Zihin Okumak Artık Hayal Değil! Peki, Nasıl?

Kokular Zihnimizi Nasıl Etkiliyor? (En Etkli 10 Koku)

Zihin Okumak Artık Hayal Değil! Peki, Nasıl?

Kokuların canlılar üzerindeki, bilhassa insanlara etkileri yıllardır araştırılan ve açıklanmaya çalışılan bir konudur.

Başken Üniversitesi’nin konu ile ilgili bir araştırmasında iyi kokuların kişilerin karmaşık zihinsel aktiviteleri üzerinde olumlu etki uyandırdığı belirtilmiştir. İşin bilimsel boyutunu bir kenara bırakırsak, kokunun hayatımıza etkilerini hepimiz deneyimlemişizdir.

Un kurabiyesi yapan bir pastane önünden geçerken anneanemizin evindeki çocukluğumuza döneriz zaman zaman. Ya da yanımızdan geçip giden birinin ardında bıraktığı parfüm kokusu bize birini anımsatır.

Bazen dakikalarca düşünürüz ve sonunda evet! İlkokul öğretmeninizin parfüm kokusudur o. Kokular unutulmaz. Bilim adamları zaman yolculuğu konusunda biraz kenarda bekleyedursun, bir koku ile yıllar arasında kolayca yolculuk yapmışlığımız vardır hepimizin.

Peki hangi çiçekler ve meyevelerin zihnimizi, duygularımızı, kısacası hayatımızı hangi yönde etkilediğini biliyor musunuz? İlk önce en sevilen çiçeklerden biri olan papatya ile başlayalım.

1 – Papatya

Görsel: bestanimations

Hem fiziksel hem ruhsal bir rahatlatıcı olan papatya kokusu; histeri, depresyon, korku ve gerilimi dindirir. Saf duyguları harekete geçirerirken, insanın içine hoş bir sevinç bırakır.

Anti-alerjik olmakla hassas ciltler için çok faydalıdır. Ayrıca papatya tıbbi olarak diş ve bademcik iltihabında kullanılır, sakinleşmek için çayı tüketilir.

Papatya hakkında daha detaylı bilgi için ilgili yazımıza burada ulaşabilirsiniz; Papatya Faydaları

2 – Gül

Görsel: Giphy

Gül anlamı ile zaten dillere destan bir çiçek. Ancak kokusu da bir o kadar etkili. Gül kokusu aşk, muhabbet ve sevgi duygusunu artırıyor. Aynı zamanda sakinleştirici ve afrodizyak
etkisi bulunuyor. Bedenimizi toksinlerden arındırırken adet sıkıntıları, dolaşım ve migren için de fayda sağlıyor. Cilt bakımında etkileri çok fazladır.

3 – Orkide

Görsel: Giphy

Çok kullanılmamakla birlikte Çayır Otu da denilen, Salepgillerin üyelerinden biri olan orkidenin Avrupa’da en çok yetiştiği bölge Türkiye’dir. Bölgelere göre ismi değişmekle beraber 150 civarında türü vardır. Bronşite iyi gelmekle beraber kalbe de faydası oldukça fazladır, göğsü yumuşatır.

Ayrıca adet düzensizliklerine de iyi gelmektedir. İlk bakışta şaşırtıcı bir bilgi olsa da evet, salep orkideden yapılır. Vücudu ısıtması yönünden soğuk kış günlerinin vazgeçilmez içeceklerinden olan salep, orkidenin tüketilme şeklidir.

Orkideye dair detaylı bilgi için ilgili yazımıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

4 – Nane

Görsel: Herbs

Ferahlık ve tazelik denince akla ilk gelen bitki nedir desek tabii ki birçok kişi nane diyecektir. Bu sebeple nane konsantrasyon sağlamak için birebirdir. Zihni rahatlatarak bilinci açar, hafızayı kuvvetlendirir. Nane kokusu sinir sistemini olumlu yönde etkiler.

5 – Kasımpatı

Görsel: Invorma

Kasımpatı kokusu ile ilgili çok farklı fikirler var ancak bunların kesinliği henüz kanıtlanmamış, özellikle belirtmekte fayda var.

Bir diğer adı krizantem olan kasımpatı, mistisizm, öteki dünya işlerine dalma ve ruhsal yetiler esinlendirir diye bilinir. Kasımpatı aynı zamanda gururu temsil eden çiçeklerden biridir.

Daha detaylı bilgi için Kasımpatı (Krizantem) yazımıza göz atabilirsiniz.

6 – Greyfurt

Görsel: Igmur

Aslında vücut spreylerinde ve şampuanlarda duymaya alışık olduğumuz bir koku greyfurt. Zihin yorgunluğu, hayal kırıklığı ve kıskançlığa etkili olduğu düşünülüyor.

 Greyfurt depresif durumları yok ederek canlandırıcı etkisiyle kaygılara ve kararsızlığa iyi gelen bir meyve.

Depresif ve manik arasında gidip gelen durumlar için greyfurtu bolca tüketmekte fayda var anlayacağınız.

7 – Portakal

Görsel: Giphy

Portakal çiçeği kokusu neşe doludur, baharı müjdeler ve enerji verir. Ancak şimdi bahsedeceğimiz koku çiçeğine değil, meyvesine ait. Güneşe benzeyen bu meyvenin kokusu enerji verir. Kişilerin neşeli ve yüceltici bir etki içerisinde hissetmesine ve pozitif tepkiler vermesine neden olur. Güneş gibi sıcak mutluluklar verir.

8 – Yasemin

Görsel: Tenor

Geçmişi çok uzun bir bitkidir yasemin ve eski zamanlardan bu yana uyku problemleri için vazgeçilmezlerdendir. Huzurlu, rahat ve deliksiz uykular için yasemin kokusu önerilir. Sakinleştiren ve sinirleri yatıştıran yasemin için detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

9 – Okaliptüs

Görsel: Healthline

Özellikle solunum yolu rahatsızlıklarında kullanılan okaliptusun kokusunda da başka faydalar gizli.

