızlı yayılır.

Lösemi, inflamatuar bağırsak hastalığı ya da romatoid artriti olan hastalarda görülür.

Nekrotizan Fasiit

Yumuşak doku enfeksiyon türlerinden biri olan nektrotizan fasiit, cilt ve kas dokusunun yanı sıra deri altı dokusunu da tahrip edebilir ve genellikle et yiyen bakteri olarak bilinen A grubu streptokok enfeksiyondan kaynaklanır.

Bu enfeksiyon küçük bir kesikten bile kapılabilir ve hızlı ilerleyebileceği için erken tedavi son derece önem taşır. Belirtilerin arasında cildin sıcak, kırmızı olması ve bir kasın inmiş gibi hissedilmesi vardır.

Ayrıca enfekte olan alandan sızma olabildiği veya kötüleştikçe rengi bozulabildiği gibi kabarcıklar, yumrular, siyah noktalar, diğer cilt lezyonları da görülebilir ve diğer belirtiler şunlardır:

  • yorgunluk, zayıflık
  • titreme ve terleme ile ateş
  • bulantı, kusma
  • baş dönmesi
  • seyrek idrara çıkma

Tanıyı koymak için doktor, cilt dokusundan biyopsi örneği alabilir. Kan testleri ve BT taraması da doktorun tanı koymasına yardımcı olur.

Nekrotizan Fasiit Tedavisi

Tedavide ise güçlü antibiyotikler kullanılır. Bu antibiyotikler damardan verilir. Ancak ölü dokunun derhal çıkarılması gereken durumlar da görülür.

Piyomiyozit

Primer kas absesi anlamına gelen piyomiyozit, kasın, herhangi bir penetran travma veya vaskuler bozukluk olmaksızın ortaya çıkan akut bakteriyel bir enfeksiyonudur ve genellikle tropikal ülkelerde görüldüğünden tropikal miyozitis de denir. Piyomiyozit tanısı koymak için bazı belirtiler:

  • lokal kas ağrısı
  • ateş
  • lökositoz

Piyomiyozit Tedavisi

Ultrasonografi yardımı ile abse drenajı ve antibiyotik tedavisi ilk olarak uygulanan işlemlerdir. Ayrıca özellikle ön tibial bölgede kompartıman sendromu söz konusu ise drenaj ile birlikte fasiotomi ve debridman gerekebilir.

Gazlı Gangren

Dokuların kanlanmasının bozulması, oksijensiz kalması nedeniyle çürümesi olarak tanımlanan gazlı gangren, birden çok organı da etkileyebilir ve tedavi edilebilir fakat tekrarlayabilir de. Akut gazlı gangren ve gazlı gazlı gangren olarak iki türü vardır.

Akut gazlı gangren 6 haftaya kadar sürerken, 6 haftadan uzun sürenler kronik gazlı gangrendir. Dokununca çıtırtı geliyorsa gazlı gangrendin içerisinde gaz var demektir, nbuna gazlı gazlı gangren denir.

Gazlı gangrenin önemli bir belirtisi dokunun renginin kararıp siyaha dönmesidir. 

Gazlı Gangren Tedavisi

Daha çok şu tedaviler tercih edilir:

  • Dokunun kanlanmasının arttırılması
  • Doku ya da organın kesilmesi

Tedavide kullanılan ilaçlar da vardır.

NeOldu.com / Özel Haber

UYARI!

Haberimizde yer alan yazılı ve görsel içerikler farklı kaynaklardan derlenerek oluşturulmuş, öneri ve bilgilendirme yazısıdır. Kesin teşhis ve tedavi niteliği taşımamaktadır. Herhangi bir sağlık sorunu karşısında mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Источник: https://www.neoldu.com/deri-ve-yumusak-doku-enfeksiyonu-teshisi-ve-tedavi-yontemleri-10954h.htm

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.