Eğer rahatsız edici kulak çınlamaları ve burun tıkanıklıkları yaşıyorsanız bir damla okaliptus yağı koklamanız size iyi gelecek, daha rahat bir uyku çekebilmenize yardımcı olacaktır.

Astım, bronşit, nefes tıkanıklığı ve nezle gibi durumlarda okaliptus yağını koklayabilir, uçak tutması yaşıyorsanız aynı yolu orada da izleyebilir, kendinizi rahatlatabilirsiniz.

10 – Zencefil

Görsel: Panorama

Zencefilin faydaları saymakla bitmez. Ancak şuanda zencefili ağız ile tüketmekten değil, koklamaktan bahsediyoruz. İştah açıcı olmakla beraber, mide bulantılarını da gideren zencefil, kalp ritminin düzene girmesi açısından da oldukça etkilidir. Oksitlerin temizlenmesi ve dışarı atılmasında birebirdir.

Bunun yanında yorgunluk ve stres giderici olarak bergamot, kızgınlıklardan kurtulup sakinleşebilmek için lavanta, üzüntülerle başa çıkıp alışabilmek için melisa, daha fokuslanmış bir hafıza için biberiye kokusu koklayabilirsiniz.

Kokuların anlamları bizler için her zaman ilgi çekici ancak bir o kadar da gizemli olmuştur.  Kokunun kadınların ve erkeklerin üzerindeki etkisi, aşk ile arasındaki bağ… Yukarıda açıkladığımız örnekler yalnızca meyve ve çiçeklerin bizlerde hissettirdikleri elbette.

Ancak her insanın kendine has bir kokusu olduğu ve bu konunun başka insanlar üzerinde farklı etkiler yaratabildiğini de unutmamak gerekir.

Источник: https://blog.ciceksepeti.com/kokular-ve-etkileri/

NLP Tekniği ile Karşınızdaki İnsanın Düşüncesini Nasıl Okursunuz?

Zihin Okumak Artık Hayal Değil! Peki, Nasıl?

Kısaca NLP nedir?: NLP Düşünce süreçlerinin nasıl işlediğini inceleyen ve olumlu-olumsuz düşüncelerin hızlı değişimi için yöntemler içeren bir teknikler bütünüdür.

NLP Göz Erişim İpuçları Nedir?: Şimdi hemen evinizdeki birisinin yanına gidip şu soruyu sorun, örnek olarak annenize sorduğunuzu varsayalım; Anne eski oturduğumuz evde kaç pencere vardı? Annenizin gözlerine bakarsanız, hemen sol yukarıya gittiğini görebilirsiniz. İnsanların %70’i geçmiş resimleri hatırlamak için sol yukarıya bakar, %30 ise sağ yukarıya..(daha çok solak olanlar sağ yukarıya bakar)

İnsanlar belli şeyleri hatırlamak için gözleriyle belli yerlere bakmak durumundadırlar.

Mesela yukarı bakarak ağlayamazsınız, ağlayan, depresyon içinde olan insanlar hep aşağıya doğru bakarlar, çünkü dokunsal ve hissel duyguları hissedebilmek için aşağıya bakmalıyız.

Mesela bir çocuk ağladığında yukarı bakmasını sağlarsanız ağlaması kesilecektir, kadınlar da zaten çoğu zaman makyajları akmasında diye duygulu anlarında yukarı bakarak ağlamalarını kontrol edebilirler ya da etmeye çalışırlar. (Sağdaki resimde olduğu gibi)

Yani kısaca göz erişim ipuçları insanların görsel, işitsel ve dokunsal(hissel) duygularını tespit etmek için kullanılan bir sistem. NLP’de bu teknik, kişiler sorunlarını anlatırken, görsel bir şeye mi, yoksa işitsel, dokunsal bir şeye mi odaklandıklarını tespit etmek için kullanır.

Size öğreteceğim oyuna gelmeden önce Göz Erişim İpuçlarını hemen öğrenelim.

Sol Yukarı: Geçmiş ile ilgili bir resim düşünüyor. Mesela kişiye ortaokulunun duvarının boyası ne renkti? diye soru sorarsanız, o geçmişteki görsel bir anıyı hatırlamaya çalışacağı için sol yukarı bakacaktır.

Sol Yana: Geçmiş ile ilgili işitsel bir anı düşünüyor. Örnek olarak dinlemekten en çok hoşlandığın şarkı hangisi? diye sorarsanız, kişi sol yana bakacaktır. (Yazının sonunda, bu konuda yapılan yanlışlarla ilgili bir hatırlatma yapılacaktır.)

Sol Aşağı: Geçmiş ile ilgili dokunsal bir anı düşünüyor. ‘Sıcak bir banyoya girdiğin bir zamanı düşün ve sıcaklığı hisset’, sorusu onun sol aşağıya bakmasını sağlayacaktır.

Sağ Yukarı: Görsel olarak oluşturduğumuz resimleri düşünürken buraya bakarız, örnek soru: ‘Nasıl bir evin olmasını isterdin, şekli ve bahçesi nasıl olurdu?’

Sağ Yana: İşitsel tasarlanan sesler. Ör: ‘Suyun altında sesin nasıl duyulur?’

Sağ Aşağı: Tasarlanan dokunsal hisler, içsel diyaloglar. Örnek olarak, ‘Hawai’de tatile gittiğini düşün ve sıcak kumların üstüne yattığını hayal et, sıcak kumları hissediyor musun?’

Not: Tasarlanan düşüncelerde kişi eğer öyle bir şeyi hayal edemiyorsa geçmişteki bir anıyı düşünür ve sola bakar. Sözgelimi Hawai’de kumsalın üstünde yattığını düşün dediğinizde, eğer kişi Hawai ve Hawai kumsalı ile ilgili bir şey görmemişse, geçmişte gittiği bir kumsalı hatırlayıp orasını Hawai gibi hayal edecek ve böylece sola bakacaktır. Bu konuya dikkat edilmelidir.

Karşınızdaki İnsanın Düşüncesini Nasıl Okursunuz?

Şimdi gelelim oyunumuza… Oyun şöyle, ilk önce karşınızdaki kişiye üç soru soruyorsunuz, sonra bu üç sorudan birini düşünmesini istiyoruz ve biz onun düşündüğü şeyi biliyoruz.

Nasıl? Eğer yukarıdaki yazıyı okuduysanız zaten tekniğin büyük kısmını anlamışsınızdır.

1) İlk önce karşımızdaki kişiye oyun oynayacağımızı filan söylemeden direk, ‘En uzun boylu arkadaşın kim?’ diye soruyoruz ve o düşünürken gözlerine bakıyoruz. Muhtemelen sol yukarıya bakacaktır. Bu birinci adımdı…

2) Şimdi ona ‘Suyun altında sesin nasıl duyulur?’ diye soruyoruz, muhtemelen sağa yana bakacaktır ama bunun hayalini kuramazsa sol yana da bakabilir.

3) Şimdi de ‘Buz gibi bir küvetin içindesin, onun soğukluğunu hissetmeni istiyorum’, Bunu söylediğinizde de muhtemelen sol aşağıya ya da sağ aşağıya bakacaktır.

Tamam şimdi sıra geldi son soruya… ‘Şimdi düşündüğün üç şeyden birini tekrar düşün ama bana söyleme sadece düşün ve iyice düşün’.

O bunu düşünürken biz onun gözlerine bakıyoruz ve eğer yukarı bakıyorsa hemen cevabımızı veriyoruz: ‘Şu anda en uzun boylu arkadaşını düşünüyorsun.

’ Eğer sol yana bakıyorsa, ‘Şu anda suyun altında sesinin nasıl duyulduğunu düşünüyorsun.’ ve eğer aşağıya bakıyorsa, ‘Şu an buz gibi bir suyun soğukluğunu düşünüyorsun’ diyeceksiniz.

Ben bu tekniği NLP çalışmalarında kişiler Göz Erişim İpuçları konusunda kendini daha hızlı geliştirsin diye öğretiyorum. Çünkü bir şeyi oyunla öğrenmek çok daha kolay oluyor.

Önemli Hatırlatma: Bu teknikleri uygulayanlar başta bazı hatalar yapıyorlar. Mesela kişiye dokunsal bir anı düşündürmek için şöyle bir soru sorduğunuzu varsayalım: ‘Buz gibi bir küvetin içindesin, onun soğukluğunu hissetmeni istiyorum.

’ Şimdi bu sorudaki amaç kişinin aşağıya bakmasını sağlamak ama çoğu insan ilk önce yukarıya bakıp küveti zihninde görecektir, sonra aşağıya bakacaktır. Eğer aşağıya bakmıyorsa sadece küvetin resmini ve suyun resmini zihninde oluşturuyor ama soğukluğu ve suyu hissetmiyordur.

Bunu hissettirmek de sizin ustalığınıza kalıyor, eğer ses tonunuzu iyi kullanamazsanız kişi bunu hissedemeyecektir. İlk denemelerinizde çok iyi sonuçlar beklemeyin ama ne kadar çok yaparsanız o kadar çok ustalaşırsınız.

Adım Adım Ustalaşma;

Eğer yeni başladıysanız, hemen hepsini denemeyin ve ilk önce sadece çevrenizdeki insanlara,

En uzun boylu arkadaşın kim?

Evinizde kaç pencere var?

Suyun altında sesin nasıl duyulurdu? gibi sorular sorun ve göz hareketlerini kontrol edin, eğer doğru yerlere bakıyorlarsa bir sonraki adıma geçin.

Oyunu üçlü değilde ikili yapın, eğer ikili de başarılı olursanız, üçlü yapmaya başlayın.

Bol bol uygulama yapın, yorumlarınızı bekliyorum 🙂

Sevgilerle, Hakan.

Источник: http://www.hakanmenguc.org/nlp-teknigi-ile-karsinizdaki-insanin-dusuncesini-nasil-okursunuz/

Zihin okumak hayal değil!

Zihin Okumak Artık Hayal Değil! Peki, Nasıl?

Sedat YARKADAŞ/HAMBURG-Beyin haritalama ve görüntüleme, connectomic, matematiksel modelleme ve yapay zekâ nanokorezyase, nörofotonik ve genomik tedavi için terapötik alanlar tüm yönleriyle N20 Zirvesinde ele alındı.

Yeni teşhis ve terapileri hızla tanıtmalarını sağlayacak bilim ve teknoloji disiplinlerinde bilimsel ilerleme alışverişinde bulunulduğu zirvede zihin okumanın artık bilimin menzili içinde olduğunu kaydeden Prof. Dr.

Nevzat Tarhan, psikiyatride cerrahi döneme dikkat çekti.

2013 yılında ABD Başkanı Barack Obama tarafından beynin sırlarını keşfetmek ve hastalıklarının araştırılıp tedavilerinin geliştirilmesi için başlatılan G20 Beyin Girişimi/Nörobilim Zirvesi’nin 4.’sü 5 Temmuz’da Almanya’nın Hamburg şehrinde gerçekleşti. Zirvede Türkiye’yi geçtiğimiz dönemde olduğu gibi Üsküdar Üniversitesi temsil etti.

Üsküdar Üniversitesi’nin öncülüğünde, Fraunhofer IME Enstitüsü, Beyin Haritalama ve Terapötik Derneği, Beyin Haritalama Derneği ve Nanobiyoelektronik için Ulusal Merkezi işbirliği ile 40 bilim insanının katılımı ile, gerçekleşen zirveden çıkan sonuçlar G20 liderleriyle de paylaşıldı.
Zirveye Hamburg Muavin Konsolosu Meral Akbilek Koray, Göç ve Türkiye Uzmanı Dr. Yaşar Aydın, Atlas Global Hamburg Müdürü Orhan Kabaoğlu da davetli arak katıldı.

Alzheimer, beyin tümörleri, depresyon, şizofreni hastalıkları ve tedavi yöntemlerinin ele alındığı zirvede beynin çalışma şekli ve bozulan yolların tedavi imkanları da tartışıldı.

Hastalıkların tedavisinde DNA analizinin öneminin de vurgulandığı zirvede „Beyin Haritalaması“ konusu görüntüleme, matematiksel modelleme gibi yönleriyle ağırlıklı olarak ele alındı.

Nörobilimin bugünü ve yarını konuşuldu

Nörobilimin şimdiki durumu, geleceği ve yeniliklerin gündeme alındığı zirveye katılan bilim insanları küresel işbirliği, veri paylaşımı ve nörolojik bozuklukların ekonomik ve insani maliyetleri ile mücadeleye yönelik fonların adil dağılımı için de çağrıda bulundu.

Zirvede Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan “Psikiyatrik Nörobilimin Geleceği”, NP İSTANBUL Beyin Hastanesinden Prof. Dr.

Kaya Aksoy “Beyin Hastanesinde Nörocerrahinin Kavramı”, Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr.

Barış Metin “Brain Park, Nöroteknolojik başlangıçlar için İş Kuluçka Merkezi”, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi İnsan Kaynakları Direktörü Öğr. Gör. Serdar Karagöz “Beyin Hastanesinin gelecek konsepti” başlıklı sunum yaptı.

Hamburg Fraunhofer Enstitüsü Müdürü, SBMT üyesi ve Başkan Vekili Prof. Dr. Carsten Claussen, Beyin Girişimlerinin küresel konsorsiyumlarının oluşturulması ve dünya çapında yıkıcı olan nöro-psikiyatrik bozukluklarla mücadelede bütüncül bir cephe oluşturmak için gerçekten etkileyici bir yaklaşım olduğuna dikkat çekti.

Tarhan: Zihin okumak bilimin menzili içinde yer almaya başladı

Zirvenin düzenleyicilerinden Üsküdar Üniversitesi Rektörü, SBMT Türkiye Başkanı ve N20 Başkan Yardımcısı Prof. Dr.

Nevzat Tarhan, konuşmasında Üsküdar Üniversitesinin Almanya’daki küresel düşünce liderlerinin bu olağanüstü toplantısına sponsorluk ve evsahipliği yapmaktan onur duyduğunu belirterek „N20 vesilesiyle dünya çapında bilim adamları ile çok taraflı ortaklık kurmak için sabırsızlanıyoruz” dedi.

Psikiyatride cerrahi dönem!

Tarhan zirvede, birçok nörolojik hastalığın cerrahi yöntemlerle tedavilerinin geliştirildiğini belirterek „Depresyon ve birçok hastalığın cerrahi yöntemle tedavileri ilgi çekiyor ve çok önem teşkil ediyor.

Bilgi teknolojinin nörobilimle bir arada olduğunu görüyoruz. Artık zihin okumak bilimin menzili içinde yer almaya başladı.

Bir insanın düşüncelerinin bilgisayara kaydetmek, bilgisayardaki bilgileri insan zihnine kaydetmeyle ilgili araştırmalar yapılıyor.“ dedi.

Alzheimer’ın  bakım maliyeti 1 trilyon dolar olacak!

SBMT Yönetim Kurulu Başkanı ve Bilim Müdürü, BMF Başkanı, NCNBE Direktörü ve Beyin Teknolojisi ve Yenilik Parkı Müdürü (BTIP) Dr. Babak Kateb, “Nörolojik rahatsızlıkların dünyadaki insani ve finansal maliyeti çok fazla. ABD’de sadece 5.

5 milyon Alzheimer hastasının bakım maliyeti yılda 200 milyar dolara yakın ve bu maliyet 10 yıl içinde 1 trilyon dolara yakın olacaktır. 2015 senesinde Demansın dünya ekonomisine maliyeti 818 milyon dolar ve 46,8 milyon civarında hastanın bakımına tekabül ediyordu. Bu rakamlar 2030 senesinde demans için 2 trilyon dolar olacak.

Demans bir ülke olsaydı Gayri Safi Yurt İçi Hasılatı (GSYİH) üzerinden 18 numara olurdu” dedi.

Источник: http://euturkhaber.com/zihin-okumak-hayal-degil/

Zihin okuma’ya bir adım kaldı

Zihin Okumak Artık Hayal Değil! Peki, Nasıl?

Londra Üniversitesi’nde sürdürülen araştırmalarda, sanal bir çevrede hareket eden deneklerin beyin taramalarından tam olarak bulundukları yerin tespit edilmesi sağlandı.

Sonuçları Current Biology dergisinde yayımlanan araştırmada, hatıraların beynin yön bulma ve hatırlama işlevlerinden sorumlu hipokamp bölümüne işlendiği noktalar belirlendi.

Deneyde beyin taramaları yapılan 4 gönüllü, özel bir bilgisayar programı sayesinde sanal boyuta aktarılan bir odada dolaştırılırken, odada tam olarak bulundukları yer belirlenmeye çalışıldı.

Advertisement Kitap içerisinde yer alan 52 Hafta 52 Etkinlik bölümü ile ebeveynler çocuklarıyla mutluluğu güçlendirici aktiviteler yapabilecektir.

Sorular çocuklardan önce doğar, onlardan daha hızlı büyürler.

Doğmadan önce:
“Bu dünyaya çocuk getirilir mi?”

Doğduktan sonra,
“ İyi bir anne/baba olabilecek miyim?”

Büyüyünce:
“Ben nerede yanlış yaptım?”

Anne babalık istifa edilemeyen bir görev; iyi yapmak yetmiyor, her gün daha iyi yapmak gerekiyor! Neyse ki, çocuğunuz dünyadaki ilk çocuk değil ve son çocuk da olmayacak. Bilim dünyası hızla kritik sorunlara uygulanabilir çözümler üretiyor.

Mutlu bir çocukluk herkesin hakkı ve isteği. Büyük soru şu? Peki, ama nasıl?

Türkiye çapında etkinlik uygulamalarıyla tanınan Ahmet Yıldız bu kitabında iki büyük sorunun peşinde:

“Çocuğuma mutlu bir çocukluk yaşatabilecek miyim?”
“Çocuğuma mutlu, başarılı ve güvenli bir gelecek inşa edebilecek miyim?”

Mutlu çocuklar üzerine odaklanmak çok önemli, çünkü çocuklar hızla mutsuzlaşıyor. Araştırmalara göre, çocukların üçte biri mutsuz.

İradeleri, istekleri ve dikkatleri görülmedik derecede kırılgan, zayıf ve dağınık.

Güzel haber şu ki, mutlu çocuk olmak öğrenilebiliyor.

Kitabı nasıl inceleyip temin edebilirim?

Stresli Bir Dünyada Mutlu Çocuk Yetiştirmek Ahmet Yıldız

Kitap Türkiye’deki tüm orta ve büyük ölçekli kitapçılara dağıtılmaktadır. D&R gibi büyük zincir mağazalarda daima bulabilirsiniz. Küçük kitapçılarda ise az sayıda stok tutulduğundan dolayı bazı kitaplar bulunamayabilmektedir.

Bu tür durumlarda okurun yapması gereken iki yol vardır;
1. Size en yakın kitapçıya giderek kitabı sorabilirsiniz. Eğer kitap sorduğunuz kitapçıda yoksa hafif fırça atarak :)) getirmesini isteyip sipariş verebilirsiniz. Bu durumda kitapçı 1-2 gün içerisinde kitabınızı size ulaştıracaktır.
2.

 İnternet üzerinden kitap satan yerlerden kitabı (üstelik %20 – %30 daha ucuza) alabilirsiniz.

İşte bazı internet kitapçıları:

Antoine de Saint-Exupery’nin dediği gibi “Mükemmellik eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkartılacak bir şey kalmadığında elde edilir.”  Temel Aksoy, Coco Chanel’in “küçük siyah elbise’’ tasarımından ilham alınarak nasıl strateji oluşturulması gerektiğini paylaşıyor. Şirketlerin tasarladıkları stratejilerin kullanışlı, yalın ve zamana dayanıklı olması gerektiğini anlatıyor.

Strateji Küçük Siyah ElbiseGibi Olmalıdır

Coco Chanel,1926 yılında Paris’te ev temizliği yapan kadınların giysilerinden esinlenereksiyah bir elbise tasarladı. Bu “küçük siyah elbise” 20.Yüzyılın moda ikonu oldu.

Chanel’inkullandığı jarse kumaş ne penye gibi yumuşak ve vücudu sarıp giyen kadını ucuzgösteren ne o dönemde yaygın olarak kullanılan sert kumaşlar gibi kaskatıydı.

Kadınlar yüksek topuklu ayakkabı ve inci kolyelerle “küçük siyah elbiseyi”davetlerde giydikleri gibi düz ayakkabılar ve bir eşarpla gündüz degiyebiliyorlardı.

Siyah rengin ve jarse kumaşın modası geçmiyor, kadınlar birkere satın aldıktan sonra elbiseyi uzun yıllar kullanıyorlardı. 

VirginiaÜniversitesi Darden School profesörü Jeanne Liedtka, strateji yapanların CocoChanel’in bu ikonik elbise tasarımından ilham almaları gerektiğini söyler. 

Stratejiinsanlar ve şirketlerin hedeflerine ulaşmak için seçtikleri yöntemdir. Heryöntem gibi strateji de kullanışlı olduğu ölçüde değerlidir. “Küçük siyahelbisenin” bir gece davetinde abiye, bir akşamüstü gezmesinde kadını rahatettirmesi gibi şirketlerin sahiplendikleri stratejiler de değişen koşullardaamaca hizmet edebilmelidir. 

Ayrıcastratejinin sade ve yalın olması gerekir. Bugün çoğu şirketin web sitelerine vetoplantı odalarının duvarlarına yazdığı stratejileri anlamak mümkün değildir.Hatta bunları tasarlayıp yazanlar bile ne demek istediklerini günlük dildeanlatamazlar. Çünkü kullandıkları stratejiler çok karışık, çok karmaşık, çokdolaylıdır.

Oysa mükemmel olan her strateji sade ve yalındır. Antoine deSaint-Exupery’nin dediği gibi “Mükemmellik eklenecek bir şey kalmadığındadeğil, çıkartılacak bir şey kalmadığında elde edilir.” Coco Chanel’in “küçüksiyah elbisesinden” çıkartılacak hiçbir parça hiçbir ayrıntı hiçbir dantelyoktur.

Zarafeti saf, sade ve yalın olmasından gelir.    

Son olarakstratejinin zamana dayanıklı olması gerekir. Strateji değiştirilmez diye birkural yoktur elbette ama iyi strateji zamana dayanıklı olandır. Eğer birşirketin benimsediği strateji moda olan bir akımdan etkilenirse kısa zamandademode olur.

Amazon’un kurucusu Jeff Bezos “Başarılıve sürdürülebilir bir iş kurmak istiyorsanız kendinize sormanız gereken sorugelecek yıllarda nelerin değişeceği değil, nelerin değişmeyeceği sorusudur.Değişmeyecek olanları tespit edin ve bütün enerjinizi ve çabanızı bunlarayoğunlaştırın.” der.

Coco Chanel’in “küçük siyah elbisesi” zamana dayanıklıolduğu için ikonik bir tasarım olmuştur.

CocoChanel’in 1926’da tasarladığı “küçük siyah elbise” bugün hala kadınlarıngirdikleri farklı ortamda insanları etkilemek, kendi kimliklerini yansıtmak amaaynı zamanda rahat etmek için kullandıkları; kolay yıpranmayan, modası hiçgeçmeyen bir elbise. Üstelik çok zarif.

Şirketlerintasarladıkları stratejilerin de “küçük siyah elbise” gibi kullanışlı, yalın vezamana dayanıklı olması gerekir.

Kaynak: www.temelaksoy.com Yazar: Temel Aksoy

Anne-bebek arasındaki bağlanma şekli, yetişkinlik döneminde kurduğumuz ilişkilerle benzerlik gösterir. İş hayatımızı, dostluklarımızı, arkadaşlıklarımızı nasıl yaşayacağımız konusunda da ciddi bir model oluşturur. Peki, hayatımızı doğrudan etkileyen bu konu hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz?

Bağlanma Türleri

Çocuklukta ve yetişkinlikte yakın ilişkilerianlamlandırmaya yönelik geliştirilen teoriler arasında belki de en çok etkibırakan ve hakkında en çok bilimsel kanıt bulunan teori Bağlanma Teorisi’dir1.

Bu teori öncelikle çocukların ebeveynleriyle olan ilişkilerini anlamlandırmakiçin ortaya atılmış olsa da, sonraki yıllarda yetişkinlerin ilişkileriniincelemekte de sıklıkla kullanılmıştır2.

Bağlanma teorisinin özünde insanlarıngüven, huzur, sevgi gibi ihtiyaçlarını bir başkasından (çocuklukta ebeveyn,yetişkinlikte genelde romantik partner) sağlama ihtiyacı yatar.

Bu teoriye göreerken çocukluk döneminde ebeveynlerimizle yaşadığımız deneyimler, ileride yakınolduğumuz insanlardan beklentilerimizi oluşturmamıza yardımcı olmaktadır. Bubeklentiler üzerinden yaşadığımız hayatımızda genelde beklentilerimizikarşılayan insanlarla birlikte oluyor ve sonuç olarak ebeveynlerimizlekurduğumuz ilişkilere benzer deneyimler yaşıyoruz.

Bağlanma Teorisi ortaya atıldıktan kısa bir süre sonra Mary Ainsworth 12 aylık çocuklarla yaptığı deneylerde çocukların genelde 3 farklı bağlanma türü olduğunu ortaya çıkarmaktadır3.

Bunlar sırasıyla güvenli, kaygılı-kararsız ve kaçınmacı bağlanma türleridir: Güvenli bir bağlanma türüne sahip çocuklar ebeveynlerinden ayrıldıklarında sıkıntı yaşasalar da tekrar bir araya geldiklerinde çabucak sakinleşip, normale dönüyorlar.

Bu çocuklar ebeveynlerinin varlığında kendilerini güvende hissedip bağımsızca etrafı anlamaya ve oyun oynamaya yöneliyorlar. Çocukların %67’sinin bu kategoride olduğu düşünülmektedir. Kaygılı-kararsız şekilde bağlanan çocuklar ise ebeveynleri yanlarındayken bile huzursuzlar.

Yaşadıkları güvensizlik duygusundan dolayı güvenli bağlanan çocuklar gibi huzurlu bir şekilde etrafı anlamak ya da oyun oynamak gibi aktivitelerde bulunamamaktadırlar. Ebeveynlerinden ayrıldıklarında sıkıntı yaşıyorlar ve ebeveynleri geri döndüğünde dahi kolayca yatışmıyorlar, ebeveynlerine duydukları kızgınlık geçmediği gözlemlenmiştir.

Çocukların %12’sinin bu kategoride olduğu düşünülmektedir. Son olarak kaçınmacı bağlanma türündeki çocuklar ebeveynlerinden tamamen kaçınacak şekilde davranıyorlar. Aynı odadayken onlarla çok fazla ilişki kurmuyorlar, ayrıldıklarında ağlamıyorlar, bir araya geldiklerinde de ebeveynle bir temas kurmaya çalışmıyorlar. Çocukların %21’inin de bu kategoride olduğu düşünülmektedir.

Bilim insanları yetişkinlerde bağlanmayı, kategorilereayırmaktansa düzlem üzerinde incelemenin daha uygun olduğunu düşünüyorlar;çünkü hiçbir insan tam olarak bir kategoriye uymamaktadır4. Bağlanma düzlemindeiki eksen bulunmaktadır: bağlanma kaygısı ve bağlanma kaçınması.

Bağlanmakaygısı kişinin ilişkisine dair duyduğu kaygılarla ilgiliyken, bağlanmakaçınması kişinin bir ilişki kurmaktan ne kadar kaçındığını ölçer. Bu eksenlerkullanılarak kategoriler oluşturmak da mümkündür. Buna göre eğer kişi düşükbağlanma kaygısına ve düşük bağlanma kaçınmasına sahipse, bu kişi düzlemingüvenli bölgesinde bulunmaktadır.

Güvenli bölgede olmak kişinin başkalarıylayakınlık kurmaktan rahatsız olmadığını, kendini bir başkasıyla güvendehissedebildiğini ve bir başkasından destek almaktan kaçınmadığını işaret eder.Bu kişi ilişkilerinde genel olarak bir güven ve bağlılık problemiyaşamamaktadır.

Kişi eğer yüksek bağlanma kaygısına ve düşük bağlanmakaçınmasına sahipse, bu kişi de kaygılı bölgede yer almaktadır. Bu özelliğesahip insanlar karşılarındaki insana fazlaca yakınlık gösterir ve sürekli birterkedilme korkusu yaşar.

Düşük bağlanma kaygısı, yüksek bağlanma kaçınmasıkişiyi kaçınmacı bölgeye yerleştirirken, hem yüksek bağlanma kaygısı hem deyüksek bağlanma kaçınması korkulu-kaçınmacı bölgeye denk gelmektedir. Kaçınmacıbölgedeki insanlar duygusal olarak başkalarına yaslanmaktan hoşlanmamakta,sadece kendilerine güvenmektedirler.

Yakınlık duygusu onları geren ve rahatsızeden bir duygudur. Korkulu-kaçınmacı bölgedeki insanlar ise bir yandan yakınlıkkurmak isterken diğer yandan başkasına güvenmekten korktukları için samimiilişkiler kurmakta güçlük çekerler. Bu bölgeleri daha iyi anlamak içinaşağıdaki şekli inceleyebilirsiniz.

Bağlanma düzlemi

Bağlanma türleri temellerinde yatan bilişsel, duygusal vedavranışsal bileşenler incelenerek daha iyi anlaşılabilir5. Bilişsel düzeydegüvenli bağlanma türüne sahip kişiler diğer insanlara güvenme konusunda dahaolumludurlar. Diğer insanların yakınlık beklentilerini karşılayabileceklerineinanırlar. Diğer bağlanma türleri bu konuda genel olarak olumsuzdur.

Diğerinsanlara güvenemeyeceklerini düşünürler. Duygusal düzeyde, güvenli bağlanankişiler her zaman arkalarını kollayacak ve ihtiyaç duyduklarında danışabilecekbirileri olduğunun farkındadır ve sosyal ilişkilerinde kendilerini güvenli verahat hissederler. Bu nedenle de hayatı normal temposunda yaşamak vesosyalleşmek bu kişiler için daha kolaydır.

Bağlanma kaygısı yüksek olankişiler ise ilişkilerine dair daimi bir korku ve kaygı hissi taşırlar; diğerinsanların onlara ihtiyaç anında destek vermeyeceği konusunda endişelenirler.Bağlanma kaçınması yüksek olan insanlar ise kaçınma ve öfke gibi negatifduygular taşırlar.

Bu kişiler diğer insanlarla olan ilişkilerini sınırlamaktadırlarve diğer insanların yanındayken kendilerini rahatsız hissetme eğilimindedirler.Davranışsal düzeye bakıldığında, güvenli bağlanan kişiler bir sorunlarıolduğunda yakınlarıyla sağlıklı iletişim kurarlar ve onlardan destek alırlar.

Bağlanma kaygısı yüksek olanlar ise stres sinyalleri yayarlar ve bunlarınbaşkaları tarafından anlaşılmasını beklerler. Sürekli ilgi talep ederler veöfke gösterirler. Bağlanma kaçınması yüksek olan kişiler ise diğer kişilerdenhiçbir zaman bir şey beklemez ve talep etmez, kendilerini geri çekerler.

Bağlanma türleri, insanların yakın ilişkilerinde ikiönemli faktörü oldukça etkilemektedir: Bağlılık ve yakınlık.

Güvenli bağlananinsanlar ilişkilerinde sağlıklı ve rahat bir şekilde bağlılık ve yakınlıkgeliştirirken, kaygılı bağlananlar ise ilişkinin yeterince olgunlaşmasına zamanvermeden fazlaca samimiyet ve bağlılık kurmaya çalışır ve diğer insanlarlagereğinden fazla bilgiyi çok kısa sürede paylaşma eğilimi gösterirler.Kaçınmacı bağlananlar ise ilişkide bağlılık kurma konusunda oldukçaisteksizdirler ve insanlarla aralarına mesafe koyarak paylaşım yapmaktankaçınırlar.

Bağlanma türlerimiz hayatımızın birçok alanında, ama enönemlisi yakın ilişkilerimizde, çok önemli bir rol oynarlar.

Bu da gösteriyorki erken dönemde edinilen deneyimler, hayatımız boyunca ilişkilerimizde bizietkileyebilir. Fakat elbette kişinin sahip olduğu bağlanma türü – kolay olmasada – değişebilir/değiştirilebilir.

Bağlanma teorisi ve bağlanma türleri ileilgili ilerleyen günlerde başka yazılarla da karşınızda olacağız.

Takipte kalın.

Kaynak: www.yakiniliskiler.com Yazan: Berk Bilmez Düzenleyen: Gizem Sürenkök

Источник: https://www.kigem.com/zihin-okumaya-bir-adim-kaldi.html

İnsan Beyni Gerçekten

Zihin Okumak Artık Hayal Değil! Peki, Nasıl?

original kelimesinin kökü olan origin kelimesi, bildiğim kadarı ile oriri kelimesinden geliyor ve doğmak anlamı ile birlikte; “doğuştan, özden gelen” / “doğuştan, özden olan” anlamlarını içinde barındırıyor.

eğer ki artık klişeleşmiş deyiş ile “vâroluşun özden önce geldiği”ne inanıyor iseniz, yâni özün de inşâ edildiğine inanıyor iseniz, özden gelen “origin” de sabit bir konum olmaktan çıkarak, değişebilen ve de değişken bir nokta ya da bölge hâlini alacaktır. eğer ki öz, sizin için ezelî ve ebedî ise, diğer bir deyişle teknik anlamıyla idealist iseniz; “origin”, sizin için sabit bir nokta ya da bölge olacaktır.

özenli bir şekilde kullandığım kelimeleri, biraz daha vurgulamak istiyorum ki, ne demek istediğim daha iyi anlaşılsın: sürekli olarak kullandığım “nokta ya da bölge” ifâdesi, rastgele seçilmiş ifâdeler değil.

ve az miktarda analitik geometriye giriş yaparak, şu şekilde bir soru ile devam ediyorum: düzlemi, uzayı, uzay-zamanı; kısaca ekseni değiştirmek midir orijinal olana erişmek? yoksa, bu eksenler içerisinde, daha önce tanımlanmamış yeni bir noktalar kombinasyonu kullanarak, “origin”e karşı daha önce hiç tanımlanmamış yeni bir bölge elde etmek mi?

eğer, orijinal ile tanımladığımız, eksenlerin yapısını değiştirici müdahâlelerde bulunabilmek ise, bu orijinal olmayı şüphesiz daha da zorlaştırıyor; ancak, eğer ki orijinal olarak tanımladığımız, “özden gelen” bir noktalar kombinasyonu ise, işler biraz daha değişiyor – her ikisi için de sonsuz olan olasılıklar, birinde “erişilmesi güç olasılık” olarak ideal bir şekilde yer alırken, diğerinde ise tek yapmamız gereken, “öz”ün kendisi ile ilişkiye girmek. (kulağa ne kadar basit geliyor!)

eksenlere müdahâle edilebilirlik, burada, eksenlerin doğası ile düşünmeyi gerekli kılıyor: eksenler bilinebilir mi (bilinebilirlik sorunu) ? bilinen eksen, müdahâle edilerek değiştirilebilir mi (etkinlik sorunu) ? bu iki sorudan birine “hayır” cevabı vermemiz hâlinde, eğer ki orijinali eksenleri değiştirici bir etki olarak tanımladı isek, orijinalliğin mümkün olduğunu savunamayız; eğer ki, ikisine de “evet” cevabını verdi isek, orijinalliği eksenleri değiştirici bir etki olarak tanımladıysak bile, bunun mümkün olduğunu öne sürebiliriz.

yok, eğer ki eksenlere bulaşmaksızın, orijinalliği yeni bir nokta ya da noktalar kombinasyonu olarak tanımlıyor isek, burada ağırlık noktası eksenlerden çok, öz ile ilişkiye kayıyor: “özden doğan”, her ne olursa olsun, “orijinal” midir? orijinalin gündelik hayâttaki kullanım anlamı olan benzersizlik, biriciklik yönü, orijinal olanın temel özelliği midir? “öz”den doğanın, biricik olmaması mümkün müdür; mümkün ise, “öz”den doğması, onu orijinal kılmaya yeterli midir?

lafı çok dağıtanları sevmeyenler için, kısaca, şu âna kadar sormuş olduğum sorular üzerinden, altta kendi cevaplarımı derleyip, burada bırakacağım; zâten, düşünmek isteyenler için, üstteki girizgâh bir hâyli yeterli olmuştur.

“origin” sabit midir, dinamik midir?

bana göre dinamiktir; kişi, hakîkî hâliyle bir “origin”in varlığını bilemese bile, bir inanç olarak onu kurar ve bunun üzerinden bütün ilgili tanımlamalarını yapar. elimizde hakîkî bir “origin” olamasa bile, üzerinde uzlaşılmış, gerçek ve de inançlarla paralel değiştiğinden ötürü dinamik bir “origin” olacaktır.

sabit ya da dinamik bu “origin” üzerinden tanımlanacak eksenler, bilinebilir mi?

bana göre, en azından hakîkî olan hâliyle, bilinemez; ancak, elimizde bir gerçek olarak vârolan “origin” üzerinden, yine gerçek olarak vârolan eksenlere inanmamız mümkün. kısa hâliyle; bilinemez, ancak inanılabilir ve bu devamını getirmek için yeterlidir.

orijinal olan, bu eksenlere müdahâle ederek onları değiştiren etkiler midir; yoksa bu eksenler üzerinde tanımlanmış bir noktalar kümesi de orijinal olarak tanımlanabilir mi?

eksenleri etkileyecek kadar etkili bir noktalar kümesinin orijinalliğini reddedecek değilim; ancak bu, özden gelen/özden doğan diğer kümelerin orijinal olma özelliklerini yok etmiyor, bana göre.

her ikisi de orijinal olarak tanımlanabilir.

bunu, bir tür manyetik kuvvet gibi betimleyebilirim sanırım: eksenler üzerinde manyetik etki oluşturmaya muktedir olan her küme, etki eksenleri değiştirsin ya da değiştiremesin, varlığı önemsenmeye değerdir; bana göre.

bir kümenin orijinal olabilmesi için, onun “öz”den gelmesi yeterli midir; yoksa biricik olması gerekir mi? ya da, biricik olmaması mümkün müdür?

“öz”den gelenlerin bir toplam olarak biricikliğine inansam da, kısıtlı bir alanda tezâhür edebilecek her “özden gelen”in biricik olacağını iddia edemem; bu da demektir ki, öz biricik olsa bile, tezâhür her zaman biricik olmayabilir.

ancak, bu tezâhürün biricik olamaması, onun orijinal olmasını bana göre zedelemez; zira tezâhür biricik olamasa bile, onun değişim potansiyeli biricikliğini barındırır – şu ân için biricik olamayan, ama biricik olma potansiyelini taşıyan bir tezâhür.

toparlamak için, kısa bir şekilde: “orijinal” olan nedir?

orijinal olan, “özden doğan”dır; diyerek özetleyebilirim sanırım.(sadece sona bakarak anlamaya çalışan arkadaşları hayâl kırıklığına uğrattı isem, özür dilerim; ancak metni birazcık da olsa karıştırmanız gerekecek.)

tespitin sahibi “yosun amca”nın bu entry'ye cevabı

“jderuan” nickli yazar çok önemli bir konuya parmak basmış. zira bu argümanı yanlışlamak için orijinallik kavramını irdelemek gerekmekte. aksi halde ne chopin’in nocturne’ları ne de schrödinger’in denklemlerini orijinal olarak nitelendirebilir insan.

Источник: https://seyler.eksisozluk.com/insan-beyni-gercekten-orijinal-hicbir-sey-hayal-edemiyor-mu

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть